Uzak Diyarlardan İzlenceler; Bu San

Uzak Diyarlardan İzlenceler; Bu San

Sinema Eki 19, 2014 0 Yorum

Ülkemizin salonlarında pek rastlayamadığımız, hatta şahsım adına hiç rastlayamadığım bir sinema olan Tayvan Sineması’nın güzel bir örneği Bu San –diğer adı ile Hoşça kal, Dragon Inn-.

Ülkemizden Reha Erdem’in hayran denebilecek derecede sevdiği  Ming-liang Tsai’nin filmi aynı zamanda Tayvan’ın en çok festival gezen filmi olma özelliğine de sahip. Ming-liang Tsai’nin ise sıkı bir François Truffaut hayranı olduğunu söylersek zaten daha filmi izlemeden film hakkında büyük bir ön izlenime sahip olmuş oluruz herhalde.

Sağanak yağmurdan kaçan bir Japon turist, King Hu’nun 1966 yapımı bir dövüş sanatları klasiği olan “Dragon Inn” filminin oynadığı ve bir zamanların ünlü sinema salonunu kendine sığınak edinmesini anlatan film aynı zamanda insanların artık sinema salonlarında hep beraberce film izleme alışkanlığının kaybolmasına da dikkat çekiyor.

Filmin içinde genel itibariyle sinemanın bitişinden gem vurulmaktadır. Filmin bir yerinde kamera hiç kıpırdamadan boş bir sinema salonunu çeker ve adeta ‘‘elveda sinema’’ demenin en güzel anlatım biçimidir. Sinemanın durumu ve Dragon Inn gibi bir filmin bile seyirci toplayamaması filmin son 15 dakikası içinde geçen bir ikili diyalog ile pekiştiriliyor. Bu iki insanın ise Dragon Inn filminin iki oyuncusu olması ve aralarındaki konuşma bu sorunu ironik olarak gözler önüne sermektedir.

Son kısımda ve filmin tam ortasında olmak üzere toplam 6 cümleyi bulan diyaloglar filmin büyüsünü bozmamayı fazlasıyla başarmış. Mizah amacı güdülüp de yapılan filmlerden daha çok tebessüm ettiren, düşündürme amacı güdüp metaforları tıkıştıran yapıtlardan daha çok düşündüren bir film olabilmiş.

Şiirsel görselliğin üst noktası saydığımız bu filme bir anlatıcı var edersek, o da ancak mekanın ta kendisi olur. Uzun uzun devam eden planlar seyirciyi düşünmeye yönlendiriyor, seyirci istemese bile.

Mekan olarak sinema salonunun etrafından 1 kez ayrılıyoruz, zaten onda da salon son gösterimini yapmış ve artık hayata gözlerini yummuş oluyor. Tüm bunların ardından giren müzik de duyguları pekiştirip güzel bir son hazırlamış bu arada.

Sinema izleyicileri filme, karanlıkta birileriyle tanışabilme ihtimalinden bile daha az ilgi göstermeleri ise yine bir gönderme olarak yazılabilir. Keza insanların diyalogtan kaçınması da aynı şekilde toplumdaki kopukluğa bir dokundurmadır.

Yapı ve anlatım tarzı olarak açık bir şekilde ‘‘minimalist’’ diyebileceğimiz bu film sinemaya emek veren herkese bir mesaj veriyor, en çok mesajı ise sinemayı sahipsiz bırakıp vcd ve dvd dünyasına kaçan modern zaman seyircisine veriyor.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder