Yakın Tarihten Bir Utanç Vesikası; 6-7 Eylül Olayları

Tunahan Elmas Tarih 26 Ocak 2017 0 Yorum

-''Vali Bey İstanbul yakılıp yıkılırken, siz polislerin size sağladığı emniyet içinde nasıl orada gönül rahatlığıyla oturuyorsunuz. Ayıp değil mi? Bu büyük bir felaket, bu milli bir felaket.''

-''Efendim yanımda İç İşleri Bakanı Namık Gedik var, dilerseniz ona vereyim.''

Namık Gedik;

-''Öyle milli felaket falan değil. Bu milli bir isyan. Şu anda yaşadıklarımızın adı milli bir kıyamdır. Gençlik kıyama kalktı. Ortada dram yok.''

-''Çok yazık Namık... Yaşanan trajediyi milli bir kıyam olarak nitelendirmen beni çok üzdü. Koskoca İstanbul'da devlet yok, emniyet yok, mal güvenliği yok, can güvenliği yok. Beyoğlu yakılıp yıkılıyor ve sen buna milli bir kıyam diyorsun. Ülke daha fazla rezil olmadan olayların önüne geçin.''[1]

 

            Telefondaki ses Adnan Menderes'in en yakınındaki isimlerden, dönemin Devlet Bakanı Dr. Mükerrem Sarol'dan başkası değildi. Olayları 6 Eylül 1955 günü Ankara'da haber alan Sarol hemen İstanbul Valisini arayacak ve yaşanan durumun daha büyük bir faciaya dönüşmeden son bulması için gerekli önlemleri almasını isteyecekti. Valinin yanında, telefonu alarak olayları ''milli kıyam'' olarak nitelendiren kişiyse, 27 Mayıs sonrası götürüldüğü Harbiye binasında intihar ettiği öne sürülen, İç İşleri Eski Bakanı Namık Gedik'ti.

            Bu telefon görüşmesi Demokrat Parti hükümetinde görev alan iki önemli bakanın 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili iki farklı bakışını ifade ederken, hükümetin olaylar karşısında fikir ayrılığı içinde olduğunu gösteriyordu. Demokrat Parti daha sonra yıllarca 6-7 Eylül'ü organize etmekle suçlanacak, isnat edilen bu suçlumaysa hiçbir zaman ispat edilemeyecekti.

             Aslına baktığımızda Menderes ve arkadaşları 6-7 Eylül olaylarını büyük bir şok içinde karşılayacaklardı. Yaşanan olaylar sonucunda Demokrat Parti'de ve Adnan Menderes'in siyasi hayatında büyük kırılmalar yaşanacaktı. 6-7 Eylül'le birlikte Demokrat Parti iktidarı çözülmeye başlayacak, içerde ve dışarıda yaşanacak krizlerin etkisiyle birlikte parti içinde de sesler yükselecek birçok bakan istifa ettirilirken Adnan Menderes'in parti içi otoritesi derinden sarsılacaktı. Sonu idam sehpasında bitecek Menderes'in krizlerle mücadele sınavı 6-7 Eylül'le birlikte başlayacaktı...

            Krizin Başlangıcı

            Tek parti döneminin azınlıklara karşı tutumu özellikle II. Dünya Savaşı sırasında sertleşmiş, Varlık vergisiyle birlikte zaten problemli olan durum had safhaya çıkmıştı. Demokrat Parti'nin gelişi toplumun birçok kesiminde olduğu gibi ülkedeki azınlık gruplarında da sevinçle karşılanmış, azınlık cemaatleri 1950 seçimleriyle birlikte Demokratlara desteğini açıkça göstermişti. Demokratlar, Ermeni, Rum ve Musevi cemaatlerinden milletvekillerini 1950 seçimleriyle birlikte meclise taşıyacak, bu durum o günler için azınlık cemaatlerinin siyasal anlamda temsilinde önemli bir adım olacaktı.

            Demokrat Parti'nin azınlık cemaatleriyle yakın ilişkiler kurması bir süre sonra başlayacak Kıbrıs Kriziyle hükümetin topluma karşı baskı altında kalmasına sebep olacaktı. Uzun yıllardır süren Kıbrıs sorunu adadaki EOKA adlı Rum gerilla ordusunun sivillere ve İngiliz askerlerine karşı yaptığı saldırılarla 1955'te zirve yapacak Türkiye bu sorunu çözmek için geçmişe göre büyük bir çaba gösterecekti. Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili baskıları bir süre sonra sonuç verecek Londra'da Kıbrıs sorununu görüşmek üzere bir konferans toplanacaktı.

            Konferans öncesind Kıbrıs Sorunu üzerine kamuoyu yaratmak amacıyla kurulan ''Kıbrıs Türklerindir Derneği'', konferansta Türkiye'nin elini güçlendirmek adına İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, birçok ilde yürüyüş ve nümayişler düzenliyordu. Hem Yunan hem Türk Basınlarında çıkan ateşli Kıbrıs yazıları iki taraftaki ipleri geriyor ve gösterilerdeki sloganlar gittikçe ağırlaşıyordu. Tam bu sıralarda İstanbul'da kimliği belirsiz kişiler tarafından Rum azınlık cemaatlerine ait ev ve iş yerlerinin kapılarına çarpı işaretleri atılıyor, adeta gelişmesi beklenen olaylar öncesinde insanlar fişleniyordu. Bu kapı fişleme olaylarından kimin sorumlu olduğu hiçbir zaman bulunamayacaktı. Yakın zamanda ölen Özel Harp Dairesi Eski Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Eski Genel Sekreteri Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu 6-7 Eylül için;''6-7 Eylül Olayı muazzam bir Özel Harp örgütlenmesi işiydi, amacına da ulaştı.'' diyecekti..[2]

            Kıbrıs sorunun masaya yatırıldığı Londra Konferansı Fatin Rüştü Zorlu başkanlığındaki Türk heyetinin 29 Ağustos 1955'de Londra'ya varmasıyla birlikte başlayacaktı. Konferans iki tarafın ısrarcı tutumlarıyla uzayacak, Türk heyeti adadaki sorunlara net bir çözüm bulmadan herhangi bir anlaşmaya yanaşmayacağını açıkça ifade edecekti. Ülke içinde yapılan Kıbrıs gösterilerini konferansta koz olarak kullanan Türk heyeti, Türk milletinin bu konudaki hassasiyetini net şekilde ortaya koymaktaydı.

            Konferansta iki tarafın geri adım atmayışı sonunda Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu sorunu 5 yıllığına dondurma fikrini ortaya attı. Konferansın sürdüğü günlerde Türk basınında Rum aleyhtarı yazılar yazılmaya devam ediyor, gösteriler şiddetleniyordu. Herkes olayların nereye doğru gideceğini merak ederken Selanik'ten gelecek bir haber fitili ateşleyecekti. Mithat Perin'in sahibi olduğu İstanbul Ekspres gazetesi manşetten ''Atamızın Evi Bombalandı'' haberini geçti. Habere göre sabah saatlerinde Mustafa Kemal Atatürk'ün Selanik'teki evi Yunanlılar tarafından bombalanmıştı. Fatin Rüştü Zorlu bu durumu konferansta açarak, elini güçlendirmeyi düşünüyordu ancak haber yalandı. Haber asıl etkisini de konferansta değil, İstanbul'da gösterecekti. Haber yalandı yalan olmasına ancak günlerdir barut fıçısına dönmüş İstanbul sokaklarında kimse haberin doğruluğunu sorgulayacak durumda değildi. Haber İstanbul'da infial etkisi yarattı. Genelde 20.000 tirajı olan İstanbul Ekspres gazetesi o gün 290.000 tiraja ulaşacaktı. Taksim'de toplanan ateşli kalabalıklar Yunanistan ve Rumlar aleyhine sloganlar atarak yürüyüşe geçmişti. Kalabalığın öfkesi bir süre sonra sloganların ötesine geçerek, Beyoğlu'nda azınlıklara ait olduğu bilinen iş yerleri ve evlere yöneldi. İş yerlerini taşlamayla başlayan olaylar yağmaya ve ateşe vermeye döndü. Bir süre sonra Beyoğlu'nda başlayan ateş İstanbul'un tümüne yayılacaktı. İstanbul adeta cehennemi yaşıyordu. Durum öyle bir hal almıştı ki, Fenerbahçe'nin ve Türk Milli Takımının efsane golcüsü Rum asıllı Lefter'in Büyükada'da bulunan evi dahi talan edilmişti. Birkaç yıl öncesine kadar Lefter'in dünya kupasında Türk Milli Takımı adına attığı gollere sevinen insanlar Lefter'in evini talan ediyordu. Lefter daha sonra yaşadığı felaket gününü şöyle anlatacaktı;''15 gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleri ile karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar.''[3]

            Menderes ve Bayar gösterilerin varlığından haberdar bir şekilde Haydarpaşa'dan Ankara'ya gitmek üzere ayrılıyordu. Ancak haberdar oldukları gösteriler, Kıbrıs'ın Türk olduğuna dair sloganların atıldığı uzun zamandır düzenlenen gösterilerdi. Herhangi bir taşkınlığın olduğu bilgisi henüz kendilerine gelmemişti. Trenle İstanbul'dan ayrılan Bayar ve Menderes'e, Rum azınlıklara ait yerlerin talan edildiği haberi Sapanca'da Devlet Bakanı Mükerrem Sarol'un telefonuyla gelecekti. Sarol, Başvekil'e ''olayların çığrından çıktığını, hemen İstanbul'a dönüp bir şeyler yapması gerektiğini'' söylüyordu. Menderes, Mükerrem Sarol'un tavsiyesine uyarak Sapanca'da trenden ayrıldı ve İstanbul'a döndü. Başvekil'in İstanbul'a vardığı saatlerde yağmalar devam ediyordu. Hükümet örfi idare ilan ederek olaylara el koydu. Tanklar sokaklara çıkacak, olaylar ancak böyle durdurulacaktı.

            Olayların Londra'da etkisi çok kötü olmuştu. Türk Heyeti yaşanan durumu hiçbir şekilde karşı taraftaki muhataplarına açıklayamıyordu. Fatin Rüştü Zorlu, Adnan Menderes'i arayarak Kıbrıs Sorununun 5 seneliğine dondurulmasını önerdi. Öneriye kızan Adnan Menderes, ''bu artık milli bir mesele oldu, bu mesele yüzünden İstanbul yanıyor. Ben sorunun dondurulmasını falan istemiyorum. Hemen orayı terk edin, memlekete dönün.'' diyecekti. Fatin Rüştü Zorlu dönüş uçağında yanındaki büyükelçi Mahmut Dikerdem'e;''Bir gecede bütün çabalarımız yerle yeksan oldu.'' diyerek yaşadığı hayal kırıklığını ortaya koyacaktı.

            7 Eylül akşamı olaylar durulduğunda İstanbul sokakları meydan muharebesinden çıkmıştan halliceydi. Adnan Menderes olayların nasıl bu duruma geldiğini sorguluyordu. Asıl şokuysa Beyoğlu sokaklarını gezdiğinde yaşayacaktı. Menderes Beyoğlu sokaklarını dolaşırken bazıları hala yerlere saçılı eşyalarda işe yarar şeyler arıyordu. Başvekil yaşanan durumu trajedi olarak nitelendirecekti. Menderes'in yaşadığı üzüntüyü Mükerrem Sarol daha sonra şöyle aktaracaktı:''Vilayet merkezine geldiğimizde Adnan Menderes'i çok perişan, çok üzgün, çok sıkıntılı gördüm. O güne kadar onu hiç bu kadar perişan, ümitleri kaybolmuş görmemiştim.''[4]

            6-7 Eylül'ün faturası çok ağır oldu. Resmi kaynaklara göre; 11 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda, 4 bin 214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otelin bulunduğu 5 bin 317 yer tahrip edildi. Türkiye'nin itibarı yerle bir olacak, ülke yaşanan durum sonrasında Kıbrıs Sorununun çözümünde büyük sıkıntılar yaşayacaktı.

             Olaylarla ilgili olarak önce 3.151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5.104'e yükseldi. Olayların başlamasına sebep olarak gösterilen mitingleri organize ettiği için Kıbrıs Türk'tür Derneği kapatıldı. Dernek Başkanı Hikmet Bil ve arkadaşları tutuklandı.

            Dönemin İstanbul Valisi Gökay  ve olayları ''milli kıyam'' olarak nitelendiren İç İşleri Bakanı Gedik istifa etti. Olayların Demokrat Parti adına faturası bununla kalmayacaktı. Kısa bir süre sonra Menderes hükümetinin birçok bakanı Grup Toplantısındaki baskılarla istifa edecek, Menderes'in siyasi kaderiyse amiyane tabirle direkten dönecekti.

            Başvekil Adnan Menderes ve Celal Bayar 27 Mayıs sonrası kurulan Yassıada Mahkemelerinde 6-7 Eylül olaylarını organize etmekten de yargılanıp, hiçbir delil olmadan suçlu bulunacaklardı. Menderes'in Yassıada Mahkemelerinde dönemin istihbarat kurumu MAH(Milli Amele Hizmetleri) Başkanının mahkemeye getirilme talebi mahkeme heyeti tarafından defalarca reddedildi.

            6-7 Eylül olayları sonrası İstanbul'da yaşayan Rumların büyük çoğunluğu Yunanistan'a dönecek, bir kısmıysa Mersin ve Tarsus'a yerleşecekti. Olaylarla ilgisi olduğu konuşulan Özel Harp Dairesi daha sonraları yaşanacak 6-7 Eylül minvali toplumsal olaylarda sık sık gündeme gelecek, ancak ÖHD'yle ilgili söylentiler resmi kurumlarca hiçbir zaman kabul edilmeyecekti.

            Üzerinden 61 yıl geçmesine rağmen 6-7 Eylül ülke tarihi açısından bir utanç vesikası olarak anılacak, hiçbir zaman sorumlular yaşananlarla ilgili hesap vermeyecekti. Her şeyin sonunda olayların faturasını evleri, iş yerleri talan edilen masum vatandaşlarla, olaylardan haberi olduğuna dair hiçbir ispat olmamasına rağmen ve olaylardan sonra yakın arkadaşlarının ''onu hiç böyle perişan görmemiştik'' dedikleri Başvekil Adnan Menderes idam sehpasında ödeyecekti...

 

 



[1] Demirkırat/Kriz. Blm.4

[2] http://www.ntv.com.tr/turkiye/karakutu-yine-agzindan-kacirdi,3Q5dK4I350OStXhyyXNcJg

[3] http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_haber/596124/6/Tarihin_utanc_sayfasi..._Lefter_6-7_Eylul_u_anlatiyor__Kizlarim_kucuktu__onlari_oldurmeye_kalktilar.html

[4] Demirkırat, Kriz, Bölüm 5, Dk 34

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder