casino maxi

Tufan ve Tebliğ – Maide Özmen

Düşünce May 07, 2015 0 Yorum

tufan ve tebliğ

Maide Özmen
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

“ And olsun, biz Nuh’u kavmine gönderdik.(Onlara:) “Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum.”
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkmaktayım” (dedi) .
“Kavminden, ileri gelen inkarcılar: “Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sanıyoruz” dedi.
“Dedi ki: “Ey Kavmim, görüşünüz nedir-söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de, sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?
“Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.
“Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah’tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz?”
“Dediler ki: “Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan bize va’d ettiğini getir (görelim.) ”
“Nuh’a vahyedildi: “Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme.”
Vahyin devamında “Gemi inşa et!” emri geldi. Kaç asır sürmüş tebliğ çabasından sonra gelen emre itaat etti ve gemiyi inşa etti. Kendisi ile ailesinden ve kavminden iman eden bir topluluk;canlılığın devamı için de,yine Allah’ın emri ile,her yaratılanlar çiftler halinde gemiye bindi,ancak karısı ve oğlu onlardan olmadı. Nuh as onlar için de çabalamaya devam etti ancak hüküm verilmişti.
Ekonomiye dayalı toplumsal sınıflar…
Çıkar için kontrolsüz güç kullanımı…
Yeryüzünü ifsad …
Kadına, erkeğe, güce, hükümranlığa düşkünlük…
İlk insandan henüz Nuh peygambere kadar yaşamış beşeriyet, evet, bu suçlardan hesaba çekildi, hükmü verildi. Şimdi son peygamberden bugüne 14 asır daha yaşamış beşeriyet, yine aynı suçlardan yargılanıyor.

Allah, elçisinin serzenişini bize şöyle aktarıyor:
“ Dedi ki: (7) “Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum.”
“Fakat benim davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı.”
“Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.”
“Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim.”
“Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.”
“Bundan böyle” dedim. “Rabbinizden mağfiret isteyin çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.
“(Öyle yapı ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.” (71/5-9)
O Elçi ki, gece gündüz, her yolu deneyerek insanları asırlarca davet etti. O kadar asra kaç reddediliş sığar dersiniz? Rabbi, Hz. Muhammed’e bu kıssadan sonra şöyle buyurur:“Öyleyse sen de artık sabırlı ol. Çünkü unutma ki gelecek mutlaka Allaha karşı sorumluluk bilincine sahip olanlardan yana olacaktır.”
İnadında ısrar eden bir kavme karşı, tebliğde çığır açmış bir peygamberin sayıca küçük vasıfca büyük kavmi. O kavim ki Allah insanlığı onlarla yeniledi. Allah’ın hükmü ile dalga geçenleri ise tufan alıp götürdü.
Çağımızda her şeyin ölçütü madde; çıkar peşinde koşmak birinci öğreti olmuştur. İnsanlık her şeyi elde etmeyi başarmış ancak huzuru elde edememiştir. İşte bu yarayı dindirecek olanlar, Allahın halifeleri olmayı başarabilenler olacaktır. Yapılacak şey, adalete davet etmek.
İslam, hayatın her alanını kapsayan, bilmeyen için hapis görünen bir özgürlük düzenidir. Okullarımızda eğitim sistemini, işyerlerimizde adil iş ve aş dağılımını teklif ve mümkünse inşa etmek; tebliğin en güzelidir. Zira tebliğden kasıt evvela tatbiktir. Kaldı ki düzeltmediğimiz her türlü haksız durum; neslimizin de bu sıkıntıları yaşamasına sebep olur.
“Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır.”
“Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?”
“Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.”(71/14-16)
Ayetlerde işaret edildiği üzere insanlar, tıpkı göklerin uyumlu yaratılmış olması gibi, uyum içinde yaratılmıştır. İnsanın insana üstünlüğü farklı mecralardadır. Kimi manevî meseleleri çözümleyebilirken; kimi de duygularından uzak, adil hükmedebilmektedir. Güneşin nurunu İslam’a, ayın nurunu tebliğ görevini üstlenenlere benzetebiliriz ki onlar İslam’dan beslenir, onu iyi anlar, yaşar ve yansıtırlar.
Unutmayalım, asrımız, dünyanın kendisinden arındırıldığı azgın kavmi de, gemiye sığınmayı hak eden ve kendisiyle beşeriyetin ihdas edildiği topluluğu da barındırmaktadır. Bize düşen safımızı seçmek… Gemimiz ise İslam gemisidir. Takvası ile üstünlüğü kazananlar, yarışırcasına girmeli bu gemiye ve kibrini, tutuculuğunu, aşırılığını, vurdumduymazlığını, … denize dökmeli.
Yarışın iki büyük silahı, sabır ve marifet. Allah evvela elçilerine hakikati öğretti. Bununla beraber onlar zaten toplumlarında hakkı yaşayan ve söyleyenlerdendi. Allah onların eksiklerini giderdi ve onları davete memur kıldı. Bizler de kısa ömürlerimizde daveti talim ve terbiyenin beraberinde yürütmeliyiz. Zira başta söyledik, tebliğin makbulü tatbik ile olandır.
Asr suresinde işaret edildiği gibi; insanlığın hüsranda olduğu zaman ve mekanlarda istisna edilenler ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı/doğruyu ve sabrı tavsiye edenlerdir. Yani yalnızca iman edenler, yalnızca iyi işler yapanlar değil; tüm bu vasıfları birbirinden ayrı görmeksizin taşıyanlardır. Bunlardan sabır, sadece susmak değil; bilakis sonuçlarına katlanarak hakkı söylemektir. Şayet niyetimiz insanlığa etki etmek ise, tebliğ çabamızı sabırla desteklemeliyiz.
İslam’a aykırı düzenlere boyun eğmeksizin hakkı savunmak, engellere rağmen İslam’ı yaşamak, sabrın en mükemmel derecesidir. Bununla birlikte Hz. Nuh, asırlar sonra kavmine beddua etmiş, helâkını istemiştir; o da ancak insan nesli hakkında endişelenmesindendir.
Ayet-i kerime’de “Gerçekten Allah, kendi nefis (öz) lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz.”(13/11) buyrulmaktadır. Hasılı toplumsal dönüşümü Allah’tan beklemek yerine, elimizi taşın altına koyup tebliğ için çaba sarf etmeli, sabredip gerekirse feda etmeliyiz ki Allah çabamızı desteklesin, toplumumuzda olanı değiştirsin.
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”
(3/139)

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder