casino maxi

Postmodern Dünyanın Altın Çocuklarının Rol Model Açlığı Üzerine

Düşünce May 07, 2015 0 Yorum

Elif Oğuz

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

 

postmodernnn

Postmodernist bir dünyanın akışına kaptırmışken kendimizi, soluk almak amaçlı yeni çabalar oluşturmaya çalışıyor, bu çabanın içinde boğulup gidiyoruz. Bilincimizin yok olduğu, sağduyumuzun sığlaştığı, vicdansızlığın popüler olduğu bir dünyada amaçsızca gezinen seyyahlarız her birimiz.  Ne oldu da bu hale geldik? Hangi kabuk tutmuş yaramız etinden sökülmek isterken elimizde kaldı?

Postmodernizm; modernizm sonrası ve ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır.  Modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir. Teori alanında modernist sanat biçimleri ve uygulamalarından koptuğu iddia edilen bir dizi kültürel yapıntıyı tanımlayan mimarlık, felsefe, edebiyat, güzel sanatlar gibi alanlarda yeni kültür biçimlerinin işareti olarak başlamıştır. Oluşan yeni postmodern toplum; bölünmüş ve farklı bilgilerle donatılmış, sınıf, din ve etnik bağlantıların yerini bilgi ve iletişimle değiştirir. Kesinlik diye bir şeyin olmadığını, mutlak ve evrensel doğru diye bir şeyin hayal olduğunu savunurlar. Postmodern dünya yoktan varolmakla, arzularla ilgilidir daha çok.

Postmodernizm yayılmaya, kendi zincirini oluşturmaya devam ederken Müslüman genç nesil ne mi yapıyor? Akıma uydurabildiği kadar ayak uyduruyor. Kendi farkındalığından, toplum içindeki konumundan habersiz, toplumun değişimine yetişmek için çabalıyor. Kastım, bu genç neslin postmodern akıma bilinçli bir şekilde ayak uydurması değil. Bozulan toplum yapısına, ahlaki çöküşe bilinçsizce yardım etmesi..

Geleceğimizin mirasçıları olan ahlaki zeminini yitirmiş bir genç nesille karşı karşıyayız. Ahlaki kavramlarımızın dahi bin bir renkte olduğu dönme dolabın içinde yuvarlanan, kafa karışıklığının,  zihinsel sapmaların fırıl fırıl döndüğü bir hayat, yaşadığımız, soluklanmak istediğimiz dünya. Kelimelerimiz modernitenin içinde, en derin kuyularında yüzerken, ışığı fark edip ipe sarılmak isteyen kişilerin iplerini kesmek için yarıştığımız bir dünyadayız.

Bu yazıyı kurgulamadan önce, otuz iki imam hatip lise birinci sınıf öğrencisine rol model olarak gördüğü kimseleri ve neden o kişi gibi olmak istediklerini sordum. Aldığım cevapların çoğunluğu, anne- babası, abisi-ablası gibi olmak istedikleri yönünde. Çok az bir kısmı ise Hz. Muhammed, Hz. Hatice, Hz. Ali gibi olmak istediklerini belirtmiş.  Ben burada bilimsel bir tez sunma niyetinde değilim. Küçücük bir kesimden herkesin bu şekilde olduğu sonucu tabî ki çıkmaz. Ama 15-16 yaşındaki gençlerin zihin yapısını anlamamızda yardımcı olabileceği düşüncesindeyim. Toplumda zuhur etmiş olan’ kendini kutsallaştırma’ hızla yayılırken, annesi- babası, sanatçısı, futbolcusu, mankeni vs.  gibi olma istediği de yıllardır devam eden ve toplumun çöküşünü hızlandıran, amaçsızlığın en derin açmazlarına sürükleyen bir furya haline geldi. Eskiden gençliğin bir davası, kavgası vardı, kendi ideolojisi için göğüs göğüse mücadele etmeye hazır bir gençlik vardı. Müslüman gençlik, çekirdekten yetişiyor, Mekke döneminden Medine dönemine geçiş için hicret saatini gözünü kırpmadan bekleyen bir gençlikti.. Ve bu gençliğin tek bir rol modeli vardı; Hz.Muhammed.. Allah’dan aldığı vahiyle yeni bir toplum inşa eden, ahlaki normların en güzeline sahip bir toplum..

Biz Müslümanlar kavramlarımızı, rol modellerimizi kaybederek gelecek inşa etmeye çalışıyoruz. Çölde susuz kalmayacağına inanarak yanına su almayan kimse gibi hayaller aleminden çıkamıyoruz. Geleceğimizin ‘altın çocuklarını’ modernizme terk ediyor, tutsaklıklarının tadına varmaları içinde elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bozulan ahlaki değerlerden rahatsız olup, ses çıkarmayarak kendi günahlarının içinde neslin boğulmasını sinema izler gibi izliyoruz. Kur’an ve sünneti, değişen toplum şartlarına göre öteleyerek, toplumun yeni kabullerini içimize sindiriyor, tanımsız bireyler haline geliyoruz.

Postmodern dünyanın ‘altın çocukları’ rol model açlığını modern kavramlar üzerinden tanımlayarak kimlik oluşturmaya çalışıyor. Müslüman kimliğinin bir şey ifade etmediğine, etmeyeceğine inanan, dinin işlevsel olmadığını savunan, bilinç dünyası temelinden sarsılmış bir gençlik geliyor. . kendi ellerimizle Kur’an ve sünnetten mahrum bıraktığımız, neslin helvasını kendimizin kardığı bir gençlik geliyor.  Zihinlerinde şimşekler çakan, tsunamiler olan, deprem enkazının altında kalmış bir gençlik. Peygamber tasavvurunun oluşamadığı, dinin işlevlerliğini gösteremediğimiz, vahiyden habersiz, vahiyle ilgisiz gençlik.. İlk cümlelerimde sormuştum ya; ne oldu da bu hale geldik? Hangi kabuk tutmuş yaramız etinden sökülmek isterken elimizde kaldı? Elimizde kalan; sırt çevirdiğimiz bir adet Kuran ve İslam Peygamberi oldu. Vahyin vermek istediği mesajı, vahyi bize yaşayarak öğreten Peygamberi anlamayı bıraktık.. Yeni dünyevi hedefler oluşturduk, virüs gibi yaydık zihinlere, sağduyudan, vicdandan, iyilik-kötülük kavramlarının anlamsal çerçevesinden yoksun, aç- susuz kalmış bir genç nesil yetiştirdik. Sahi Kur’an ve Peygamber tasavvurudan yoksun, ahlaki zeminin darmaduman olduğu yeni nesilden umutlu muyuz? ..

Son olarak; Kur’an ve sünnetin ışığında yürümeyi kendine amaç edinmiş, pastadaki oranı düşükte olsa çabalayan gençliğe selam olsun…

Not: Bu yazı; karamsarlığını dışa vurmuş bir gencin zihinsel bunalımından oluşmuş bir yazıdır. Karamsarlığı virüs gibi yaymak amaçlı yazılmamış, idrak fenerlerinin açılması için, bir umut niteliğinde yazılmıştır.

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder