03 Nisan 2025 Perşembe
Dosya

Yine, Yeni, Yeniden: Suriye ve Türkiye

Arap Ba­ha­rı; 2010 yı­lın­dan sonra eski dün­ya­nın kadim mer­kez­le­rin­de, me­de­ni­yet böl­ge­le­rin­de or­ta­ya çıkan ve so­nuç­la­rı sa­de­ce bu­ra­lar­la sı­nır­lı kal­ma­yıp tüm dün­ya­ya ya­yı­lan kan, keder ve göz ya­şı­nın mi­adı­dır. Kadim kül­tür­le­rin, kadim inanç­la­rın bir dönem mer­ke­zi olan Şam ve Halep gibi köklü bel­de­ler­le be­ra­ber bun­la­rın hav­za­la­rı­nı da ba­rın­dı­ran gü­nü­müz Su­ri­ye top­rak­la­rı da Arap Ba­ha­rı’nın rüz­gar­la­rın­dan na­si­bi­ni al­mış­tır. 2011 yı­lın­da Dera’da yol­suz­lu­ğa, eko­no­mik şart­la­ra, dik­ta­tör­lü­ğe karşı baş­la­yıp ül­ke­ye ya­yı­lan pro­tes­to­la­rın “dev­rim” ide­ali­ne dö­nüş­tü­ğü olay­la­rı; şe­hir­le­rin bom­ba­la­na­rak yok edecek dü­ze­ye ge­ti­ril­me­si­nin, Dev­let Baş­kan’ının kendi hal­kı­na karşı kim­ya­sal silah kul­lan­ma­sı­nın, akıl al­ma­sı güç kat­li­am­la­ra imza atıl­ma­sı­nın ar­dın­da sa­de­ce “Arap Ba­ha­rı” gibi bir sebep ara­mak, böl­ge­de­ki ka­rı­şık­lı­ğın kimin işine ya­ra­ya­ca­ğı­nı göz ardı etmek yan­lış ola­cak­tır. Su­ri­ye’de uzun yıl­lar süren kaos, böl­ge­de kendi ve­kil­li­ği­ni veya biz­zat kendi var­lı­ğı­nı güç­len­dir­mek is­te­yen bir­çok büyük dev­le­tin bu­nun­la il­gi­li meş­ru­iyet oluş­tur­ma ça­ba­sı­nın bir so­nu­cu ola­rak da gö­rü­le­bi­lir. Ancak se­bep­le­re bak­mak­sı­zın so­nu­ca odak­lan­dı­ğı­mız­da mil­yon­lar­ca va­ta­nın­dan göç­müş insan, yüz­bin­ler­ce ölü, yıkım, acı ve ni­ha­ye­tin­de ba­şa­rı­ya ulaş­mış bir dev­rim gör­mek­te­yiz Su­ri­ye’de. Bu­gü­ne gel­di­ği­miz­de ya­şa­nan dev­ri­mi sa­de­ce 11 gün­lük bir ça­tış­ma sü­re­ci ola­rak gör­me­mek ge­re­kir. Ar­ka­sın­da 2011’den hatta 1971’den beri sü­re­ge­len zulüm ik­ti­da­rı­nın oluş­tur­du­ğu acı­lar yı­ğı­nı­nı ba­rın­dır­mak­ta­dır. Ba­ba­dan oğula geçen bir dikta re­ji­mi­nin yı­kı­lı­şı, dev­ri­min so­nuç­la­rı­nın ya­nın­da bir se­be­bi­dir aynı za­man­da.

El­bet­te Tür­ki­ye de bir­çok se­bep­ten ötürü Su­ri­ye denk­le­mi­nin her zaman bir nok­ta­sın­da bu­lun­muş­tur. 911 km. ile en uzun sı­nı­rı­nı pay­laş­ma­sı, bizim için ol­du­ğu kadar Su­ri­ye için de önem­li olan Fırat Nehri, terör ör­güt­le­ri, Doğu Ak­de­niz me­se­le­si, Os­man­lı’dan miras sos­yo­kül­tü­rel ben­zer­lik­ler ve ya­kın­lık­lar bu­lun­ma­sı bu se­bep­le­re örnek ola­bi­lir. Sü­rek­li bir dal­ga­lan­ma ha­lin­de olan ikili iliş­ki­le­rin sabit bir dü­zey­de kal­dı­ğı pek de göz­len­me­miş­tir. 20. yy’dan kalma “Hatay” me­se­le­si­nin ya­nın­da Soğuk Savaş dö­ne­min­de Su­ri­ye’nin Sov­yet­ler­le, Tür­ki­ye’nin ise ABD ile iliş­ki­le­ri­nin iyi ol­ma­sı iki ülke ara­sın­da­ki zıt­lık­la­rın ve olum­suz­luk­la­rın oluş­ma­sın­da­ki bir başka ne­den­dir. 90’lar ve sü­re­ge­len yıl­lar­da terör ör­gü­tü ve li­de­ri üze­rin­den iler­le­yen tar­tış­ma­lı iliş­ki­ler, be­ra­be­rin­de “Adana Pro­to­ko­lü­nü” or­ta­ya çı­kart­mış ve terör nok­ta­sın­da or­tak­la­şa ha­re­ket edil­miş­tir. Ül­ke­ler ara­sın­da kriz nok­ta­sı­na kadar ev­ri­len ‘su’ so­ru­nu ise; Tür­ki­ye’nin Fırat nehri üze­ri­ne fark­lı za­man­lar­da yap­mış ol­du­ğu ba­raj­lar ne­de­niy­le olu­şup bü­yü­müş­tür. Yu­ka­rı­da­ki pek çok sorun uzun yıl­lar bo­yun­ca gün­dem­de kal­mak­la be­ra­ber iki ülke ara­sın­da­ki iliş­ki­le­rin sü­rek­li ola­rak su­is­ti­mal edil­me­si­ne sebep ol­muş­tur.

İler­le­yen yıl­lar­da iki ül­ke­de de olu­şan çe­şit­li si­ya­si de­ği­şik­lik­le­rin ya­nın­da Irak’ın iş­ga­li gibi ko­nu­lar geç­miş­ten gelen olum­suz ha­va­yı yu­mu­şat­ma­ya baş­la­mış­tır. Bu as­lın­da sa­de­ce Su­ri­ye-Tür­ki­ye iliş­ki­sin­de değil Su­ri­ye hü­kü­me­ti­nin kendi hal­kıy­la olan iliş­ki­sin­de de göze çar­par. Zira İngil­te­re’den bir göz dok­to­ru ola­rak gelen Beşar Esad, ba­ba­sı­na na­za­ran çiz­di­ği “mo­dern, li­be­ral, öz­gür­lük­çü’’ ima­jıy­la ve baş­lan­gıç­ta buna uygun ger­çek­leş­tir­di­ği fa­ali­yet­ler­le ‘acaba mı’ so­ru­su­nu akıl­la­ra ge­tir­miş­tir.

2004 yı­lın­da Beşar Esad’ın yap­tı­ğı Tür­ki­ye zi­ya­re­ti, 57 yıl ara­dan sonra dev­let baş­kan­lı­ğı sta­tü­sün­de ya­pı­lan ilk zi­ya­ret ol­ma­sı­nın ya­nın­da çe­şit­li alan­lar­da iş bir­li­ği an­laş­ma­la­rı­nın im­za­lan­ma­sı, iliş­ki­ler­de yavaş yavaş gü­ve­nin sağ­lan­ma­sı, yet­ki­li­le­rin bir­bir­le­ri­ne zi­ya­ret­ler­de bu­lun­ma­sı ve dev­ri­min baş­lan­gı­cı­na kadar iliş­ki­le­rin olum­lu yönde sey­ret­me­si­nin miadı ol­muş­tur. 2011 yı­lı­na kadar si­ya­si, eko­no­mik, tu­rizm, sos­yal iliş­ki­ler başta
olmak üzere bir­çok alan­da iş bir­li­ği­ne imza atıl­mış­tır. Özel­lik­le 2007 yı­lın­da im­za­la­nan “Ser­best Ti­ca­ret Ant­laş­ma­sı” ve 2009 yı­lın­da im­za­la­nıp ka­rar­laş­tı­rı­lan “Tür­ki­ye-Su­ri­ye Yük­sek Dü­zey­li St­ra­te­jik İş Bir­li­ği Kon­se­yi” iki ülke ara­sın­da­ki bir­çok prob­le­min çö­zü­mü ve zaten iyi­le­şen iliş­ki­le­rin ivme ka­zan­ma­sın­da büyük öneme sa­hip­tir.

2011’e kadar iyi­leş­me eği­li­min­de olan Tür­ki­ye- Su­ri­ye iliş­ki­le­ri, dev­rim­le be­ra­ber ani­den sı­fır­lan­ma­mış­tır. Tür­ki­ye şid­det olay­la­rı­nın baş­la­ma­sıy­la be­ra­ber baş­lan­gıç­ta yap­tı­ğı açık­la­ma­lar­la ‘iti­dal­li olun­ma­sı­nı’ vur­gu­la­mış­tır. Tür­ki­ye ta­ra­fın­dan ya­pı­lan çe­şit­li uya­rı­lar ve çağ­rı­lar Esad re­ji­mi ta­ra­fın­dan pek de dik­ka­te alın­ma­mış şid­det olay­la­rı gi­de­rek daha da bü­yü­me­ye baş­la­mış­tır. 2012 yı­lın­da Tür­ki­ye’nin o dö­nem­de de­ği­şen tav­rı­nın en büyük gös­ter­ge­le­rin­den bi­ri­si Baş­ba­kan Er­do­ğan’ın 7 Şubat ta­ri­hin­de yap­tı­ğı sert açık­la­ma­lar ol­muş­tur.

“…Hama’da 1982 yı­lın­da ger­çek­leş­ti­ri­len bu kat­li­am Müs­lü­man dün­ya­sın­da ağır bir yara açtı. O dik­ta­tör­ler yargı önüne çık­ma­sa da vic­dan­lar­da yar­gı­lan­dı­lar ve zalim ola­rak dam­ga­lan­dı­lar…’’

“…Hiç­bir zulüm kar­şı­lık­sız kal­maz, zulüm ile âbad zulüm ile pa­yi­dar olun­maz. Maz­lu­mun ahı mut­la­ka ama mut­la­ka çıkar…”

“…Bugün ba­ba­la­rı­nın izin­den gi­den­ler, o dik­ta­tör­le­rin o fi­ra­vun­la­rın izin­den gi­den­ler de hak et­tik­le­ri­ni mut­la­ka bu­la­cak­lar­dır…”


Erdoğan’ın bu açık­la­ma­la­rı iler­le­yen yıl­lar­da­ki Türk dış po­li­ti­ka­sı­nın yo­lu­nu ve Su­ri­ye ko­nu­sun­da ala­ca­ğı tavrı be­lir­ler ni­te­lik­te­dir.

Mül­te­ci­le­re açık kapı po­li­ti­ka­sı, mu­ha­lif­le­re çe­şit­li şe­kil­ler­de ve­ri­len des­tek, ulus­la­ra­ra­sı medya ve alan­lar­da bu me­se­le­nin ar­ka­sın­da dur­ma­sı, fark­lı di­ya­log ara­yış­la­rı 2016 yı­lı­na kadar Tür­ki­ye’nin Esad’a karşı uy­gu­la­dı­ğı ‘yu­mu­şak güç’ po­li­ti­ka­sı ola­rak gö­rü­le­bi­lir. Bu sü­reç­te Tür­ki­ye’nin ulus­la­ra­ra­sı ve iç bas­kıy­la karşı kar­şı­ya kal­dı­ğı bir ger­çek­tir. Özel­lik­le Av­ru­pa ile çö­zül­me­ye ça­lı­şı­lan mül­te­ci so­ru­nu ve bu nok­ta­da or­ta­ya çıkan prob­lem­ler uzun yıl­lar Tür­ki­ye’nin gün­de­min­de bu­lun­muş­tur.

Sü­re­cin iler­le­me­siy­le bir­lik­te Tür­ki­ye’nin olay­la­rın içine daha da çok gir­miş, zo­run­da kal­mış­tır. Bu nok­ta­da özel­lik­le Su­ri­ye’deki oto­ri­te ve meş­ru­iyet açı­ğın­dan ya­rar­lan­mak is­te­yen terör ör­güt­le­ri pa­laz­lan­mış­tır. Böl­ge­nin ve Tür­ki­ye’nin daha çok kaosa sü­rük­le­me­si yö­nün­de ha­re­ket eden başta DAEŞ gibi terör grup­la­rı için Esad re­ji­mi­nin oluş­tur­du­ğu kaos or­ta­mı, bu­lun­maz bir fır­sat oluş­tur­muş­tur. Bun­la­ra ek ola­rak ki­mi­le­ri­ne göre bazı güç­ler ta­ra­fın­dan ‘vekil’ sta­tü­süy­le böl­ge­de ken­di­si­ne yer bul­ma­sı is­te­nen ve DAEŞ’e karşı sa­vaş­tı­ğı öne sü­rü­len YPG terör ör­gü­tü ve tü­rev­le­ri, Tür­ki­ye’nin gü­ven­li­ği­ne karşı bir teh­dit oluş­tur­ma­ya baş­la­mış­tır. Rusya’nın da özel­lik­le rejim güç­le­ri ile mu­ha­lif­ler ara­sın­da ya­şa­nan Halep ku­şat­ma­sın­da işin içine ta­ma­men dahil ol­ma­sıy­la Su­ri­ye sa­ha­sı ve bölge geniş bir savaş ala­nı­na doğru ev­ril­miş­tir. Tam da bu za­man­lar­da bir Rus savaş uça­ğı­nın dü­şü­rül­me­si ve Rus bü­yü­kel­çi­nin An­ka­ra’da öl­dü­rül­me­si gibi olay­lar; bölge ak­tör­le­ri­nin ara­sın­da ge­ri­li­min oluş­ma­sı­na, müt­te­fik-düş­man te­ra­zi­si­nin ne kadar has­sas ol­du­ğu­nun gö­rül­me­si­ne ve iler­le­yen sü­reç­te bir mü­da­ha­le­ye ih­ti­yaç ol­du­ğu­nun be­nim­sen­me­si­ne yol aç­mış­tır. Özel­lik­le İran’ın da uzun za­man­dır re­ji­me olan des­te­ği­ni art­tır­ma­sı, böl­ge­ye en acı dö­nem­le­ri­ni ya­şat­ma­sı da göz­ler­den ka­ça­ma­ya­cak kadar büyük bir ger­çek­tir. Böy­le­ce 2011’den beri en sert savaş dö­nem­le­ri­ni ya­şa­yan Su­ri­ye sa­ha­sı, Tür­ki­ye’nin gü­ven­li­ği­ni teh­dit edecek bo­yut­la­ra var­mış­tır. Şart­lar her geçen gün Tür­ki­ye’yi Su­ri­ye ko­nu­sun­da ‘sert mü­da­ha­le­ye’ iter­ken bu mü­da­ha­le, ni­ha­ye­tin­de 24 Ağus­tos 2016 ta­ri­hin­de ‘Fırat Kal­ka­nı Ha­re­kâ­tı’yla Kuzey Su­ri­ye’de terör un­sur­la­rı­na karşı baş­la­mış­tır. Bu ha­re­kât Tür­ki­ye’nin Su­ri­ye ko­nu­su­na du­yar­sız kal­ma­dı­ğı­nın bir gös­ter­ge­si ol­mak­la be­ra­ber pek çok anlam ta­şı­mak­ta­dır. Özel­lik­le Tür­ki­ye’nin ba­ğım­sız­lı­ğı ve gü­ven­li­ği söz ko­nu­su ol­du­ğun­da araya fark­lı ülke veya pa­ra­met­re­le­ri sok­ma­dan kendi işini kendi hal­le­de­bi­le­ce­ği­ni gös­ter­miş­tir. Ay­rı­ca bu ha­re­kât, Tür­ki­ye’nin ge­li­şen as­ke­rî ve po­li­tik cay­dı­rı­cı­lı­ğı­nın ulus­la­ra­ra­sı are­na­da be­lir­gin­leş­me­si­nin baş­lan­gıç nok­ta­la­rı ara­sın­da yer al­ma­sıy­la ayrı bir öneme sa­hip­tir.

“Fırat Kal­ka­nı” dı­şın­da Tür­ki­ye’nin kendi gü­ven­li­ği için yap­tı­ğı ha­re­kât­lar ara­sın­da; İdlib ve çev­re­sin­de­ki gü­ven­li­ği art­tır­ma­ya yö­ne­lik ola­rak ger­çek­leş­tir­di­ği İdlib Ope­ras­yo­nu­nu, Afrin’i YPG’den te­miz­le­yen Zey­tin Dalı Ha­re­ka­tı­nı, Ra­su­layn ve Tel Abyad’daki terör grup­la­rı­na karşı ger­çek­leş­ti­ri­len Barış Pı­na­rı Ha­re­ka­tı­nı ve belki de geç­ti­ği­miz ay­lar­da ba­şa­rı­ya ula­şan dev­rim için ha­ya­ti öneme sahip olan Bahar Kal­ka­nı Ha­re­ka­tı­nı sa­ya­bi­li­riz.

Re­ji­min hem maddi hem ma­ne­vi büyük ka­yıp­lar ver­di­ği Bahar Kal­ka­nı Ha­re­ka­tı­nın amacı Milli Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı­nın resmi si­te­sin­de “Re­ji­min ya­yıl­ma­sı­nı ön­le­mek ve böl­ge­de­ki bir­lik­le­ri­mi­zin gü­ven­li­ği­ni sağ­la­mak, Rejim sal­dı­rı­la­rıy­la sı­nır­la­rı­mı­za yö­ne­lecek göçü ön­le­mek, bölge hal­kı­nın gü­ven­li­ği ile gü­ven­li, gö­nül­lü ve say­gın bir şe­kil­de geri dö­nüş­le­ri­ni sağ­la­mak’’ şek­lin­de açık­lan­mış­tır. Re­ji­min sal­dı­rı­la­rı­nı dur­dur­mak mak­sa­dıy­la baş­la­tı­lan ha­re­kât, As­ta­na sü­re­cin­de be­lir­ti­len si­lah­sız­lan­dı­rıl­mış bölge adına da büyük önem ta­şı­ma­sı ha­se­biy­le Tür­ki­ye’nin ulus­la­ra­ra­sı mu­ta­ba­kat­la­ra bağ­lı­lı­ğı­nın bir gös­ter­ge­si­dir. 7 Ara­lık 2024 Şam’ın dü­şü­şü­ne giden sü­reç­te mu­ha­lif­le­rin İdlib ve çev­re­sin­de ba­rı­na­bil­me­si ve bu­ra­da ha­re­ket gös­te­re­bil­me­si adına ayrı bir öneme sa­hip­tir.

Tür­ki­ye yu­ka­rı­da da be­lir­til­di­ği gibi Su­ri­ye için çö­zü­mü sa­de­ce sa­ha­da değil aynı za­man­da ulus­la­ra­ra­sı alan­da da ara­mış­tır. Öyle ki uzun yıl­lar süren Ce­nev­re, As­ta­na ve Soçi sü­reç­le­ri ta­sa­rı­da ba­şa­rı­lı olsa da mu­ta­bık ka­lı­nan an­laş­ma­la­ra her zaman uyul­ma­dı­ğı ger­çe­ği de ken­di­ni gös­ter­mek­te­dir.

Tür­ki­ye özel­lik­le bu sü­reç­te sa­de­ce böl­ge­le­ri rejim ve terör un­sur­la­rın­dan te­miz­le­mek­le kal­ma­mış aynı za­man­da böl­ge­nin îmarı ve ona­rı­mı nok­ta­sın­da büyük çaba sar­fet­miş­tir. Öy­le­ki in­san­la­rın ba­rı­na­bil­me­si için bin­ler­ce bi­ri­ket ev, konut, okul, ye­tim­ha­ne, has­ta­ne, park, fırın, aşevi gibi böl­ge­de­ki si­vil­le­re yö­ne­lik hiz­met­ler­de bu­lun­muş­tur. Özel­lik­le AFAD ve diğer sivil top­lum ku­ru­luş­la­rı­nın gös­ter­di­ği büyük ça­bay­la or­ta­ya çıkan man­za­ra, Tür­ki­ye’nin bölge üze­rin­de­ki iyi ni­ye­ti­ni bir kez daha ka­nıt­la­mak­ta­dır.

Yak­la­şık 14 yıl­lık bu sü­reç­te ya­şa­nan olay­lar, yet­ki­li­le­rin ve ba­kan­la­rın yap­tı­ğı açık­la­ma­lar, dev­ri­min üs­tün­den kısa bir süre geç­me­si­ne rağ­men ya­pı­lan resmi zi­ya­ret­ler, iki ülke hal­kı­nın ara­sın­da olu­şan bağ, başta Su­ri­ye’nin yeni Dı­şiş­le­ri Ba­ka­nı Esad Hasan Şey­ba­ni olmak üzere Tür­ki­ye ile bağı bu­lu­nan bir­çok ismin Su­ri­ye si­ya­se­ti ve gü­ven­li­ğin­de bu­lun­ma­sı; iler­le­yen yıl­lar­da iki ülke adına olum­lu bir tablo çiz­mek­te­dir. İki hal­kın da uzun yıl­lar bir­bir­le­riy­le ge­liş­tir­dik­le­ri iliş­ki­le­rin, çe­şit­li pro­va­ka­tif ve aşı­rı­cı söy­lem­ler bu­lun­ma­sı­na kar­şın kal­dı­ğı yer­den olum­lu şe­kil­de sü­re­ce­ği dü­şü­nül­mek­te­dir. Her an­la­mıy­la için­de büyük zor­luk­lar ba­rın­dır­mış olan bu süreç, kül­tü­rel, dinî, in­sa­nî bir­çok ma­na­da iki ta­ra­fa da büyük ka­za­nım­lar bı­rak­mış­tır. El­bet­te kü­re­sel ve özel­lik­le de böl­ge­sel ko­şul­lar ne­de­niy­le her daim iliş­ki­le­rin ‘mü­kem­mel’ ola­bi­le­ce­ği­ni söy­le­mek güç olsa bile uzun yıl­lar­dır has­ret ka­lı­nan huzur or­ta­mı­nın olu­şa­ca­ğı­na şüphe yok­tur. İle­ri­de oluş­ma­sı muh­te­mel ti­ca­ri, sos­yal, kül­tü­rel, ener­ji, te­rör­le mü­ca­de­le alan­la­rın­da ya­pı­la­bi­lecek or­tak­lık­lar, şim­di­den oluş­ma­ya baş­la­yan iyi iliş­ki­le­rin olum­lu yönde sey­ret­me­si­ne katkı sağ­la­ya­cak­tır. Ay­rı­ca yet­ki­li­le­rin açık­la­ma­la­rın­dan an­la­şıl­dı­ğı iti­ba­riy­le Su­ri­ye’nin ye­ni­den imar ve kal­kın­ma­sı­nın ya­nın­da tek­rar­dan ulus­la­ra­ra­sı sis­te­me dahil ola­bil­me­si nok­ta­sın­da Tür­ki­ye’nin kri­tik rol oy­na­ma­sı bek­len­mek­te­dir. Bu­nun­la bir­lik­te İsrail’in böl­ge­de­ki sal­dır­gan tav­rı­nın ne ola­ca­ğı­nın bi­li­ne­me­me­si, iki ül­ke­nin iş bir­li­ği­ni bu nok­ta­da ge­rek­li kıl­mak­ta­dır. 183 km. Ak­de­niz’e kı­yı­sı olan Su­ri­ye’yle Tür­ki­ye’nin ‘Doğu Ak­de­niz’ ko­nu­sun­da ortak ha­re­ket et­me­le­ri de iki ül­ke­ye de büyük fayda sağ­la­ya­cak­tır.

Ve­ka­let, mez­hep, çıkar sa­vaş­la­rı­nın ne demek ol­du­ğu­nu dev­ri­min san­cı­lı sü­re­ciy­le bir­lik­te bize gös­te­ren Su­ri­ye’nin; önün­de­ki korku ve zulüm put­la­rı­nı yık­ma­sı pek çok açı­dan İslam âle­mi­ne ör­nek­lik teş­kil et­miş­tir. Su­ri­ye hal­kı­nın, bu­gün­ler­de med­ya­da kar­şı­mı­za çıkan ve yap­tık­la­rı Türk­çe ko­nuş­ma­lar­la başta olmak üzere, bu top­rak­la­ra bir aidi­yet his­set­me­si çok önem­li­dir. Son nokta ola­rak zu­lüm­le asla pâ­yi­dar olun­ma­ya­ca­ğı­nı “Şüp­he­siz inkâr eden­ler ve zul­me­den­ler (var ya), Allah on­la­rı asla ba­ğış­la­ya­cak ve doğru yola ile­tecek de­ğil­dir’’ (Nisa/168) aye­tiy­le bir kez daha an­la­ya­bi­li­riz.

 

Harun Küçükaytekin