casino maxi

Prof. Dr. Burhanettin Can ile “15 Temmuz Darbe Girişimine Giden Yolu ve Sosyolojik Savaşı” Konuştuk.

Siyaset Eyl 01, 2016 0 Yorum

Röportaj: Furkan Gençoğlu-Orhan Özer

 

 

“Bugün Devlet, tüm kurum ve kuruluşları ile yeniden yapılandırılırken, öncelikle Türkiye’deki askeri eğitim, baştan sona yeniden ele alınıp değerlendirilmelidir. Kendisine emanet edilen çocukları alıp “mankurtlaştıran” bir askeri eğitim sistemi, ciddiyetle masaya yatırılmalıdır. Ana sorun, şekil şartı değil zihniyettir. Orduda yeniden cuntaların meydana gelmemesi için, Askeri okullarda inşa edilen zihniyet, gerektiği gibi sorgulanıp değiştirilmelidir. Subaylarımızın NATO’da eğitim almasına mani olunmalıdır.”

 

377703

 

Genç Öncüler: 15 Temmuz Darbe girişimini bekliyor muydunuz?

 

Burhanettin CAN:  Son 3-4 aydan beri Batı basınında, Türkiye’de askeri darbe olacak tarzında söylemler var olmuş olmasına karşılık, siyası iktidarı düşürmek amaçlı bir askeri darbe beklemiyordum. Benim beklentim farklıydı. Bana göre Taksim Kadife darbe süreci devam etmekteydi. Kadife darbelerin ana özelliği, siyasi iktidarı düşürmek için “yumuşak güç” kullanılmasıdır; sert güç olarak askeri güç, teorik olarak kullanılmamaktadır. Kadife darbe süreci devam ettiğine göre mevcut durumu, daha da kötüleştirecek, daha kötü sonuçlar doğuracak bir şeyler yapacaklardı. Kadife Darbeci kadronun beyin takımının amacı, belli bir aşamadan sonra farklılaşmıştı. Amaç, sadece bir siyası iktidarı devirmek değil; Türkiye’yi, Sosyolojik olarak bölecek, parçalayacak bir sosyolojik savaşı başlatıp derinleştirmek olarak değişmişti.

Hem parlamento dışı siyaset yapan gönüllü Kuruluşların/Teşkilatların/ Hareketlerin/Cemaatlerin hem de siyasi iktidarın, bu konuya dikkatini çekebilmek amacıyla Milli Gazete’de 1-“Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-1”(17.06.2016), 2- “Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-2: Sosyolojik Değişim Ve Sosyolojik Savaşın İki Boyutu”(24.06.2016), 3- “Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-3: Kadife Darbe Ve Sosyolojik Savaş İçin Bir Analiz” (01.07.2016), 4- “Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-4: Rand Raporunda İslam Dünyası İçin Sosyolojik Bir Analiz”(08.07.2016), 5- “Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-5: Wikileaks Türkiye Belgeleri”nde Türkiye’nin Sosyolojik Analizi” (15.07.2016) makaleleri yazılmıştır. Eğer 15 Temmuz 2016 İhanet Hareketi olmamış olsaydı 22.07.2016 tarihli yazının başlığı, “Kadife Darbeden Sosyolojik Savaşa-6: Türkiye’de Öngörülen Sosyolojik Savaş” olacaktı.  Yazının çerçevesini çizebilmek için de şu soruların cevabını bulmaya çalışmıştım.

  • 7 Haziran 2015 Genel seçimlerinde HDP 80 Milletvekili kazanmış iken PKK neden “Kıra Dayalı Şehir Gerillası stratejisini” uygulayarak silahlı mücadeleyi başlatmıştır?
  • Aynı anda KCK “Sınırları belirsiz bir federasyon sistemini” niçin gündeme taşımıştır?
  • Bazı belediye başkanları niçin “özerklik ilan etmeye” kalkışmıştır?
  • Kadife Darbenin Beyin Takımı, bütün bunların yapılmasını teşvik ederek taşeron örgüt HDP’yi feda etmiştir. Niçin? Türkiye’den alamadığı ne vardı da buna mecbur kalmıştır?
  • Şer İttifakının(ABD-İsrail-Siyonizm-İngiltere) bölgede uyguladığı politikalara Türkiye karşı çıkmakta ve engellemeye çalışmaktadır. Türkiye’nin bu direncini kırabilmek için Şer ittifakı, başka hangi unsurları devreye sokabilir ve Türkiye’yi içine kapatarak bölge ile ilgilenmesini engelleyebilir?

 

Bu soruların cevaplarını ararken bende oluşan kanaat şu olmuştur: Şer ittifakı, Türkiye’yi Suriyeleştirmek, kantonlara ayırarak bölmek istemektedir. Fiziksel olarak bölünme kısa zamanda olamayacağına göre 1991 yılından beri Irak’ta uyguladığı zihnen bölme operasyonunu, şimdi de, Türkiye’de uygulamak istemektedir. Dolayısıyla yazacağım 6. yazı Türkiye’yi iç savaşa götürecek tarzda Türkiye’yi Halkın kafasında zihinsel olarak bölecek operasyonların neler olabileceği ile ilgili olacaktı. Bu şekildeki bir askeri darbe girişimden ziyade, Alevi-Sünni veya Türk- Kürt gibi etnik ve mezhepsel çatışmalara zemin hazırlayacak ve Türkiye’nin her tarafını kapsayacak yaygın terör eylemlerinin başlatılmasını öngörmekteydim.

Bununla beraber bu askeri darbe girişiminin oluş şekline, zamanlamasına ve uygulamasına baktığımız zaman, ana amacın Siyası iktidarı düşürmek olmayıp daha derin sosyolojik fay hatları inşa etmeye dönük olduğu kanaatindeyim. Hele arkasında NATO’nun olduğu, NATO’nun Afganistan, Kosova ve İncirlik üslerinde revize edilerek en son şeklinin verildiği söylenen bir Askeri darbe girişiminin, icra edilme şekli, bu kadar acemice olmamalıydı. Öyleyse amaç başkaydı. Şimdi Türkiye, bu sorunun cevabını çok gerçekçi bir şekilde bulmak zorundadır. Ayrıca bu meselede, Şer ittifakı ve onun silahlı gücü NATO, açıkça hedefe konmadan sadece taşeron olarak kullanılan, Truva atı olarak fonksiyon icra eden Gülen Hareketi ile uğraşılırsa, yanlış olur. Kuklaya değil kuklacıya bakmamız lazımdır.

Askeri darbe girişiminden sonra PKK tarafından icra edilen terör eylemlerinin Güneydoğudan Batıya doğru şiddetini artırarak yaygınlaşmasına dikkat edilmelidir. Eğer süreç bu şekilde devam ederse, benim öngörülerimin doğru olduğunu söyleyebilirim. O zaman Darbe girişiminin asıl amacı, Türkiye’yi Suriyeleştirmek ve Zihnen bölmek için Ordunun belinin kırılması ya da tasfiye edilmesi öngörülmüştür.

 

Genç öncüler: Peki darbeye zemin hazırlama sürecinde dikkat etmemiz gereken merhaleler neydi? Kimi nerede ve nasıl kullanıldı.

 

B.C: 15 Temmuz 2016 Askeri Darbe girişimi, iç dinamikler, bölgesel dinamikler ve küresel dinamiklerin çatıştığı bir ortamda meydana gelmiştir. Şer İttifakı(ABD-İsrail-İngiltere-Siyonizm) ve AB, yeni sömürgeleştirme hareketine uygun olarak İslam coğrafyasını yeniden paylaşmak istemektedir. Bu paylaşım kavgası, hem bölgesel hem de küresel bazda, eksenler düzeyinde, yeni çatışmalara sebebiyet vermektedir.

Bu nedenle 15 Temmuz 2016 Askeri Darbe girişimini, Taksim Kadife darbe sürecinin genel stratejisi uzantısında ele alıp değerlendirmek gerekmektedir. Son durum, Reyhanlı ile başlayan bir sürecin devamıdır. Her bir aşaması ile ilgili birer makale yazdım; muhtemel olabilecekler konusunda önceden öngörülerde bulundum.

Dünyada bu güne kadar gerçekleştirilmiş olan kadife darbelerin ana stratejisini çizen beyin takımı, Soros Merkezli Siyonist-Mason bir kadrodur. Bu, hedef ülkelerin dışında bir merkezdir. Hedef ülkelerde, ana stratejiye uygun bir şekilde Kadife darbelerin yönetilebilmesi için o ülke içerisinde var olan, o ülkenin vatandaşı konumundaki Mason-Sabetayist-Siyonist-İşbirlikçilerden oluşan 2. Derecede bir beyin takımı daha vardır. Bu iki merkez, mevcut siyasi iktidara, sisteme/devlete, millete ve ülkeye karşı olan “gayrı memnun örgütleri”, bir “çatı kuruluş” etrafında(“Taşeron Yapı”-“Truva Atı”) birleştirerek (yönetimin üçüncü halkası), ana stratejiyi ve ana stratejinin öngördüğü tüm taktikleri, bunlar aracılığıyla hayata geçirmeye çalışmaktadır(Şekil-1). Taşeron yapıda yer alan kadroların/yöneticilerin tümü, bu işbirliğinden haberi olmayabilir; ya da ortak düşmana/rakibe karşı çıkar birliği olarak meseleye bakabilirler. Fakat sonuç değişmemekte; hepsi işbirlikçi olarak kullanılıp yeri ve zamanı geldiğinde çöpe atılmaktadır.

 dd

Şekil-1: Kadife Darbelerin Yönetim Mekanizması

 

Taksim Kadife Darbe Sürecinin, Reyhanlı olayları ile başlayıp bugüne kadar olan dönemini, aşağıdaki şekilde, ana hatları ile özetleyebiliriz:

Birinci Aşama: Eylemci Yapı(Taşeron yapı: “Alevi-Sol örgütler”) ve Dayanak Bir Kitle Ortaya Çıkarma, İktidara karşı çıkılabilir psikolojisini inşa etme.

Birinci Evre: Reyhanlı Olayları Alevi-Sünni Gerilimi Meydana Getirme ve Sol-Alevi Özellikli DHKPC’nin Taşeron Örgüt olarak öne çıkarılması.

İkinci Evre: Bu örgütün önderliğinde Taksim Gezi Parkı Olayları ile Türkiye’nin dört bir tarafında eylem yaparak sokak hâkimiyeti kurmaya çalışma,

İkinci Aşama: İttifakı Genişletme ve Gülen Hareketinin Taşeron Yapının(Truva Atı) Öncülüğüne Getirilmesi,  Dershaneler Savaşı

Üçüncü Aşama: Gülen Hareketinin Öncülüğünde Maliye-Polis-Yargı Kıskacı yada darbe girişimi

Birinci Evre: 17 Aralık “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ile İtibarsızlaştırma

İkinci Evre: 25 Aralık “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ile İtibarsızlaştırma- Yalnızlaştırma-İhtilaflar çıkarma-Tutuklama ve Bel kırma

Üçüncü Evre: İzmir “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ile İtibarsızlaştırma

Dördüncü Aşama: Gülen Hareketinin Öncülüğünde MIT Tırları Operasyonu,

 MİT’in Tırları ile İŞİD’e silah gönderme Algısı Oluşturma-Teröre yardım yataklıktan suçlu gösterme- Acziyet içerisine sokma operasyonu.

Kürt halkında AKP karşıtlığı algısı oluşturma.

Beşinci Aşama: Diş İşleri Bakanlığının Dinlenmesi, Teröre yardım yataklıktan suçlu gösterme – Acziyet içerisine sokma operasyonu.

Altıncı Aşama: Mahalli Seçimlerde Yeni İttifak Modeli(CHP-MHP Dayanışması) Deneme(Ankara/Yalova Modeli)

Yedinci Aşama: Cumhurbaşkanlığı Seçimi için CHP’nin önderliğinde, Bazı Alevi-Sol Yapılar ile Gülen Hareketi İttifakının Genişletilmesi

Birinci Evre: Soma Maden Sabotajı, 13 Mayıs 2014

İkinci Evre: IŞİD’in Musul Konsolosluğu personelini rehin alması

Üçüncü Evre: Cumhurbaşkanlığı Seçimine Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu’nun MHP’nin desteği ile CHP’den aday gösterilerek, CHP’nin belli bir seçmen kitlesinin öfke ile HDP’ye yönlendirilmesi.(Seçim sonuçlarına göre %2’lik bir oy oranı kayması var.)

Cumhurbaşkanlığı Seçimine HDP adayı olarak Demirtaş’ın katılması ve %9,5 civarında bir rey alarak Genel Seçimlerde HDP’nin barajı geçeceği algısının inşa edilmesi.

HDP’nin, Kadife Darbenin Taşeron Çatı Örgütü olabilme algısının oluşturulması.

 Sekizinci Aşama: HDP Öncülüğünde Bazı Sol-Alevi yapılar ve Gülen Hareketi İttifakı

Birinci Evre: Musul Konsolosluğu rehinelerinin serbest bırakılması

İkinci Evre: İŞİD’in Ayne El Arab’a(Kobani) saldırması ile Kürt Seçmenlerde İŞİD ile ilgili bir Şuur Altı oluşturma ve AKP karşıtlığını derinleştirme.

Üçüncü Evre: Bazı Sol yapılarla- PKK-HDP-KCK’nın Sokak Terörü provokasyonu (Kobani Provokasyonu) ile Barajın geçilmemesi durumunda Türkiye’nin kan gölüne döneceği algısını oluşturma.

HDP’nin Önderlik Rolünü Pekiştirme.

Kürt Halkında AKP karşıtlığını pekiştirme.

Dokuzuncu Aşama: 7 Haziran 2015 Seçimlerine Hazırlık: Psikolojik Alt yapı Oluşturma, Özel Mesajlar verme, “Biz Güçlüyüz Siyasi İktidar Çaresiz”, AKP Oy Tabanını Ayrıştırma ve AKP’yi yalnızlaştırma

Birinci Evre: Siber Saldırı; 79 ilde Elektriklerin kesilmesi. Seçimlere Şüphe Düşürme algısı oluşturma.

İkinci Evre: Çağlayan Adliyesinde Savcının öldürülmesi ve aynı anda Emniyet Müdürlüğüne saldırı düzenlenmesi

Üçüncü Evre: Fenerbahçe Futbolcularına silahlı saldırı yapılması

Dördüncü Evre: “MIT Tırları ile İŞİD’e silah gönderildi”(!) fotoğraflarının yayınlanması ile AKP’li Kürt Seçmenin bir kısmını AKP’den uzaklaştırma.

Onuncu Aşama: 7 Haziran 2015 Seçimleri

Birinci Evre: 7 Haziran 2015 Seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olmasının engellenmesi(%41 oy oranı, 258 Milletvekili)

İkinci Evre: Türkiye’yi Suriyeleştirme ve Zihnen Bölme:

                                 PKK’nin “Kıra Dayalı Şehir Gerillası” aşamasına geçmesi,

                                 KCK’nin sınırları belirsiz federasyon” fikrini seslendirmesi,

                                 Bazı HDP yöneticilerinin bazı bölgeleri özerk ilan etmesi,

                                 Diyarbakır Belediye Başkanının Petrolden pay istemesi.

Üçüncü Evre: Bahçeli’nin Erken Seçim Çağrısı

On Birinci Aşama: AKP’nin “Öngörülen Fabrika Ayarlarına Çekilmesi” (Muhtemel Öngörülenler)

Birinci Evre: CHP ve/veya HDP ile koalisyon ortağı yapılarak yıpratılması

İkinci Evre: Koalisyon dışında bırakılarak iç ihtilaflar meydana getirilmesi

Üçüncü Evre: AKP Yönetiminin el değiştirmesi ve Erdoğan’ın Köşke kapatılması(ANAP, DYP Deneyimleri)

Dördüncü Evre: AKP’nin bölünmesi(RP/FP, ANAP, DYP, DSP Deneyimleri)

Beşinci Evre: Erken/Tekrar Seçime gidilerek oy oranının daha da düşürülmesi

Altıncı Evre: AKP’nin tasfiye edilmesi(RP/FP, ANAP, DYP, DSP Deneyimleri)

Bu evrelerin hiçbiri gerçekleştirilememiştir.

On İkinci Aşama: 1 Kasım 2015 Seçimlerinin Etkisini Kırma Türkiye’yi Bölgede yalnızlaştırma.

Birinci Evre:      Can Dündar’ın tutuklanması, “Akademisyenler Bildirisi” ile Dünya Kamuoyunun Harekete Geçirilmesi

İkinci Evre: ABD’nin PYD’yi Stratejik ortak seçmesi, “Kürt Koridoru” Sorunu ile Siyasal İktidarın İtibar kaybına uğratılması

Üçüncü Evre: Rus Uçağının Düşürülmesi ile Güçlü bir müttefik kaybı ve Ekonominin Zarar görmesi

Dördüncü Evre: Rıza Zarrab’ın ABD’ye götürülerek tutuklanması ve örtülü şantaj.

Beşinci Evre: Reisci-Hocacı kavgasının çıkarılıp derinleştirilmesi ile Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlıktan ve AKP Genel Başkanlığından düşürülmesi.

Altıncı Evre: Almanya’nın “Ermeni Soykırımını” Kabul etmesi ile Türkiye’nin bir müttefikini daha kaybetmesi ve yalnızlaştırılması

Yedinci Evre: MHP içi Kavga ve Merkez Sağ Parti kurma operasyonu ile şantaj yapılması

Sekizinci Evre: PKK ve İŞİD merkezli Bombalama Olayları(Şehzadebaşı ve Havaalanı canlı Bomba olayları)

Dokuzuncu Evre: “İzmir Casusluk Olayı”nda mahkemenin “Gülenci Subayları” tutuklama kararı vermesi üzerine, muhtemelen “Gülenci Subaylar”, Ağustos 2016 YAŞ’tan önce Askeri Darbe Yapmaya İkna edilmiş ve fanatik Sol-Kemalist Subaylarla ittifak kurulmuştur.

On Üçüncü Aşama: Gülen Hareketini Truva Atı olarak kullanan Dış Gücün sosyolojik savaş amaçlı Askeri Darbe Girişimini fiilen başlatması

On Dördüncü Aşama: Komşuyu Komşuya Düşman Etme Aşaması (muhtemel)

OHAL sürecinin iyi yönetilmesini engellemek, güvensizlik ortamı meydana getirmek, asılsız ihbarlarla masum ve mazlum insanların canını yakarak yeni fay hatları meydana getirmek, devleti işlemez hale sokarak huzursuzluk oluşturmak ve yaygınlaştırmak gibi eylem türleri ile Ülkeyi kaosa sürüklemek, içe kapatarak bölge ile ilgilenilmesini engellemek.

Taksim’de 4 ağaç bahane edilerek başlatılan olaylar, Türkiye’deki siyasi hayat için bir dönüm noktası olmuştur. Taksim Gezi parkı olaylarına kadar dokunulmaz ve son derece güçlü olan AK parti hükümetine dokunulmuş, karşı çıkılabilir psikolojisi  ve kitlesi inşa edilmiştir. Bu, gerçekten ciddi bir şekilde başarıldı. Siyasi iktidar, ciddi bir kafa karışıklığı içine girmişti. Tayyip Erdoğan yurt dışındaydı. Zamanın cumhurbaşkanı ve bakanları, “biz Taksim’den gerekli mesajı aldık” ifadelerini kullanıyordu. Bu yapılmış en büyük hataydı. Tayyip Erdoğan’ın devreye girerek “alınan bir mesaj yok deyip” mitinglere başlaması, mağlubiyeti zafere dönüştürmüştür. Fakat “bunlar çapulcudur” diyerek olayın arka planını görememiş, süreç tahmin edilememiş ve darbelerin ard arda gelmesine mani olunamamıştır.

Taksim Hadiselerinin çok önemli bir yanı daha vardır. O güne kadar gündemi belirleyen hükümet iken; Taksim’den sonra gündem, Kadife darbeciler tarafından belirlenmiştir.

 

 

Kadife darbenin onuncu aşaması, başlangıçtaki amacın değiştirildiği bir aşamadır. Artık amaç, sadece bir siyasi iktidar düşürmek değil; Türkiye’yi Suriyeleştirmek ve zihnen bölmek olmuştur.

Süreci bu şekilde özetlememin sebebi, eğer bu darbenin arkasında NATO varsa, eğer bu darbenin arkasında Türkiye’yi yönetenlerin ısrarla ifade ettiği “üst akıl” varsa, o zaman soru şudur: Afganistan, Kosova NATO karargahlarında çok iyi planlanan ve İncirlikte en son şekline kavuşturulduğu söylenen askeri bir darbe girişiminin niye bu kadar acemice sergilendiğidir.

Ayrıntıya girmeden bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Meclis bombalanıyor ama mecliste toplantı yapan milletvekilleri teslim alınmıyor. Genelkurmay teslim alınıyor deniyor, fakat genelkurmayın ikinci katına siviller çok rahat çıkabiliyor. Darbelerde ilk hedef Medya kanallarının kontrol altına alınmasıdır.  sadece TRT’ye el konuluyor. Diğer bütün medya kanalları açık. O zaman şu soruyu sormamız gerek, darbe girişiminde bulunan beyin takimi,  bombalamaları, kurşunlamaları, yaralamaları, ölüm hadiselerini halkın görmesini mi istediler? Eğer öyleyse bunda amaçları neydi?

Bütün bunlara dayanarak diyorum ki bu süreç, sosyolojik savaşı derinleştirmek amaçlı organize edildi. İşin içerisine kan sokulmuş ve daha önemli olan doğrudan doğruya sivil halka kurşun sıkılmıştır. Bunun sosyolojik bir amacı vardır. O sosyolojik amaçların ortaya çıkarılması ve Türkiye’yi şu an yönetenlerin bunu bilerek hareket etmesi gerekir.

Benim kanaatim; ordunun bölünüp itibarsızlaştırılması, Polis ve askerin, Halkla askerin karşı karşıya getirilmesi, Müslüman camianın bölünmesi, Müslüman kimliğin tahrip edilmesi ve bir güvensizlik ortamının meydana getirilmesi. Türkiye’yi bekleyen bir tehlike de, sağlam bilgi, belge olmadan başlatılan açığa alma ve tutuklamaların  geniş bir kesimi içine almasıdır.  2-3 sene sonra bunların da aklanıp geri dönmesi ile beraber ortaya çıkacak durum ürkütücü olur.

Muhbirlik çağrısı ile birlikte başlatılan süreç, Türkiye’de devleti kilitleyecek, karar vericileri çok zor durumda bırakacaktır. Bundan da en iyi şekilde yararlanacak olanlar, mason-Sabataistler ile Gülen hareketinin hakiki mensuplarıdır.

Ayrıca en ilginç olan noktalardan bir tanesi de cumhurbaşkanının darbeyi “ben eniştemden haber aldım” demiş olması, emniyet istihbaratı, miti ve askeri istihbaratı yıpratmış oldu. Demek ki bu darbe girişiminin sosyolojik boyutundan biri de halka devletin bütün kurumlarına karşı güvensizlik duygusu vermekti.

Bu Askeri darbe girişiminin arka planında 9 Mart 1971 ve 28 Şubat 1997 darbelerindeki boyutlar da var olmuş olabilir. Bunun olup olmadığını zaman gösterecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “aşağısı ibadet, ortası ticaret, yukarısı ihanet” dediği üçgende, ihanet zincirini bulup mahkum etmek, hesap sormak, ama diğer kesimleri yeniden kazanmak hedeflenmelidir. Bunu noktada da sultan Abdülhamid’in jön Türklere ve hatta kendisine suikast yapan ermeni suikastçıya karşı takındığı tavrın, devlet ricali tarafından bir kez daha gözden geçirilmesi gerekir.

Bu noktada Gençöncüler, öncü ismine yaraşır bir tutum ve tavır ortaya koyarak ifrata varan, hissi, duygusal tepkiler karşısında vakur, olgun, gerçekçi tavrını muhafaza etmeli ve gerekirse sesini daha da yükseltmelidir. Muhbirlik sisteminin neden olacağı tahribata mani olacak, eylem türleri geliştirmelidir. Bu amaçla Sosyal medyada bir kampanya başlatabilir.

 

GENÇ ÖNCÜLER: Hocam bahsettiğiniz üzere bu mason Siyonistler ve Soros ekibinin yıllardır altyapısını oluşturduğu bir yapıdan bahsediyoruz. Sizce Gülen hareketi bu darbe girişimini kasıtlı mı başarısız gerçekleştirdi yoksa bu olanları bir basamak olarak mı kullanmak istedi?

 

B.C; Önce şunu görmemiz gerekmektedir. Gülen hareketi, Taksimle başlayan süreçten itibaren hep 3.halkadır, birinci ve ikinci halka hiç olmadı. Taşeron örgüttür. Birinci halka Soros ve ekibidir ikinci halka Türkiye’deki mason Sabateist ekiptir. Taksimden beri olan süreci benim izahım budur. Bu, yukarıda aşama ve evrelerini verdiğimiz Kadife darbe sürecindeki taşeron yapılara bakarak görülebilir. Darbeci belli şahısların üzerinde bir doların çıkmış olması, beyin takımının Siyonist grup olduğunu ortaya koymaktadır. Kuklalarla kuklacıyı, karıştırmamak gerekmektedir. Yukarıda izah ettiğim gibi, ana beyin takımı, bu darbeyi başarısız bir darbe görüntüsü vermiştir. Darbenin asıl amacı yaşadığımız kaos sürecidir.

1 Dolar üzerindeki ana sır ve mesaj, Rahmetli Erbakan’ın ısrarla gündeme getirdiği, Siyonizm’in Gizli Dünya Devleti Piramidinde gizlidir(Şekil 2, 3).

Şekil-2: 1 Dolar

dolar

Şekil-3: 1 Dolar Üzerindeki Piramitte Yazılanlar

aa

 

Siyonizm’in Gizli Dünya Devleti, piramit şeklinde yapılanmıştır. En üstten en alta doğru, kesin itaat içeren, kademeli hiyerarşik bir yapı vardır. Bu yapı, 1 Dolarda Piramit şeklinde gösterilmektedir. En üstte herkesi gözleyen, kontrol eden göz ile en altta var olan insanlık arasında 3 ana düzlemde, kademeli bir yapı bulunmaktadır:

1- Hiç Görünmeyenler:

  • RT (3 Kabbalisten Oluşan Üst Komuta Kademesi)
  • 13’ler Meclisi
  • 33’ler meclisi
  • 300’ler Kulübü

13’ler Meclisi, 33’ler meclis ve 300’ler meclisi, SANHEDRİN, En üst Yönetim Meclisi olarak isimlendirilmektedir.

2-Ucu Gözüken Büyük Kısmı Gizli Olan Kademeler(5 Kademe) :

  • B’nai B’rıth- Bilderberg(Görünen en üst Ara Koordinasyon ve Yönetim Kademesi)
  • Büyük Şark Locası Teşkilatı(Fransız Mason Locası)
  • Komünizm( Rusya Mason Locası)
  • İskoç Locası Teşkilatı: 1-33 Derece( İngiliz Mason Locası)
  • York Locası Teşkilatı( Alman Mason Locası)

3- Halkın İçine Giren Ve Yukarının Emirlerini Uygulayan Saçaklar(Alt Kademeler; Üç Kademe):

  • Rotary-Lions-Diner-Propeller, YMCA
  • Mavi Localar
  • Önlüksüz Masonlar

 

Siyonist Gizli Dünya Devletinin yapılanışını Ahtapota benzetirsek, yapının hiç görülmeyenler kademesini (RT ve Sanhedrin), Ahtapotun baş ve gövdesi ile; dünyaya yayılmış diğer tüm yapılarını da(2. ve 3. Düzlemdeki Kademeler), ahtapotun kolları ile temsil edebiliriz. Dışarıdan bakanlar, kolların bağlantı yerleri hariç, kolları kolaylıkla görebilmektedirler. Ancak, kolların nereye bağlı olduğunu görmeleri mümkün değildir. Sır dedikleri konu da budur. Sırra ancak belli eğitimleri alıp belli imtihanlardan geçenler, o da belli boyutu ile vakıf olabilir. Onlar da beyin ve gövde takımını oluşturan, Hahamlar topluluğudur.

           

Muhtemelen, Askeri Darbe Girişiminde, bazı subayların yakalanabileceğini öngörmüşler ve bir doları hem şifre hem de mesaj olarak kullanmışlardır. 1 Doların kullanılmış olmasının sebebi, böyle bir yapının darbecilerin arkasında olduğunun mesajını, her kesime vermektir diyebiliriz.  “Biz bu darbenin arkasındayız, ne yapacaksanız ona göre yapın” denmektedir.

Bu noktada sorulması gereken en temel sorulardan biri, Gülen hareketinin 1 Dolarda var olan piramitte ki yapılardan hangisinin içinde yer aldığıdır? Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sorunun cevabını bulup çıkarmak ve kamuoyuna duyurmak zorundadır. Siyasi iktidarın, öncelikle yapması gereken işlerden biri de, bu olmalıdır.

Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen, Türkiye 2006 yılından beri ABD’nin model ortaklık bağlamında stratejik ortağı olmasına rağmen, Türkiye AB ülkelerinin bir kısmı ile dost ve stratejik ortak olmasına rağmen, hem ABD hem Avrupa tarafından Türkiye’deki Darbe girişimi desteklenmiştir; Türkiye aldığı tedbirlerden dolayı kınanmıştır.

Gençöncülerin bu noktada üstlenmesi gereken en temel görevlerden biri, NATO ve ABD üslerinin kapatılması için büyük bir kampanya açmak olmalıdır. Ayrıca, Türkiye’nin bugüne kadar “dostumuz”(!) dediği ABD ve AB ülkelerinin, gerçekte “dost” değil düşman olduğunu, ikiyüzlü olduklarını halka anlatmalıdır.

 

GENÇ ÖNCÜLER: Melez kimliklerin darbe gecesi verdikleri reaksiyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

B.C:  Kuranı Kerim’de, “Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı) . Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”(2 Bakara 216)

Ayetinde, insanlar açısından hayır – şer denkleminin, Allah indinde farklı olabileceği ifade edilmektedir. Bu darbe girişimi bizlerin hoşuna gitmedi şer olarak nitelendirildi. Ancak Darbe girişimi ile bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıktı. Darbeye karşı “Çarşaflı”, “Pardüseli” Ve “Mini Etekli” bayanların meydanlara inip birlikte saf tutarak “Ya Allah Bismillah Allahuekber” diye darbeye meydan okumaları, birbirleri ile kardeş olduklarını hatırlamaları, Allah’ın bir lütfüdür. Meydanlarda bu tabloyu gördüğümde ilk aklıma gelen şey,  3 Ali İmran 103 Ayeti olmuştur:

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.”(3 Ali Imran 103).

Darbe sürecinde meydanlarda, birlik ve beraberlik meydana geldi, kaynaşma oldu. Normal şartlar altında birbirlerine kem gözle bakanlar, kardeş olduklarının farkına vardılar. Birlikte bir belayı def ettiler. Karar vermiş ve kader birliği yapmış bir halkın, ne büyük bir güç olduğunu gösterdiler.

Darbe sürecinde gözlemlenen bu tablo, bizim için sürpriz değildi. SEKAM olarak yaptığımız Gençlik araştırmasında, ateist kimliği benimseyen gençlerin %13’ü ve Komünist kimliği benimseyen gençlerin %10’u düzenli beş vakit namaz kılıyor. Buna karşılık dindar kimliği benimseyen gençlerin %18’i ve İslamcı kimliği benimsemiş olan gençlerin %18’i ve Ülkücü kimliği benimsemiş gençlerin %21’i hiç namaz kılmıyor. Gençlerin benimsemiş olduğu kimliğin muhteva ve tezahür ediş şekli/eyleme dönüşmesi arasında ciddi bir tezat vardır. Buna karşılık hangi kimlik şeklini benimsemiş olursa olsunlar, mahiyeti, muhtevası ne olursa olsun kendilerini bir şekilde Müslümanlıkla dinle bağ kurarak tanımlıyorlar. SEKAM olarak bu durumu, “Dindar Bir Gençlik Fakat Seküler Dindarlık” olarak tanımladık.

Bu şekilde tezatlı bir durumun ortaya çıkmasının sebebi, melez değer sistemidir. Melez Değer sistemi, birbiri ile tezat olan, iki farklı değer sisteminin, insan ve toplum üzerinde birbirlerinin etkilerini tasfiye edemeyip; birlikte insan ve toplum üzerinde etkili olması ile ortaya çıkan değer sistemidir. Aynı kalpte, beyinde, gönülde ve zihinde iki farklı değer sistemi muhafaza edilmekte; içinde bulunulan şartlara  ve ortama bağlı olarak bunlardan biri, insan ve toplum üzerinde etkili olmaktadır. Dolayısıyla melez değer sistemi, sosyal şizofreni dediğimiz bir hastalığa sebebiyet vermektedir. Ne zaman ve nasıl davranacağı belli olmayan, birbiri ile tezat teşkil eden davranışlar sergileyen bir insan ve bir toplum ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bugün Türkiye’nin en ciddi sorunu, Melez Değer sisteminin neden olduğu sosyal şizofrenidir.

Genç öncülere burada da büyük bir sorumluluk düşmektedir. Gençlerimizi Melez değerlerden arındırarak Kuran ve Sünnet Merkezli bir din anlayışını, kendi kültür ve medeniyetimizin temel değerlerini benimsemelerini sağlamak, temel çalışma olarak öncelenmelidir.

15 Temmuz 2016 tarihi, tebliğciler açısından bir milattır. Bundan sonra bu insanlara dönük, bunların kalplerini fethedecek, Kuran ve sünnetin öngördüğü bir giyim, düşünme ve yaşam tarzına getirecek, Kuran’ın ifadesiyle, “en güzel şekilde” bir mücadele ortaya koymak gerekmektedir.

 

GENÇ ÖNCÜLER: Türkiye’de Melez Değer Sistemi Niçin var?

 

B.C: Lozan Anlaşmasında Cumhuriyetin kurucu kadroları, bir medeniyet tercihi yaparak İslam kültür ve medeniyet dairesinden Batı kültür ve medeniyet dairesine geçmeyi kabul ve taahhüt etmişlerdir. Bu uzlaşma sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İslam kültür ve medeniyetini benimsemiş olan bir milleti, “Kanunen ve Cebren” değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışmıştır. Cumhuriyet dönemindeki tüm sıkıntıların kökeninde, bu medeniyet değiştirme projesi yatmaktadır. Her iki medeniyet, birbirlerini tasfiye ya da etkisizleştirmede başarısız olunca, melez değerler sistemi oluşmuş; bu da, sosyal şizofreniye sebebiyet vermiştir. Ne zaman, ne yapacağı belli olmayan bir insan unsuru meydana gelmiştir.

Bu politikaların sonucunda ülkede, iki farklı ağırlık merkezi ortaya çıkmıştır:

1-Batı Kültür ve Medeniyet değerlerine göre şekillenmiş Sistemin-Devletin ağırlık merkezi.

2- İslam Kültür ve Medeniyet değerlerine göre şekillenmiş Milletin ağırlık merkezi.

Sistemin ağırlık merkezinde, genel olarak, sivil-askeri bürokrasi ve İstanbul Baronları yer alırken; Milletin Ağırlık Merkezi Parlamentoda, halkın oyları ile seçilmiş partiler yer almaktadır. CHP, Cumhuriyet tarihi boyunca, son askeri darbe girişimi hariç, hep darbeleri destekleyerek sistemin ağırlık merkezinde yer almıştır.

Cumhuriyet tarihi, bu iki ağırlık merkezinin çekişmesinin tarihidir. “Bu dönemde(2002 yılına kadar) 12 kez sıkıyönetim ilan edildi ve 25 yıldan fazla sürdü; 15 yıldan fazla olağanüstü hal uygulandı; 77 yıllık idarenin 40 yılı sıkıyönetim ve olağanüstü hal ile geçti. İki defa tam, iki defa yarım olmak üzere 4 askeri müdahale yaşandı, iki defa tümü ile iki defa yarım olmak üzere 4 defa anayasa değişikliği yapıldı. 70-90’lı yıllarda yaşanan olaylarda 40 bin civarında vatandaş hayatını kaybetti(1950 öncesindekileri de buna eklersek, ne kadar vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılır). 78 hükümet kuruldu ve hükümetlerin ömrü ortalama 1,5 seneyi geçmedi”.

2002 yılından sonra da, bir e-muhtıra, Taksim Kadife Darbe Süreci, 17-25 Aralık-Polis-Yargı Darbe Girişimi, 15 Temmuz Askeri Darbe Girişimi ve OHAL süreci yaşanmış ve 300 civarında sivil vatandaşımız öldürülmüştür. Bu rakamlar, yukarıdakilere eklenmelidir.

Bunun nedeni nedir? Bunun ana sebebi, Millete rağmen inşa edilen bir sistem, milletin değerleri ile sistemin değerlerinin sürekli çatışma halinde bulunmasıdır. Sistem, devleti millete rağmen konumlandırmış, halkı bir tehlike kaynağı olarak görmüş ve genelde herkesi özelde, güvenlik güçlerini böyle bir mantık üzerine eğitmiştir.

Dolayısıyla Türkiye’nin en büyük sıkıntısı, millete rağmen inşa edilmiş bir sistem olgusudur. Cumhuriyetin ilk kurucu kadrosu, cumhuriyeti koruyup kollama görevini, orduya vermiştir. Ordu, “Halka rağmen halk için” bu yabancılaşmış sistemi, halktan korumaktadır.

 

GENÇ ÖNCÜLER: Ordunun yaklaşık her on yılda bir Darbe yapmasının nedeni bumudur?

Bu ana tezad, kafası karışık, ittihatçı, tehditçi, inkârcı, karalamacı, takiyyeci ve çifte standartçı bir nesil ortaya çıkarmıştır. Bu insan unsuru, Türkiye’deki eğitim sisteminin ürünüdür. Ordu, bu eğitim sisteminden en çok etkilenen bir kurumdur. Ordudaki bu eğitimin yanı sıra Kurmay subaylar, NATO’da özel eğitime tabi tutulmaktadır. NATO’da alınan eğitim, genellikle, Kurmay Subay kadrosunu milletine karşı daha da yabancılaştırmaktadır.

Unutmamamız gereken nokta şudur; bugün subay, asker dediklerimiz, bu ülkenin çocuklarıdır, bu milletin bağrından çıkmışlardır. Şimdi soru şudur; harp okullarında ve askeri okullarda nasıl bir eğitim verilip mankurtlaştırılıyorlar? Kendi annesine, babasına, kardeşine mermi sıkabiliyor, bomba atabiliyor. Onun için genel olarak eğitim sistemi özelde de askerin eğitim sistemi yeniden gözden geçirilmesi lazım. Ordu yanlış eğitim almaktadır.

Bugün Devlet, tüm kurum ve kuruluşları ile yeniden yapılandırılırken, öncelikle Türkiye’deki askeri eğitim, baştan sona yeniden ele alınıp değerlendirilmelidir. Kendisine emanet edilen çocukları alıp “mankurtlaştıran” bir askeri eğitim sistemi, ciddiyetle masaya yatırılmalıdır. Ana sorun, şekil şartı değil zihniyettir. Orduda yeniden cuntaların meydana gelmemesi için, Askeri okullarda inşa edilen zihniyet, gerektiği gibi sorgulanıp değiştirilmelidir. Subaylarımızın NATO’da eğitim almasına mani olunmalıdır.

Bunun için Genç Öncülerin özel bir kampanya açmasında çok fayda vardır.

GENÇ ÖNCÜLER: Sonuç Olarak Ne söylemek İstersiniz?

 

Bütün olup bitene baktığımız zaman, ana sorunumuz, kültür medeniyet sorunudur, sistem sorunudur, devletin felsefesinin yeniden yapılandırılması sorunudur. Kendi Kültür ve medeniyetimizin kodlarına göre bir sistem inşa edilmeli, devlet buna göre yeniden yapılandırılmalıdır.

Bu yapılmadığı sürece Türkiye’nin huzur bulması, bölgesel ve küresel güç olması mümkün değildir. Bunun için Millet olarak hep birlikte, kardeşler olarak bir seferberlik ilan etmemiz gerekmektedir.

Henüz vakit varken, Yarın Geç Olabilir.  

Geç Öncülere Teşekkür ediyor, Başarılarınızın devamını diliyorum.

Var olanla yetinmeyin daima daha iyiyi ve güzeli hedefleyin. Allah’tan yardım dileyin.

Unutmayın! “Biz seferle sorumluyuz, Zaferle değil; Zafer Allah’ın bir taktiridir.”

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder