casino maxi

Yüzünü Kapayamayan Ellerinle Dağları Sırtlanmak

Tarih Ağu 22, 2015 0 Yorum

selami-yurdan-1

 

“Dağlardır benim yuvam

Sılamdır dağlar

Sılaya vuslatı özlerim

Kanım kaynar çeker beni

Ebedi yuvam dağlar

Haksızlık karşısında Ammar gibi

Kıyama çağırır beni ana kucağı gibi

Sıcak şefkatli dağlar

Duyarım sessiz çığlığını

Bosna dağları çağırır beni

Bekle geliyorum ey şehid dağlar”

 

1992 yılında Bosna Hersek’de zulüm kol gezerken üzerine düşenin farkında olan gençlerden biriydi Selami Yurdan.
“Bekle geliyorum Ey Şehid Dağlar!” dedi ve gitti. Beyazla siyah kadar netti hakikat. Görebilenlerden olmuştu…

 

1966 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde dünyaya gelen Selami Yurdan aslen Bitlislidir. 13 yaşında ailesiyle birlikte İzmir’e oradan da İstanbul’a göç eder. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Kundura İmalathanesi kurar. İmalathane bir zaman sonra hastaların , mazlumların dertlerinin dinlendiği, çözüme ulaştırılmaya çalışıldığı bir mekana dönüşür. Kirasını ödeyemeyen, senedini ödeyemeyen ona gelir, başı sıkışan onu bulurdu. Malını, Allah yolunda harcıyor, paylaşıyordu. Refah seviyesi yüksek olan Selami Yurdan dünyayı elinin tersiyle itip gerçek saadeti seçti.

Musab bin Umeyr’i örnek almak ne kadar da yakıştı sana Ey Şehidan…

 

İşi dışında sürekli İslami faaliyetler içerisinde koşuşturuyor, birçok gencin hidayetine vesile oluyordu. İnsanlarla diyaloğunu canlı tutardı. Çocukları çok sever, muhitindeki çocuklarla oyun oynardı. “Çok hareketli, yerinde duramaz biri” olarak anlatılır. Arkadaşları ona “Albay” diye seslenirdi. Zamanının çoğunu kitap okumakla ve tefekkürle geçirir, geceleri mezar ziyareti yapardı. Az uyurdu, çok derdi vardı…
En çok da evlilikle beraber kabuklarına çekilen İslami sorumluluklarını unutan Müslümanlara kızardı.

 

Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından büyük katliam başlamıştı. Selami Yurdan ve arkadaşları, Selami’nin önderliğinde yola çıktılar. Farklı cemaatlerden olan arkadaşlarıyla özlemini duyduğu vahdeti gerçekleştirmişti. Geride kalan dostlarıyla vedalaşırken sürekli Nisa Suresi 75. Ayeti okuyor ve vasiyette bulunuyordu;
“Kitaplarımı şu arkadaşlarıma verin… Dua edin, bu kıyafetlerim kefenim olsun, Şehid olayım.”

Arkadaşının dilinden yaşananlar:

“Konuşmalarımız Bosna’ya girince kesildi. Artık hiç konuşmuyordu. Daha sonra eğitime gittik. Selami’nin hâlet-i ruhiyesinde büyük bir değişme vardı. Yolculuk boyunca doğru dürüst konuşmamıştı. Selami, oradaki çocuklara ilahi söyletiyordu. Boşnaklar ilahiyi çok severler. Bayram Doçe diye bir ilahi var. Yunus Emre’nin ‘Bayram Geldi’ ilahisini Boşnakçaya çevirmişler. Selami, onlara bu ilahiyi söyletiyordu. Bir saat falan onlara bu ilahiyi söyletti. Hatta, şehid olduktan sonra, Onu tanıyan çocuklar “Bu Bayram Doçe, Bayram Doçe” diyorlardı.

Şehid olduğu gün, cephede Selami sürekli “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” diyordu. Bana, “Hadi Ufuk yürü!” dedi. Söylediği son dünya kelamı da bu oldu. Üzerimize, sağ tarafımızdan, doğu tarafından ateş ediliyordu. Bulunduğumuz yer ormanlıktı ve yerde, tam dört parmak kalınlığında kuru yapraklar bulunuyordu. Bastığımızda kayıyorduk. Doğu tarafımızdan sürekli ateşe devam ediliyordu. Önümüzde mayınlı bir bölge olduğunu önceden biliyorduk. Buradan geriye doğru çekiliyorduk, tam o sırada mayınlı bölgenin Sırp tarafından, bizim bulunduğumuz bölge, ağır silahlarla taranmaya başladı. Tam o esnada, ben Selami’nin tekbirlerini duydum. Selami vurulduktan sonra, arka arkaya 5 kere tekbir getirdi. Daha sonra gördüğümüzde bir kurşunla vurulduğunu anladık. Vurulduktan sonra, kalan son gücüyle beş defa tekbir getirdiği anlaşılıyordu. Yanımdaki arkadaş bana bağırdı “Ufuk! Selami vuruldu. Git Onu al!” Ben hemen yerimden fırladım. Vurulduktan sonra geriye doğru yamaçtan yuvarlanmıştı. Yanına ulaştığımda, yüzüstü yatıyordu. Karın boşluğundan tek kurşun yemişti. Kurşun, girdiği yerin tam arkasından çıkmıştı.  Ruhunu Allah’a teslim etmişti. Biz üzülmedik, bilakis sevinmiştik. Ben Selami’yi aldım, geri hatlarımıza doğru götürüyordum. Arkamızdan yaylım ateşine devam ediyorlardı. Aramızdan yüzlerce kurşun geçiyordu. Etrafımıza havan mermileri düşüyordu. Yaprakların üzerinden kaya kaya gidiyorduk. Üzerimize sürekli olarak ateş ediliyordu. İki kişi, kol ve bacaklarından yaralanmışlardı. Ama Şehid olmak sadece Selami’ye nasip olmuştu.”
şehadet

Selami vasiyeti üzerine, Travnik’de Osmanlı’dan kalma Hacı Ali Begova Camii mezarlığına defnedildi. Defin olayı bittikten sonra 84 günden beri yağmayan yağmur yağmaya başladı…

Halkalı’da, oturduğu mahallede 27 Ağustos’da gıyabi cenaze namazı kılındı. Vasiyeti üzerine, düzenlenen her gösteride bulunduğu Beyazıt Camii’nde, 28 Ağustos Cuma günü, on binlerce kişinin katıldığı gıyabi cenaze namazı kılındı.
O gün, şehidin babası; “Selami’nin düğününe hoş geldiniz. Bu gıyabi cenaze namazını oğlum Selami’nin düğün merasimi olarak kabul ediyorum. Ey nüfus kağıdında İslam yazanlar, bu dava hepimizin davasıdır. Ben bugün oğlum Selami’nin Bosna-Hersek’de şehid olmasının gururunu taşıyorum. Benim bir Selamim gittiyse, geride daha beş Selamim var. Şehidlik Cenab-ı Allah’ın lütfudur. Eğer beş yüz oğlum değil, beş milyon oğlum olsa bile, onları da Allah yolunda feda etmeye hazırım. Davamıza hep birlikte sahip çıkalım.” demişti.
Bir süre sonra şehidin babası ve kardeşi, Selami’nin ardından, kalan parasını vasiyeti üzerine alarak Bosna’ya götürdüler ve mücahid saflarına katılarak cephede çarpıştılar.

 

Şehadetinin ardından Bosna Hersek’de ‘Şehid Selami Yurdan Cephesi’ kuruldu. Birçok yardım faaliyeti organize edildi. Ardından onlarca Müslüman Bosna’ya yardıma koştu. O yıllarda doğan birçok çocuğa Selami, Yiğit Selami isimleri verildi.
 

22 Ağustos 1992 yılında Şehid olan Selami’nin adına, davasına yazılan ezgilerle marşlarla büyüyen nesiller, onu özlemle anıyor, anlamaya çalışıyor…

. Şehadetinden sonra, gerek Bosna’ya, gerek farklı cephelere gidip Şehid olanların notlarında Şehid Selami’nin şiirlerine rastlarız.

Şahid olarak yaşadığı 26 yıllık ömründe, şehadeti hak etmek için elinden geleni yapmıştı. Şehadetinden önce tuttuğu gece notlarında bu hazırlığını görüyoruz.

Şehadetinden önce tuttuğu gece notlarından bir kısmını sizlerle paylaşıyoruz:

 

 

Bugün, tarih sayfalarını zihnimde hayal eyledim dostlar. Tabii tarih dediğime bakmayın, kendi hayatımın tarihi…Çok sık rastladığım şey, yılların yorgunluğunu taşıdığımı hatırladım.
Gelip aynaya bakarak tebessüm ettim ve yüzümde beliren hatları, kullanılmışlık ifadesi olarak tasavvur ettim.Gördüğüm her çizgide farklı simalar ve farklı isimler… Tabii bunları zikretmeyeceğim.
Kapitalist toplumlarda yaşayıp, İslam için mücadele etmenin zorluğunu bir kez daha kabullendim ama her şeye rağmen, varız ve mücadelemizi sürdüreceğiz.
Hatta kanımızın son damlasına, canımızın son titreyişine varız…

 

**

 

Düşünmek gerekçedir, ihtiyaçtır, madendir.

Dünyanın dört bir yanında Müslüman, zindanlarda kan revan içinde, baskı, zulüm

altında. Harem-i Şerif, Mescid-i Aksa, uluslararası istihbaratın çizmesi altında.
Müslüman, sen nasıl düşünmezsin, düşünceni nasıl öldürürsün. Milyonlarca aç ve susuz insanı nasıl düşünmezsin?

 

**

SAAT 1.24

Zalim Gece

 

Benliğini kontrol edemeyen insan, sen neyi kontrol edeceksin. Zalimlerle uzlaşmak yerine sen insan, mazlum halkların hakkını savun. Sen insan, kara zindanlardaki hoş kokulu karanfili

büzdüren, laleleri inciten, menekşeyi ve sümbülü hor gören bahçıvan. Neylersin

hor görmek yetmez. Aç bırakılmış güvercini hiç düşünmez misin? Kanadı kırılmış serçeyi, kuma bırakılmış balığı görmez misin? Ey nankör insan, artık bu mahlukların haklarını isteyeceği günler yakındır. Senin gibi bahçıvanı ve hayvan bekçisini yargılayıp, sorgulayıp, haklarını savunan toplum ve kıyama duran çiçekler göreceksin.

 

**

Hiçbir zaman ve mekanda kadın için ve duygu

ve düşünceleri için esir edilmeyiz.

**

Kendiliğinden hiçbir şey halledilmez dostlar. Herkes inandığı kadar yükü yüklenmelidir ve

üzerine düşen görevleri gereği gibi icra etmelidir. İman etmediğin hiçbir işi yapma.

 

Sevginin anlaşılmazlığı, insanlığın kara

tarihine kurşunla yazılmış. Silinmesi mümkün değilmiş gibi.

 

**

Bir gün gelecek güneş doğacak. Ve bu güneşin

sıcaklığı, karanlığı boğacak. Güneşin sıcak pırıltıları altında özgürlükçü

insanlar doğacak. Dünlerin hesabını bugünlerden soracak. Mahkumiyeti

değerlendirecek, mahrum bırakanları yargılayacak. Sevgi, aşk, hoşgörü sahibi

insanlar, aşk pınarlarında yıkanıp tevhid havlusuyla bedenlerini kurulayacak.

İşte o zaman insan yaradılış gayesini idrak edecek. Tevhid pınarlarından gereği

kadar içemeyen insanlar ya köledir, ya efendi.

 

**

 

GECE SAAT 4.25

Sen hiç hiçlerden hiç oldun mu? Sen gözyaşlarını mezar taşlarına döktün mü? Sen ey sefil, ey rezil insan. Seni var edene hesap vereceğini düşündün mü? Sen Ey aciz mahluk. Gururlanıp toprağı çiğnedin de kendi bedenini hiç çiğnemedin.

 

**

GECE 1.15

Benim sevgilim, dertlerim, düşüncelerim.
Aç insanları düşünmek, onlarla olmak, odamda volta atıp, olayları değerlendirmek.
İdrak ettiğim şey şudur; benim yüzümü dahi kapatmayan ellerimle kocaman dağları avuçlamaya kalkışmış olmam. Çile çeken, çilekeş insanlarla olmak istiyorum.

 

 

                                                   ZEHRA YURDAN

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder