Genç Öncüler Dergisi Aralık sayısında son yıllarda medya etkisi ve geleneksel kodların değişimi ile büyük bir saldırı altında bulunan Aile kurumunu ve bireyselleşme hastalığını ele alıyor. Aile kurumunun işlevsizleşmesi ile yalnızlığa sürüklenen insanın durumunu çeşitli yazılar ile ele alındığı dergide Sosyolog Seyhan Yaman ile konu üzerine yapılmış röportaj yer alıyor. Ayrıca Suriye’li Muhalif Sosyalist aktivist Yassin Al Haj Saleh ile Suriye Devriminin Hikayesinin konuşulduğu mülakat dikkat çekiyor. Denemeler, öyküler, film tahlilleri, analizler ve gündeme dair değerlendirmelerle Genç Öncüler Dergisi Aralık ayında da dopdolu! e-dergi formatında okumak için tıklayınız: http://www.genconculer.com/genc-onculer-113-aile/   Derginin sunuş yazısı şu şekilde; Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun Sevgili arkadaşlar Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir. | Furkan-74 Ailemiz göz aydınlığımızdır. Çocuklarımız ve eşlerimiz bizlere Allah’ın emanetidir. Kendi bedenimiz ve tüm varlıklarımız Allah’ın nimetlerindendir.  Yüce yaratıcı “Müminler ancak kardeştirler.” Buyuruyor. Allah’ın kulları bir cemaattir. Müminler ise bu cemaatin seçkin bir zümresidirler. Toplumu esir bireylerden özgür kullara götüren yolun adı İslam’dır. Küreselleşmenin toplumu tektipleştirici dinamiklerine karşı bireyselleşerek bir savunma hattı inşa edemeyiz. Birleşerek daha güçlü bir direniş sergileyebiliriz. Aile dominonun en alt taşıdır. Aile’yi etkisizleştirirseniz bütün toplumsal yapı yerle bir olur. Bireyselleşmeden birleşmeyi bizlere öğreten “aile” kurumunun önemini kavrayabilmek amacıyla Genç Öncüler Dergisi olarak bu ay dosya konumuzu “bireyselleşme ve aile” olarak belirledik. Bu minvalde Abdulvahap Yaman hocamız evlat sahibi olan ailelere çeşitli tavsiyelerini yazdı. Orhan Özer babalara, Sümeyye Razi annelere seslendi. Mahinur Özdemir “İslam’ın şahsiyeti ve Batı’nın bireyi” farkını değerlendirdi. İsmail Kaplan sosyal medyanın nasıl sosyal sermayeye dönüştüğünü irdeledi. Ayrıca röportaj bölümünde Sosyolog Seyhan Yaman “aile kurumu ve bireyselleşme” üzerine bir röportaj yer alıyor. Suriye’li Sosyalist muhalif aktivist Yassin Al Hajj Saleh ile “Suriye devriminin hikayesi” üzerine yapılmış bir mülakat içeriğiyle dikkat çekiyor. Denemeler, portre, sinema tahlilleri ve çeşitli içeriklerle Genç Öncüler Dergisi Aralık ayında da dopdolu! Genç Öncülerin genç yazarları olarak temel gayemiz, toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri,kötülükleri,kolaylıkları, sıkıntıları siz değerli okurlarımıza en anlaşılabilir şekilde aktarmaktır. Kadromuz adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak, bu bilinçle yazılarını kaleme almaktadır. Çünkü bu bize inandığımız rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Çıkarttığımız bütün sayıları bu görev bilinci ile çıkartıyoruz. Bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz. Allah’a emanet olun. Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135    
Önümüzdeki günlerde Dergimize ulaşabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih Inkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
http://ankara.akv.org.tr/?page_id=76
Isparta Umran Kültürevi
http://www.ispartakulturevi.com/kunye.html
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,
Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.
Abonelik için irtibat numarası; 05453895019
Yıllık Abonelik Ücreti: 50 TL

Genç Öncüler Dergisi Kasım sayısında borçlandırılmış insan ve 120 ay vadeyle ipotek altına alınan hayatları ele alıyor. Borç sisteminin nasıl işlediği ve iktidar ilişkilerinin incelediğindiği Kasım sayısında değişen satınalma pratiklerinin dinamikleri tartışılıyor. Röportaj bölümünün bu ay konuğu ise BİM İcra Kurulu Üyesi ve CFO Haluk Dortluoğlu. Konuk ile “işveren gözüyle emek-sermaye ilişkileri” meselesi konuşuluyor. e-dergi okumak için tıklayın; http://www.genconculer.com/genc-onculer-borclandirilmis-in…/ Derginin sunuş yazısı şu şekilde; Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun Sevgili arkadaşlar Borç yiğidin kamçısıdır derler. En azından bize böyle söylendi. El hak doğrudur diyebiliriz. Durmaksızın tüketme isteği ile kamçılanan ruhumuz , dünyevi metalara ulaşma dürtülerimizi tatmin etmek adına sürekli borçlanıyor. Hayatlarımız 120 ay vade ile ipotek altına alınıyor. Bir saniyesine dahi hükmedemediğimiz bir dünya için 120 ay yaşama garantisi veriyoruz. Halbuki ölüm hepimize şah damarımızdan dahi yakın. Ölümü köşe bucak kaçılması gereken bir kabus olarak görüyoruz. Artık hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışıyoruz. Dünyevileşmeyi geniş salonlarda yapılan ihtişamlı panellerde veya akademi dünyasının göz alıcı sitelerinde aramaya gerek yok. Dünyevileşme arka cebimizde bulunan deri cüzdanımızın için sıkışmış dikdörtgen bir plastik kartın içindeki çipte. Nereye gidersek bizi takip ediyor, nereye gidersek bizim hizmetimizde. Bu sayımızda Genç Öncüler Dergisi ekibi olarak “borçlandırılmış insan” ve istikrar arayışı üzerine kafa yormak istedik. Furkan Gençoğlu “birlikte üretmenin imkanını” tartıştı. Tuğba Şahin “İslam’da borç” meselesini irdeledi. Mehmet Akif Akar “kredi derecelendirme kuruluşları” tartışmalarını değerlendirdi. Osman Zinnur “otomobil enflasyonuna” dikkat çekti. M.Salih Demirtaş “borçlandırılmış insanın imali” kitabını tahlil etti. Fatih Yavuz “gençliğin yeni satın alma pratiklerini” çevirdi. Dosya bağlamında “işveren gözüyle emek-sermaye ilişkilerini” arkadaşımız Dücane Demirtaş BİM birleşik marketleri icra kurulu üyesi Haluk Dortluoğlu ile konuştu. Tunahan Elmas Dünya’da ve Türkiye’de ekonomik buhranlar yazı dizisine başladı. Ayrıca gündemle ilgili son değerlendirmeler, sinema, edebiyat ve basına dair içerikler sayımızda yer buluyor. Genç Öncülerin genç yazarları olarak temel gayemiz, toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri,kötülükleri,kolaylıkları, sıkıntıları siz değerli okurlarımıza en anlaşılabilir şekilde aktarmaktır. Kadromuz adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak, bu bilinçle yazılarını kaleme almaktadır. Çünkü bu bize inandığımız rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Çıkarttığımız bütün sayıları bu görev bilinci ile çıkartıyoruz. Bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz. Allah’a emanet olun. Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135 Önümüzdeki günlerde Dergimize ulaşabileceğiniz noktalar: İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih Inkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
http://ankara.akv.org.tr/?page_id=76
Isparta Umran Kültürevi
http://www.ispartakulturevi.com/kunye.html
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,
Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.
Abonelik için irtibat numarası; 05453895019

Genç Öncüler Dergisi Ekim-2016/111. sayısı çıktı! Ölçümüz net; Kur’an ve Sünnet başlığı ile okuyucusunun karşısına çıkan Genç Öncüler Dergisinde bu ay Kur’an ve Sünnet eksenli tartışmaların yapıldığı değerlendirmeler yer alıyor. Abdullah Yıldız ve Şemsettin Özdemir ile Kur’an ve Sünnet bütünlüğü başlığı altında yapılan iki ayrı mülakat okuyucunun dikkatine sunuluyor. Gündeme yönelik değerlendirme yazılarının, gezi, sinema ve diğer aktüel içerikleriyle Genç Öncüler Dergisinin sunuş yazısı şu şekilde; Allah’ın rahmeti bereketi üzerinize olsun. Sevgili arkadaşlar Yeni bir dönem daha başlıyor. Her başlayan yeni dönem hayatımızda bembeyaz bir sayfa açmak için fırsattır. Geçmişte yaptığımız hatalar, işlediğimiz günahlar için tevbe edip, tevbeyi bir milat olarak değerlendirip, yeniden istikamet üzere yürümenin başlangıç noktasıdır. Türkiye ve İslam Coğrafyasında yaşayan milyonlarca genç bir yol tutturma noktasında oldukça şanslılar. Çünkü bir rol modele ve rehber niteliğinde bir hayat kitabına sahipler. Fakat rehberimizi ne kadar tanıyoruz veya rol modelimizin uygulamalarını ne kadar biliyoruz diye sorguladığımızda, tembelliğimizi ve uyuşukluğumuzu farkediyoruz. İslam coğrafyasında yaşanan bunca haksızlık, zulüm ve barbarlığın sebebini de daha iyi kavrayabiliyoruz. Bu ay ölçülerimizi tekrar hatırlamak ve netleştirmek için, Kur’an ve Sünnet eksenli bir yaşamın paydaşı olabilmek adına arkadaşlarımızla bir çalışma hazırladık. Bu minvalde Ayşe Can Kur’an’ın evrenselliğini değerlendirdi. Zeynep Rabia Genç kalbin fıtratına dönmeye çağırdı. Ayşe Ekiz hafız olmayı anlattı. Merve Mahitapoğlu ehliyet liyakat meselesini irdeledi. Abdullah Yıldız ve Şemsettin Özdemir hocalarımız ile Kur’an ve sünnet bütünlüğünü ele alan iki ayrı mülakat gerçekleştirildi. Ayrıca gündemde tartışılan bayrak bizim neyimiz olur meselesini Ali Tarık Parlakışık ele aldı. Fırat Kalkanı operasyonunu Carablus’ta bulunan gazeteci arkadaşımız Mustafa Fatih Yavuz aktardı. Daha bir çok deneme, şiir, gezi yazısı Eylül sayımızın sayfalarını süslüyor. Genç Öncülerin genç yazarları olarak temel gayemiz, toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri,kötülükleri,kolaylıkları, sıkıntıları siz değerli okurlarımıza en anlaşılabilir şekilde aktarmaktır. Kadromuz adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak, bu bilinçle yazılarını kaleme almaktadır. Çünkü bu bize inandığımız rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Çıkarttığımız bütün sayıları bu görev bilinci ile çıkartıyoruz. Bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah’a emanet olun. Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135 e-dergi formatında okumak için tıklayınız:http://www.genconculer.com/genc-onculer-111-kuran-ve-sunnet/ Önümüzdeki günlerde Dergimize ulaşabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih Inkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
http://ankara.akv.org.tr/?page_id=76
Isparta Umran Kültürevi
http://www.ispartakulturevi.com/kunye.html
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,
Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.
Abonelik için irtibat numarası; 05453895019
Yıllık Abonelik Ücreti: 50 TL

  “Yükselen Türkiye’ye Küresel Kuşatma” manşeti ile okurlarının karşısına çıkan Genç Öncüler Dergisi Eylül sayısının ilk bölümünde 15 Temmuz darbe girişimine giden yolda Türkiye’yi kuşatan karanlık yapıların hesaplarını ve sac ayaklarını değerlendiriyor. Küresel kuşatmanın kırmanın imkanlarını tartışıyor. Konu ile ilgili Prof. Dr. Burhanettin Can ve Şehzadebaşı Camii müezzini Oğuzhan Bahtiyaroğlu ile yapılan mülakatlar derginin öne çıkan içerikleri olarak göze çarpıyor. İkinci bölümde ise gıda sektöründeki GDO kumpası irdeleniyor. Hekim Ahmet Sami Uzar ve GİMDES yetkililerinin değerlendirmeleri ile probleme ışık tutulmaya çalışılıyor. e-dergi okumak için tıklayınız: http://www.genconculer.com/genc-onculer-110-kuresel-kusatma/ Derginin sunuş yazısı şu şekilde; Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Sevgili arkadaşlar Türkiye devletinin, gücünü inancından alan kültür ve medeniyet değerlerine yaslanarak, İslam coğrafyasındaki mazlum ve mağdur topluluklar ile dayanışma halinde olmasını hazmedemeyen küresel şebekeler, memleketimizde kiraladıkları truva atları marifetiyle Türkiye’nin yükselişini ve zincirlerini kırma hamlelerini durdurmak istediler. Darbe girişimi ile Türkiye’yi bir iç savaşa ve akabinde işgale sürüklemek istediler. Milletimiz bu ihanet dalgasına 15 Temmuz gecesi büyük bir cesaret ve kararlılıkla direndi ve püskürttü. Küresel kuşatma açığa düştü. Küresel güçlerin denetiminde olan medya ve think thank kuruluşları tüm güçleriyle Türkiye devletini ve hükümetini itibarsızlaştırmak için çalışmaya devam ediyorlar. Bu sayımızda küresel kuşatmanın sac ayaklarını deşifre etmeye çalıştık. TSK’nın sarih hastalığı; cuntacılık meselesini Tunahan Elmas yazdı. Prof. Dr. Burhanettin Can ile 15 Temmuz darbe girişimine giden yolu konuştuk. Mustafa Fatih Yavuz küresel medya ağının darbe girişimindeki rolünü değerlendirdi. Dücane Demirtaş think tank kuruluşlarının darbeyi nasıl ele aldığını irdeledi. Ahmet Semih Şenlikoğlu NATO-Türkiye ilişkileri ve darbeler tarihini inceledi. Kahraman Şehzadebaşı imamı Oğuzhan Bahtiyaroğlu hoca ile 15 Temmuz gecesini ve Saraçhane direnişini konuştuk. Ayrıca insan hayatına darbe olarak değerlendirilebilecek GDO’lu ürünler hakkında yazılar ve GİMDES ile özel olarak yapılmış mülakatlar bu sayımızda öne çıkıyor. Genç Öncülerin genç yazarları olarak temel gayemiz, toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri,kötülükleri,kolaylıkları, sıkıntıları siz değerli okurlarımıza en anlaşılabilir şekilde aktarmaktır. Kadromuz adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak, bu bilinçle yazılarını kaleme almaktadır. Çünkü bu bize inandığımız rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Çıkarttığımız bütün sayıları bu görev bilinci ile çıkartıyoruz. Bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah’a emanet olun. Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa, adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız, biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135 e-dergi okumak için tıklayınız: http://www.genconculer.com/genc-onculer-110-kuresel-kusatma/ Önümüzdeki günlerde Dergimize ulaşabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih Inkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
http://ankara.akv.org.tr/?page_id=76
Isparta Umran Kültürevi
http://www.ispartakulturevi.com/kunye.html
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,
Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.
Abonelik için irtibat numarası; 05453895019
Yıllık Abonelik Ücreti: 50 TL

           

Röportaj: Sümeyye Akgül

İslami mücadelede meydanlar ve meydanda olmak neden önemlidir? Hür insanların talepleri, sözü olur. Meydanlar,  var olma, varlığınızı haykırma alanlarınızdır. Hürriyetinizi kısıtlayacak tüm engelleri reddetme alanlarınızdır.  Peygamber efendimiz ( sav )’in Safa tepesine çıkıp davetini yapmasını, Hz. Ömer’in Müslüman oluşandan sonra sahabelerin, Hz. Erkam’ın evinden çıkıp, ilk defa açıktan namaz kılmak için Kabe’ye yürümesini de bu minvalde değerlendirebiliriz.  Yasağın zorbalığın zirvede olduğu yer ve zamanlarda bile özgürlüğün, dirilişin, meydan okumanın sembolüdür meydanlar ve meydanlarda olabilmek. İtirazınızı, şerhinizi, kalıplaşmış tabirle “tarihe notunuzu düştüğünüz” yerdir. Tunus, Mısır, Libya, Yemen gibi diktatörlerle yönetilen ülkeler meydanların ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldular. Mısır darbe ile yönetimi kaybetse de Rabia Meydanı tüm dünyaya yıllar boyunca konuşulacak, çok büyük dersler verdi. Duruşu, direnişi, zulme boyun eğmemeyi öğrendiğiniz ve öğrettiğiniz Bir dershanedir meydanlar. Meydanlar artık neden boş? İslami hareketler neden meydanlardan çekildiler? Birincisi, Müslümanları cumhuriyet tarihi boyunca, her alanda yasağın, baskının muhatabı kılan birçok engel bugün kalkmış durumda. Özellikle seksenlerden itibaren meydanlardan talebimiz olan inanç, eğitim, kılık kıyafet serbestliği gibi pek çok talebimiz karşılık buldu ve son yıllarda normalleşmeyi yaşıyoruz. Dolayısıyla bu normalleşme, yasakların, engellerin kalkması ile birlikte birçok alanda bilgi, beceri, yetenek, uzmanlık sahibi kişi ve kurumlar yıllarca kimliklerinden ötürü dışlandıkları yerlerde kendilerine açılmış alanlar buldular.  Tüm bu kazanımlar, daha önce meydanlarda kaybedecek hiç bir şeyi olmayanların  artık kaybedecekleri, belki kaybetmekten çekinecekleri etkenler meydanlardan çekilmenin gerekçelerinden biri oldu. Bu “şey”ler mevki, makam, statü ve ilişkiler gibi.  Tehlike tam da burada başlıyor. Kendi içinde oldukları duruma bakarak her yer rahatmış yahut olan biten için yapılacak bir şey yokmuş, özellikle de artık yöntemler değişmiş gibi birçok mazeret cümlesi devreye giriyor. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” Buyuruyor Rabbimiz ve bugün yanı başımızdan başlamak üzere kendileri için seslerine ses olmamızı, yardım elimizi, desteğimizi bekleyen nice mazlum coğrafyalar var. İkincisi, ciddi manada sekülerleştik İslami hareketler meydanlardan çekilirken sadece meydanlar kitleyi kaybetmedi. Kitleler meydanlarda kazandıkları ruhu kaybetti. Gençlere neler söylemek istersiniz? Nasıl ki boşuna yaratılmadı isek, bir anımızı da boşuna geçirmeyecek, yaratılış gayemiz ne ise o doğrultuda hareket edeceğiz. Allah gençliğinizi, sağlığınızı, zamanınızı, bilgi, beceri yeteneğinizi nerede harcadığınızın hesabını soracak bunu hiç aklınızdan çıkarmayıp, bu sorumlulukla hareket edeceksiniz. Sadece kendi coğrafyamız için değil, yeryüzünde nefes alan bir tek Müslümanın dahi olduğu beldelere gözünüzü, kulağınızı açık tutacak ve Allah’ın emirlerinden olan kardeşliğimizin gereği ne ise yapacak, yapmaya hazır olacaksınız. Dünyanın her yerinde Müslüman kardeşlerimiz bizim hal ve hareketimize bakıyor. Bu ağır sorumluluğu nimet bilip, iyiliğin öncüleri, rehberleri sizler olacak, ümmet coğrafyanın yeniden dirilişine siz öncülük edeceksiniz. Bugün yeryüzünde imtihanın her çeşidini yaşayan Müslüman kardeşleriniz var. Şunu hiç unutmayın ki; bizim imtihanımız, imkânlarımız. Bu imkanları insanlığın kurtuluşu için kullanacak, İslam coğrafyası, ümmetin geleceği adına kurulan hayaller, beklentiler için sizler mümküne kapılar aralayacaksınız. İslam ümmeti için yapılması gereken bir şeyler varsa bunu yapacak olan benim diyeceksiniz. Peygamber efendimizin, “beni yaşlandırdı” diye ifade buyurduğu Hud Suresi, 112. Ayette Yüce Rabb’imiz  “ Öyleyse emrolunduğun gibi dosdoğru ol!”  buyuruyor. Emrolunduğunuz üzere dosdoğru olacaksınız ve dünya Müslümanlarının, Müslüman ferasetine muhtaç olanların geleceğine dair söyleyecek sözünüz, örnek alınacak eylemleriniz olacak.  

“Evli ve 1 çocuk babası, eşi ikinci çocuğuna hamile olan şehit 27 yaşındaydı ve esnaflık yapıyordu. Bağlı bulunduğu İslami Sivil Toplum Kuruluşunun fakirlere kurban eti dağıtım işiyle ilgileniyordu. PKK’lılar tarafından başı ezilerek üçüncü kattan aşağı atılarak şehid edilmiştir. Her fırsatta Kuran dersi vermiş ve İslami hizmetlerde bulunmuş bir müslümandır.”   *Röportaj şehidin babası Mehmet Gökgöz ile yapılmıştır.   Mehmet amca, oğlunuzdan bahseder misiniz?   Hasan ilkokul ve liseye gitti. Tüm arkadaşları ondan razı, memnundu. Ticaretle uğraşıyordu.  Ticarette ahlaklıydı. Kaç kişiyle ortaklık yaptı kimse gelip de şikayet etmedi. Şu hatası oldu demedi. Dürüsttü. Hak hukuka çok dikkat ederdi. Kimsenin hakkı üstüme gelmesin derdi. Amcasını günde 10 sefer görse elini öperdi, hürmetliydi. Akrabalarını çok severdi. Bazı akrabalara gitmeyelim dediğimde “ gideceğiz akrabamızdır “ derdi. İnsanların evlerine gider hallerini sorardı. Şehid olmadan 1 hafta önce kuzenini cezaevinde ziyaret etmişti. Bazen kızardım bağırırdım. 1 saat sonra hiç bir şey olmamış gibi davranırdı, saygılıydı. Beni severdi. Annesine çok düşkündü. Ben biraz sert idim. Gece yarısı olsa anası gel dese gelirdi. 6 yaşında camiyle tanıştı. Dinine namazına çok dikkat ederdi. Ben namazı hızlı kılarım Hasan yavaş kılardı.   Evi bizden ayrıydı. 4 senelik evliydi. Bir gün binalarında bir tamir işi olmuş yapmış. Birkaç kişi para vermeyeceğiz demiş. Vermiyorsanız vermeyin ben sizi Allah’a havale ediyorum demiş. Benim hayrım sadakam olsun dedi. Hiçbir kimsenin kötülüğünü istemiyordu. Elinden geldiği kadar yardım yapardı. Herkes ona hayrandı. Bir gün bir güvenlikçi durdu. “Ben Hasanın iş yerinin orada oturuyorum yanına gidip sohbet ederdim dedi. Keşke onu tanımasaydım… “ Bu vahşete herkes üzülüyor.   Bursa’da tarlaya gittiğimiz de mübarek bir gündü oruç tutmuştu. Sıcaktan bayılmıştı. Hanımı diyor bizim 12 battaniyemiz vardı. Hepsini ihtiyacı olanlara dağıttı 2 tane kaldı bize. Açmadığımız kap kaçakları alıp götürdü dağıttı. Bir gece 11 de bir arkadaşını aramış. “Uyuyamıyorum bazı aileler geldi Suriye’den eşyaları yok arabanı al gel eşya toplayıp götürelim.” demiş. Bize de geldi soba verdik. Sonra “ artık uyuyabilirim” demiş. Çok seviyordum. Oğlum, Hasan demezdim tertip diye seslenirdim. Beraber umreye gidecektik. O cennete gitti. Biz şehadetin den sonra çocuklarla beraber umreye gittik. Şehadete aşıktı… Annesi geçen gün rüyasında görmüş. “Anne neden bu kadar üzülüyorsunuz, anlamıyorum bizim yerimiz çok iyidir “ demiş.   Bir gün Suriyeli bir aileye ev verilmeyince kefil olmuş. Ev sahibi, kira, su elektriği ödemezlerse sen ödersin demiş. Son 2 ayında hanımlar için inşa edilen bir medresenin inşaatında Riyad’la beraber çalışıyordu. Bir gün üzeri boyalı gelince “ boyacı olmuşsun “ dedim. “ baba kimse yoktur, parada yok biz Riyad’la boyadık “dedi. Günlerini orda geçirdi. Ahiret hazırlığım olsun dedi.   Şehadetinden önce medrese bitmişti. Şehadetinin ardından açılışı oldu. Biz onlardan ne kadar razıysak Mevlamız da o kadar razı olsun inşaallah.

  Şehidlik, samimiyetle ve dolu dolu yaşanılmış bir hayat pratiğinin sonucu olarak rabbimizin muttaki kullarına bahşettiği hak edilmiş bir ödüldür. Hayatını tevhid, samimiyet, basiret ve adanmışlık kavramları etrafında kurar şehid. Siz daha hayattayken tanık olursunuz onun ortaya koyduğu kulluk pratiğinin özgünlüğüne. Sloganlar, bedeli ödenmemiş boş laflar, ikiyüzlü tavırlar göremezsiniz onun hayatında. Tekiner Tayfur da bu anlamı hayatında hep canlı tutarak yaşadı ve sonunda bir kulun rabbi katında ulaşabileceği en büyük makamlardan biri olan şehadeti kazandı. Yakından tanıdığım Tekiner Tayfur’un en belirgin özelliklerinden biri, belki en başta geleni İslami ilimlere karşı duyduğu büyük sevgiydi. Ama onun bu sevgisi kuru bir bilgi biriktirme merakından kaynaklanmıyordu. O, Müslümanların düştüğü acziyet durumunu görüyor ve bundan kurtuluşun yolunun gerçek anlamda ilim yolundan geçtiğine inanıyordu. İşte bundan dolayı İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ndeki eğitimini yarıda keserek, Arapça ve İslami ilimler tahsil etmek amacıyla Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bulunan İslam Üniversitesi’ne varan bir yolculuğa çıkmıştı. Şehid olduğunda, İslam Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesinde son sınıf öğrencisiydi. İlimle islami çalışmaları bir arada götürüyordu ve bu ikisinin bir bütünün ayrılmaz parçaları olduğuna inanıyordu. 1988 yılının Ocak ayının 10. günü Rabbinin dilemesiyle yeryüzündeki şahitlik misyonuna son noktayı koyarak şehitlik mertebesine ulaştı. Üniversite yarıyıl tatiline girmişti ve Tekiner, soluğu yine rüyalarını süsleyen Hindi Kuş dağlarında almıştı. Yarıyıl daha okuyup diploma (şehade) alacaktı ama Rabbimiz kendisine şehadeti ikram etmişti. Arapçasıyla birlikte ingilizcesini de geliştirmişti. İngilizceyi öğrenmekteki temel amacı dünya Müslümanlarının durumunu daha yakından tanımaktı. Bir yandan ilim öğrenirken bir yandan da etrafında olanları doğru anlamak ve anlamlandırmak çabası içerisindeydi. Şehit olmadan bir müddet önceydi. Soğuk sayılabilecek bir akşamüstü yürüyüşe çıkmıştık İslamabad’da. Her zamanki samimiyetiyle koluma girmişti ve üstad Necip Fazıl’ın ‘Kaldırımlar’ şiirini okumuştu. Peşinden başka şiirler… Tekiner Tayfur, yorulmak nedir bilmeyen bir gençti. Kıt imkanlarını zorlayarak etrafındaki mazlum müslümanlara yardım etmek için adeta çırpınıyordu. Sadece Afganistan’a gidip zalim işgalci Ruslara karşı cihad etmesinden bahsetmiyorum sadece. Babaları tarafından Çin zulmünden uzak bir şekilde ilim öğrensinler diye Pakistan’ın Lahor kentinde bir medreseye bırakılan Türkistanlı çocuklar için sıklıkla İslamabad’dan (6 saat gidiş) bu kente giderdi. Onlarla yakından ilgilenirdi. Bugün Türkistan’da Tekiner Tayfur’un başlarını okşayarak yetiştirdiği talebeleri var. Bu Allah’ın hiç bir gayreti sonuçsuz bırakmadığının bir göstergesidir. Şişli (Kağıthane) İmam Hatip Lisesi’nde okurken arkadaşları kendisine Muhammed Taha derdi. Taha’nın not defterinde şunlar yazıyordu: ‘Müslümanların uzun zamandan beri, unutup, hatta ilmihal kitaplarından bile çıkardıkları İslam’ın en mühim farzlarındandır, cihad…’ ‘Bizim cihadımız, iki yönlüdür. Biri düşmana diğeri nefse karşı. Silahımızın en keskin yönü ise, nefsimize dönük olmalıdır. Nefsini yenemeyen, onu terbiye edemeyen, dış düşmana karşı zafer elde edemez.’ Aynı not defterinde şu duaya da rastlıyoruz: ‘Ya Rabbi kanımı, günahlarım için temizleyici kıl…’ Babası Muzaffer Tayfur amca kendisiyle yaptığımız bir röportajda Taha’nın şehadet haberini nasıl aldığını anlatmıştı: “Bir gün oğlum Taha’yı rüyamda üzeri örtülü bir şekilde yatıyor olarak gördüm. Rüyamda üzerini açtım, bir de ne göreyim Taha’nın yüzü güleç bir şekilde vefat etmiş. O günün ertesinde tanımadığım biri yanıma geldi. Ben bu tanımadığım adama ‘Oğlumun şehadet haberini mi getirdiniz?” dedim. İlk önce söylemek istemedi. Ben dedim ki ‘Ne olur söyleyin de, annesini teskin edeyim, değilse sizin söylemenizle teskin olmaz’ ve bana şehid olduğunu söylediler. Ben hanıma söyledim. Gözyaşları içinde kendimizi tutamadık. Ben hanıma dedim ‘Böyle müjdeli haber herkese nasib olmaz. Üzülme, O’nu bize Allah verdi ve yine Allah uğruna şehid oldu.’ İmam Hatipten sınıf arkadaşı Hüseyin Akın şu ifadelerle tanımlıyordu O’nu: “Tekiner Tayfur hem sınıf hem de mahalle arkadaşımdı. Şişli İmam Hatip Lisesi’nde ısınmadan sorumlu başkan Nurullah Erbaş’ın tutuşturduğu sobanın etrafında oluşan sohbet halkasının en heyecanlı ve en ateşli kişisiydi. Biz dünyamızı genişletecek hayallerden bahsederken o dünyanın pabucunu ahirete fırlatacak rüyalar anlatıyordu. İçerisinde mazlum milletlerin olmadığı çok az rüyası vardı. En çok da Filistin, Afganistan, Elitre ve Moro süslerdi rüyalarını. Tabi rüyalarında Türkiye’yi de unutmazdı. Hayallerin kesaletinden rüyaların kesafetine yelken açardı. Memleketini çok seven, ayağı hep bu topraklara bağlı, ama cihanşümul perspektife sahip bir kişilikti. Tekiner Tayfur birlikte turladığımız vakitlerde Osman Sarı, ErdemBeyazıt, Arif Ay ve en çok da Sezai Karakoç ‘tan sık sık şiirler okurdu. Batıya gidip dönmeyen doğunun evlatlarından bahis açar, kendine has üslübuyla Karakoç’un o meşhur şiirini okurdu. Allah onu yeryüzünde dökülen mustazaf kanlarının şahidi olarak genç yaşta aramızdan aldı. Batıya değil doğuya gidip dönmeyen doğunun evlatlarından oldu.”     Sağdan İkinci Tekiner Tayfur

*Röportaj Metin Yüksel’in kardeşi Müfit Yüksel ile yapılmıştır.

 Genç Öncüler Dergisi Şubat/2016 sayısında yayınlanmıştır.

Kardeşi ve dava arkadaşı olarak Metin abiyi bizlere anlatır mısınız?   Benden 4 buçuk yaş büyüktü. Ele avuca sığmaz bir yapısı vardı. Fazla enerjikti. Sürükleyici bir yönü vardı. Ön plana çıkardı. Bazı insanların ön plana çıkması rahatsız eder Metin’in ki öyle değildi. Tam tersiydi. Zanaatkardı, marifetliydi.   Filipinli müslümanlarla dayanışma gecesi için hazırlanan duyuru afişlerinin kendi el çizimi olduğunu biliyoruz. Bunun yanı sıra yaptığı şeyler var mıydı?   Ondan daha iyileri vardı. Sanat eseri olabilecek şeyler yapardı. Tablolar, levhalar, resimler. Memlekette kızak yapmıştı. Yaşının küçük olmasına rağmen kaydırıp beni çektiğini hatırlıyorum.  Daha müşahhas olsun diye anlatayım. Evimizin bir odasını mescide çevirmişti. Bir köşe yüklüktü diğer kısımları mescid yaptı. Sadece halı, seccade sererek değil. Ahşaptan minyatür müezzin mahfili, vaaz kürsüsü, minber yaptı. Camilerde nasıl görüyorsak onların küçük ölçeklilerini yapmıştı. Mahalledeki arkadaşlarımızı çağırır toplu namaz kılardık. Vaaz verilir, mevlüt okunurdu. Şekerciden aldığımız akide şekerlerini dağıtırdık. Bunların hepsini Metin tek başına yaptı.   Hocam, ilk eğitimlerinizi Molla Sadrettin hocamızdan, babanızdan aldınız. Biraz o günlerden ve İstanbul’a göç sürecinden bahseder misiniz? Kaç yaşındaydı Metin abi İstanbul’a geldiğin de?   Ailemizin iki yönü vardı. Bir medrese geleneği ulama ailesi olması ikici de dergah geleneğinin olması. Bu yönde eğitim ve eğilimimiz oldu. Metin 8 yaşındaydı İstanbul’a geldiğinde. Öncesi Bitlis, Muş çevresinde geçti.   İstanbul’da Fatih Akıncılar derneğini kurma süreci nasıl gerçekleşti?   Biz ortaokuldayken Nedimle beraber İslam cemiyeti diye bir oluşum kurup mühür yaptırmıştık. Metin bu mührü alarak mahalle bazında geliştirdi. Fatih Akıncılarının temelini bu oluşturdu. Metin rahatlıkla dernek kurabilecek toplantılar düzenleyebilecek yeteneğe sahipti. Dernekte dispanser açmıştı. Halka bedava hizmet veriyordu. 18 – 19 yaşlarında yapıyordu bu hizmetleri. Çevresine çok fazla insan toplama özelliği vardı. Aramızda fizik olarak en yapılı gürbüz olan Metindi. Gençliğin verdiği aşırı heyecan vardı evet ama maceracı değildi bunu ifade edeyim.   Bir dönem Mttb de ki çalışmaların içinde olduğunu biliyoruz. Biraz o çalışmalardan bahseder misiniz?   Hüseyin Goncagül, Salih Bilirle beraber tiyatro ve sinema kulübündeydi. Yürüyüş ve mitinglerin düzenlenmesinde çok ciddi anlamda çalıştı. Batman mitingini büyük anlamda o organize etmiştir. 1976’da Milli Selamet Partisinin birçok yerdeki mitingini organize etmişti.   Afganistan cihadına katılmayı düşünüyor muydu?   Afganistan’a gidecekti arkadaşı Mehmet Ali ile. O günler içerisinde gitmeyi planlıyorlardı.   Hocam, Bahattin abi’nin bir fotoğrafı var elinde bir poşet olan. Yurt dışına çıktığında iki parça kıyafetini poşetle götürürmüş. Metin abi yaralandığında pantolonumu kesmeyin çıkarayım tek pantolonum dediğini biliyoruz.   Ankara’ya giderdi uzun süre kaldığı olurdu üstündeki kıyafetlerle giderdi. Bizler memlekete gittiğimizde valizlerle giderdik ancak.   Hocam, günümüzde davet edilen hayırlara insanların icabet etmekte zorlandığını görüyoruz. Neler söylemek istersiniz.   İnsanlar bu tür şeylere icabet konusunda daha hevesliydi o zamanlar. Şimdi gençlik bireyselleşti. O zamanlarda kolektif hareket daha güçlüydü. Fedakarlık vardı. Anadolu gençliğinde bu fedakarlık daha çoktu. Bireysel ihtiyaçlar arka plandaydı. Şimdi gençler 5 sene sonra nerede olacağını hayal ediyor. O dönemde kendini feda etmek vardı, ihtiras yoktu. Sol sağ İslamcı gruplar vs hepsi için böyleydi. Kendi cebinde 5 kuruş parası yok ama her türlü fedakarlık için koşuyorlardı. İnanılmaz azim vardı. Üst tabaka için böyle miydi onu söylemeyeyim. O dönemdeki bu durum tartışılabilir. Ne kadar doğru gerçekçi olup olmadığı ayrı bir soru. Ama bir fedakarlık vardı. Doğru yola kanalize edilemedi bazı şeyler. O dönemin siyasetçilerinin suçu büyük. Bütün siyasileri kastediyorum.   Metin’in de idealleri vardı. İnsanları toparlayıcı bir yere sürükleme kabiliyeti vardı. Dediğim gibi maceracı değildi. O dönemin atmosferinde eylem yönü ağır basardı. Bir keresinde bir arkadaş yaralanmıştı. Metin bu olaya çok üzülmüştü. Biz sebep olduk biz götürdük vesile olduk diye. Daha önceden yaralandığını biliyoruz. Şehadetinden önceki günlerde yaşanan olaylara biraz değinir misiniz? Şehadet günü olaylar bekleniyor muydu?   O dönemin şartlarında belirli gençlik yapılanmaları belirli mahalleri parsellemişti. Burası bizim kurtarılmış bölgemiz denir girilmesine izin verilmez girenler kurşunlanırdı. Daruşşafaka çevresinde de solcular vardı. Metin orada afiş asarken 3 kurşunla yaralanmıştı. Şehadete götüren olayla kendisinin ilgisi yoktu. Belirli olaylar olabileceğini hissettim ama Metin’in İzmir’den geldiğini bilmiyordum. 1 gece önce ülkücüler beni sopalarla darp etti. 1 kaç gündür süren bir kavga vardı. Mecidiyeköy’de çatışma olmuştu Metin’de oradaydı. Fakat Fatih’teki olaylarla alakamız yoktu. Fatihteki olay Vakıflar öğrenci yurdunda kalan öğrencilerle ülkücüler arasında olmuştu. Ona rağmen biz de dayak yedik. Nuh diye bir arkadaşı yaraladılar.   Şehadet gününü anlatır mısınız?   Metin silahsızdı. Metin’e pusu kurmuşlar. Ali Bilir’in bir ekibi vardı. Cinayet şebekesiydiler. Ali Bilir Metin’i vurduğunda bir solcunun vurulmasından dolayı aranıyordu. Ali Bilir sırtından vurdu Metin’i. İhsan Bal ve arkadaşları direk kafasına sıktılar. O ekip içlerinde olup şimdi milletvekili olanlar var. İhsan Barutçu gibi. Geçen gün televizyonda da inkar etti. Yalan söylüyor.   Hocam davanın seyri nasıl oldu?   Peyderpey yakalandılar. Ali Bilir 4-5 ay sonra yakalandı. Özal döneminde 1995’te şartlı salındılar. Aylar önce beni de tehdit etmişti. En sonunda Sedat Yedigün’ü vurdular.
Cenaze günü atmosfer nasıldı? Fatih camiine Metin abinin sandalyesinin getirildiği bir fotoğraf var.   Yakın sokaklara kaçıp gizlenmişlerdi. Çatışma çıkma ihtimali olmasına rağmen kalabalıktı. Dernekte eski bir koltuk vardı. Açıkçası eski olan bu koltuk dernek açıldığında hediye edilmişti. Derneğin imkanları çok kısıtlı olmasına karşın Türkiye çapındaki Akıncılar oluşumları içerinde bir numaraydı.   Röportajı lise ve üniversiteli gençler için yaptık onlara son olarak ne söylemek istersiniz?   Metin pazarlıklı biri değildi. İçi dışı aynıydı. Görüntüsü neyse içi de öyleydi. Fedakarlık, bir davaya bağlanma önemli. Maceraya atılmak değil. İnsan hayatının gelecek vaat etmesi önemli. Temel olarak iman. Oradan asla taviz verilmemeli. İstikametten ayrılmamak iman istikametini korumaktan geçer. Zamanında çevremizde çok koruyamayan oldu.    

Genç Öncüler Dergisi’nin Şubat ayı münasebetiyle hazırladığı  “Şehadet Özel” sayısı çıktı! 103. Sayıda İslami Mücadelenin yakın tarihine damga vurmuş şehitler hatırlatılıyor. Ömer Muhtar , İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said, Metin Yüksel, Zehran Alluş , Tekiner Tayfur, Abdulkadir Salih’in mücadeleleri yazar kadrosu tarafından irdelendi. Fatih Camiinde arkasından kurşunlanarak katledilen Fatih Akıncıları reisi Şehit Metin Yüksel’i ağabeyi Müfid Yüksel, Afgan dağlarında şehadete yürüyen  Şehit Bilal Yaldızcı’yı ablası Nihal Albayrak, Hindukuş dağlarında rahmana kavuşan  Şehit Bahattin Yıldız’ı dava arkadaşı Cemal Balıbey, 1980 dönemi İslami mücadelesininönem  fikir ve aksiyon insanı Şehit Sedat Yenigün’ü öğretmen arkadaşı Şemsettin Özdemir, Bosna cihadında Travnik’te şehadete erişen Şehit Selami Yurdan’ı ağabeyi Recai Yurdan, 6-7 Ekim olayları şehitlerinden Şehit Aytaç Baran’ı eşi Gülşen Baran, Şehit Hasan Gökgoz’ü babası Mehmet Gökgoz, Şehit Hüseyin Dakak’ı annesi Zarife Dakak,  Şehit Riyad Güneş’i ağabeyi Nihat Güneş,  Şehit Turan Yavaş’ı kardeşi Kemal Yavaş, Şehit Yasin Börü’yü annesi Hatice Börü, PKK’lı babası tarafından İslami mücadeleye hayatını vakfettiği için katledilen  Şehit Ali Karakaş’ı arkadaşı Tahir Kızmaz Gençlik ve Spor Bakanlığı Mersin Kampında PKK yandaşları tarafından katledilen  Şehit Hüseyin Cafer Gizli’yi babası Salih Gizli Anlattılar. “Kral Faysal ve Mücadelesini” Taha Kılınç ile konuştuk. Ensar Çalışkan “Şehadet Takvimi Projesini” konuştuk. Ayrıca 1970-1980 yıllarında hayatını kaybeden ve unutulmaya yüz tutan İslami Hareketin aziz şehitleri bir albümle dikkatlere sunuldu. Kitap tahlilleri, hitabeler, mektuplar, şiirler ve marşlar ile hazırlanan özel sayı arşivlerde yer almayı hakediyor. Sayımızın hazırlanmasında emeği bulunan İlke Haber Ajansı yetkililerini hasleten teşekkür ediyoruz. e dergi formatında okumak için tıklayınız; http://www.genconculer.com/genc-onculer-103-sehadet-ozel-s…/   Derginin sunuş yazısı;   Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla.   Sürekli gelişen ve yenilenen(!) dünyada içi boşaltılan ya da daha vahimi yanlış, eksik kullanılan kavramlardan biri de “Şehadet” kavramı. Kavram kelime anlamı olarak “şahitlik, tanıklık etmek” demektir. Şehadet, kelimesini yalnızca “Allah yolunda ölmek” gibi dar bir kalıbın içine sokarsak asıl anlamamız gereken “Allah yolunda olmak” gayemizden uzaklaşmış oluruz. Alemlerin Rabbi olan Allah için olmak bilinci ve hayatı bu bilinçle inşa etmektir. Allah yolunda yaşamak ve bu yol üzere canını bu yolda vermektir.   Bizler de Genç Öncüler ekibi olarak Şehadet ayı olarak andığımız Şubat ayında ümmetin şehitlerinden örnekler vererek Hakka şahitlik yolunda bir adım daha atalım istedik. Günümüzde istismar edilen şehadet kavramını bizlere tam manasıyla öğreten öncülerimizle bir yolculuğa çıktık bu sayıda. Güzel günler gördük. Adlarına yazılan marşlarla, ezgilerle büyüdüğümüz isimlerin ailelerinin, dostlarının kapılarını çaldık. 90’lı yıllarda birçok çocuğa ezberletilen marşların sahiplerine bir adım daha yaklaştık. Çocukluğumuzu selamladık bu sayıda. İçimizden “ne kadar nasipliler, şehitlerle vakit geçirmişler” derken şimdi diyoruz ki hamd olsun böyle bir çalışmanın içerisinde bulunmak bizlere nasip oldu. Yaptığımız görüşmelerde sesler titredi, gözler doldu. Duyulan özlem, mekanları sardı. Şehadet, hepsine çok yakışmıştı. Ama özlem ayrıydı, can yakardı. Rabbimizden duamız şudur ki; Kevserin başında kavuşsun anneler, babalar, eşler, çocuklar özlediklerine.   Bu çalışmada gördük ki Hamd-ü senalar olsun ümmetin şehitlerini, şahitlik üzere yaşanmış ömürleri anlatmaya dergiler, kitaplar yetersiz kalır. Bizim çalışmamız bu alanda adımlanan ufak bir adımdır. Burada adı zikredilemeyen Hak yolun davasına şahitliklerini canlarıyla ortaya koymuş, ümmetin damarlarına kan veren tüm coğrafyalardaki şehitlerimize selam olsun!   Gözyaşlarıyla Afganistan’dan ayrılırken ” Hoda hafız biraderani mücahidan ” (Allah’a emanet olun. Benim mücahit kardeşlerim.) diyen Bahattin abimizin Hindikuş dağlarına olan sevdasına selam olsun!   Ablasının, “Ödemiş nere, Hindikuş dağları nere?” diye ifade ettiği Bilal Yaldızcı’nın ümmet sevdasına selam olsun!   Tekiner Tayfur’un “Ya Rabbi kanımı, günahlarım için kefaret kıl.” teslimiyetine selam olsun!   Selam olsun ümmetin yıldızlarına! “Sehel yeli esince güneş hiç gitmeyecek” cümlesi ezberimizde. O günü bekliyoruz.   “Mü’minlerden, Allah’a verdiği söze bağlı kalan öyle erler var ki, onlardan bir kısmı bu uğurda canını vermiştir. Bir kısmı ise verdikleri sözü hiç değiştirmeden bunu beklemektedirler.” (33/Ahzâb 23)   Şehitlerimizin hayatlarının biz gençlere her daim kılavuzluk etmesi dualarımızla.     Önümüzdeki günlerde Dergimize ulaşabileceğiniz noktalar İstanbul Fatih AKV Fatih Genç Öncüler Fatih Ağaç Kitabevi Fatih Inkılap Kitapevi Başakşehir Kültürevi Derneği Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği Kağıthane AKV Kağıthane Genç Öncüler Ankara AKV http://ankara.akv.org.tr/?page_id=76 Isparta Umran Kültürevi http://www.ispartakulturevi.com/kunye.html Trabzon AKV Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70 04623232205 Kocaeli AKV Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli 05053122362 Eskişehir İsmail Kaplan 05556925287 Adana ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği) Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19 Artvin Bahattin Yılmaz Hopa Yeryüzü Kültür Derneği Erzincan ERDAV Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN Telefon : 0 (446) 224 23 24 Siirt Siirt İHH Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100 05554600101   Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.   Abonelik için irtibat numarası; 05453895019   Yıllık Abonelik Ücreti: 50 TL  

Röportaj: Furkan Gençoğlu Genç Öncüler: Baba kavramını biraz açabilirmiyiz? Ömer Miraç Yaman: Bu soruyu Rabbimiz Teala’nın nasıl bir annelik ve nasıl bir babalık olmalı tanımlaması üzerinden bir okuma yaparsak daha faydalı olacağını düşünüyorum. Rasulullah (s.a.v.)’ın dilinden belli ifadeler okuyoruz, Rabbimiz Teala bazı emirler buyuruyor. Fakat biz bu örnekliğin ve emrin dışında anne babalık yapmaya devam ediyoruz. Tahrim Suresi’nde Rabbimiz Teala 6. ayeti kerimede “Ey iman edenler; kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” buyuruyor. Bu ayeti kerimede sorumluluk büyük oranda evde babaya yükleniyor. Biz sorumluluğun islami anlamda ailenin bütün fertleri nazarında babaya yüklenmesini Rabbimiz Teala tarafından bir emir ve yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olarak görüyoruz. Peygamberiz (a.s.)’in yaptığı uygulamaların tamamında da, babalık üzerinden bizim bugün toplumsal pratiğinden gördüğümüz ceberrut, yüzü asık, emirler yağdıran ya da bir şekilde evde hayatı kolaylaştıracağı yerde zorlaştıran bir baba profilinin ötesinde ailenin ve evin belkemiği haline dönüşmüş, bu haliyle evdeki bütün süreçlerle yakından ilgilenen evin özel rollerini üstlenmiş bir birey olarak görüyoruz babayı. Zira Türkiye’de baba dendiğinde ev işlerini büyük oranda anneye devretmiş, bir de üzerinde “yuvayı dişi kuş yapar” diyerek ve “içişleri bakanlığı” rolünü anneye yükleyerek kendi görevlerinden bir şekilde sıyrılmaya çalışan ve bunu meşrulaştırırken de dışarıdaki yoğunluklarını bahane eden bir baba profili ile karşı karşıyayız. Maalesef şu anda Türkiye’de bir gençlik sorununu konuşuyorsak bir “baba sorunu”nu da konuşmak zorundayız. Zira konuşacağımız konu babasızlık üzerinden bir şekilde inşa edilen bir nesil problemini sorunudur. Türkiye’de baba meselesini değerlendirirken ve Rabbimiz Teala’nın bu konuda nasıl bir süreç takip etmemiz gerektiğini dönüp baktığımız ortada bugünkü babalık anlayışına çok farklı bir süreç olduğuna şahitlik ediyoruz. Bu konuda farklı bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bizde çok klasik tabular vardır, baba ve çocuk arasında. Bunlardan bir tanesi örneğin çocukla muhabbet etme, ona şefkat ve ilgi gösterme, onu öpüp koklama, ona ruh dünyasından kalbinden gelen sevgi cümleleri ile hitap etme noktasında maalesef biz Türkiye’de ketum bir babalık rolü görüyoruz. Bu noktada özellikle Aleyhisselam’ın örnekliği ile hiç uyuşmayan bir durum var ortada. Aişe (r.a.) validemiz şunu söylüyor; Bir gün bedevi grup Aleyhisselam’ı ziyarete geldi. Bedevi grup Aleyhisselam’ın huzurundayken yanındaki sahabelerin çocuklarıyla oynaştıklarını, öpüp koklaştıklarını gördüler. Bunun üzerine siz çocuklarınızla böyle öpüp koklaşıyor musunuz diye sordular. Aleyhisselam evet diye cevapladı bu soruyu. Onlarda Allah’a yemin ederiz ki biz çocuklarımızı böyle öpmeyiz, koklamayız. Sizin gösterdiğiniz bu davranışı göstermiyoruz çocuklarımıza karşı. Aleyhisselamın cevabı 1400 yıldan bugüne akan çok net bir cevap olarak bizim ebeveynlik rollerimizi sorgulamamıza imkan tanıyan bir cevapla taçlanıyor. “Allah sizin kalplerinizdeki merhamet duygusunu söküp almışsa ben ne yapabilirim ki” diyor aleyhisselam. Yani kendi öz evladını öpüp koklayamayan yani ona sevgisini muhabbetini aktaramayan bir babalıktan Allah’a sığınmak gerektiğini, en azından Aleyhisselam’ın bu konuda çok dikkatli ve rikkatli olduğunu Aişe (r.a.) annemizin aktardığı bu rivayet üzerinden okuyabiliyoruz. Başka bir nokta da maalesef aynı zamanda merhameti kuşanma noktasında Türkiye’de ki babalık rollerinde çok ciddi bir sorun olduğunu görüyoruz. Ya da babalarımız merhametli değiller, anlayışlı ve affedici değiller maalesef. Peygamberimiz (a.s.) “çocuğunun kendisine iyi davranmasında ona yardımcı olan babaya Allah rahmetini bol kılsın.” buyuruyor. Çocuğu zor, problemli, ciddi sorunlara yol açan bir kişiliğe de sahip olabilir ama tüm bunlara rağmen çocuğunun kendisine iyi davranması konusunda çocuğa yardımcı olan, ona merhametli davranan babaya Allah merhametini bol kılsın diye dua eden bir Peygamber (a.s.)’in ümmetiyiz elhamdülillah. Özellikle Aleyhisselam’ın oğlu İbrahim’in vefatı sonrasında tanık olduğumuz manzaralarda biz aynı merhamete ve duygu seline tanık oluyoruz. Abdurrahman bin Avf (r.a.) İbrahim’in rahmetli olmasından sonra Aleyhisselam’ın gözünden süzülen gözyaşlarını gördüğünde şaşkınlık içerisinde “ya Rasulullah neden ağlıyorsun” diye soruyor. Aleyhisselam Abdurrahman bin Avf’a cevap vermiyor ölü bedeninin başında İbrahimine dönüyor ve diyor ki “Ey İbrahim tekrar buluşma saati olmasaydı senin için daha fazla üzülürdük. Ama yine de çok mahsunuz. Göz yaş akıtır, kalp hüzünlenir lakin biz Allah’ın hoşnut olmayacağı şeyler söylemeyiz.” Bu durum Aleyhisselam ile oğlu arasında nasıl bir ilişki olduğuna dair çok net bir gösterge aslında. Merhameti kuşanma noktasında Türkiye’de babaların, özellikle Allah’tan hakkıyla korkmaya çalıştığını söyleyen babaların çok ciddi anlamda bu tavrı benimsemediğini ve bundan uzak kaldığını düşünüyoruz. İbni Kayyım (r.a.) bugün yaşadığımız süreçlerin tamamını özetleyen bir söz söylüyor; “Çocukların çoğunun bozukluğununun sebebi babalarıdır.” Eğer problemli bir çocuktan, arıza üreten, suç üreten bir çocuktan bahsediyorsak bunların çoğunun sebebi babalarıdır. “Zira babalarının ihmali, dinin farz vesair sünnetlerini öğretme işini terketmeleri yüzünden çocuklar bozulmuştur.” Yani dışarda emeğiyle, vaktiyle ümmetin çocukları için dertlenen öğretmenler, alimler veya sivil toplumda çalışan gönlü geniş insanlar evlerinde eğer kendi yetiştirdikleri, kendi mülklerinde ve emanetlerinde olan evlatlarına en azından aynı şefkati merhameti ve ikramı göstermiyorlarsa zaten konuşacağımız mesele “önce babalık mı yoksa önce dini nasıl anladığımız mı” gibi sorularla bizi karşı karşıya getiriyor. Genç Öncüler: Şuan Türkiye’de siz belli çalışmalar yapıyorsunuz. Bu mesele ile ilgili de belli çalışmalarınız var. Babalık hakkını anneye veya bir hocaya devreden babaların, evlerinde çocuklarının yaşadığı problemler genel olarak nelerdir? Babalarıyla kuracağı ilişkiyi kurmadıkları için nereye savruluyorlar? Ömer Miraç Yaman: Son 10-15 yıldan beri çok daha yaygın olarak anne-babalı bir yetim ve öksüzlük halinden söz edebiliriz. Çocukların babaları var ama buna rağmen yetim ve öksüzler. Maalesef anne babalarından göremedikleri ilgiyi tabiatın boşluğu kabul etmeyen tarafına dönüp baktığımızda bir başka yoldan doldurma yoluna gidiyor insanlar. Zaten sıkıntı burada başlıyor. Baba başta bir İslami terbiye edindirmek, bir usul öğretme, ahlak kazandırma ya da bunların tamamına dair bir hayat okuması yapmak için evden ayrılıyor. İnsanlar evladına vakit ayırmayıp bu işi bizzat kurduğu derneğe ya da kurulmuş olan bir derneğe, bir eğitim kurumuna vermek suretiyle başından attığı, önemsemediği bir babalık rolünü benimsiyorlar. Ve bu anlamda cemaat ve vakıflarda başka bir sıkıntı da var. Bir cemaat, bir vakıf anne ya da babalık rolünü üstlenmemeli. Böyle bir role talip olmamalı. Niçin bir cemaat, vakıf, dernek çocuğa namaz kılmayı, ilmihal bilgisini öğretmek durumunda olsun ki? Ya da niçin anne babalar yangın söndürücüsüymüş gibi derneklere, vakıflara evlerinde yakıp tutuşturdukları evlatlarını kucaklarında taşıyarak, “alın bunu, eti de kemiği de sizin olsun” diyerek vermek durumunda hissetsinler ki kendilerini? Yanlışlık buradan başlıyor. Müzakere edeceksek eğer, tam da babalığın anneliğin ne olduğu üzerine konuşmak zorundayız. Bu çok daha felsefi ve derin bir tartışma aslında. Ama öncesinde şunu konuşmalıyız. Türkiye’de ve İslam Dünyası’nda, genel olarak dünyada gençlerle ilgilendiğini söyleyen sivil toplum kuruluşları, okullar ya da eğitim merkezleri ne böyle bir işe talip olmalı ne de anne babalar kendi üzerlerine Allah (c.c.) tarafından yüklenmiş olan görevleri bir başkasına devretme arayışında olmalılar. Bundan dolayı hormonlu, bir takım sorunlarını hiç aşamayan, kimlik problemi yaşayan ve mutlu olamayan çocuklar ile uğraşıyoruz. Peki travma nerede büyüyor? Çocuk babası ile bir ilişki kuramadıysa hırçın oluyor. Kızgın ve öfkeli oluyor. Hayatta bir intikam alma oyunu da başlıyor. Bu oyun kimi zaman madde bağımlılığı, suça bulaşma, evden kaçıp uzaklaşma, kimi zaman hiç olmayacak noktalarda zihni ve fikri olarak bambaşka noktalara savrulma ile sonuçlanabiliyor. Maalesef karşılaştığımız yüzlerce örnekte biz bu travmayı görüyoruz. Bu anlamda medresemiz ve okulumuz, evimiz olmalı; mürebbiyemiz, hocamız ve eğitmenimiz de babamız, annemiz olmalı. Ama önce babamız. Dolayısıyla mesele çocuk sahibi olmaksa -ki bu bize Rabbimiz Teala’nın ikramıdır, emanetidir biz sadece emanet bilinciyle bakabilir, haddimiz ve sınırımızı bilerek ve bunun ötesinde bir sürece talip olmayarak- herkesin en azından babalık rollerine ve evladı ile kurdukları ilişkileri yeniden gözden geçirmeye ihtiyacı var. Yaş ilerleyince ve bazı sorunlar kronikleşince çözülemez hale gelince anne veya babalar ama özellikle babalar çocuklarını zihinlerinden siliyor, hayatlarından çıkarıyor. Evet, belki o evde yaşamaya devam ediyor ama değişmesine, hayata tutunmasına dair umudunu ya da dünyevi birtakım beceri ve başarıları gerçekleştirmeye dair umutlarını siliyor, yok ediyor ve bu aynı zamanda o çocuğuyla kurdukları ilişkiyi öldüren son darbe oluyor. Çoğu evde aynı evi paylaşan baba ve evlatların birlikte yemek yemişlikleri yok, o evin evlatları değilmiş gibi. Geçenlerde 350-400 liselinin katıldığı konferansta arkadaşlara şu soruyu sordum: “İçinizde son bir ayda anne babasıyla -her biriyle- bir saat baş başa vakit geçiren var mı?” Bu soruya 400 kişiden 15 parmak kalktı. Bu bizim gerçekliğimiz ve sorunumuz. Bir arabaya harcadığımız emek kadar, iki kuruş kazanmak için yaptığımız telaş kadar evladımızla ilgilenip vakit ayırmıyorsak rüzgar ekiyoruz demektir. Bu durumda fırtına ekmeye de hazır olmamız gerekir. Şu an yaşanan bir gençlik problemi değil annelik-babalık problemidir. Düzelecekse hikaye buradan düzelecek, toparlanıp yeni bir hikaye de yazılacaksa buradan yazılacak inşallah. G.Ö: Bir anne-babanın evladınden beklentisi ne olmalı? Anne-baba için çocuk bir cennet vesiledir, hakeza bu çocuk için de böyledir. Rabbimiz Teala bu gidiş gelişli iki yolu rabt etmeye çalışıyor. Yani evlat anne-babasına hürmet edip kol kanat gerdiğinde cennete gitme vesilesini kazanmış oluyor. Anne-baba da emanetine sahip çıktığında arkasından hayırla yad edece bir nesil bıraktığında bu sadakayı cariyeden sayılıyor. Dolayısıyla ilişkimiz bir cennet ilişkisi üzerine kurulu. Bu dünyadaki evlenmek, meslek sahibi olmak, mülk edinmek gibi diğer tüm telaşlarımız genel eksenin sadece birer sebebi olabilir. Zihinsel olarak kaybolan asıl şey de zaten budur. İnsanlar başarılı zeki çocuklarını Allah’ın dinine Hanne gibi Meryem’ini “doğarsa sana adayacağım” gibi bir niyetle başlamıyorlar kurdukları ilişkiye ve buna göre yatırım yapmıyorlar. Çocuk başarılıysa iyi okullarda okutmalı, başarısızsa Kuran kursuna göndermeli iye bakılıyor çoğu zaman. Yani çürükler Allah’a, iyiler dünyaya. Tıpkı Mekke müşrikleri gibi; kötü kurbanlıkları Allah’a kesen, güzel ve bakımlıları kendilerine kesen müşriklerin yaptığı gibi; (Rabbimiz Teala muhafaza buyursun) biz de şimdi dünya putunun önünde evlatlarımızı kesiyoruz ve güçlü olanları kendimize ayırıyoruz, zayıf olanlar için de bu Allah’ın dininde ilerlesin diyoruz. Birinci sıkıntımız bu. G.Ö: Anne-babalık nerede biter? Teknik olarak baktığınızda anne-babalık çocuğu evlendirdikten sonra biter. Bu noktayı tırnak içinde söylüyorum çünkü “bitmez anne-babalık ölene kadar”. Hatta öldükten sonra anne-babasının dostlarını ziyaret etme göreviyle devam eder bir çocuk için anne-babalık. Ama aslında teknik olarak hayırla ve bereketle çocuk evlendirildikten sonra anne-babalık biraz geri çekilir. Mevla Teala son nefese kadar hayırlı evlatlar ve anne-babalar olmak konusunda bize yardım etsin. Rabbimiz (c.c.) Teğabun suresinde bizlere mealen, Dikkat edin! Evinizde ocağınızda size düşman olanlar olabilir. Ama size verdikleri onca acıya ıstıraba rağmen onları affeder merhameti davranırsanız ben de sizi affedip merhametli davranacağım, diyor. Bu süreci hem fiili hem de kârlı bir dua ile hem de eyleme dönüşmüş hali ile sürdürecek bir anne-babalık gerekiyor ki bu da bizim duamızdır inşallah.

Ömer Miraç Yaman Kimdir?
1999 yılında Yunus Emre Süper Lisesi’nden mezun oldu.
Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde 2003 yılında tamamladı.
Yüksek Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde 2007 yılında tamamladı.
2008’de başladığı Sakarya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Doktora eğitimini 2012 yılında tamamlamıştır
2009 ile 2014 yıllları arasında Yalova Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümünde Öğretim Üyesi olarak görev yapmıştır.
2014 yılından beri İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümünde Öğretim Üyesi olarak görev almaktadır.2010 yılında Türkiye Gençlik Çalışmaları Bibliyografyası 1923-2010 ve 2013 yılında Apaçi Gençlik: Gençlerin Toplumsal Davranış ve Yönelimleri İstanbul’da Apaçi Altkültür Grupları Üzerine Nitel Bir Çalışma adlı çalışmaları yayınlanmış olan Yamanın Gençlik, Madde Bağımlılığı, Göç, Kentleşme, Aile, Alt kültür, Sosyal Hizmet Uygulamaları konularında makaleleri ve kitapları bulunmaktadır.