casino maxi

PEYNİR VE KURTLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Tarih Nis 20, 2016 0 Yorum

 

“Tâbi sınıflar artık tarihçiler tarafından görmezden gelinmese de ‘sessiz’ kalmaya mahkum edilmişlerdir.”

Büyük Olaylar ve değişimler bir bütünsellik içinde tarihin akışında şekil kazanarak insanlığın serüvenini oluştururlar. Savaşlar, reformlar, dinlerin ortay çıkışı ve yayılışı; her biri belli bir dinamizm içinde dünyayı şekillendirirler.  Biz de geçmişe bakarak bu serüvenin kırılma noktalarını dönemin bütünselliği içinde okuyup bir anlam arama çabasına gireriz ve bu okumaları değerlendirerek günümüzde mevcut akışın içerisinde  tecrübelerle, hem bugünümüzü hem de yarınımızı aydınlatmaya yönelik belli çıkarımlar yaparız. Aksi takdirde entelektüel hazdan öteye geçemeyiz.  Tarihi olaylar ve olgulardaki dinamizmi yakalayarak bir şekilde bugün için aktif bir okumaya dönüşmesi,  aynı zamanda tarihe olan bir vefa borcumuzdur.  Mamafih tarihte gerçekleşen büyük dönüm noktaları ya da büyük olmayan dönüm noktalarında insanların hayatları bir şekilde devam etmekteydi. Dönemin değişimleri;  mikro boyutta onların hayatına nasıl etkide bulunduğu, fikir dünyalarında nasıl yer edindiği, kendi yaşam tarzlarında öncelikleri içerisinde neyi ifade ettiği gibi konular biraz da kurgusallığın da yardımıyla en azından “sıradan bir insanın” zihin dünyasına inmemiz açısından önemlidir. Bu konu tarihçiler arasında, olayları indirgemeci bir yaklaşıma sokabileceği ve dönemin genel atmosferini tam anlamıyla yansıtamayacağını düşünüldüğü için temkinli yaklaşılan bir alan olmuştur. Lakin bu açıdan haklı bir eleştiri olsa da, bu tarz okuma hayal dünyamızı da zorlayarak bize o dönemle ilgili ilginç ip uçları da verebilir.  Kitabından da bahsedeceğimiz ve kendisi de bir mikro tarih okuması yapan Carlo Ginzburg,  Peynir ve Kurtlar kitabının önsöz kısmında bu durumla ilgili yapılan eleştirileri de göz önünde bulundurarak şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “… Bununla niyetim niceliksel araştırmaya karşı niteliksel araştırmadan yana bir yargıda bulunmak değil; basitçe, tâbi sınıfların tarihi söz konusu olduğunda, niteliksel araştırmanın kötü namlı izlenimciliği olmaksızın, niceliksel araştırmanın kesinlik kazanamayacağı vurgulanmalıdır. E. P. Thompson’ın  ‘üzerinde uzlaşılmış bir şeyi bıktırırcasına tekrarlayan, bir yandan da programlanmadığı diğer her türlü kesin bilgiyi yok eden bir bilgisayarın tekrarlamaya dayanan izlenimciliği’  hakkındaki görüşü, bu bilgisayarın doğal olarak düşünmediği, yalnızca uyguladığı göz önüne alındığında, kelimesi kelimesine doğrudur. Öte yandan, yalnızca bir dizi özgül derinlemesine araştırma, bilgisayara uygulanabilecek uygun kodda bir programın geliştirilmesini sağlayabilir…”

Bu kısa girizgâhtan sonra Carlo Ginzburg’un , 16.yyların ortasında ve sonlarına doğru İtalya’nın Friuli bölgesine bağlı Montreale kasabasında yaşayan , engizisyon mahkemesinde düşüncelerinden dolayı yargılanan ve hikayesini ( ya da en azından fikir dünyasını) mahkeme tutanaklarından öğrenebildiğimiz gerçek ismi Domenico Scandella olan ama Menocchio olarak da bilinen bu heretik değirmenciyi özelden ele alan Peynir ve Kurtlar adlı kitabına geçiş yapabiliriz. Öncelikle kitabın da ismini aldığı peynir ve kurtlar , Menocchio’nun kendi teşbihiyle sunduğu ilginç bir kozmogoniyi ifade eder. Meleklerin doğa tarafından dünyanın en mükemmel özünden  ürediklerinden bahseder ve meleklerin tıpkı kurtların peynirden üremesi gibi ortaya çıktıklarında Tanrının onları kutsadığı ve onlara irade,akıl ve bellek verdiği  şeklinde bir açıklama getirir. Bununla ilgili bir kaç teolojik mevzudan bahsetse de burada dikkat çekilmesi gereken şey, ki yazarın da kitabına bu ismi vermesinde de kanımca  önemli  olan ayrıntı, Menocchio’nun zihin dünyasında oluşturduğu anlamı , bir köylünün aşina olduğu kavramla bu örneklendirmeyi kullanmasıydı.  O dönemde Luthercilik ve Anabaptizim gibi kilisenin tekeline karşı olan dini  ‘saf İncil’e yönelerek onu anlamaya ve uygulamaya çalışan bir çok dini akım vardı.  Menocchio’nun mahkemedeki düşünceleri onlara benzerlik gösterse  de o grupların düşüncelerinden bağımsız, kendine özgü bir  fikir dünyası vardı. Dinin özüne dönme, kilisenin debdebeli yaşam tarzına yönelttiği eleştiri, günah çıkarmayı yalnızca Tanrısıyla da yapabileceği, İsa’nın doğuştan gelen bir tanrısallığının olduğundan ziyade normal bir insan olduğu ve Tanrı tarafından daha sonra Kutsal ruhla desteklendiği, İsa’nın babası olduğu  -Kendi yaptığı çıkarımında bakire bir insanın çocuk doğuramayacağı, öyleyse Meryem’in  de Aziz Yusufla evlendiği ( bunu da yanılmıyorsam gayri resmi bir incilde Yusuf’un İsa’ya oğlum diye hitap etmesinden çıkarıyor) ve İsa’nın babasının o olduğunu ifade ediyor.-, ruhun ölümlü olduğu,  Tanrı’nın kutsal ruhu Yahudilere, Türklere (Müslüman), Hıristiyanlara ve hatta diğer toplumlara da farklı şekilde de olsa gönderdiği -ve bunu bilerek Hıristiyan doğduğu kendisini Hıristiyan olarak tanımladığı-,  Tanrı’yı bütün insanlığın babası olduğu gibi kilise tarafından heretik olarak görülmesini sağlayacağı bir çok düşüncesi vardı. Bununla beraber kiliseye de bağlı olduğunu da söylemekteydi. Lakin bunların sadece bir çıkarım ve bazen şeytan tarafından bir ayartılma olduğunu da söyleyerek düşüncelerinin kesin bir hakikat olduğunu da iddia etmiyordu.  Menocchio’nun,  Luthercilerin ve Anabaptislerin söylediği gibi ‘saf incil’ ve ‘İncil’in hakikatin tek kaynağı olduğu’ söylemlerinden bağımsız bir şekilde yazarında ifade ettiği gibi köylülerin nesilden nesile geçen ‘temel, içgüdüsel maddeciği’ ile beraber toplumsal ahlakı ve adaleti önemseyen, farklı inançlara karşı hoşgörüyle beraber  aynı kategori içerisinde onları da benimseyebilen fakat kendisinin söylediği gibi Hıristiyan bir ailede doğduğu için onunla kendini tanımlayan daha irfani bir anlayışa sahip  fikir dünyası olduğunu söyleyebiliriz.

O dönemde matbaanın yaygınlaşması, incilin Latinceden tercümesi ve  farklı kitaplara da ulaşımının kolaylaşması, Menocchio’nun hissettiklerini  ifade edecek sözcüklere ve kavramlara kavuşmasını sağlamış ve ona düşüncelerini açıklamasında büyük bir cesaret vermiş olduğunu düşünebiliriz.  Menocchio’nun mahkemede yapmış olduğu tartışmalar zaman zaman beni de heyecanlandırıyordu. Söylemlerinin mutlak hakikat olup olmadığından ziyade tartışmanın kışkırtıcılığı, ve zihninin esnek bir şekilde özgürce kıvrak hamleler yapabilmesi okurken  merakımı arttırıyordu. Öyle ki, ruhun ölümlü olduğundan bahsetmesi üzerine, mahkemenin kendisinin ruhun Tanrıya ulaştığını da söylediğini ifade etmesiyle içine düştüğü tezatlık üzerinden onu sıkıştırmaya çalışırken, ruh üzerinde  tin(spritus) ve ruh (anime) diye iki ayrımdan söz ederek, tin’in Tanrıya ait olduğunu ve O’na döneceğini , animenin ise bedenle ilgili olduğunu; akıl, bellek, irade, inanç, iman ve umudun  da ona ait olduğunu ve bedenle beraber onların da öleceğini söyleyerek karşılık vermiştir. Bu kadim felsefede ruh üzerine yapılan tartışmalarla alakalı bir konudur aslında. Tabi Mennocchio tüm bu bilgileri kendi zihin dünyasında bir kalıba sokarak kendi sesiyle sunuyordu.  Bir köylü içgüdüselliği ve irfanının bilgi aracılığıyla kavramlara özgürce dökülmesi, içinde yazarında ifade ettiği, hatta okurken benim de sürekli not düştüğüm çelişkili veya muğlak yerler olsa da, bilgi tekelinin kırılmasının ve bu kırılmayla beraber  elde etmiş olduğu kavramlar ve kelimelerle  – bazen şeytan tarafından düşüncede ayartıldığını söylese de-  hayata dair bir pencere  açmış ve o pencereden kendisine dayatılanı değil, ayartılsa da kendisinin tabiri caizse Adem’in Tanrı’dan  almış olduğu kelimeler gibi elini uzatarak bir şeyler talep etmesinin heyecanını yüreğinde hissetmiş olduğunu bana düşündürmektedir. Çünkü mahkemede düşüncelerini ifade etmek için can attığını, içindeki kelimeleri paylaşma arzusunun yüksek olduğunu tutanaklardan anlayabiliyoruz.

Yunan mitolojisinde Promethus’un Olympos’tan çaldığı ateşi insanlara ulaştırması gibi, bu dönemde de matbaanın yaygınlaşması, “efendiler” katından ‘kutsal bilgi ateşini çalarak halka inmesini sağlamış. Mennocchio ömür boyu hapse çarptırılıp daha sonra özür dilekçesi yazarak  3 sene yattıktan sonra affedilmesini sağlasa da, hapisten çıktıktan sonra yine rahat duramaz ve  o  bilgi ateşinin cezb ediciliğiyle, düşüncelerini insanlarla paylaşmaya devam eder ve tekrar mahkemeye çıkarıldıktan sonra ölümüne hükmedilir.

Yazar,  Mennocchio’nun evinde bulunan kitap listelerinden  ve  irtibat halinde olup etkilenmiş olabileceği kişilerden de bahsederek,  kahramanın zihin haritasını çözmeye yönelik dikkatli bir takip yapmaya çalışmıştır. Ayriyeten kitabın sonlarına doğru başka bir bölgede değirmencilik yapan ve Lutherci olarak suçlanan Pighino’nun da farklı bölgelerde olsalar da Mennocchio ile yakın söylemleri ve eleştirileri dillendirdiğini, yine Lucca bölgesinden Scolio adlı başka bir köylünün de benzer söylemlere sahip olduğunu (bunlarda mahkemelerde yargılanan kişiler)  öğreniyoruz.  Scolio, Mennocchio’nun  yaklaşımından farklı olarak ideal dindar bir toplumdan bahseder  ve aslında Tevrattaki  10 emrin dinlerin temelini oluşturduğunu söyleyerek de Mennocchio’nun diğer dinlerle ilgili hoşgörüsüne yakın bir yaklaşım geliştirir. Bu söylemlerin kaynağını teşkil eden unsurların, kısmen yazarın da ifade ettiği kitap listelerinde kutsal metinler -buna  emin olunmamakla beraber Kuran’da dahil- , halk şiirleri ve dönemle ilgili çeşitli seyahatnameler ve vakayinameler olabileceğini düşünebiliriz . Tabi bir de görüşülen farklı kişilerden de bu bilgiler zenginleştirilmiş olabilir. Sclolio’ya dönecek olursak Settenario adlı bir şiir kitabında şöyle bir açıklama yapmaktadır:

 

Birçok peygamber yolladım

Birbirine benzemez, çünkü peygamberlerimi

yolladıklarımda birbirine benzemezdi

ve onlara farklı yasalar verdim

Bulduğum töreler kadar çeşitli

Tıpkı hekimin çeşitli reçeteler

yazması gibi herkesin yapısına göre.

İmparator 3 komutan yollar

Biri Afrika’ya, Biri Asya’ya, Biri Avrupa’ya:

Yahudilere, Türklere(müslüman) ve Hristiyanlara

Her biri kanundan bir nüsha alır,

Ve törelerinin çeşitliliğine ve garipliğine göre

Her halka farklı ve uygun bir çeşidini verir:

Ama her birine 10 emri iletir.

Aynısını, ama ayrı ayrı yorumlarlar.

Ama Tanrı birdir O’nun inancı da bir…

 

Son olarak farkı şehirlerde de yaşasalar benzer söylem üretmeleri ve söylemlerinin genel olarak; hoşgörü, dinde basitlik ve maddi olana( hayata) yönelmeleri  ortak özellik olarak görülebilir. Tabi burada 16.yy Avrupa’sına bir genelleme yapmaktan ziyade dönemin ruhunun, İtalya’da bir bölgedeki köylülerin zihin dünyalarına nasıl yansıdığı ile ilgili edindiğimiz ip uçlarıyla Mennocchio’nun özelinde nasıl bir etkisinin olduğunu görebiliriz. Dönemin ruhunun tesiri ana belirleyici etkenlerden biri olmakla beraber, insanların bilgi tekelini kırarak hissettiklerini ve ‘ayartılmış düşüncelerini’ ifade edebilecek -kitaplar sayesinde- önemli dilsel araç olan kavramlara ve kelimelere kavuşması da, bir değirmencinin cesurca ve isteklice düşüncelerini ifade etmesinde kilit bir etken olmuştur.

Son olarak kitaptan alıntılayacağım, aslında yazarında Walter Benjamin’den alıntıladığı  bir sözle noktalayalım:

Hiçbir olay tarih için kaybolmuş sayılmaz.

 

MUHAMMED SALİH DEMİRTAŞ

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder