Sosyal Medya Bağımlılığı

Röportaj 18 Şubat 2019 0 Yorum

Genç YeÅŸilay Koordinatörü ve Teknoloji  Bağımlılığı Uzmanı Ä°smail MemiÅŸ  ile sosyal medya tarihini ve sosyal medya bağımlılığını konuÅŸtuk.

Genç Öncüler: Sosyal medya nedir? Sosyal medya deyince ne anlıyoruz? Sosyal medyanın hayatımızdaki yeri nedir?

Ä°smail MemiÅŸ: Sosyal medya son dönemin en önemli kitle iletiÅŸim araçlarından biridir. Kitle iletiÅŸim denilen süreci uzmanlar iki döneme ayırır: Birincisi Klasik dönem. Klasik dönem matbaanın icadıyla baÅŸlar. Matbaanın icadıyla ilk önce gazete gündeme gelir. Çünkü gazete hem bölgede yaÅŸanan siyasi geliÅŸmeleri hem kültürel geliÅŸmeleri hem de magazinsel bilgileri aktaran bir unsur olarak kitlenin iletiÅŸime katkı saÄŸlar. Sadece bölgedeki bilgiler deÄŸil çevre bölgelerden de bilgiler aktarır. Bu durum radyo dalgalarının icadıyla beraber farklı bir duruma evrilir. Çünkü radyo dalgalarının icadı, gazetenin “tirajı kadar insana ulaÅŸabilme” kabiliyetini beÅŸ yüzlerden; Binlerden milyonlara katlar. Aynı zamanda radyo dalgalarının ulaÅŸabildiÄŸi bütün her yer etki alanınıza girer. Bunu özellikle Ä°ngiltere sömürge yaptığı coÄŸrafyalarda etkin olarak kullanır. Aynı zamanda radyo yeni bir durum çıkarıyor insanların karşısına çünkü iÅŸitsel bir etkileÅŸim söz konusu. Ama televizyonun icadıyla dünya küresel bir köye dönüÅŸür. Ä°nsanlar yan komÅŸusunun yaÅŸadıklarını bilmezken okyanus ötesindeki olayların tümünü bilir hale gelir. Televizyon kendi dilini oluÅŸturur. Yeni bir bakış açısı oluÅŸturur Kitle iletiÅŸim uzmanları gazetenin, radyonun, televizyonun neye ne kadar fayda saÄŸladığını sürekli tartışırlar. Fakat tam burada internetin ve peÅŸinden sosyal medyanın hayatımıza girmesi bir devrim niteliÄŸi taşıyor. Çünkü önceki tüm unsurlar bir merkezin çevreyle iletiÅŸim kurması üzerinden iÅŸliyordu. Yani bir merkezden hangi bilgi aktarılıyorsa, bir merkezin ideolojisi, düÅŸünce yapısı neyse çevreye bununla alakalı bilgi bombardımanı yapma imkânı saÄŸlıyordu. Bu aynı zamanda insanları yönlendirme gücüne sahipti. Ki ilk baÅŸta televizyon tek kanal etrafından ÅŸekilleniyordu. Türkiye’de de olduÄŸu gibi devlete ait tek bir kanal üzerinden ÅŸekillendi. O zaman da televizyonun ulaÅŸabildiÄŸi yerlerdeki kiÅŸilerin güncel geliÅŸmelere ve siyasi olaylara bakışı devletin kendilerine verdiÄŸi bilgiler üzerinden ÅŸekillene biliyordu. Tamamıyla ideolojiyi deÄŸiÅŸtirir etkisi yoktu belki ama çevrenin zihninde bazı kırılmalara yol açabilecek etkilere sahipti. Fakat internetin 2.0 sürümüyle beraber karşımıza karşılıklı anlık iletiÅŸim imkanı girdi. Bu ise kitle iletiÅŸimdeki merkezin çevreyle iletiÅŸim kurduÄŸu iliÅŸkiyi tarumar edip merkezlerin merkezlerle iletiÅŸim kurabilmesi imkanınını saÄŸladı. Devrim niteliÄŸi de burası. Artık sosyal medya kullanıcısı herkes aynı anda binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca insana ulaÅŸabilecek güce sahip. En basitinden, Facebook’un bugün kullanıcı sayısı 1.7 milyar, Ä°nstagram’ın beÅŸ yüz milyonun üzerinde, Twitter’ın beÅŸ yüz milyona yaklaşıyor. Sürekli artıyor bu kullanıcı rakamları. Yani Youtube’u, Snapchat’i, Foursquare’i falan saymıyorum; sosyal medya alanındaki en etkin üç mecra olduÄŸu için bunları saydım. Bunların ortak kullanıcı sayısı neredeyse iki milyar civarında, ortak kullanıcıları hesab edersek. Sosyal medyanın kullanıldığı mecralar bunlarla sınırlı deÄŸil. Aynı zamanda dünyada biraz önce bahsettiÄŸimiz unsurlar Avrupa, ABD, ve Afrika’da sıklıkla kullanılıyor. Bunun dışında Rusya’da, Çin’de ve Ä°ran’da yaygın yerel aÄŸlar da var. Hepsini topladığımız zaman dünyada yaklaşık nerdeyse üç milyar insan kullanıyor sosyal medyayı. Bu ÅŸu demek, siz eÄŸer Facebook kullanıcısıysanız ve imkanlarını biliyorsanız bir anda 1.7 milyar insana ulaÅŸabilecek potansiyele sahipsiniz. Ä°rtibata geçtiÄŸiniz tüm insanlar da anlık karşılık verme imkanına sahip. Siz kendi haberinizi yapabilirsiniz, ideolojinize dair bilgiler paylaÅŸabilir, yeni bulduÄŸunuz bir dogmanızı paylaÅŸabilirsiniz. Bunların hepsini yapabilecek güç artık sosyal medya aygıtlarıyla elimizde ve bilgisayarlardan da tabletlerden de taÅŸarak artık telefonlar marifetiyle dünya avuçlarımızda gibi bir görüntü var karşımızda. Bu iÅŸin en süslü ve büyülü tarafı. Yani sosyal medya, nerede olursanız olun dünyaya ulaÅŸabilme, dünyayı avucunuzda tutabilme gücünü saÄŸlayan bir unsur olarak karşımızdadır. Kitle iletiÅŸim açısından da ciddi bir kırılmayı beraberinde getirdi bu durum. Sadece ek bilgi olarak söylemek gerekirse sosyal medya dünyada sadece sosyalleÅŸme için kullanılmıyor. Dünyada afet yönetimi, dijital pazarlama ve siyasetin ÅŸekillendirilmesi gibi birçok unsur için de kullanılıyor. Fakat insanlar en yoÄŸun haberleÅŸme ve sosyalleÅŸme unsuru olarak kullanılıyorlar. Esası itibariyle sosyal medyanın ana çerçevesi bu. Kitle iletiÅŸim aygıtı olarak hayatımıza yeni bir renk kattı. Sosyal medya hayatımızı sadece bir kitle iletiÅŸim aygıtı olarak doldurmakla kalmıyor, sosyal medyanın esas meselesi yeni bir dili, yeni bir hayata bakışı kendi içinde barındırıyor. Sosyal medya hayatımızdaki birçok ÅŸeyi tartışılır pozisyona getirdi. Bunları en temelde iki parametre üzerinden okuyabiliriz. Birincisi mahremiyet, ikincisi de güvenlik. Bu ikisi sosyal medyanın üzerinde inÅŸa olduÄŸu zemindeki kayganlaÅŸan iki mesele. Bunun ötesine bakarsak eÄŸer, sosyal medyanın bir de üzerine oturduÄŸu bir zihin durumu var. Buna modernite deyin, post-modernite deyin, adını ne koyarsanız koyun; sosyal medya aslında küresel zihni bir durumun yeni bir formudur. Z. Bauman’ın ve D. Lyon’un “Akışkan Gözetim”  kitabında ikisinin ortak temas ettiÄŸi noktalardan bir tanesi sosyal medyanın modernitenin akışkan hali olması durumudur. Yani modernite, kitle iletiÅŸim aygıtlarının özellikle sosyal medyanın yaygınlaÅŸması öncesinde katı bir gözetim ve denetim halindeyken, sosyal medya ona yeni bir kırılım alanı açtı ve ona akışkanlaÅŸabilme imkanı tanıdı. AkışkanlaÅŸabilme aynı zamanda mottoların ve söylemlerin; toplumların, cemiyetlerin, cemaatlerin, aile ve akrabalık baÄŸlarının referanslarının ötesinde direk bireylere ulaÅŸtırabilme imkanı saÄŸlıyor. Bundan dolayı çok kritik. Åžu an temelde zaten post-modernitenin mottosu üzere “bireyselleÅŸme” durumu rn brlitgin biçimde karşımızda. “BireyselleÅŸme kendini hangi alanda var edecek?” sorusunun ilk göstergelerinden bir tanesi sosyal medyadır. Çünkü sosyal medya size yeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Size, sadece sizin hüküm sürdüÄŸünüz, rengini ve kokusunu sizin belli edebileceÄŸiniz bir sayfa veriyor ve bu sayfanın tabiri caizse bütün yetkisi ve gücü size ait. Ä°stediÄŸiniz kiÅŸiyi kabul ediyorsunuz, istediÄŸiniz kiÅŸiyi ret ediyorsunuz, istediÄŸiniz kiÅŸiyi aileniz ilan ediyorsunuz. Burada bir kırılma durumu var ve siz oradan istediÄŸiniz dile, istediÄŸiniz renge, istediÄŸiniz ırka, istediÄŸiniz cemiyete mensup bir biçimde kendinizi lanse edebiliyorsunuz. Bu aynı zamanda alternatif bir yaÅŸam imkanıdır. Yani insanın kendi doÄŸal çevresiyle, iÅŸ hayatıyla, okuluyla farklı ağırlık merkezleriyle kurduÄŸu bir denklem var ama bir de tam bunun karşısında size sunulmuÅŸ sanal bir âlem var. Bu sanal âlemde de ipler sizin elinizdeymiÅŸ gibi bir hava oluÅŸturuluyor ve size post-modernitenin diÄŸer bir mottosu olan “özgürlük” adı altında yepyeni yelkenler açabileceÄŸiniz yollar ortaya konuluyor. Bu ciddi bir zihinsel deÄŸiÅŸimi, ciddi bir farklı birey inÅŸasını peÅŸinden getiriyor. Yani sosyal medyanın üzerine inÅŸa olduÄŸu zihinsel alanı iyi tetkik etmemiz gerekiyor.

Genç Öncüler: Bu söylediklerinizin akabinde bağımlılık devreye giriyor. Çünkü sosyal medya bambaÅŸka bir yaÅŸam alanı açıyor. BahsettiÄŸiniz ÅŸeyler bir yerde sorgulanmaz hale geliyor ve ortaya koyduÄŸunuz her konu bir tez olarak muhatabına sunulmuÅŸ oluyor. Ä°ki milyar takipçiye de hitap etmeye baÅŸlayınca yedi yaşındaki çocuktan tut da yetmiÅŸ yaşındaki dedeye kadar insanlar için vazgeçilmez bir yer haline geliyor.

Ä°smail MemiÅŸ: Tabi. Artık ÅŸu var: Amerika için kullanılan bir tanım vardı; “melting pot” yani erime potası. Esasında bu erime potası Amerika’yı post-modernitenin denendiÄŸi, ete kemiÄŸe büründüÄŸü alan olarak görürsek, sosyal medya da aslında var olan bu yeni zihinsel durumun akışkanlaşıp her yere ulaÅŸabildiÄŸi bir erime potasıdır diyebiliriz. Çünkü herkes hangi mezhep, meÅŸrep veya kültüre ait olursa olsun orada bir erimeye tabii kalabiliyor. Her ne kadar kendini diri tuttuÄŸunu zannetse de. Çünkü bu farklı bir alem, yaÅŸadığınızın ötesinde bir yer ve siz buraya zaman ayırıyorsunuz. Buraya zaman ayırabilmek için kendi sosyal yaÅŸantınızdan kısıtlamalar yapmak zorunda kalıyorsunuz. Sanal alem ve sosyal medya ÅŸu an insanı içinde bulunduÄŸu zaman ve mekân mefhumundan da kopartıyor. Kâinattaki var olan akışı umursamayan ve yeni bir akışı kurgulayan bir insan unsuru karşımıza çıkabiliyor. Mesela sosyal medyada bir tartışma alevlendiÄŸinde bu tartışmanın saatinin gece üç veya dört olması fark etmiyor, ya da yeni durumlardan bir tanesi; sezonluk dizinizi izlerken gece ile sabah arasını tercih edebiliyorsunuz. Ya da bir oyunun takipçisiyseniz gece uyumadan o oyunu oynayabiliyorsunuz. Bu da zaman kurgunuzun kainattaki var olan kurgudan farklılaÅŸmasını beraberinde getiriyor. Sosyal medyadaki duruma göre yeni bir zaman tanımı yapıyoruz. Bunlar ciddi kırılmalar aslında çünkü sanal alem sizi bulunduÄŸumuz zaman ve mekandan azade kılıyor.

Tabi sosyal medya hızlı ve kendini sürekli yenileyen bir alan. BaÅŸta mesajlaÅŸma siteleri vardı, sonra en basit ÅŸekilde MSN ile karşımıza çıktı, daha sonra Facebook geldi. Herkes bu mecralarda birbirini buldu ve insanlar zaman içerisinde ekranının saÄŸ köÅŸesinde akan bildirimlere dönüÅŸtüler. Bu süreç böyle devam ederken oradaki eksiklikleri görenler Twitter’ı icat etti, herkese açık ve iniÅŸli çıkışlı olmayan bir dili vardı. Twitter böyle devam ederken insanlar kendilerini fotoÄŸraf ve video üzerinden ifade etmek istediler ve Ä°nstagram ortaya çıktı. Ä°nstagram Facebook’u da Twitter’ı da sorgulatır vaziyette geliÅŸti. Åžu an etrafımızda, doÄŸan evladının fotoÄŸrafını Ä°nstagram’da paylaÅŸarak takipçisini arttırmaya çalışan insanlar var. Ki bu kiÅŸiler aynı zamanda belli markaların reklamını da yapıyorlar. Sosyal medyayla hayatımıza giren en önemli geliÅŸimlerden bir tanesi de hız. Çünkü insanlar hızlı aracın, hızlı internetin ve hızlı iliÅŸkisinin talibi. Hız tanımsız vaziyette hayatınıza giriyor çünkü kainattan kopuksunuz. Bu hızlı iliÅŸkiler yıpranmaları beraberinde getiriyor, bir paylaşımınızın altına verilen tepkiler gibi. Ä°nsanlar orada donup kalıyor, küstüÄŸünüz bir arkadaşınızı fotoÄŸraflardan çıkarmanız gerekiyor. Bu da karşımıza günlük depolaması olmayan paylaşım seçeneÄŸi Snaptchat’ı çıkardı. Halbuki belirli periyodlarla bütün bunlar baÅŸka alanlarda depolanıyor.

Bu sıkıntılar ve problemler sürekli yeni seçenekler ortaya koydu. Mesela, en son Perispcope vardı canlı yayın için ama onu gören diÄŸer sosyal medya unsurları kendi açıklarını kapatmaya baÅŸladı. Åžu an Ä°nstgram’dan Facebook’a kadar canlı yayın imkanları var.

Bununla beraber Lınkedin gibi insanların kendilerini “cv” ve kariyer bazında ortaya koydukları alanlar da var. Bu ÅŸunu getiriyor karşımıza: Artık hayata dair tüm unsurlar buralarda ÅŸekilleniyor. Entelektüel düÅŸüncelerinizi paylaÅŸtığınız yer Twitter, resim ve videolarınızı paylaÅŸtığınız yer instagram, “cv”nizi paylaÅŸtığınız yer baÅŸka bir alan. Dışarıya çok ihtiyaç kalmıyor. Bütün bu durumlar insanda ciddi bir algı deÄŸiÅŸikliÄŸine sebep veriyor. Siz bu algının içine hapsoluyor ve onun bir parçası haline geliyorsunuz.

Hayatımızı dolduran bir diÄŸer unsur da bahsettiÄŸim gibi sezonluk diziler. Åžuan ABD’de on bir tematik dizi kanalında bir haftada yüz elliye yakın dizi yayınlanıyor. Bunlar aynı zamanda dünyaya servis ediliyor. Yayınlanır yayınlanmaz çok ciddi oranda izlenme ve indirme oranlarına sahipler. Belirli diziler bölüm başına on sekiz milyon gibi izleyici alabiliyor. Bu sezonluk dizi izlemede yeni bir durum olarak karşımızda.

Bir de tabi oyun oynama durumu var gençlerin hayatında. Bu durumun YeÅŸilay tarafından da gündemde tutulan bir bağımlılık tarafı var. Bağımlılık durumunu birkaç açıdan görmek gerekiyor. Ä°lki  fizyolojik bağımlılık konusu, Dünya SaÄŸlık Örgütü de buna dikkat çekiyor. Çünkü insanların sosyal medyada paylaÅŸtığı her gönderiye gelen bütün tepkiler beynimizde dopamin isimli hayati hormonlardan birini tetikliyor. Dopamin reseptörleri günlük hayatımızda keyif ve haz almamızı saÄŸlayan bir etkiye sahip. Misal sevdiÄŸiniz bir yemeÄŸi yerken beyniniz yeteri kadar dopamin saldılar ki ondan keyif alabilesiniz. SevdiÄŸiniz bir sohbeti yaparken, birisiyle konuÅŸurken, müzik dinlerken manzaraya bakarken vücudumuz yeterince dopamin salgılar. Ama aynı ÅŸey sosyal medyada da geçerli. Kendinize dair yaptığınız tüm paylaşımlara gelen tepkiler, Twitter’da ritvitler, favlar; Facebook’da da beÄŸeniler, paylaşımlar bunların hepsi beyindeki dopamin hormonunu tetikliyor ve fazla dopamin hormonu salgılamamıza sebep oluyor. Beyinde fizyolojik olarak ÅŸöyle bir durum var: Belli bir unsur, beyne dışarıdan fazla dopamin salgılatırsa, mezolimpik dopamin sistemi devreye girer. Bu sistemin özelliÄŸi ÅŸöyle bir sinyal gönderiyor: “Ben sana artık dopamin salgılamayacağım yeteri kadar salgıladım, sen sana aşırı dopamin salgılatan unsura git ve kendi ihtiyacını karşıla.” gibi bir duruma giriyor. Bu da bağımlılık kapısını aralıyor. Yani insan sosyal medyadaki tepkiler hoÅŸuna gitmeye baÅŸlayıp bunun takipçisi olduÄŸunda sürekli paylaşımları artsın diye insanlar beÄŸensin, paylaÅŸsın diye paylaşımlar yaptığı müddetçe beyindeki dopaminerjik sistemin bir yönlendirmesi olarak daha fazla sosyal medyaya girme, daha fazla paylaşım yapma durumu gerçekleÅŸiyor. Bu da insandaki sosyal medya bağımlısı olma riskini arttıran bir durum. Bir müddet sonunda da kiÅŸi bu tepkimelerin sonucu olarak anlamsız paylaşımlarda bulunduÄŸunda sürekli bildirim takibiyle beraber farklı bir duruma giriyor. Bunlar hayatında olmayınca yoksunluk belirtileri gösterip dopaminerjik sisteme baÄŸlı sosyal m “stres bozukluÄŸu” gibi hastalıklar yaÅŸayabiliyor.

 

Genç Öncüler: Çevremizde sosyal medya bağımlılarını her gün daha fazla görüyoruz artık. Telefonu kırılan arkadaÅŸ, Ä°nstagram’a giremiyorum diye üç gününü stresli geçirdi mesela.

Ä°smail MemiÅŸ: Bu bizde yeni bir ÅŸey. Ama dünyanın alışık olduÄŸu bir durum. Birkaç örnek paylaÅŸayım. Amerika’da üniversiteler belirli dönemlerde Amerikan gençliÄŸine haz araÅŸtırma testi yaparlar. Chicago Üniversitesi belli dönemlerde Amerikan gençliÄŸinin haz araÅŸtırmasını yaparken 2010 öncesinde sosyal medyanın yaygın olmadığı dönemlerde ilk sıralarda eÄŸlenceli partiler, sigara ve alkol yer alıyordu. Fakat 2012’de yapılan araÅŸtırmada birinci sırada “sosyal medyada online olmak” çıktı. Hayatınızda en çok neden zevk alıyorsunuz sorusuna Amerika gençliÄŸinin önemli bir kısmı Twitter’da Facebook’da “online” olmak yanıtını veriyor. Olayın bir de ÅŸöyle bir boyutu var: DiÄŸer anketlerde “Hayatınızda neden vazgeçemezsiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda sigaradan bir gün veya daha fazla, kahveden iki gün veya daha fazla, sosyal medyadan ise bir iki saatten fazla vazgeçemem yanıtları çıkıyor. Hepsi birbirini doÄŸrular nitelikte. Ä°ngiltere’de yapılan araÅŸtırmalar ve sokak röportajları var. Ä°nsanlara kaç saat “onlaynsınız” diye sorulduÄŸunda yedi sekiz saatin üstünde “online” oldukları, aktif kullanımda ise beÅŸ altı saatin üzerinde oldukları söyleniyor. Bu röportajı yapan kiÅŸi, “Siz bağımlısınız.” dediÄŸinde, “Evet ben bağımlıyım, sorun deÄŸil, hayatımın bir parçası artık.” diyor ama Tavistock ve  Portman Londra’nın saygın iki psikiyatri kliniÄŸidir, her sene yüzlerce insan ben sosyal medya bağımlısı oldum beni kurtarın diyererk tedavi olmaya geliyor. Daha farklı bir örnek Sırbistan’dan Novi Sad kentinde Facebook like bağımlıları için bir rehabilitasyon merkezi açıldı. Dünya SaÄŸlık Örgütü’nün tespitine göre Sırbistan’da 3 bin like bağımlısı var. Olay daha net bir hale bürünüyor ve oraya birçok insan gelip “Ben beÄŸeni bağımlısı, sosyal medya bağımlısı oldum, beni tedavi edin.” diyor. Güney Kore’de çok trajik komik hikâyeler var, aynı ÅŸekilde Çin’den duyduklarımız insanın duymak istemediÄŸi cinsten ÅŸeyler. Ne hale geldik sorusunun cevabını veremeyeceÄŸimiz cinsten. Ama çok önemli bir ÅŸey daha var. Bizde de sosyal medyanın kullanım boyutu artık sınır seviyelere geliyor. Burada önemli iki husus var. Birincisi sosyal medyanın kültür endüstrisine ne kadar hizmet ettiÄŸidir. Ä°kincisi ise sosyal sermayeye hangi etkileri yaptığıdır. Sosyal mecra insanın hayatına renk katan bir unsur olarak kaldığı müddetçe sıkıntı yok. Ama sosyal mecra insanların iliÅŸki kurma ihtiyacını karşılayan ve normal iliÅŸkilerini baltalayan bir hale geldiÄŸinde problem arz eder. Çünkü bizi var eden en önemli unsur aile yapımız. En baÅŸta anne ve babamızla kurduÄŸumuz iliÅŸki, sonrasında akrabalarla, sonra cemaat ve cemiyet yaÅŸantısıyla kurduÄŸumuz iliÅŸki. Bunun beraberinde dünyaya bir bakış geliÅŸtiriyoruz. Biz deÄŸerlerimizi akraba ve aileler vasıtasıyla alıyoruz. Bu olmadığı takdirde deÄŸerleri devr aldığımız kanallar tıkanmaya baÅŸlıyor. Bir insana anne ve babasının örnekliÄŸinin ötesinde verebileceÄŸimiz tüm eÄŸitim ve dünya görüÅŸü imkânları kısıtlıdır. Fakat sosyal mecrada ÅŸekillenen iliÅŸki biçimleri var olan iliÅŸki biçimlerini ÅŸekillendirdiÄŸi andan itibaren büyük sorunlar yaÅŸamaya baÅŸlarız. EÄŸer sosyal medya kiÅŸinin insani iliÅŸkilerini ÅŸekillendirmiyorsa hayatına sadece renk katmaya devam eder. Ama reel  iliÅŸkilerin yerini aldığında ciddi sıkıntılar yaÅŸarız. Bir de sosyal mecranın kültür endüstrisine hizmeti var. Dünyanın herhangi bir yerinde geliÅŸtirilen kültür endüstrisinin herhangi bir unsuru marka, hayata yeniden bakış, tüketilen yeni bir uyuÅŸturucu madde gibi hemen hemen her ÅŸey anında size pazarlanabiliyor, hem de on farklı varyasyonuyla. Bunlar diziler kanalıyla, oyunlar veya sosyal mecradaki herhangi bir unsurla hayatımıza girebiliyor. Hayatımıza girdikten sonra bir ÅŸekilde nasibimizi alabiliyoruz. Ve farkında olmadan bu durumun bir parçası oluyoruz. Çünkü moda denilen bir sektör var. Dünyada milyar dolarların aktığı ve sürekli yenileme üzerine var olan bir unsur. Bunun bizdeki karşılığı israf ama biz belirli kavramların gölgesinde kendi kavramlarımızı yitirmeye baÅŸlıyoruz. Yani sosyal medyada yeni bir aile tanımlaması var. Ä°stediÄŸin aileyi seçebiliyorsun. Bu, var olan ailenle çatışma yaÅŸadığın anlamına geliyor ve en temel deÄŸerini kaybediyorsun. Aynı ÅŸekilde en önemli unsurlardan bir tanesi var olan Türk dizilerinde ve sosyal medyada terimlerimiz yıpratılıyor. Bunların başında da gıybet terimi geliyor. Åžarkılarda, sosyal medyada, dizilerde gıybet terimi kullanılıyor. Gıybet terimi resmen pozitif olarak kullanılıyor. Konulara bakın “Bende ne gıybetler var.’’ veya “Gel oturup gıybet seansı yapalım.” gibi… Bizim dinimizce büyük günahlardan sayılan, hem Hucurat suresinde hem de Hümeze suresinde altı kalın kalın çizilen bu illet, sosyal mecrada ÅŸuan umarsızca yıpratılıyor. Sonrasında hangi terimler gelecek bunların farkında olmamız gerekiyor. Bütün terimlerimiz bir dalga halinde yıpratılıyor ve hayatın bir parçası yani normal bir ÅŸeymiÅŸ gibi karşılanıyor. Gıybet seansımız baÅŸladı diye sosyal medya haberleri görebiliyorsunuz. Yani bir iki insan bir iki yerde paylaÅŸtı diye terimlerimizi yitireceÄŸiz diye bir ÅŸey yok. Ama terim yıpratılması içinde yetiÅŸen bir nesilden bahsediyoruz. Ve bu insanlar sosyal manada etkileÅŸime en açık olan çaÄŸlarında her ÅŸeyden tahminimizin ötesinde etkilenebiliyorlar. Bu durum yeni nesillere düzgün ÅŸeyler bırakamayacağımız bir hale gelebilir. Dikkat etmezsek.

Genç Öncüler: Åžahıslar kulanılan kavramın farkında olsalar bile -ki farkındalar- bu muhabbeti sosyal medyada yine de görüyoruz. Sosyal medyada oluÅŸan yeni dile uyum saÄŸlamak için gıybetin kötü olduÄŸu bilinse bile gıybet üzerinden muhabbet çevrilmeye baÅŸlanıyor. Bu durum bir yerde karakter kırılmasını getiriyor. Karakter kırılmasını nasıl okuyabiliriz? BambaÅŸka kiÅŸilikler ortaya çıkıyor. Tanıdığımız birini sosyal medyada bambaÅŸka bir üslupla buluyoruz artık.

Ä°smail MemiÅŸ: Bu ÅŸizofrenik bir durum. Aynı zamanda diÄŸer psikolojik problemlere de kapı açan bir yere sahip çünkü teknolojik cihazların hayatımıza girmesiyle beraber tahammül kat sayısı insanlarda azaldı. Stres denen unsur insanlarda fazlalaÅŸtı. Teknoloji hayatımıza girdikçe daha fazla strese giriyoruz. Çünkü doÄŸadaki ana akıştan kopuyoruz.  DoÄŸan ve batan güneÅŸin insanlar üzerinde etkisi var. YaÄŸan yaÄŸmurun çamurun sende etkisi var. Ama sen onun yerine sanal alemin etkisine girersen koyulan bütün kurallardan, akıştan ve yaradılışa dair her ÅŸeyden yavaÅŸ yavaÅŸ kopmaya baÅŸlıyorsun. Bu da telafisi olmayan ÅŸeylerle karşımıza çıkıyor. Ä°nsanın bünyesi deÄŸiÅŸiyor. Etrafa verdiÄŸi tepkiler farklılaÅŸmaya baÅŸlıyor. Tahammül azalmaya baÅŸlıyor. Her ÅŸeyi tartışma üslubuyla aktarmaya baÅŸlıyorsun ve kameraların önünde geçirilmiÅŸ bir hayat yaşıyorsun.  Bunların hiçbiri doÄŸal deÄŸil. Kendi özünden koptuÄŸunun göstergesidir bu durum. Burada kritik olan ÅŸey altını çizdiÄŸimiz gibi sanal alem Bize  yeni bir kapıyı açtı. Normalde sahip olduÄŸunuz bütün kimlikler yeni bir biçimde yeni bir kimlikle, yeni bir  varoluÅŸsal zeminle farklı bir yaÅŸam formu imkanı buldu. Sen burada istediÄŸin tepkiyi istediÄŸin biçimde vermiyorsan bu sefer insan ÅŸöyle bir duruma giriyor: “Ben reel alemde mi yaşıyorum, sanal alemde mi yaşıyorum? Reelimi sanala taşıyacağım yoksa sanalı mı reele taşıyacağım?” Bunun kırılmasında yaÅŸayan, arafta bir nesil var karşımızda. Hele hele bunun ergenlik döneminde yaÅŸandığını varsayalım. Çünkü ergenlik dönemi geçiÅŸ dönemidir. Sizin iradenizin, hayat bakış açınızın ÅŸekillendiÄŸi, kimliÄŸinizin oturduÄŸu dönemdir. Tam bu dönemde ortaya çıkan bu durum insanın bütün bakış açılarını, hayat algısını, varoluÅŸuna dair bütün felsefesini yitirebileceÄŸi bir durum karşımıza çıkardı. Çünkü siz belli ÅŸeylere tepki vererek kendinizin hassasiyet sahibi olduÄŸunu zannediyorsunuz. Belki paylaşımları daha da yaygınlaÅŸtırarak belli düÅŸüncelerin yayılmasına da kapı açtığınızı zannediyorsunuz. Halbûki bir aldanma durumu bu. Siz insanların hayatında sadece birkaç salise ya varsınızı ya yoksunuz. Sizin paylaÅŸtığınız ÅŸeylere kimler ne kadar itibar edecek veya biri sizin paylaÅŸtığınız ÅŸeyi retweetledi diye favladı diye sizinle aynı görüÅŸü paylaşıyor mu olacak. Bu sanal cemaat kurgusu her dönem yeni bir durumu karşımıza çıkarıyor. Var olan cemaatlerin karşısına sanal cemaatler çıkarıyor. Orada herhangi bir takımın mensubu olabilirsiniz, kanarya sever de olabilirisiniz, size aidiyet kapıları açıyor. Ve bu aidiyetler var olanların yerini almaya baÅŸlayınca ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor.

Genç Öncüler: Peki Ä°nstagram’a yine bu ÅŸekilde mi yaklaÅŸacağız yoksa farklı bir pencere açabilir miyiz? Çünkü düÅŸünceyi teÅŸhir etmek bir yere kadar anlaşılabilir; ama bir de bedenlerin teÅŸhiri baÅŸladı.

Ä°smail MemiÅŸ: Sosyal Medya da tüketilen önemli konulardan birisi Mahremiyettir. Ä°nsanlar kendi özelini normalleÅŸtirerek insanlara arz ediyor. Bu kritik bir ÅŸeydir. “Selfie” çılgınlığı denilen bir ÅŸey baÅŸladı. Genel olarak sürekli “selfie” çeken insanlara denk geldik. Her halinin selfisi çekilmeye baÅŸlandı. “Selfie” çekilmek için yeni bir durum güncellemesi yapılıyor.  Saçınızı başınızı kıyafetinizi düzeltiyorsunuz, hayatın her durağında selfi çekilmeye baÅŸlıyorsunuz. Ve bunun yerini “snap” almaya baÅŸlıyor. “Snap” çekenlere baktığımızda özellikle bir hayat tarzı olarak görenler; yataktan kalktığında, ayakkabısını baÄŸlarken, giyinirken, kapıdan çıkarken, sınıfa girerken snap atıyor. Artık kendini ifade etmenin bir yolu olarak kendi görüntüsünü koymayı görüyor. Bu seni ifade eden bir ÅŸey deÄŸil sen burada ifade olmuyorsun sen burada aslında tükeniyorsun. Ben bedenimi insanlarla niye ne kadar paylaÅŸayım? Åžimdi burada farkında olmadan zaman ve mekân algımızın deÄŸiÅŸtiÄŸinden bahsettik ya, mahremiyet ve beden algımızda da farklılıklar var. Bu beden kimin? “Bu beden benim, istediÄŸim gibi yaparım.” mı diyeceÄŸiz yoksa var olan ahlaki çerçeve içerisinde mi kendimizi konumlandıracağız? Bunu algıladığımızda mahremiyet algısı ne durumda? Tesettür ehli veya deÄŸil dindar bir yaÅŸam hayatını seçmiÅŸ ya da seçmemiÅŸ insanlar kendilerine sürekli olarak sosyal medyada ifade yeri buldukça ve bunu dediÄŸimiz gibi sadece sözel deÄŸil görüntü olarak da ifade etme talebi oluÅŸturdukça farklı bir hayatın içerisine giriyoruz. Bu durum bizi kuÅŸatıyor. Telefon bize her çevrildiÄŸinde poz vermeye baÅŸlıyoruz. Niye poz veriyoruz? Kime, neden kendimizi iyi gösterme zorunluluÄŸumuz var? Ä°ÅŸin kurumsal ve ticari boyutunu kenara bırakıyorum, kendi hayatımız birilerinin estirdiÄŸi rüzgârın parçası haline mi geldi yoksa gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz? Birileri tarafından bize aktarılan hayatın ezberleri dilimize mi dolandı da bu ezberlere göre mi konuÅŸuyoruz? “Hayır, bir dakika bu gidiÅŸ nereye olursa olsun benim farklı bir gidiÅŸim var.” deyip yeni durum mu güncelliyoruz? Bu soruları sormamız gerekiyor. Bundan dolayı mahremiyet aynı zamanda gözetimi de beraberinde getiriyor. Yani dünyanın bir yerinde insanlar sizin sosyal medya hesaplarınızı takip ederek navigasyon bilgilerinizi, kredi kartı bilgilerinizi ve belirli yerlerde attığımız mailleri takip ederek, optik beden tarayıcıları bilgilerini takip ederek yirmi dört saatte ne yaptığınıza dair bütün bilgileri alabiliyor. Güvenlik problemi var aynı zamanda. Önceden senin hakkında istihbarat toplamak için insanlar,  yeri geldiÄŸi zaman toplumun yarısını muhbir yapıyordu, kimi yerlere dinleme cihazı koyuyordu, sizi hapishanelere koyuyorsa sizi her yerden gözetleyen gardiyanlar başınıza dikiyorlardı. Åžimdi ise hapishaneye gerek yok. Zihinlerimizden kontrol ediliyoruz. Çünkü kendimizi teÅŸhir ederek “Ben buradayım.” diyoruz. Birileri hem bunu ticarete çeviriyor hem de siz gözetim toplumunun parçası olarak durumun farkında olamadan kabulleniyoruz ve bu durumu bizden sonra gelen nesillere bir refleks olarak aktarıyoruz. Etrafınıza bakın, çocuklar sosyal medyada paylaşılmak isteniyor. Anne ve babaları sürekli onları paylaşıyor. Normalde bir çocuÄŸa kadraj yöneldiÄŸinde dil çıkartır, kulak iÅŸareti yapar veya garip tepkiler verir, poz vermek istemez. Åžimdi çevirin kamerayı çocuklara, hepsi kılıktan kılığa giriyorlar. Bu bir sorun. DoÄŸal olandan kopuÅŸ sorunu bu. Daha kritik olan ÅŸey; yeni çaÄŸ ile beraber kadın ve erkek de çalışıyor. Eve ikisi de yorgun geliyorlar.  Çocuklar ya kreÅŸte ya da akrabalarında. Sonrasında yorgun olan anne ve babalarından ilgi bekliyorlar. Anne ve baba ilgi göstermeyince ki baba maça anne de dizisine kitlenecek, oturup beraber telefonlarına kitlenecekler. ÇocuÄŸun eline de tablet tutuÅŸturacaklar. Üç yaşındaki çocuÄŸun elinde içinde oyun olan tabletler var. Ve çocuklar o tabletlere kitlenmiÅŸ biçimde teknoloji bağımlılığını gram gram içmeye baÅŸlıyorlar. Ve çocuklarda ilk ortaya çıkan ÅŸey dikkat dağınıklığı, odaklanma problemi, bir müddet sonra stres bozukluÄŸu, asosyalleÅŸme problemi. Hem fizyolojik hem psikolojik hem de sosyolojik olarak yüzlerce problemin kapısı açılıyor. Bizim gidiÅŸatımızı gerçekten düÅŸünecek yeni bir zihni çabayı ortaya koymamız lazım.

Genç Öncüler: Son olarak bu sorunların bizi getirip bırakacağı yer neresidir ve siz öngörüyorsunuz?

Ä°smail MemiÅŸ: BireyselleÅŸme ve yalnızlaÅŸmak, beklenen ÅŸey bu. Biz aile biçimi, kopuk akrabalık ve cemaat yapısının ötesinde kendine dahi yalnızlaÅŸan bir durumu yaşıyoruz. Yani bireysel tercihlerimizin ve tavırlarımızın ÅŸekillendiÄŸi bir yol olarak görüyorum kat edilen mesafeyi. Tam burada yaratılış sebebimize tekrardan dikkatimizi toplamamız gerekiyor. Sen bir bütünün parçasısın. GüneÅŸin birlediÄŸi gibi havanın birlediÄŸi gibi yüzen balığın birlediÄŸi gibi sende bir tesbihin bilinçli bir parçası olarak varsın bu alemde. Ama sen kendinden kopmaya baÅŸladıkça kâinatın özündeki bu birlikten de kopmaya baÅŸlıyorsun. Yaratan seni buna göre kodlamış. Senin bütün varoluÅŸun onu birlemek üzere, O’nu birlediÄŸinde kainatla beraber aynı tesbihin ahengine dahil olursun. Bu yüzden kopuÅŸun tamir edilmesi için tekrardan kendimizi hem iç hem dış olarak gözetime tabii tutmamız gerekir.


Okunma : 1583

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder