Klasik Edebiyat Geleneğimizde Şehr-i Ramazan

Seçil Alten Genç Öncüler 14 Temmuz 2021 0 Yorum

KLASİK EDEBİYAT GELENEĞİMİZDE ŞEHR-İ RAMAZAN

 

Sâye saldı ehl-i imân üstüne 

Hamdülillah geldi mâh-ı ramazan 

Doğdu ol nur ehl-i irfan üstüne 

Hamdülillah geldi mâh-ı ramazan

İsmail Hakkı Bursevî

 

İnsanın sahip olduğu yaşam pratiklerinin izlerini, ortaya koyduğu faaliyet ve ürünler üzerinden gözlemlemek her dönemde ve coğrafyada mümkün olmuştur. Özellikle toplumların kültüründe, hayatı yaşama ve anlamlandırma biçiminde son derece belirleyici olan inanç unsurunun maddi ve manevi üretim üzerindeki etkisi yadsınamaz bir olgudur. Bu veçheden bakıldığında Müslümanlar için de hayatın her alanını kuşatıp tertip eden hâkim kılavuz şüphesiz İslam dinidir. Dolayısıyla İslam dininin emrettiği veyahut tavsiye ettiği tüm hâl ve hareketler Müslümanların sosyal ve kültürel faaliyetlerine de konu olmuş ya da bir yönüyle tezahür etmiştir. Kültürel faaliyetlerin bir branşı olan edebiyat söz konusu olduğundaysa bu pratikler tüm ince anlam ve karşılıklarına varana dek söz yoluyla geniş bir ifade ve temsil imkânı bulmuştur.

 

İslam dininin emrettiği ibadetlerden birisi de oruçtur. Bu ibadetin ramazan ayı içinde ihya ediliyor olması hasebiyle de İslam dini ramazan ayına hususi bir kıymet vermiştir. Müslümanların hayatında çok önemli ve özel bir yere sahip oruç ibadeti ve ramazan ayı klasik edebiyat geleneğimiz içinde ön plana çıkan ve çokça işlenen temalar arasında olmuştur. Kimi müellifler ramazan ve oruç konusunu yekpare bir şekilde ele alan eserler ortaya koymuştur. Öte yandan, bu tarz eserler dışında divan şiiri sahasında hemen hemen her şair divanında ramazan konusunu doğrudan ya da dolaylı olarak işleyen mısralar ve beyitler inşa etmiştir. Sonrasındaysa, İslam dininin ramazan ayına verdiği değerin etkisiyle zamanla divan şiir geleneği içinde “ramazâniyye” adı verilen müstakil bir tür doğmuştur.

 

Hâmilerinden lütuf görmek için fırsatları değerlendirmeyi iyi bilen divan şairleri, ramazan ayı söz konusu olduğunda bu ayı vesile kılarak ramazan konulu şiirler (ramazâniyyeler) kaleme almış ve devlet büyüklerine takdim etmiştir. Böylelikle ramazan ayının ihtiva ettiği tüm mana ve uygulamalar hem dinî hem de folklorik boyutları bakımından en zarif ayrıntılarına değin klasik edebiyatımıza aksetmiştir. Bu yansımanın neticesinde divan şiirinin kendine has hayal evreni ve renkli anlatım tarzının da katkısıyla gelenek içinde zengin ve gösterişli bir ramazan edebiyatı meydana gelmiştir.

Ramazâniyyelerde ana tema ramazan ayı ve oruçtur. Fakat bu tema çevresinde ramazan ayına özgü çeşitli sosyal unsurlara da şiirlerde sıklıkla rastlanır. Yani ramazan ayını daha çok dinî yönüyle işleyen ramazâniyyelere tesadüf etmekle birlikte, bu ayın sosyal ve gündelik hayat üzerinde oluşturduğu tesir ve değişimleri de yine bu tür şiirler üzerinden gözlemlemek mümkündür. 

Gökyüzünde hilalin görünmesi ve top atılarak halka ilan edilmesi ile başlayan ramazan ayının, Osmanlı toplumunda uyandırdığı heyecan ve coşkuya birçok ramazâniyyenin henüz ilk mısraları tanıklık eder. 18. yüzyıl divan şairlerinden Sünbülzade Vehbî, “Ham-ı ebrû-yı nigârı gözetirken yârân / Cünbişe başladı ebrû-yı hilâl-i ramazân” beytiyle ramazan ayının müjdecisi olan hilalin gökyüzünde fark edilmesiyle birlikte hissedilen neşe ve mutluluk halini dile getirir. Aynı yüzyılda yaşayan Nedîm ise bu coşkuyu; yeni ayın birdenbire gökte belirmesiyle, ilk teravih namazı için kıyama durmak üzere cemaatin hareketlendiğini anlattığı “Bağteten sâbit olup gurre firâşında imâm / Hâb içün yatmış iken etdi terâvîhe kıyâm” dizeleriyle hissettirir.

 

Ramazan ayına erişebilmek Müminler için bir sevinç ve heyecan kaynağı olmanın yanında aynı zamanda bir şükür sebebidir. Çünkü bu ay, Müminler için Allah’ın sonsuz rahmetine ve affına nail olmak için çok değerli bir fırsattır. Bu ayı hakkıyla idrak ve ihya edebilen Müminler, Allah’ın izniyle geçmiş küçük ve büyük günahlarından kurtulmuş ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak bayrama ulaşacaklarını çok iyi bildiklerinden bu aya ulaştıklarında ramazan ayını hamd ve senalarla karşılarlar. Nitekim 18. yüzyılın bir diğer şairi Nahîfî de “Sad şükr ü senâ lutf-ı Hüdâvend-i Kerîm’e / İrdik hele bin şevk ile şehr-i ramazane” beytinde söylediği gibi şehr-i ramazana kavuşabilmeyi dahi kerem sahibi Allah’ın bir lütfu olarak addetmiş ve bu nimet karşısında Allah’a şükrünü eda etmiştir. Ayrıca ramazâniyyesinde bu mübarek ayın teşrif etmesiyle gönlünün sürurla dolduğunu söyleyen Nahîfî “Bin hamd iderem Hakk’a ki ey şehr-i mübârek / Ser-mâye-i şevk oldı kudûmun dil u câna” beytiyle Allah’a şükrünü ve övgüsünü bir kez daha yineler. 15. yüzyılın ramazâniyye şairlerinden Mesîhî de “Tâat itsün diyü Allâh’a cemâhîr-i enâm / Bir güzel mihrâb göstermiş idi mâh-ı sıyâm” mısralarıyla, Müslümanların hep birlikte Allah’a taat ederek selamete ulaşması için oruç ve ibadet ayı olan ramazanın Allah’ın bir inayeti olduğunu belirtir.

 

Ramazan ayını diğer aylardan ayrıcalıklı kılan yönü bu ayın rahmet, mağfiret ve bereket ayı olmasıdır. Mübarek ramazan ayının bu huzur ikliminden tam manasıyla istifade etmenin ehemmiyetini bilen Müslümanlar bu ayı; geceleri ve gündüzleri, her anını ibadet, zikir ve duayla meşgul olacak şekilde geçirme gayretindedir. 17. yüzyıl şairlerinden Mehmed Kâmî Efendi, ramazanın kul için mağfiret suyuyla arınıp tazelenecek vakitler olduğunu “Âb-ı gufrân ile sîr-âb olacak demlerdür / Rûz u şeb olmadadur altun olukdan rîzân” mısralarıyla anlatır. Çünkü bu ayın her bir gecesi ve gündüzü haiz olduğu sayısız hayır ve lütufla esenliğe bir davettir. Kâmî bir diğer beytinde ise bu rahmet iklimini şöyle ifade eder: “Hâzır ol kim yine yağma-yı niamdur oldı / Zer-kilîd-i der-i gencîne-i rahmet-rahşân”. Yani ramazan ayına vasıl olmakla birlikte Allah’ın rahmet hazinelerinin sonuna dek açıldığını ve bu hazinelerin kullar üzerine türlü türlü nimetler yağdırmak için hazır halde beklediğini söyler. Sünbülzade Vehbî ise ramazanın maddi ve manevi bereketini “Bizi imsâk ile tazyîk eder amma rûze / Bezl eder kendisi dehre niam-ı bî-pâyân” mısralarıyla anlatır. Onun deyimiyle Allah’ın nihayetsiz nimetleri, oruç mevsimin beraberinde getirdiği feyzin etkisiyle cihana adeta yağmaktadır.

 

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Kur’an-ı Kerim bu ayda nazil olmuştur; efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bu ayda alemlere rahmet olarak müjdelenmiştir. Ramazanın esas kıymetini teşkil eden bu vasfını Nahîfî “Ey mâh-ı ulâ pâdişeh-i şehr-i şerâfet / Oldun kadem-i Ahmed-i Muhtâre nişâne” dizeleriyle ifade eder. Ahmed-i Muhtar olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinin bu ayda cihana malum olduğunu ve böylelikle onun bütün insanlığa şeref verdiğini söyler. Nahîfî Kur’an ayında içinde bulunulan dua ve zikir hâlinin kişinin kalbinde zuhur ettirdiği sükûnet ve huzuru “Her mâni-i ezkâr ile her nağme-i tesbîh / Hâlet getürür ışk ile şûride-dilâna” sözleriyle dile getirmeyi de ihmal etmez. “Rûzedârâna idüp semt-i tilâvet talim / İtdi ol rahle-i sîpâre-i zerrîni ıyân” diyen Kâmî ise, Kur’an kıraatleri ve mukabeleler dolayısıyla bu ay boyunca Kur’an-ı Kerimle çok yakın bir ilişki içinde olma hâline ve gayretine atıfta bulunur.

 

Ramazan ayı söz konusu olduğunda öne çıkan en önemli hususlardan biri de şüphesiz Kadir gecesidir. Bu gerçekten hareketle ramazâniyyeler de Kadir gecesinin önemini zikretme konusunda dikkate değer bir hassasiyet göstermiştir. “N'ola zâyende-yi îd olsa Saîd ismi ile / Şebi âbisten-i Ḳadr olduğu gün gibi âyan” beytinin şairi Vehbî bu gecenin ramazan ayı içinde gizlenmiş olmasının hikmetine değinir. 15. yüzyıl şairlerinden Şeyhî ise “Bu gice kadri bin aydan yiğ ise tan mı ki Hak / Kudretiyle şeb-i kadr itdi mukadder bu gice” mısralarıyla Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğunu bildiren âyet-i kerimeyi kaynak göstererek bu gecenin faziletini vurgular.

 

Ramazâniyyeler ramazan ayının meziyetlerine dair ayrıntıların üzerine incelikle eğilmiş, bu hususları maharetle işlemiş, talim etmiş ve bugüne aktarmıştır. Bunun yanında ramazâniyyelerin, ramazan ayının günlük hayattaki ve toplumdaki tesirlerine dair bilgiler sunan satırları da bir hayli hoş ve ilgi çekicidir. Oruç hali dolayısıyla iftar vakitleri ve iftar sofraları bu ayda insanları en çok cezbeden demler ve mekânlardır.  “Kurs-ı hurşîdi feleg mağribe saklar yohsa / Yerdi çokdan nazar-ı gürsine-çeşmân-ı cihân” beyti oruç haliyle kendine mukayyet olmakta güçlük çeken açların ahvalini nükteli bir dille aktarır. Öyle ki bu kişiler neredeyse gökyüzündeki güneşi dahi ramazan pidesi sanma eğilimindedir. Şeyh Gâlib ise oruçlunun bu hali karşısında muştularcasına “Keffâre-i zünûb ola ey mâh-ı savm-ı aşk / İftâr-ı vasla muntazır ol kim savâb olur” sözleriyle iftar haline kavuşmayı sabırla bekleyen kimsenin orucunun günahlarına kefaret olacağını dile getirir. 17. yüzyılın mahir şairlerinden Bosnalı Sâbit, “Şu’â-ı gurre degüldür zebânesi görinür / Derûn-ı câmi-i eflâka yakdılar kandîl” mısralarıyla bu aya mahsus camilerin mahya ve kandillerle donatılması âdetinden hareketle mahyalarla aydınlatılmış camileri gökteki ayın parıltısı ile mukayese eder. Mesîhî gayrimüslim ahalinin iftar sofraları karşısındaki şaşkınlığını ve hayranlığını esprili bir dille “Ehl-i Rûm aḫşamı envâ-i niamla pür görüp / Şübhesüz bilmişler idi cennet olduğını şâm” şeklinde ifade eder. Enderunlu Vâsıf, “Sıbyân-ı heves nîmet-i savm ile dimekte / Bu şeb beni cânım nene sahura uyandır” beytiyle sahura uyandırılmak için aile büyüklerine sıkı sıkı tembihte bulunan çocukların oruç konusundaki talepkâr ve heveskâr ahvalini bildirir. Koca Râgıb Paşa ise bu ayda toplumdaki başka bir değişim haline işaret eder, “Kesdiler mey-gededen bâde-perestân ayağın / Görüp el verdiğin âlem-i âba eyyâm” beytiyle bu ayda yasakların ve sakınmaların etkisiyle sarhoşların ve içki ehlinin de meyhaneden el ayak çektiğini söyler. Koca Râgıb Paşa bir başka beytinde, “Müşkil olsa ne aceb farkı melekle beşerün / Za’f-ı imsâk ile hep buldı letâfet ecsâm” sözleriyle bu ayda insanların oruç vesilesiyle günah ve şerden uzak durma çabası neticesinde ortaya çıkan letafet ve huzur dolu atmosferi tasvir eder. Onun bu nükteli anlatımına göre hal ve tavırlarıyla bu ayda insanlar neredeyse meleklerden fark olunmayacaktır. Kâmî ise bu ayda Müminlerin ihlaslı bir şekilde ibadet edebilmeleri için şeytanların zincire vurulduğunu haber veren hadisi “Çekdi Yecûc-ı maâsîye sed-i Zü’l-karneyn / Tâ hulûs üzre ibâdet ideler tâatiyân” mısralarıyla hatırlatır.

 

Ramazâniyyeler başta olmak üzere bunun gibi birçok beyit ramazan ayının Osmanlı toplumundaki folklorik ve kültürel yönlerini de bugünden müşahede etme olanağı ve zevki sunar. Vâsıf, Vehbî, Gâlib, Kâmî, Nahîfî, Mesîhî, Sâbit, Nedîm ve Koca Râgıb Paşa gibi daha nice şair ramazan konusuna divanlarında özel bir alan açmış ve bu ayın maddi ve manevi tüm hususiyetlerini söz ve ifade ilminin en can alıcı yönleriyle duyumsamaya ve duyurmaya çalışmıştır. Böylelikle bugün dahi toplumun keşfine, istifadesine ve beğenisine sunulmaya muntazır; eşsiz bir ramazan edebiyatını yazın geleneğimize kazandırmışlardır.

Şimdilerde hoş gölgesini üzerimize salan mübarek ramazan ayının Müslümanlar için selamet ve kurtuluşa ve tüm insanlık için hidayete vesilesi olması duasıyla…

 

 

Seçil Alten

 


Okunma : 178

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder