Şemsettin Özdemir Hocamız İle “Kur’an ve Sünnet İlişkisi” Meselesini Konuştuk

Röportaj 18 Şubat 2019 1 Yorum

 

Röportaj: Dücane DemirtaÅŸ

Genç Öncüler:  Bugün ihtilaflı grupların Kuran ve sünnet anlayışları dışında ilk Müslümanlar ve sahabeler Kuran ve sünneti nasıl anlamışlardı? Bu baÄŸlamda Kuran ve sünnet onlar için birbirlerinden farklı bir ÅŸey olarak mı addediliyordu?

Åžemseddin Özdemir: Hiç ÅŸüphe yok ki ilk nesil için Kuran vahyedilen, Hz. peygamber aracılığıyla o günkü insanlara aktarılan ve kaynağı Allah olan bir kitaptır. Bu konuda bir tereddüt yok. Ancak bu kitabın ilk muhatabı Hz. peygamber ve o kitabı gereÄŸi gibi ilk hayata uygulayan da o. Diyelim ki, adil ol dediÄŸi zaman;  adil olmakla ilgili, emanetin ehline verilmesi ile ilgili onlarca ayet vardır. Onu kim uyguladı ilk önce? Hz Peygamber.

Sonra ilk nesil Müslümanlar, Hz. peygamberin o kitabı uygulama tarzı, muhtevası, ÅŸekli ve ruhuna baktılar; aslında sünnet dediÄŸimiz ÅŸeyler tam da budur.

Teorik olarak bugün elimizde olan ve ilk andan itibaren muhtevası asla deÄŸiÅŸmeyen bu kitap geldi ve o gün tatbik edildi. O bakımdan ilk nesillerin Kur’an’ın Allah’tan geldiÄŸine (müminleri kast ediyorum) yönelik tartışmaları yoktu.

Ä°lk gördükleri de, o kitabı kendilerine anlatanın o kitabı yaÅŸadığıdır. Onu anlatan peygamber anlattığını yaşıyordu.  Kendilerine de o kitaba göre muamele ediyordu. Zaman zaman Hz. Peygamberin elinde olmadan ve bilmeyerek yaptığı küçük sürçmeleri varsa, onunla ilgili olarak aynı kitap onu ikaz ediyordu.  Yanlışa düÅŸme riski karşısında uyarıyor. Dolayısıyla böyle bir kitabın muhatabı olan Hz. peygamber ve ona tabi olan binlerce Müslüman bu kitabı böyle kabul etmiÅŸtir.

Bu kitap Resulullah‘ın pratiÄŸiyle hayata aktarılmıştır. Yani bir insan inÅŸası baÅŸlamış. Siyasal, toplumsal yönleriyle o günün ÅŸartları ne kadar imkân veriyorsa Mekke ve Medine ÅŸehri çevresinde o toplumun algısına hitap eden tarzda ilkeleri hayata aktarmışlardır. Bir hayat kitabı olarak ilk nesiller uygulamışlar, hayata tatbik etmiÅŸlerdir. O bakımdan sünnet nedir dediÄŸin zaman, öncelikle benim inandığım ve anlatmaya çalıştığım ÅŸudur:

Sünnet, Kuranı Kerim’in Hz peygamber tarafından öncelikle hayata tatbik tarzıdır, ruhudur, özüdür. Çünkü o, onu uygulamıştır. Vahiy ona demiÅŸtir ki “sen insanlara ÅŸahit ol.” Resulullah nasıl ÅŸahit olacak insanlara? YaÅŸantılarıyla, uygulamasıyla. Ä°nsanlar da onu almışlardır. Ä°lk nesil gelen kitabı öÄŸrenmiÅŸ, itikadını tashih etmiÅŸ (ki ciddi bir sapkınlık vardı cahiliye devrinde) sonra pratik olarak onun ilkelerini uygun bir Müslümanlığı hayat tarzı haline getirip, hayata hakim kılmak istemiÅŸtir. Allah Resulü’nün de çabası bu olmuÅŸtur. Dolayısıyla bu uygulamayı anlayarak uyguladıkları kanaatini taşıyorum. Yani bu yönüyle polemik konusu ötesinde sünnet dediÄŸimizde bu gelen, gelmeye ve inmeye devam eden vahyin, her alınan mesajının anlayıp özümsedikten sonra sözlü olarak aktarmak ve uygulama olarak tatbik etmektir. Bizim örnek almak için çaba göstermemiz gereken Allah Resul’ünün örnekliÄŸinin tam da bu olduÄŸunun kanaatini taşıyorum.

Genç Öncüler: Hocam ÅŸöyle diyebilir miyiz? O zaman bizim hâlihazırda bugünkü polemiÄŸin dışında, Müslümanların özellikle ilk dönem Müslümanların yani sahabenin Kuran- Sünnet ayrımı diye bir problemi yoktu.

Åžemsettin Özdemir: Böyle iki ayrı kategori diye bir ÅŸey olamaz. DoÄŸal olarak vahiy ilk Cebrail aracılığıyla Resulullah’a gelmiÅŸtir. O aldı, özümsedi ve kavradı sonra insanlara tebliÄŸ etti. TebliÄŸ bazen sözlüdür ama aynı zamanda uygulamadır. Adil ol der, dürüst ol der, hile yapma der, yalan söyleme der, iftira atma der. Bütün bunlar uygulamaya geçtiÄŸi zaman ne hale geliyor? Hayatlaşıyor.  Vahyin hayatlaÅŸması uygulamadır. Uygulamayı beÅŸer yapar ve o vahye uygun ise Ä°slamidir. O bakımdan Kur’an ayrı, sünnet ayrı diye bir ÅŸey yok. Kur’an zaten esas olandır. Hiçbir ÅŸey ona eÅŸit olmaz. Bu mesaj insanlara geldi. Bunu alın, buna göre inanın, buna göre yaÅŸayın ve uygulayarak aktarın. Buna uygun bir sistemi de inÅŸa edin. Bütün o ilkeler Kur’an’ı Kerim’in bütünün içerisinde vardır. Dolayısıyla ilk Müslümanlar bütün çabalarıyla, “Allah bize ne emretti?”, “Biz bunu Hz. peygamberin örnekliÄŸinde gerçekten hayata aktarabiliyor muyuz sorusunun cevabına yöneldi. Yoksa ayrı bir kategorize etmek dinde olmadı.

Genç Öncüler: Çok meÅŸhur Hz. AiÅŸe’nin peygamberin ahlakıyla ilgili aktardığı bir sözü vardır.

Åžemsettin Özdemir: Evet. Ona, “ey AiÅŸe validemiz, bize Hz. peygamberin ahlakını anlat” denince, ÅŸaşırmış bir ÅŸekilde “Siz Kuranı okumuyor musunuz?” der. Evet, okuyoruz denilince “O zaman ne arıyorsunuz. Siz Kuranı kerimi uygulayın, iÅŸte onun ahlakı odur.”  Peygamber gücü yettiÄŸi kadar bu Kuran’ı uygulayandır. Peygamberin ahlakının kaynağını oradan oku. OkuduÄŸunuz zaman ikinci bir “Ahlakı nedir?” diye sormazsınız. Çünkü peygamber, Kur’an’a muhalif bir ahlakı uygulamaz. Ama biz bugün bunu Müslümanlar için diyebiliriz. Yani vahyin ortaya koyduÄŸu ahlak bu ama Müslümanların ahlakının çoÄŸu buna uygun deÄŸil. Bu nübüvvet açısından olmaz. Vahyin hayatlaÅŸmasına sünnet diyebiliriz veya risalet örnekliÄŸi.

O gün Resul’ün örnekliÄŸi neydi? Ä°nen vahyin hayatlaÅŸmasıydı. Bir sistem haline gelmesi, bir toplumsal hayat tarzına gelmesidir. Bugün esas itibariyle zaman zaman insanlar, peygamberin hadisi veya peygamberin sünneti diye o kadar detaylı ÅŸeylerde kılı kırk yararak kıyamet kopartıyorlar ki ama çok önemli ve asli konuları konuÅŸmuyorlar, deÄŸil mi?

Genç Öncüler: Son dönemlerde bu ayrımı daha da netleÅŸti. Haklı olsun haksız olsun bir çok konuda taraf olan iki grup çıktı. Birincileri kendilerini tamamen Kuran fedaisi, Kuranın kahramanı olarak görüyor. Sünneti reddeden, peygamberi bir postacı olarak gören, peygamberin örnekliÄŸini hiçe sayan, görmezden gelen bir grupken, diÄŸeri de kendisini sünnet ve hadis fedaisi, koruyucusu olarak gören ve bunlardan rant devÅŸiren baÅŸka bir grup. Her iki eÄŸilim arasında  Türkiye’nin ve Müslümanların sosyal, siyasi ve ekonomik bütün gündemlerinden uzak bir ÅŸekilde çok çetin bir tartışma sürdürülmektedir.Bu tartışmaya dışarıdan baktığımız zaman, Ä°slamî diyebilir miyiz ya da hakikaten Kuran ve sünnet ayrımındaki bu tartışmada ÅŸu doÄŸrudur diyebileceÄŸimiz taraf var mıdır?

Åžemsettin Özdemir: Aslında bu tartışmalar tarihin eski evrelerinde de zaman zaman olagelmiÅŸ. Birbirini tekfire varan ve birbirlerini anlamamak için bu tartışma olagelmiÅŸ ve zaman zaman farklı coÄŸrafyalarda tavan bulmuÅŸtu. Yeni bir olay deÄŸil. Bizim burada yeni bir olaymış gibi nüksediyor.

Evet, bir taraftan insanlar Kur’an diyor ama öyle bir Kur’an demeye kalkıyor ki vardığı sonuç, bu Kuranı alıp aktaranı yok sayarak hareket etmeye çalışıyor. Kur’an Ona indi, o onu  insanlara tebliÄŸ etti ve o aynı zamanda onu uyguladı. Bu gerçeÄŸi neden yok saymak için çaba gösteriyor bu insanlar? Yani gökten bir kitap indi ortaya, “ey Müslümanlar alın iÅŸte size kitab gelmiÅŸ”, böyle gelmedi. Allah, Hz peygambere bunu insanlara öÄŸret dedi; anlat, açıkla, izah et. Bunlar ayetlerin içinde var. Nasıl olur bir zihin kendi Kur’an ve hayat hakkında bir sürü laf ettiÄŸi halde bu konuÅŸma hakkını peygambere vermez. Nasıl onun adına konuÅŸma ve yaÅŸamayı yok sayar! Bu hal çok düÅŸüncesizce, hissi ve sığ bir yaklaşımdır. Kendinin 1400 sene sonra konuÅŸma hakkı olacak, Hz. peygamber hiç bir ÅŸey konuÅŸmamış ve yaÅŸamamış olacak, mümkün mü? Hz peygamber o topluma 23 senede inen kitabı aktardı, anlattı, öÄŸretti, onları onunla insanları eÄŸitti.

Sordu; “ya Resulullah bu nedir, ÅŸu nedir?” Diye. Bu kitaba uygun bir savaÅŸ stratejisi uygulandı. Önce saldırılara cevap verildi vs. Bütün bunları uygulayan Hz. peygamberin baÅŸkanlığında bir toplum. Tüm bunları yok sayarak nasıl böyle bir sonuç çıkartırsınız!? Allah, Hendek ve Uhud savaÅŸlarına atıfta bulunuyor. Bunu anlamak için siz ister, istemez siyerdeki bilgiye bakıyorsunuz. Kim diyebilir ki bakmayalım. Çünkü atıf o olaylara atıf, yaÅŸayan ve bilen bir topluma konuÅŸuyor orada. O toplum bu tecrübeyi yaÅŸamış Kuranı aktarırken, yeni toplum Kuranı okurken bu bilgiye bakmaya mecburdur. ÖÄŸrenecek bunu; acaba atıf nereye diye.

Åžimdi bu çok sığ bir anlayış; efendim Kuran var, Hz. peygamber postacıdır. EÄŸer öyle olsaydı bu yazılan metin, Allah tarafından bir celsede inerdi; “ey insanlar buyurun bu kitap sizin, bundan sonra benden bir ÅŸey yok” derdi.

Bu tutum, aÅŸağılık kompleksi taşıyan, bence derin düÅŸünmekten yoksun bir zihnin ürünüdür ve böyle düÅŸünenlere dünyada bir ÅŸey kazandırmaz, ahirette onları riske sokar.

Geldik ikinci taifeye: Hadiscilik konusunu abartıp öne çıkartan, nerdeyse sünnet ve hadis diyerek bunu Kuran’a eÅŸit tutan, hadis kitapları olmazsa din nerdeyse olmayacak diyerek aşırıya giden baÅŸka bir yorum söz konusu. Böyle düÅŸünen insanlar için Ebu Hanife çok makbul bir adam deÄŸildi. Çünkü Ebu Hanife yöntem olarak peygambere deÄŸil hadislere kuÅŸkuyla baktığı için delil olarak çoÄŸunu kullanmadı. Bu hadislerin kitaplaÅŸması 150 sene sonradır. Bu kitaplar, Resulullah zamanında veya ondan sonra yazılmadı.

Dinde eksiklik mi kaldı o zaman? ArkadaÅŸ orada muhkem ve tartışmasız bir kitap var. Önce on defa, yirmi defa o kitabı oku. Sonra o kitap adına konuÅŸan peygambere mal edilen sözlere ve uygulamaya bak.  O zaman neyin doÄŸru ve neyin yanlış olduÄŸunu daha iyi görürsün.  Ama bakıyorsun bir çok sözde hadis savunan, “hadisçi” geçinen arkadaÅŸ hayatında ciddi bir ÅŸekilde okuyup anlamak va hayatlaÅŸtırmak için Kur’an’ı Kerimi inceleyerek- düÅŸünerek ciddi bir ÅŸekilde okuyup üzerinde kafa yormamıştır.

Hadis konuÅŸuyor ama aslında bilgisi yok o konuda. Hoca taifesinin çoÄŸu da böyle. Böyle bir insan oturup ciddi olarak okuyup araÅŸtırsaydı, sorsaydı  “ey iman edenler, size fasığın biri haber getirdiÄŸi zaman, onu etraflıca araÅŸtırın yoksa bilmeden bir topluma haksızlık edersiniz.” Hucurat suresindeki ayette olduÄŸu gibi (ki o yanlış haberi getiren sahabeden biriydi. Zekât toplamakla ilgili bir olaydı.) hadisleri de nakledenler insanlardır ve onlarda haber getirmiÅŸlerdir. O yüzden bunun gibi insanlar önce gelen habere bakacaklardır. 1400 senedir bu haber böyle nakledilmiÅŸ ve gelmiÅŸ olabilir. Senin yeniden Allah için, doÄŸruyu bulmak için, bu haberin kaynağı gerçekten doÄŸru mudur diye bakıp sorgulaman gerekmez mi?

EÄŸer böyle yapılmış olsa, Kuranı Kerim’i merkeze alanların karşısına neredeyse rakip olarak bir Hadisçilik çıkartılmazdı. Bu iki tarafgir görüÅŸün bugün sanki birbirine rakip gibi kavga etmek yerine her ikisine düÅŸen ÅŸey ÅŸudur:

Öncelikle Allah’ın kitabını ve onun muhtevasını devamlı okuyarak kavramları daha iyi oturtmak; iki, bu metni, bu mesajı Hz. Peygamber nasıl uygulamış ve ondan gelen bilgiler gerçekten Resulullah’dan mı geldi ona bakarak yaklaÅŸmak ve eÄŸer bir kuÅŸku varsa onu belirterek aktarmak.

Her söz için ÅŸöyle dememeli: “Resulullah böyle buyurdu”. Kesin konuÅŸuyorsunuz. Bu bir arızadır, tarihte olmuÅŸtur. Ama Müslümanlar bu durumdan er veya geç kesinlikle çıkacaktır. Bakın Kur’an’ı Kerim itikattan amele kadar ihtilafları, düÅŸmanlıkları ve çatışmaları ortadan kaldırmaya geldi. Çatışmaları derinleÅŸtirmek için gelmedi.

Sözde Kur’an’a tabi olduÄŸunu, sözde peygambere tabi olduÄŸunu söyleyen insanlar dün ve bugün, fikren ve eylemsel olarak çatışıyorlarsa bu Kur’an’ı Kerime yapılmış en büyük iftiradır.  O zaman insanlar laik ve seküler kesimin dediÄŸi gibi ÅŸöyle der: geçin ümmet kardeÅŸliÄŸini,  Kur’an birleÅŸtirmiyor sizi, çatışıyorsunuz. Demek ki, biz böyle yaparsak onları haklı çıkartırız.

Kuran gereÄŸi gibi okunursa, tedriciliÄŸi ve muhatabı dikkate alan özelliÄŸini ve deÄŸiÅŸim sürecini dikkate alan bütüncül bir ÅŸekilde okursak ihtilafları ortadan kaldırır ve çatışmayı sonlandırırız. Tabii Müslümanlar arasındaki çatışmayı kast ediyorum.

Müminler arasında esasda farklı itikadi fırkalar olmaması gerekir. Hele hele bu tarz sözde farklı itikadı farklılıkları çatiÅŸtıramazlar.

Eylemsel farklılıkları ise hayırlarda yarış olarak kullanır. Yorum farkı vardır. Ben Arabistan’da düÅŸünüyorumdur, sen Rusya’da düÅŸünüyorsun, diÄŸeri Türkiye’de düÅŸünüyor. Bu üç coÄŸrafyanın ÅŸartları farklı olduÄŸu için farklı yorumlar yapabiliriz. Ama bu hayırlarda yarıştır. DüÅŸmanlık deÄŸildir. Sen Arabistan için ÅŸu model daha uygundur derken ben Türkiye’de daha farklı bir model önerebilirim.  Allah hayırlarda yarışın diyor, hayırlarda çatışın demiyor. Birbirinizi öldürün demiyor. Mutlak haram olanın dine mal ederek yapmak kadar kötülük olmaz.

Maalesef henüz ciddi bir ÅŸekilde ümmetin çoÄŸunluÄŸunun Kur’an’la irtibatı zandan öteye geçmemektedir.  BirçoÄŸunun Kur’an’ı Kerim hakkında bilgisi sığıdır, duyduklarıdır. Çok fazla okuduklarını söyleyenler, lafzını okumaktadırlar. Muhtevası islami cemaatlerin, vakıfların, örgütlerin, teÅŸkilatların ve kurumların eÄŸitim metni deÄŸildir.

Zaten öyle olsaydı, Ä°slam dünyasında ve Türkiye’de dini merkeze aldığını iddia eden bir grup, bu alçakça kalkışmayı ve çatışmayı yapamazdı. Ä°nsanları bu kadar rahat öldüremezlerdi. Belli ki referans, lafta Kur’an, amelde kendi heva ve hevesidir. O bakımdan tarihte ve bugün bu tartışmalar, dünyada Müslümanlara hangi mesajı götürüyor?

Haram aylarda çatışıyorsun, Ramazan ayında çatışıyorsun, Bayram günü bombalarsın. Sizin bir an bile olsa birbirinize saygı gösterecek gününüz de mi yok? Hadi Müslüman’ın Müslüman’la savaÅŸması haram ama bu bayramda daha da haram olması lazım. Bayramın hatırı için, Ramazan’ın hatırı için haram ayların hatırı için ateÅŸkes yapın.

Bu din size bunları emretmiyor mu? O bakımdan genç kardeÅŸlerimizin bütün bu gerçeklerden hareket ederek yeni bir geleceÄŸi inÅŸa ederken,  bu bakış tarzını daha iyi kavrayıp özümsemesi gerekir. Yarının Ä°slam dünyasını bugünün gençleri temsil edecekler. Bir müellifin çok güzel bir sözü var. Müfredat ne kadar güzel olursa olsun, eÄŸer onu uygulayan bir kadro yoksa sonuç yoktur.

Genç Öncüler: Kur’an gibi deÄŸil mi hocam?

Åžemsettin Özdemir: Evet. Kuran dünyanın en iyi müfredatıdır. Ama Müslümanların son bir kaç yüzyıllık sefaletinden dolayı haÅŸa yerlerde sürünüyor.

Genç Öncüler: Peki baktığımızda Türkiye’de ve dünyadaki Müslümanlar arasında bu ve buna benzer ihtilaflı grupların çatışması, hakikaten ilmi ve masumane mi yoksa bu grupların toplum üzerinde ya da devlet üzerinde din adına rant devÅŸirme, din adına söz sahibi olma, “din bizden sorulur” hesabı olarak nitelenebilir mi?

Åžemsettin Özdemir:  Büyük oranda zaten çatışma sebebi budur. Allah Kuran’da farklı yerlerde buyuruyor ki: “Sizden kendilerine kitap verilenler, kendilerine hak geldikten sonra aralarında çekememezlik, haddi aÅŸma yüzünden çatıştılar.” der.  Müslümanlar niye çatışır? Sen mi daha üstünsün ben mi der; enaniyet, seni kıskanma veya baÅŸka bir ÅŸey. Bu çatışmalar hayra alamet çatışmalar deÄŸil. Samimi olsalar insanlar derler ki, farklılıklarımızı gelin adam gibi konuÅŸalım, tartışalım. AnlaÅŸtıklarımızla yola devam edelim. AnlaÅŸamadıklarımızda yeniden konuÅŸalım. Niye birbirimizle kavga ediyoruz?

Bir müminin itikadı olarak iki tarafı olmaz. Bakmayın geleneÄŸimizde var o. Olur mu öyle ÅŸey, itikat tektir. Küçük yorum farklılıkları olabilir ama özü itibariyle tektir. Allah’a imanın, peygambere imanın, meleÄŸe imanın, ahirete imanın, kitaplara imanın veya kurumsal olarak bu vahye imanın iki ÅŸekli mi olur yani? Birinin doÄŸru bu  dediÄŸine diÄŸeri hayırmı diyecek? Ä°nançta doÄŸru tektir.

Pratikte çözüm teklifleri farklı olabilir.Önceden ifade ettiÄŸim gibi bölgelere, ÅŸartlara, siyasal durumlara göre farklı metotlar olabilir.

Adamın birine demiÅŸler ki: “ne istiyorsan söyle onu sana vereceÄŸiz”. Heyecanlanmış. Ama demiÅŸler sana vereceÄŸimizin iki katını da komÅŸuna vereceÄŸiz ona göre söyle. Adamda komÅŸusunu çok kıskanıyormuÅŸ. DüÅŸünmüÅŸ ve tek gözünün kör edilmesini istemiÅŸ. O zamanda komÅŸusunun iki gözü kör edilecek.

Haset öyle bir felakettir ki, bazen hak üzere olduÄŸunu iddia eden insanlar tamamen çekememezlik ve kıskançlık yüzünden birbirlerini yok ederler. Bu kavgalar bir; yabancı istihbaratların tahrikleriyle, iki; Müslümanların sığ yaklaşımlarından dolayı, üç; bedevi anlayıştan dolayı oluyor.

Önce arkadaÅŸ olalım. Müslümanlar insanlığa bir ÅŸey kazandırsın. Niye kavga edeceÄŸiz ki? Tarihimizdeki çatışmaların büyük çoÄŸunluÄŸu haksız iÅŸler yapmışlardır ve bize kötü miras bırakmışlardır. Bugün de böyle. Bunlar insan arızasıdır. Daha doÄŸrusu yetiÅŸmemiÅŸ nesiller problemi var. Bu vahyin izzetine, onuruna, özelliÄŸine uygun kaliteli bir insan yetiÅŸtiremedik henüz. Fakat dünden daha iyiyiz. EÄŸer bu kadro belli oranda kendilerini yetiÅŸtirirse bu arıza kaybolur. O zaman hak gelir, gerçekten batıl kaybolur. Hak, bu kadroların ÅŸahsında bir model olarak etkin hale gelirse, bu art niyetli kötü insanların etkisi toplum nezdinde saygı görmez.

Onun için çabalarımızı rahmetli Seyyid Kutub’un demeye çalıştığı gibi Kur’an neslini, o beklenen kadroyu yetiÅŸtirerek ortaya koymamız lazım. Dünya’ya örnek olacak, bu bunalımdan Türkiye’yi ve Müslümanları çıkartacak dört başı mamur, vahyi çok iyi bilen, resulullahın vahyin örnekliÄŸinden bugüne hangi çıkarımları yapabilirizi bilecek ve dünyanın yedi milyar insanına bu dini onların anlayacağı bir üslupla, onları tanıyarak anlatacak bir kadro ile oralara götürebiliriz.

Genç Öncüler:  “Biz ÅŸu an dünyayla savaşıyoruz” Daha doÄŸrusu onlar bizimle savaÅŸmaktadırlar.. Gündemimizi oluÅŸturacak ekonomik, politik çok fazla sorun varken, Ä°slami STK’larımız bunları gündem edinmek yerine daha farklı gündemler üzerinden kısır döngülü tartışmalarla meÅŸguller. Bizi bu tartışmalardan uzak tutacak, islami gündemimiz doÄŸru zemine oturtacak ve bizim bu savaÅŸtaki konumumuzu doÄŸru oturtacak Kur’an ve sünnet anlayışına ihtiyacımız var. Peki, bu anlayışı nasıl ve hangi ne ÅŸekilde zihnimizde oturtmamız gerekir?

Åžemsettin Özdemir: Ä°kisine hak ettiÄŸi deÄŸeri iyi vermek lazım.  Bir müminin asli hedefi ne olması lazım?

Bir: Kur’an’ı Kerimi gereÄŸi gibi okuyup anlamak her müminin görevidir.

İki: Kuranı Kerimin ifade buyurduğu gibi itikadi bir bilince ve eylemsel bir hayata sahip olmalıdır.

Üç: Bu vahyi bütün insanlığa tebliÄŸ etmek için çaba göstermektir. Çünkü yedi milyar insan bu vahyin muhattabıdır.

Dört: Bu vahyin ortaya koyduÄŸu hayat tarzını Hz. peygamberin ortaya koyduÄŸu uygulamaları da dikkate alarak bu çaÄŸda yeniden modelleÅŸtirmelidir.

Bu bakımdan Kuran bir hayat kitabıysa, o kitabın ifadesiyle bizler ibadet için yaratılmışsak, halife olarak yaratılmışsak insanlığa huzurunu saÄŸlamak üzere, dünyada adaletli bir yönetimi inÅŸa etmeyi bir görev olarak bilmeliyiz.

Dolayısıyla Kuran bize büyük bir sorumluluk yükler. Bu sorumluluk ÅŸuuru, önce bulunduÄŸun coÄŸrafyada adaleti hâkim kıl, zulmü ortadan kaldır. Öyle bir sistem inÅŸa et ki vahyin ilkelerine uygun olsun. Burada Müslüman ÅŸuna bakacak: “Kuran ana esastır.  Bizler beÅŸeri bir model oluÅŸturacağız. Bu model vahye uygun olmalı ama onu biz müminler oluÅŸturacağız.“

Bu modelin Türkiye’de Müslümanlar için rahmet olduÄŸu kadar Müslüman olmayanlar içinde rahmet olması gerekir. Hz peygamberin bir vasfı vardır; Allah’ın buyurduÄŸu üzere âlemlere rahmet olarak gönderildi.  Allah’ın verdiÄŸi bu vasfı Resulullah uygulamaya çalıştı. Öyleyse her mümin de ÅŸöyle bakmalı: “ben Hz. peygamberin Kuranın hayata tatbik olma tarzı olan rahmet olma vasfını kuÅŸanmalıyım.” Yani biz öyle bir model ortaya koymalıyız ki, o modelde her insan Müslüman olsun veya olmasın dürüst olmak kaydıyla huzurlu olsun. GeçmiÅŸ Ä°slam kentlerinde Endülüs’ten Ä°stanbul’a, BaÄŸdat’tan Tahran’a her türlü insan gelip özgürce yaÅŸamıştır. Ä°kinci olarak Allah, Kur’an’da Hz. peygambere insanlara ÅŸahit ol buyurmuÅŸtur. O size ÅŸahit, siz de insanlara olun diyor bazı ayetlerde. Hakkın, adaletin, daha doÄŸrusu vahyin teorik ve pratik olarak hayatta ortaya konması ÅŸahitliktir. Size bakarlar ve sizi örnek alırlar. Bu açıdan Kur’an huluk-ul azimde(muhteÅŸem bir ahlak), ÅŸahit olmada, rahmet olmada, usvetul hasene(en güzel bir örneklikte) olma konularında Hz. peygambere verdiÄŸi özellikleri peygamber hayatta uygulamıştır.

 

Müslümanların günümüzde bahsettiÄŸimiz resulullahın ÅŸahit olma vasfının, hulukil azim olma vasfının, rahmet olma vasfının, usvetul hasene olma vasfının yaÅŸayan ÅŸahitleri olmaları için çabalamaları gerekir. Biz bu dini yeniden bütün kurum ve kuruluÅŸlarıyla bir modele ancak böyle dönüÅŸtürebiliriz. Ä°ÅŸte Kuran bizden peygamberi bu ÅŸekilde örnek almamızı istiyor. Ivır zıvır konularda, detayın detayının detayı konusunda kılı kırk yararak basit ÅŸeyleri sünnet diye ortaya çıkartıp birbirini tekfire giden insanlara soruyorum:  Hz peygamberin uyguladığı çok önemli sünnetler var. Bunları uygulamıyorsun, niye uygulamıyorsun? Niye en güzel model olmuyorsun? Niye birbirilerinizi tekfir ediyorsunuz, suçluyorsunuz? Siz bunu nereden öÄŸrendiniz? Kur’an öÄŸretti mi, haÅŸa! Sünnette bu var mı; yok. O zaman nereden öÄŸreniyorsunuz? Hz peygamber Uhud savaşında kendi kesin emrine raÄŸmen cepheyi terk eden okçularla ilgili tavrı Allah’ın onayladığı ÅŸu hareket tarzıdır: “Allah’tan bir rahmet olarak onlara yumuÅŸak davrandın. EÄŸer kaba ve katı yürekli olsaydın onlar senin etrafından dağılırlardı.”(3/159). Hz peygamber bu okçuların samimi olduklarına inandığı için onlara küsmedi, dışlamadı, hakaret etmedi, tekfir etmedi. Peygamberin bu uygulamasını Allah onayladı. Bu Muazzam bir af mekanizmasıdır. Bunun gibi bir çok hata yapan Müslümanlara karşı Hz. peygamber nasıl bir sünnet, nasıl bir uygulama, Kuranın ruhuna uygun nasıl bir model çıkardı? Bugün olsa bazı Müslümanlar 30 yıllık hataları ÅŸimdi bile konuÅŸuyorlar. Peygamber böyle yapmadı. Kuran’da da bahsedilen ifk olayında Hz. peygamberin hanımı Hz. AiÅŸe’ye zina etti iftirası atılır. Ne acıdır ki bu çok can sıkıcı bir süreçtir. Sürecin sonucunda konuyla ilgili ayetler gelir ve olay anlaşılır. Zaten bu konuda Hz. peygamberin bir tereddüdü asla yoktur. Ama bazı Müslümanlar sessiz kalmışlardır. Rivayete göre Hz. peygamber bu baÅŸlatan kiÅŸiye had cezası uygular. Fakat sonra peygamberin bunu taşıyıp aktaranlara karşı herhangi bir aÅŸağılama ve tahkire izin vermediÄŸini, Kuran’daki tenkiti yeterli gördüÄŸünü (ki zaten o ayetler okundukça olayın muhatapları hataları iÅŸleyenler kendilerini devamlı suçluyor ve bu onlara ceza olarak yetiyor)  biliyoruz. Bakın uygulama bu, sünnet bu: büyük hata yapılmış ama Resulullah onlara kin duymamış ve affetmiÅŸ onları. Bunun gibi birçok örnek vardır. Hz peygamber bu konularda yumuÅŸak bir üslup takınmış, affetmeyi benimsemiÅŸ. Bu çok önemli bir konu. EÄŸer Müslümanlar bu örneklikleri anlasa ve uygulasa basit kavgalar çıkmaz. Bakın Allah uyarıyor bazen sert uyarıyor. Ama Hz. peygamber bu insanları kazanmak için hareket ediyor. YumuÅŸak bir tavır. Ä°ÅŸte sünnet bu, Hz. peygamberi örnek almakta bu. O bakımdan komÅŸularımızdan, arkadaÅŸlarımızdan, farklı hiziplerden, farklı kuruluÅŸlardan meydana gelecek yanlışlara, kötülüÄŸe iyilikle karşılık verin uygulaması risaletin, Kuran’ın hayata tatbik tarzıdır. Bunların hepsi baÅŸlı başına her baÅŸlık bir ders konusu olacak ÅŸekilde geniÅŸtir. Kuranı Kerim Tevbe suresinde kimi münafıklara ve kimi Müslümanlara sefere gitme konusundaki zaaflarından dolayı çok ağır bir eleÅŸtiri yapar. Ä°lkesel olarak onları sertçe uyarır. Ama Hz. peygamber bu ayetlerden yola çıkarak bir hafiye örgütü kurmaz. Hz peygamber bu uyarıların anlayana yeterli olduÄŸunu ve asıl insanların bu uyarılarla dönüÅŸebileceÄŸini ve deÄŸiÅŸebileceÄŸini kabul eder ve bahsettiÄŸimizi yapmaz. Gerçekten bu kiÅŸilerin belki de bir çoÄŸu ileri ÅŸuurlu Müslümanlar olmuÅŸtur. Yani sünnet, iÅŸte tam da budur.

Hz peygamberin gücü ve kuvveti var. Toplumun hem siyasi lideri hem de bir resul. Kendi ÅŸahsına olmak kaydıyla da yanlışlık yapan insanlara karşı risaletin hassaten ÅŸahsıyla ve siyasi konumuyla onları susturmaya kalkmıyor. EÄŸer böyle yapsaydı, onu örnek alanlarda hâkim olunca kimsenin aÄŸzını açtırmazdı. Gerçi bu güzel örnekliÄŸine raÄŸmen onu örnek aldığını söyleyenlerin bazıları da kimsenin aÄŸzını açtırmıyorlar. EÄŸer örnek alıyorsanız, adam gibi örnek alın; sünneti orada görün. Peygamber kimseyi susturmuyor. Bu çok önemli bir konu. Toplumu yöneten kadroları, liderleri, yarın ülkeyi yönetecek olan genç insanlar peygamberin bu tarz örnekliklerini çok iyi kavramaları gerekir. Peygamberin bu örnekliÄŸini uygulamayanlar ise gücünü, kuvvetini, yetkisini, polis ve asker gücünü terörize ederek aÄŸzını açanı susturmak için konuÅŸursanız, insanları korkutur ve susturursunuz ama münafıkları çoÄŸaltırsınız. Maksat münafık çoÄŸaltmak olmamalı, o bakımdan örnekliÄŸin pratiÄŸe yansıması gerekir. Gerçekten eften püften konuları sünnet etrafında birbirleriye uÄŸraÅŸan insanlar gelsinler de Hz. peygamberin Kuranı Kerimi hayata tatbik konusundaki bu tutum ve tavırlara (ki bununla ilgili onlarca örnekler var.) bakarak hareket etsinler. Bakın ben Genç Öncüler adına yaptığınız bu röportajdaki tek arzum ÅŸu: Genç kardeÅŸlerimizin bu örnekleri ahlak haline getirip, kızdıkları zaman affetmeyi becermeleri, kötü yapılan bir yanlışa iyilikle muamele etmeleri, hem Kuran Kerim’in bize emrettiÄŸi hem de Hz. peygamberin yaÅŸayıp bize model bıraktığını uygulama örnekleridir. Sünnet istiyorsanız burada, vahiy istiyorsanız burada. O bizi çatıştırmıyor, birleÅŸtiriyor. O bize, Allah’ın ipine sarılın vahiyde buluÅŸun diyor.

 

Hiçbir Müslümanın Kur’an’a bu kötülüÄŸü yapma hakkı yok. Kur’an çatışmayın, ayrışmayın, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın diyor. Herkese Allah’ın ipine sımsıkı yapışın denirken, Müslümanlar birbirini Kuran adına öldürüyorsa, Kur’an’ı Kerim’e yapılmış en büyük kötülük tam da budur. Gavurlar bile böyle kötülük yapamaz. Ä°nandığını söyleyenler malzeme birikimlerini bahane ederek adı Kur’an ama kendi yorumları üzerinden çatışma ortaya koyarak, dünyadaki milyarlarca insana bu Ä°slam, bu din Müslümanları birleÅŸtirmiyor ki bizi birleÅŸtirsin; bu dinde bir ÅŸey olsaydı Müslümanlar birbirlerini öldürmezdi, dolayısıyla bu din iyi bir ÅŸey deÄŸil dedirtebilecek hataları yapanlar nasıl hesap verecekler, otursunlar düÅŸünsünler.


Okunma : 1426

Yorumlar

  1. Ayşe Biçakcı
    28 Nisan 2019
    Böyle aşkın bir uslubu okumak ah! Keşke eyleme dökebilseydik! Söylemlerin kıskacında direnenmeye çalışan kuldan selam olsun sizlere ...

Bir Yorum Ekle

Gönder