casino maxi

Haifaa Al- Mansour’un yönetmen koltuğunda oturduğu ‘Vecide’ Suudi bir kadın tarafından çekilen ilk uzun metraj olma özelliğini taşıyor. Sadece bununla kalmıyor, aynı zamanda ülke tarihinde Oscar’a başvuran ilk film olma unvanını da elinde bulunduruyor.

Ufak bir kız çocuğunun dünyasından seyrettiğimiz film, kadın hak ve özgürlüklerine yaptığı vurguyla dikkat çekiyor. Değindiği konu her ne kadar önemli olsa da mesaj verme kaygısıyla yapılan işlerde sıkça rastlanan ‘muntazam iyi ve muntazam kötü’lere şahit oluyoruz film boyunca. Arap toplumunun veya İslam’ı benimsemiş diğer toplumların yaptığı yanlışları İslam’a mal etmek yıllardır Batı Sinemasının ve ‘Batı Sineması destekli Doğulular’ın en büyük vazifesi olmuştur. Filmde her ne kadar bu tür göndermeler çokça bulunsa da, yer yer ideolojik saplantılardan kurtulduğunu da gözlemliyoruz.

‘Vecide’ karakterine hayat veren Waad Mohammed isyankârlığı ve farklılığı ile öne çıkıyor filmde. Karakterimiz en büyük isteği bisiklete binebilmek olan, yabancı müzik dinlemekten hoşlanan, dışarı çıkarken saçını tamamen örtmeyen bir kız çocuğu. Aynı zamanda bir erkek çocukla arkadaşlık yapıyor. Filmdeki neredeyse her karakterden farklı olan Vecide bisiklet isteğini annesi ve babasına söylediğinde ise olumsuz cevaplar gecikmiyor. Bunun üzerine çeşitli yollardan para kazanmaya çalışıyor ama bunlar küçük adımlardan öteye gidemiyor.

Okul ile pek barışık bir karakter olmayan Vecide öğretmenleri tarafından sürekli uyarılıyor ve davranışlarını düzeltmemekte ısrar ediyor. Bir anda büyük bir değişim yaşıyor ve okulda düzenlenen bir Kur’an okuma yarışmasına katılıyor, tabi ki hayali birincilikle kazanacağı para ile bisikleti alabilmek. Ancak azim ve kararlılıkla devam ettiği bu yolda mutlu sonu görmek hiç de kolay olmayacaktır.

Karakterimizin içinde bulunduğu bir aile ortamından pek de söz edemiyoruz çünkü ne kardeşi var ne de eve her gün gelen bir babası. Annesi ile gerçekleştirebildiği küçük çaplı aile sohbetleri ise çalkantılı bir şekilde devam ediyor. Anne rolünü başarıyla omuzlayan Reem Abdullah’ta bir şekilde eşini eve geri getirme çabası var. Her ne kadar beraberken eşine karşı kusursuza yakın hareket etse de beraber oldukları ender günlerin birinde Anne ve Baba arasında yaşanan kavga zaten baba tarafından inceltilmiş olan ipi kopartıyor. Eşi için uzatıp düzelttiği saçlarını onun gidişinden sonra kendi arzusu olan ‘kısa kesim’ yapması bir nevi bağımsızlığını ilan edişi anlamını taşıyor. Anne için artık sadece kendisini ve kızını içeren bir hayat başlamıştır, bu başlangıçta da yanında olan tek insana aldığı hediye ile kızına karşı olan bağlılığını ve yaşadığı ‘kısmen’ değişimi fark edebiliyoruz.

Film boyunca gerek evrensel bir sorun olan kadına yönelik haksızlıkları ve şiddete gerekse Arapların kendine has sorunlarını –kabilecilik gibi- dile getiren filmde yan hikayelerin zayıflığı dikkat çekiyor. Yönetmenin anlatıcılık yönünü dizginleyemediği film, ana hikayenin yükünü başarıyla omuzlayan oyuncular sayesinde bu yöndeki eksikliğini hissettirmiyor.

Estetik açıdan fazlasıyla doyurucu olan film, hem Arabistan sokaklarındaki alelade havayı hem de evin içindeki oryantalist ortamı çok iyi yansıtmış. Kısmen uzun planlar ve güzel kadrajlar seyirciye büyük bir zevk verecek şekilde planlanmış. Bu estetik zenginlikte tabi ki Ortadoğu ve Doğu ülkelerindeki doğallığı ve sıcaklığını da es geçmemek gerekiyor.

Filmin parantez açılması gereken diğer bir noktası ise müzikleri. Max Richter tarafından yapılan müzikler filmin atmosferine büyük bir uyum sağlamanın yanında tek başına dinlendiğinde de insana keyif verecek cinsten.

Yönetmen her ne kadar yer yer ideolojik saplantılara takılıp tarafgirliğini belli etse de; naif oyunculuklar, başarılı tasvirleri, sade ve güçlü hikâye anlatımı ile hakkında ‘ilk’ olmak dışında, konuşulacak başka şeyler olduğunu hissettirebiliyor.

 bu yazı 23.07.14 tarihinde filmarasidergisi.com ‘da yayınlanmıştır.  

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder