casino maxi
Talha Ulukır

Talha Ulukır

Tüm Yazıları

Talha Ulukır

@talhaulukir Syracuse Problemi, matematiğin henüz çözülemeyen bir problemidir. Lothar Collatz tarafından 1937 yılında ortaya atılmış. “3n+1 Teoremi” olarak da biliniyor. 1985 yılında Paul Erdos, matematiğin henüz bu problemi çözmek için yeterli olgunluğa erişmediğini söylemiş. Teorem ise söyle: “Elinize herhangi bir pozitif tamsayı alın. Bu sayı çift ise ikiye bölün, tek ise 3 ile çarpıp 1 ekleyin. Bu işlem sonucunda ulaştığınız sayıyı tekrar aynı değerlendirme ve işleme tabi tutun. Syracuse teoremine göre, seçtiğiniz pozitif tamsayı kaç olursa olsun bu işlem eninde sonunda 1 ile sonlanıyor.” Ölüm asla bir son değildir, en azından savaşın olduğu coğrafyalarda. Ölüm, ölen dışındaki insanlar için yeni bir hikayenin başlangıcıdır; artık kurallar değişmiş, hayatın ritmi farklılaşmıştır. Her ölüm ardında bir iz bırakır aynı zamanda, sadece bir iz değil tabi acı da bırakır. Hele savaşın olduğu bir coğrafyada ölüyorsanız coğrafya da ardında bir şey bırakır, yaşlı gözler ve dehşet verici olaylar. Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve’ün yakıcı bir filmini izlediğim için yürüdü bu kelimeler. 2010 yapımı bu film, aynı zamanda Kanada’nın Oscar adayı idi: Incendies. Türkçeye İçimdeki Yangın adıyla çevrildi vede Oscar’ı alamadı. Yıllar yılı savaş ve İslamiyet arasında kurulan nedenselliği yıkmak isteyen yönetmen, çizdiği karakterlerin aksi bir biçimde hikaye anlatmayı seçince Batı dünyasını oldukça rahatsız etmiş zamanında. Nawal Marwan, kanın eksik olmadığı coğrafyalardan kopup gelmiş bir kadındır. Kanada’ya yerleşen Marwan’ın ölümüyle başlıyor bizim hikayemiz de. Nawal Marwan vasiyetinde, ikiz çocuklarından bir şeyler yapmasını ister, bu dedikleri yapılmadığı takdirde de mezar taşı olmadan gömülmek ve kimse tarafından bulunup bilinmemek. Marwan’ın istediği bu şey geçmişe aittir, geçmişindeki iki insanı bulmasını ister çocuklarından; ikizlerin abileri ve babaları. Onları bulup bir mektup ulaştırmaları gerekmektedir. Mektupları ulaştırma görevi Jeanne’a düşer. Öfkesinin esiri Simon, bu mektupların sahiplerini bulup onları teslim etmeye yanaşmasa da bir matematikçi olan Jeanne, annesinin vasiyetini yerine getirmek adına kendisini bu yapbozun parçalarını tamamlamak mecburiyetinde hisseder ve hiç bilmediği bir hayatın içine doğru yola koyulur. Bu yolculuk aslında bilinmeyenin bilinenden çok daha fazla olduğunu, bilinmeyenin bilinenden daha hakikat olduğunu öğretiyor Jeanne’ye. Eğer başınızı kaldırmaktan tereddüt ettiğiniz bir coğrafyada yaşıyorsanız görmediklerinizle anlaşırsınız. Savaş, insanlar arasındaki bağları genelde kopartır eğer çok şanslıysanız zayıflayan bağlar ile kurtarırsınız. Marwan ve ailesinin bağları kopmuş mu sayılır yoksa zayıflamış mı sayılır ona tam karar veremiyoruz fakat ortada bir tahribat olduğu bir gerçek. Birbirini tanımayan, tanıyamayan, öldü zanneden aile fertlerinin tek ortak noktası Nawal Marwan’dır. O hem birbirinden haberdar olanların hem de kendisinden dahi haberdar olmayanların kesişim kümesidir. Kopan bağları birleştirmek ona düşmüştür, daha doğrusu bağları birleştirmekten ziyade bir bağ olduğunun haberini verip gerisini taraflara bırakmayı seçmiştir. Savaş, tahrip eder. Sadece coğrafyaları değil ama coğrafyaları da, sadece aileleri değil ama aileleri de. Filme konu olan aile de aynı şekilde tahrip olmuşlardandır, sadece o aile değil onların büyük ailesinin onlarla olan bağını da koparmıştır, Marwan’ın ilk doğurduğu çocuğun yani ikizlerin abilerinin babasıyla olan bağını da. Kurgusal olarak oldukça yüksek bir ritme sahip olan film, her karenin belli bir anlama sahip olduğu bir biçimde dizayn edilmiş. Her bir anlam parçası vakit geçtikçe diğer karelerle de bağlantılanıp daha üst bir anlama çıkıyor. Filmde Jeanne’nin attığı her adım çözülmeye daha çok yaklaşmamızı sağlıyor, onun kararlı yapısı kardeşinin de yolunu aynı yola çevirip işlerin hızlanmasını sağlıyor; nitekim filmin üçüncü perdesi diğer bölümlere nazaran daha hızlı çözülen bir yapıya sahip. Uzun bir sürede içi doldurulan sorular kümesi, tek bir iğne ile deliniyor ve tüm problemler tek bir cümle ile çözülüyor. Film, Syracuse Problemi üzerine inşa edilmiş; gerek kurgusal anlamda gerek hikayenin başlangıcı ve bitişi anlamında. Farklı yerelere ulaşmak üzere çıkılan yolda ulaşılan yer aynıdır.

Haifaa Al- Mansour’un yönetmen koltuğunda oturduğu ‘Vecide’ Suudi bir kadın tarafından çekilen ilk uzun metraj olma özelliğini taşıyor. Sadece bununla kalmıyor, aynı zamanda ülke tarihinde Oscar’a başvuran ilk film olma unvanını da elinde bulunduruyor. Ufak bir kız çocuğunun dünyasından seyrettiğimiz film, kadın hak ve özgürlüklerine yaptığı vurguyla dikkat çekiyor. Değindiği konu her ne kadar önemli olsa da mesaj verme kaygısıyla yapılan işlerde sıkça rastlanan ‘muntazam iyi ve muntazam kötü’lere şahit oluyoruz film boyunca. Arap toplumunun veya İslam’ı benimsemiş diğer toplumların yaptığı yanlışları İslam’a mal etmek yıllardır Batı Sinemasının ve ‘Batı Sineması destekli Doğulular’ın en büyük vazifesi olmuştur. Filmde her ne kadar bu tür göndermeler çokça bulunsa da, yer yer ideolojik saplantılardan kurtulduğunu da gözlemliyoruz. ‘Vecide’ karakterine hayat veren Waad Mohammed isyankârlığı ve farklılığı ile öne çıkıyor filmde. Karakterimiz en büyük isteği bisiklete binebilmek olan, yabancı müzik dinlemekten hoşlanan, dışarı çıkarken saçını tamamen örtmeyen bir kız çocuğu. Aynı zamanda bir erkek çocukla arkadaşlık yapıyor. Filmdeki neredeyse her karakterden farklı olan Vecide bisiklet isteğini annesi ve babasına söylediğinde ise olumsuz cevaplar gecikmiyor. Bunun üzerine çeşitli yollardan para kazanmaya çalışıyor ama bunlar küçük adımlardan öteye gidemiyor. Okul ile pek barışık bir karakter olmayan Vecide öğretmenleri tarafından sürekli uyarılıyor ve davranışlarını düzeltmemekte ısrar ediyor. Bir anda büyük bir değişim yaşıyor ve okulda düzenlenen bir Kur’an okuma yarışmasına katılıyor, tabi ki hayali birincilikle kazanacağı para ile bisikleti alabilmek. Ancak azim ve kararlılıkla devam ettiği bu yolda mutlu sonu görmek hiç de kolay olmayacaktır. Karakterimizin içinde bulunduğu bir aile ortamından pek de söz edemiyoruz çünkü ne kardeşi var ne de eve her gün gelen bir babası. Annesi ile gerçekleştirebildiği küçük çaplı aile sohbetleri ise çalkantılı bir şekilde devam ediyor. Anne rolünü başarıyla omuzlayan Reem Abdullah’ta bir şekilde eşini eve geri getirme çabası var. Her ne kadar beraberken eşine karşı kusursuza yakın hareket etse de beraber oldukları ender günlerin birinde Anne ve Baba arasında yaşanan kavga zaten baba tarafından inceltilmiş olan ipi kopartıyor. Eşi için uzatıp düzelttiği saçlarını onun gidişinden sonra kendi arzusu olan ‘kısa kesim’ yapması bir nevi bağımsızlığını ilan edişi anlamını taşıyor. Anne için artık sadece kendisini ve kızını içeren bir hayat başlamıştır, bu başlangıçta da yanında olan tek insana aldığı hediye ile kızına karşı olan bağlılığını ve yaşadığı ‘kısmen’ değişimi fark edebiliyoruz. Film boyunca gerek evrensel bir sorun olan kadına yönelik haksızlıkları ve şiddete gerekse Arapların kendine has sorunlarını –kabilecilik gibi- dile getiren filmde yan hikayelerin zayıflığı dikkat çekiyor. Yönetmenin anlatıcılık yönünü dizginleyemediği film, ana hikayenin yükünü başarıyla omuzlayan oyuncular sayesinde bu yöndeki eksikliğini hissettirmiyor. Estetik açıdan fazlasıyla doyurucu olan film, hem Arabistan sokaklarındaki alelade havayı hem de evin içindeki oryantalist ortamı çok iyi yansıtmış. Kısmen uzun planlar ve güzel kadrajlar seyirciye büyük bir zevk verecek şekilde planlanmış. Bu estetik zenginlikte tabi ki Ortadoğu ve Doğu ülkelerindeki doğallığı ve sıcaklığını da es geçmemek gerekiyor. Filmin parantez açılması gereken diğer bir noktası ise müzikleri. Max Richter tarafından yapılan müzikler filmin atmosferine büyük bir uyum sağlamanın yanında tek başına dinlendiğinde de insana keyif verecek cinsten. Yönetmen her ne kadar yer yer ideolojik saplantılara takılıp tarafgirliğini belli etse de; naif oyunculuklar, başarılı tasvirleri, sade ve güçlü hikâye anlatımı ile hakkında ‘ilk’ olmak dışında, konuşulacak başka şeyler olduğunu hissettirebiliyor.
bu yazı 23.07.14 tarihinde filmarasidergisi.com ‘da yayınlanmıştır.

  • 1