casino maxi

Unutulmaya Terkedilen Bir Güzel Hikaye; “El Ele Eylemleri”

Furkan Gençoğlu Tarih Nis 21, 2016 0 Yorum

Furkan Gençoğlu

https://twitter.com/mrgencoglu

500-156 (1)

Türkiye’li müslümanlar olarak bir çok önemli işlere imza atıyoruz. Eylemler, organizasyonlar, iyilik hareketleri vb. Türkiye kişisel infak hareketlerinin en yoğun olduğu İslam ülkesi. Örneğin İHH gibi bir yardım kuruluşumuz var dünyanın yüzlerce bölgesinde gariplere, mazlumlara, ötelenmişlere yardım eli uzatıyor. Türkiye’li müslümanların katkılarıyla dünyanın dört bir yanında yetimhaneler, su kuyuları, fabrikalar, toplu konutlar yapılıyor. Hayvancılık, tarımsal kalkınma projeleri gerçekleştirilerek sadece balık vermeyi değil balık tutmayı da insanlara öğreten girişimlerde bulunuluyor. Fakat gerçekleştirdiğimiz bu muazzam organizasyonların hikayesini yazma noktasında geçmişten beri ciddi problemlerimiz var. Son yıllarda basın-yayın-reklamcılık gibi sektörlerde yetişmiş kadroların çoğalması ile bu problem bir nebze de olsa çözüldü. Fakat geçmişte yaşanan ne yazık ki geçmişte kalmaya devam ediyor.

Örneğin 28 Şubat döneminde yapılan ve belkide dünyada gerçekleştirilen en büyük barışçıl sivil aktivizm örneklerinden biri olan “el ele eylemleri”. “İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele” başlığıyla gerçekleştirilen eylemde insanların inanç özgürlüklerinin kazanılması için el ele tutuşularak kilometrelerce uzunluğunda insan zincirleri oluşturuldu. İstanbul Cerrahpaşa tıp fakültesinin önünden başlayıp Hopa’ya kadar uzandı bu insan zinciri. Bugün geçmişte tecrübe edilen bu muazzam organizasyonu kim hatırlıyor? Ak Parti kuşağı olarak isimlendirilen 15-25 yaş kuşağından hangi genç bu eylemin hikayesini biliyor? Oysa beyaz perdeye aktarılıp bir kült film haline getirilebilecek çapta bir hikayesi var bu eylemin.  Maalesef belli alanlarda yoğunlaşan kadro eksikliğimiz, bu tip bizzat içimizden insanların gayretleriyle inşa edilmiş tecrübelerin, tarihin girdabında keşfedilmeye bekleyen birer hazine olarak bekletilmesine gerekçe oluşturuyor.

28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) “irticayla mücadele” gerekçesiyle aldığı kararlardan biri de kamu kurumlarında başörtüsünün yasaklanmasıydı. Yasak çoğunlukla üniversitelerdeki uygulamalarla anılsa da sadece öğrencileri mağdur etmedi. Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği’nin (AK-DER) verilerine göre 1998-2002 arasında 5 bin başörtülü kadın işten çıkarıldı,10 bine yakını da istifa etmeye zorlandı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Aralık 1997’den itibaren çeşitli kararlar alarak üniversitelere başörtüsüyle girilmesini engelledi. 23 Şubat 1998’de İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun çıkarttığı genelgede, “başörtülü ve sakallı” öğrencilerin derslere alınmamaları, yoklamalara yazılmamaları, dersten çıkmamakta direniyorlarsa dersin yapılmaması ve öğrencinin “dersi engellediğine” dair tutanak tutularak disiplin kuruluna sevk edilmesi talimatı verilmişti. Genelge üzerine İstanbul Üniversitesi’ne alınmayan başörtülü öğrenciler, aylar boyunca Beyazıt kampüsü kapısının önünde oturarak yasağı protesto etti. Alemdaroğlu’nu eleştiren öğretim üyelerinin görevine son verildi, bir kısmı istifa etti. Disiplin cezaları alarak okuldan uzaklaştırılan birçok başörtülü öğrenci eğitimine yurtdışında devam etmek zorunda kaldı.

 

Oturma eylemlerinden bir sonuç alınamayınca İstanbul Üniversitesi’nden bir grup başörtülü öğrenci, dikkat çekecek bir eylem planladı. İstanbul’dan Ankara kadar el ele tutuşularak bir zincir oluşturulacak, Guinness’e girecek bir rekor kırmaya çalışılarak başörtüsünün serbest bırakılması talebi yükseltilecekti. Eyleme Türkiye genelinde milyonlarca insan katıldı. İstanbul’da baş örtüsü zulmünün en katı şekilde uygulandığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin önünde başlayan insan zinciri kesintisiz bir şekilde Bolu’ya kadar devam etti. Bolu’da ise kalabalık bir asker grubu tarafından zincirin devam ettirilmesi engellendi. Eğer bu engelleme olmasaydı bu insan zinciri Ankara’ya kadar devam edecekti. Ancak bu şekilde, bazı yerlerde askeri güçlerin engellemesi sebebiyle kesintiler oluştuysa da “İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele” adıyla İstanbul’dan doğuda İran sınırı yakınındaki Van’a ve Karadeniz tarafından Gürcistan sınırındaki Hopa’ya kadar bütün Türkiye’yi kuşatan bir eylem gerçekleştirildi. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri böyle bir eyleme ilk kez şahit oluyordu. Ülkenin büyük bir kesiminde oldukça farklı yerlerde milyonlarca insanın aynı gün (11 Ekim 1998 Pazar) aynı saatte (saat öğleden önce 11.00’de) belli bir mevkiye gelerek kilometrelerce uzunluğunda insan zinciri oluşturmaları, hiçbir karışıklığa ve disiplinsizliğe mahal vermemeleri Türkiye Cumhuriyeti’nin 75 yıllık tarihinde ilk kez görülüyordu. Ancak hükümet kurumlarının yürüttüğü başörtüsü zulmüne karşı insanların el ele tutuşarak tepkilerini dile getirmeleri bazılarının da paçalarının tutuşmasına yol açtı. Çünkü onlar bu kadar büyük bir kalabalığın Türkiye’nin hemen hemen her tarafını etki altına alan böyle bir eyleme katılacağını tahmin etmiyorlardı.

500-224 (1)

İnsanların inançlarının gereğini yerine getirerek okuma ve çalışma özgürlüklerini elde etmek için gerçekleştirdikleri “İnanca Saygı Düşünceye Özgürlük İçin El Ele” eylemine gösterilen destek ve ilgiden rahatsız olan hükümet başta İslami anlayış sahibi bazı yazarlar ve birtakım İslami vakıfların ve derneklerin yöneticileri olmak üzere çok sayıda insanı tutuklattı. Tutuklananların arasında Akit gazetesi baş yazarı Abdurrahman Dilipak, Yeni Şafak gazetesi başyazarı Ahmet Taşgetiren, Milli Gazete yazı işleri müdürü ve başyazarı Ekrem Kızıltaş gibi önemli yazarlar da bulunuyordu. Bunlardan Abdurrahman Dilipak, Ahmet Taşgetiren ve eyleme katılan bazı baş örtülü kız öğrenciler ilk sorgulamadan sonra serbest bırakıldılar. Ancak Ekrem Kızıltaş, bazı İslami vakıfların ve derneklerin yöneticileri ve çok sayıda başörtülü kız öğrenci günlerce gözetim altında tutuldular.

Eylemden sonraki akşam öğrenci yurtlarına baskın yapıldı ve yüzlerce öğrenci gözaltına alındı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden bir grup başörtülü öğrenci eylemi organize ettikleri gerekçesiyle üç gün boyunca terörle mücadele ekiplerince sorguya çekildi. Aralık ayında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  (DGM) eylemi örgütlediği iddia edilen 30 kişi hakkında toplam 90 yıl ağır hapis istemiyle dava açıldı. Sanıklar Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesine muhalefetten, halkı ‘kışkırtarak’ kamu düzenini bozdukları suçlamasıyla yargılandı.

Kaynak: Türkiye’de ve Dünyada Başörtüsü Yasağı Kronolojisi, Mazlumder, s.54.

              http://www.vahdet.info.tr/isdunya/dosya4/1008.html

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder