casino maxi

TSK’nın Sarih Hastalığı; “Cuntacılık”

Tunahan Elmas Gündem Eyl 18, 2016 0 Yorum

12_eylul_651827810

 

TUNAHAN ELMAS

https://twitter.com/tunahanelmass

15 Temmuz darbe teşebbüsüyle siyasi lügata tekrar giren askeri darbelerle birlikte Silahlı Kuvvetlerin yapılanması üzerine birçok tartışma yapıldı. Yeni darbe tehditlerine karşı Silahlı Kuvvetler içinde yapılacak düzenlemelerin başında 15 Temmuz darbe girişiminde aktif rol oynayan askeri lise ve harp okullarının kapatılması yer alıyordu. Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameyle Kurmay subay yetiştiren İstanbul’daki Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı.

Kararnameye göre Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde Milli Savunma Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulacak. Milli Savunma Üniversitesi, rektörlüğe bağlı olarak, kurmay subay yetiştirmek ve lisansüstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulan enstitülerden kara, deniz, hava harp okullarından ve astsubay meslek yüksekokullarından oluşacak. Milli Savunma Üniversitesinin rektörüyse Milli Savunma Bakanının önereceği, Başbakanın uygun gördüğü üç aday içinden Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Kararnameyle yapılan değişikliklerde hedeflenen en önemli amaç Ordu’ya subay yetiştirecek kurumların özerk bir yapıdan çıkarılıp siyasetin kontrolü altına girmesi olacak.

Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameyle Askeri liseler ve Harp Okullarının toplu bir şekilde kapatılması toplumda genel kabul görürken, kapatılan Askeri lise ve Harp okulu öğrencileri sosyal medya ve yazılı görsel medyada kapatma kararına karşı isyan etti.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün son dönemlerde Askeri Liseler ve Harp okullarına eski yıllara göre yüksek oranda sızmayı aşıp, okulları tamamen ele geçirdikleri bilinen bir gerçek. Bu gerçekten hareketle bir grup yazar ve akademisyen okulların direkt olarak kapatılması yerine, Fetullahçı öğrencilerden arındırılıp, eğitime devam etmeleri gerektiği yönünde görüş bildirdi. Birçok kişiyse öğrencilerin bir suçu olmadığını ve başlarındaki komutanlar tarafından kandırıldıklarını iddia etti. Aslına baktığımız zaman bugün bu okullarla ilgili yaşadığımız sorun anlık bir sorun veya öğrencilerin kandırılmış olmasının ötesinde Silahlı Kuvvetlerin tarihsel pozisyonu ve geçmişinden gelen yapısal bir sorundan kaynaklanıyor. Sorunun kökeninin daha iyi kavranması için Silahlı Kuvvetlerdeki cuntacı/klikçi zihniyetin tarihsel gelişiminin iyi incelenmesi ve subayların bu zihniyet içerisinde yetişmelerinde askeri lise ve harp okullarının etkisine bakmak lazım.

 

Şimdi kapatılan okulların geçmişi ve öğrencilere okullarda verilen tedrisattı kısaca özetlemeye çalışalım…

Kapatılması en çok gündem olan İlker Başbuğ, Işık Koşaner gibi birçok Genelkurmay Başkanı ve üst düzey komutanın yetiştiği,  171 yıllık Kuleli’nin tarihinden başlayalım. Kuleli’nin bugün bulunduğu alanda Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği dönemde koruluk, manastır ve kule bulunuyordu. Yavuz Sultan Selim devrinde yeniçerilere kışla olarak verildi. Bir süre sonra alan bahçe haline getirilecek ve Kuleli Bahçesi diye anılacaktı. Daha sonraları III. Ahmet döneminde Bizans’tan kalan kule yıktırıldı. II. Mahmut döneminde süvari birlikleri için inşa edilen kışlaysa Kuleli Askeri Lisesi’nin ilk yapısı oldu. Abdulmecit döneminde kışlanın iki tarafına da kuleler yapıldığından kışlaya bu tarihten itibaren Kuleli Kışlası denilmeye başlandı. Daha sonraları Kırım savaşı için İstanbul’a gelen Fransız ve İngiliz askerlerinin kalacağı Kuleli, Osmanlı’daki ilk darbe teşebbüsü sayılan ”Kuleli Vakasında” sorgulama ve yargılamalara ev sahipliği yapacaktı.

Abdulaziz döneminde bugünkü halini alacak olan Kuleli mütareke yıllarında Ermeni Yetim Okulu olarak kullanılacak, Cumhuriyet’in ilanından sonra kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla Kuleli Askeri Lisesi adını alacaktı.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte eğitime devam eden Kuleli, 27 Mayıs 1960 darbesinde etkin rol oynadı. Darbeci kadroda Kuleli’den yetişen isimler olmakla birlikte cuntacılar Kuleli ve diğer askeri liselerde okuyan öğrencileri darbede aktif bir şekilde kullandı.

Daha sonrasında yaşanacak tüm cunta hareketlerinde askeri liseler aktif olarak kullanılacaktı. Öğrencilerin darbe kahramanlıkları anlatılarıyla yetiştirildiği okullar için bu pek tuhaf bir durum değildi. Liseyi bitirdikten sonra Harp Okuluna yerleşen öğrenciler burada da cuntacılıkla içli dışlı oluyordu. Özellikle okul komutanları cuntalarda etkin ve önemli görevlerde yer alıyordu. Cuntaların hedefi komutanların öğrenciler üzerindeki etkisini kullanmaktı. Askeri liseler ve harp okulları yıllarca bu amaca hizmet edilecek şekilde eğitime devam etti.

Türk Siyasi Tarihinde büyük bir kırılma noktası olan 27 Mayıs 1960 darbesi askeri liseler ve harp okullarındaki ortama da sirayet edecekti. Darbe sonrası ordu artık boğazına kadar siyasete batmış, 27 Mayıs’ın başrolünde oynayan Harp Okulunda artık devrimci ideolojiler tamamen öğrencileri etki altına almaya başlamıştı. Öğrenciler kendi aralarında Doğan Avcıoğlu’nun Yön ve Devrim dergilerini okuyor, sık sık siyasi eylemlere katılıyorlardı. Hatta 1970’lere gelindiğinde Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, 9 Martçı Komutanlardan Celil Gürkan’a;”Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni kitabını okumayan subayı ben eksik görürüm, güdük görürüm” dediğini Celil Gürkan anılarında anlatacaktı.

Harp okulları ve askeri liselerdeki bu ideolojik yükleme cuntacılar için çok geçmeden meyvesini verecekti. 1962 ve 63 yılları arasında Harp Okulu, Milli Şef ünvanıyla yıllarca ülkeye hükmeden İsmet İnönü’nün Başbakanlık yaptığı hükümeti devirmeye kalkacaktı. Bedelini isyancıların lideri Talat Aydemir idam sehpasında, Harp okulu öğrencilerinin tümüyse okuldan atılarak ödeyecekti. İnönü’nün giriştiği harbiye ve askeri liselerdeki ıslah çalışmaları pek sonuç vermeyecek ve daha sonraki cunta oluşumlarında harp okulları etkin rol oynamaya devam edecekti. Tarihe başarısız bir sol darbe girişimi olarak geçecek 9 Mart Teşebbüsü sonrası da Harp Okullarından birçok öğrenci cuntacılarla bağlantısı olduğu iddiasıyla ordudan atılacaktı. Darbe teşebbüsleri ve okullardaki ideolojik yapılanmaların getirisi olarak gruplar halinde okullardan atılma işlemleri devam edecekti ancak Harp okulları ve Askeri liselerdeki cuntacı yapılanmaların etksi hiçbir zaman azalmayacaktı.

Şimdi bugüne dönelim. Öncesinde bahsettiğimiz yaşanmışlıklar Askeri liseler ve Harp Okullarındaki darbeci ve cuntacı zihniyetin yerleşikliğini gösteriyor. Okullarda yapılacak ıslah çalışmalarının hiçbir şekilde sonuç vermediğiyse aşikar. Bu okullarda yaşanacak köklü bir zihniyet değişimi içinse uzun bir süreye ihtiyaç olduğu kesin. Böyle bir zamansa mevcut siyasi hükümetin elinde şu an itibariyle yok. Ayrıca ıslah çalışmalarının ters bir sonuç verip vermeyeceği de belli değil. Silahlı Kuvvetleri tek bir vücut olarak düşündüğünüzde Askeri Liseler ve Harp Okulları bu vücudun uzuvları olarak gösterilir. Darbecilik ise Silahlı Kuvvetleri bitkin düşürmüş bir kanser hücresidir. Bir kanser hücresi vücudun bir uzvunu tamamen etkisi altına almış ve hiçbir şekilde ıslah edilemiyorsa uzvun kesilerek vücudun geri kalan kısmını kurtarmak gerekir. Askeri Liseler ve Harp Okullarındaki yerleşik zihniyetin oluşması 200 senelik bir birikimin sonucudur. Her darbede, cuntada, darbe teşebbüslerinde bir şekilde rol oynamış bu okulların kısa sürede ıslahının mümkün olmadığını ve şu anki durumda kapatılmalarının en makul yol olduğunu kabul etmek gerekir.

Tüm bunların dışında yapılan yeni düzenlemelerle Ordu’nun hiç olmadığı kadar zayıf düştüğü yorumunda bulunanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gereğinden fazla personeli olduğu ve Ordu’nun savaş gücünün ötesinde siyaset ve ülke yönetimindeki etkisinin ağırlığının haddinin ötesinde olduğunu tarih bize sık sık gösterdi.

Bir Ordu’nun güçlü olması içim ülke siyasetinde söz sahibi olması olmazsa olmaz bir durum değil. Dünyanın bir çok ülkesinde Ordular ülke sınırlarını dış tehditlere karşı korumakla sorumluyken Türk Silahlı Kuvvetleri bu sorumluluğunun ötesinde siyaset kurumunun tepesinde bir vesayet kurumu olarak yıllardan beri varlığını korumakta. Ordunun siyaset üzerindeki etkisinin kırılması ve sivil siyasete tam  olarak bağlanması için yapılacak tüm ıslah hareketlerine kayıtsız, şartsız ve amasız bir şekilde destek olmak gerekiyor.

15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece Türkiye tarihinin darbeler karşısındaki makus talihini Allah’ın yardımıyla halk değiştirdi. Halkın darbelere karşı bu denli feraset sahibi olduğunu görmek umut verici ancak darbeleri bir daha dönmemek üzere tarihin çöplüğüne göndermek için o gece gösterdiğimiz kararlılıkta ısrar etmek zorundayız. Ne olursa olsun Ordu’nun siyasete tam olarak bağlanmadığı, TSK’nın yıllardan beri süregelen zihniyetinin değişmediği bir sistemde yeni darbe teşebbüsleriyle ve cuntalarla karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır.

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder