Terörle Mücadelede Strateji ve Sabır

Terörle Mücadelede Strateji ve Sabır

Furkan Gençoğlu Düşünce Eki 06, 2016 0 Yorum

 

sur-671

 

Furkan Gençoğlu

twitter.com/mrgencoglu

Mücadele strateji, azim ve kararlılık gerektiren bir süreçtir. Bir karar alırsın, strateji belirlersin, dozajını ayarlarsın ve sabırla kararının uygulama safhasını sürdürürsün. Türkiye’de siyaset ve bürokraside kararları uygulama noktasında ciddi bir istikrarsızlık ve cesaret yoksunluğu mevcut. Devlet idarecileri halkın 15 Temmuz direnişinden cesaret devşirmeleri gerekirsen halka berat dağıtma yarışına giriyorlar. Komik…

Örneğin Türkiye’de terörle mücadele politikasında bir istikrar yok. Sürekli PKK vahşetinden, karanlığından, katliamından dem vuruluyor. 35 yıllık masalları dinleyip duruyoruz. Replay tuşu bozuldu fakat devletlülerin nutukların dozajı değişmedi. Her zaman diyorum suçun bedeli ödetilmezse, suç meşrulaşır. PKK sivil-asker ayırmaksızın saldırılarını her geçen gün artırıyor ve artıracak. 15 Temmuz sonrası NATO ile yaşanan gerginlik tırmandıkça küresel emperyalist odakların Türkiye’yi PKK yordamıyla cezalandırma stratejisi hız kazacanak. 15 Temmuz darbe girişimi sosyolojik savaş safhasından iç savaş konseptine geçiş için merhaleydi. Ülkeyi tamamen kontrol etmekten ziyade ülkeyi bir iç savaş ortamına kendi ordu kaynakları kullanılarak sürükleme operasyonuydu. Meselenin bundan sonra müzakere yoluyla meselenin çözülemeyeceği noktasında yaygın bir toplumsal mutabakat söz konusu. Müzakere seçeneğini bu yüzden yok sayıyorum. Çünkü emri dışarıdan alıyorlar ve tamamen taşeron pozisyonunda bir işlevleri var. Bunu saklama gereği falan da duymuyorlar zaten. Tel Abyad PKK mevzilerine bakarsanız 53. Eyalete çekilmiş Amerikan bayraklarını görebilirsiniz.

Ne yapıyor peki devletimiz? 40 sene önce Paris’te asalacı kafası kopartan Türkiye Cumhuriyetinin bugün, PKK terörünün ülke sathında artık sokakta insan avlayacak pozisyona evrilmesi karşısında ürettiği strateji nedir? Terörle sadece dağda mı mücadele edilir? Adamlar şimdi kandili terketti artık otonom bölgeleri var. Bölgeleri bombalayamıyorsun Rusya ve ABD koruma kalkanı var. Kamışlı,Kobani, Haseke ve bugün Mınbıç. Tüm sınır hattın PKK terör örgütü tarafından kontrol altına alınıyor. ABD muhaliflerin elinden alıyor, IŞİD’e terkediyor. Operasyon meşruiyeti sağlanıyor ve IŞİD’in elinden alınıyor PKK terör örgütü denetimine bırakılıyor. Senaryo epeydir aynı ve işlerliği yüksek. MepaNews verilerine göre PYD safların ölenlerin %49’u Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Topyekun şehir savaşları safhasında örgüt kendi kadrolarını büyük oranda korudu daha çok Suriye’nin kuzeyinde eğittiği ypg savaşçılarını ve yerel gençlik örgütlenmelerini sahaya sürdü. PKK terörünün her geçen gün toprak ve insan gücü kazandığı aşikar.

Bugün artık atılacak adımlar planlanırken “batı ne der, ABD ne der, BM ne der, AB ne der” bunları bir kenara koyacağız. Hepsi 15 Temmuz gecesi “darbe” dedi. Karşında seni yok etmeyi kafasına koymuş bir blok var. Çünkü bir takım sebeplerle bölgede rahatsızlık yaratıyorsun. 15 Temmuz’a gelinen süreçte müdahaleye uluslararası meşruiyet ilmek ilmek işlenmiş. Lobiler, düşünce kuruluşları, akademi dünyası, medya dünyası bu sürece çeşitli ataklar ile katkı sunmuş. O masum zannettiğiniz medya kuruluşları, insan hakları örgütleri, bildiriler, basın açıklamaları. Hedef alınan kişi ve hedefe yönelik yöneltilen argümanlara baktığımızda tamamen operasyonel olduğu ortaya çıkıyor. İktisadi ağ ve fon desteklerinin gayrımilli olması meselesine hiç girmiyorum. O tarafları biraz deşerseniz niyet okuyuculuğu yapmanıza gerek kalmaz.

Bedel ödüyoruz. Tüm etaplarıyla saldırıyorlar ve her geçen gün ödediğimiz bedelin faturası ağırlaşıyor. Dolayısıyla bedel ödetmeye başlamamız gerekiyor. Terörle mücadelede yeni baştan bir strateji ve stratejide süreklilik kazanılması gerekiyor. Topyekun savaşa hazırlık dönemine uygun bir planlamanın inşası arz ediyor. Dolayısıyla tavizsiz bir OHAL konsepti hazırlanması elzem. PKK uzun yıllardır manevi otorite kurduğu bölgelerde ciddi anlamda kontrolü yitirmiş durumda. 6-7 Ekim karanlığını ördükleri günlerdeki gücü devşirmeleri artık mümkün değil. Bir seneden fazla süren şehir savaşları sonrası halk artık açıktan PKK destekçiliği yapacak gücü kendinde bulamıyor.

1- İç kamuoyunda algıları kontrol et.

Kamu kesinlikle doğru enforme edilmeli. Kamusal kriz yönetimi başlıbaşına bir uzmanlık alanıdır. Bunun gerçekleştirilebileceği en büyük mecra günümüzde görsel basın ve interaktif internet medyası,sosyal medya ağlarıdır. TV ekranlarını kontrol edeceksin. Dış istihbaratların hedeflediği algıya hizmet edecek enformasyon TV ekranlarından sızmamalı. Görsel medya mecralarının kontrol edilebilirliği daha kolaydır. Sosyal medyada denetim ise daha zordur. Fakat bilişim alanında istihbari faaliyeti güçlendirirsen belli ağ merkezlerini hedef alır ve yok edebilirsin. En azından bu noktada profesyonel ekiplerin inşasına başlanabilir. Artık günümüzde algı maalesef çok önemli. Uluslararası algıyı yönetemiyoruz bari ulusal sınırlar içerisinde kamu doğru ve bilinçli enforme edilebilsin. Bu noktada açık toplum vakfı tarafından fonlandığı açık olan medya enstitüleri ve onların  medya projelerine nokta operasyonlar yapılabilir. En azından medyada bu kanallardan gelen enformasyonun milli bir nitelik taşımadığı, ajanvari bir pozisyonları olduğu delillendirilerek milli medya merkezlerinden deşifre edilmeli.

2- Hukuku mücadeleye entegre et.

Hukuk iktidarın fahişesidir diye bir söz dolanıp durur. Aslında egemenlerin dense daha iyi olur. Her yerin bir egemeni vardır ve egemenler daha kolay yönetim için tahakküm sahalarında bir hukuk inşa ederler.

Olağanüstü dönemlerde hukuk belli oranda askıya alınır. Örneğin Fransa artan saldırılara karşı bir takım sözleşmelerin belli bir süre yok hükmünde olduğunu açıkladı. Çünkü egemenliğin çöktüğü bir ortamda hukuk vasfını yitirir. Yeni egemenler yeni bir hukuk düzeni inşa ederler. Bu yüzden hukuk kanallarının terörle mücadele konseptine adapte edilmesi şarttır. Zorlaştırmayın, kolaylaştırın ilkesi çerçevesinde.

3- İktisadi ağlara karşı kontgerilla timlerini tekrar devreye sok.

Bir yere girdiğimde ilk sorguladığım şeylerden biri nasıl finanse edildiğidir. Çünkü finansman hayatidir ve eğer finansman sağlanamıyorsa yapının işlerliliği tehlikeye girer. Örgütün finansman kaynakları mümkün mertebe kurutulmalıdır. Uyuşturucu ticaretine karşı operasyonlar artırılır, ekiminde kontroller yoğunlaştırılır. Bunlar bölgede kamu ihalelerinde fink atıyor örneğin. Kamu ihaleleri denetim altına alınmalı. Kural çok açık eğer PKK terör örgütüne iktisadi olarak yardımda bulunuyorsan devletin ihalesine giremezsin. Vergi yerine haraç uygulamasına karşı denetimler sıklaştırılmalı ve gerekirse haraç çetelerine yönelik infaz uygulamaları gerçekleştirilmeli. Kamu kaynakları belediyeler özellikle sürekli kontrol altında tutulmalı. Gerekirse belediyelerin tamamına devlet el koymalı. Avrupa’dan gelen para akışına karşı Avrupa’ya şantaj unsurları tekrar hatırlatılmalı.

4- Her mecrada PKK terör örgütüne destek vermek suçtur!

Ak Parti iktidarının iyimser politikaları ve çözüm süreci, toplumda teröre destek vermek suçtur algısının kırılmasına sebep oldu. Çünkü adam meclis kürsüsünden, akademi kürsüsünden, metropol meydanlarından PKK terör örgütüne selam yollayabiyor. Bu şu sorgulamaya yol açıyor. Madem PKK terör örgütü o zaman neden açıktan desteklenmesinin cezası yok. Mesela eskiden çok sert cezaları vardı bunun. Adamı yakalıyordun, bindiriyordun torosa, gömüyordun tarlaya. Dolayısıyla insanlar PKK gibi yapıları desteklemenin ağır bedelleri olduğuna emin  olmuşlardı. Bu meseleyi daha şeffaf, devletin kontrol edilebilir birimleri eliyle ve hukuk çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Yani işlediği suçun derecesine göre ceza alacak. Örneğin PKK eylemine katıldığı tespit edilen, PKK anlayışını desteklediğini sosyal medyada beyan eden kamu görevlisinin işine derhal son verilecek. Üniversitelerde PKK eylemlerine katılan kişiler soruşturmalar kapsamında direk okulla ilişikleri kesilecek ve üniversite çevresine yaklaştırılmayacak. Akademisyenlerin üniversiteler ile ilişiği kesilecek. Gece Sosyal Medyada PKK’ya destek mahiyetinde paylaşım yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sabah kapısında iki özel tim personeli görecek.

6- Bölge halkına karşı net tavrını göster ve tavrında istikrarlı olacağın imajını çiz.

Bölge halkının en büyük şikayetlerinden biri de devletin bir dediğine öteki gün yalan demesidir. Ya da sürekli strateji değiştirmesidir. İki sene PKK militanlarının tepesine cellat gibi çökerken iki senenin ardından tamamen bölgede merkezlerine çekilip meydanı PKK çetelerine bırakmasıdır. İnsanlar kime güveneceğini şaşırmış durumdalar. Bugün devletinin yanında duran vatandaşın, ihaneti deşifre eden, güvenlik güçlerine yardımcı olan bir odağın geleceği meçhuldür. Vatandaş devlet otoritesi gevşediği andan itibaren PKK çetelerinin insafına kalacağının korkusu içindedir. Bu korku giderilmezse ve devlet otoritesinin asla pazarlık konusu yapılamayacağı gerçeği insanlara öğretilmezse insanlar can,mal ve namus kaygıları sebebiyle haklı olarak sürekli ikilemde kalacaktır.

7- Irkçı personeli bölgeden uzak tut.

PKK ile mücadeleyi Kürt halkına topyekun savaş olarak algılayan ırkçı hezeyanların esiri olmuş personeli bölgeden uzak tut. Halkın dili, kültürü, inancı pazarlık konusu yapılamaz. Tüm bu değerler anayasa güvence altına alınmalı. Bir belediyeye kayyım atadığında kayyım işe Kürtçe tabeladan başlamamalı. İşe belediye ihalelerinin hangi terör destekçisi odaklara gittiğini araştırmakla başlamalı. Şov yapmak için TV ekranları gayet müsait. Gencecik insanların kanlarını akıttığı topraklar kimsenin kişisel ihtiraslarını tatmin mekanı haline getirilemez. Bölge halkı ırkçı yazılamalar veya bayrak fanatizmi ile terbiye edilmeye kalkışılmamalıdır. İnsanlara bayrak sevgisi böyle aşılanmaz. Suçu ve suçluyu yakalama, cezasını verme, infazını gerçekleştirme ve bu döngüyü halka en şeffaf biçimde gösterme temel görev biçimi olmalıdır.

8- Yeni nesli ifsad girişimlerinden koru.

PKK bölgede OHAL’in kalkmasını ve halka yönelik ırkçı tavırların yarattığı travmayı fırsat bilerek bölgeyi sekülerleştirme ve ideolojik mücadelesine uygun bir nesli inşa etme adına bir çok merkez kurdu. Bunlara gençlik merkezleri, kadın yaşam merkezleri, toplum merkezleri gibi isimlendirmeler taktı. Bu merkezler bir yandan devlet bütçesinden yararlanırken bir yandan da uluslararası fonlardan muazzam destekler aldılar. Bölge kadınlarına “namussuzluk” bir yaşam formu olarak sunuldu. Töre cinayetleri istismar edilerek, kadın evinden ve çocuklarından alıkonuldu. PKK eylemlerinin öznesi haline getirildi. Bugün eylemleri dikkatli izlediğimizde müslüman bölge kadınının başlarındaki örtüyle marksist bir mücadelenin marka yüzü haline getirilmeye çalışıldığını hayretle göreceksiniz. Hakeza gençler bu merkezlerden YDGH militanı olarak mezun edildiler. Sokaklarda hayatlarını PKK çeteciliğine peşkeş çeker hale getirildiler. Tabi MEB okullarında rahatça militanlık yapan PKK yandaşı öğretmenlerin de bunda büyük payı var. Legal sendikalarının koruma şemsiyesi altında her türlü suç faaliyetini özendiren bu öğretmenler devlet tarafından işledikleri bu suç fiilleri yüzünden her ayın takribi 15’inde ödüllendiriliyorlar. Bunların acilen önüne geçilmesi gerekiyor.

700 Km sınırı PKK terör örgütü tarafından tutulmuş, içerde FETÖ darbesi yüzünden ağır yara almış kurumlarıyla Türkiye’nin işi elbette çok kolay değil. Fakat Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır. İyi niyetle fakat kararlı bir şekilde hedefe yürüyenlerin yardımcısıdır. Önce stratejimizi istişare kanallarını işleterek, işi şova dökmeden belirlememiz ardından bu stratejimizi kararlılıkla ve disiplinle uygulamamız gerekiyor.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder