casino maxi

ÖZGÜR MÜSLÜMAN, ÖZGÜR KUDÜS

Gündem Nis 11, 2016 0 Yorum

 

Hale Gökdeniz

Esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla…

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Gençlik Projeleri Destekleme Programı kapsamında Mirasımız Derneği ile ortaklaşa düzenlediği “Kardeşlik Bilinci İçin Gençlerle El Ele” projesi kapsamında 17-20 Aralık tarihleri arasında Kudüs’teydik elhamdulillah. Allah bu projede emeği geçen herkesten razı olsun.

Mescid-i Aksa’yı görmek, üzerinde direnişin ve kardeşliğin, sabır ve mücadelenin, onur ve iffetin, azim ve kararlılığın tarihinin yazıldığı topraklarda yürümek, Allah’ın elçilerini inşiraha kavuşturan aydınlık gökyüzüne bakmak ve çevresi mübarek kılınan Aksa`nın işgaline şahit olmak yüreğimizde bir yara olarak taşıdığımız Filistin davasını omuzlarımızda bir sorumluluk olarak taşımak zorunda olduğumuzun bilincine varmamızı sağladı. Şairin “Filistin bir sınav kağıdı her Mümin kulun önünde” dizelerini yakînen idrak etmiş bulunduk. Şahitliğin getirdiği bu sorumluluğun gereği olarak Özgür Kudüs davasını elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce anlatmaya, ilmek ilmek hayatlarımıza işlemeye gayret edeceğiz inşaallah.

Kudüs… Öz vatanım, tarihim, bugünüm, geleceğim, direnişim, onurum, mücadelem, silahım, barışım, şiirim, gözyaşım, tebessümüm, derdim, dermanım, özgürlüğüm, cesaretim, merhametim, adaletim, emanetim, iffetim, annem, babam, şahitliğim, şehidliğim, sorumluluğum, hedefim, ilk kıblem, namazım, müjdem, hediyem, mukaddesim… Ahh Kudüs! Zaman ve mekan ayarlarımı değiştiren, gecemi gündüzüme katan, mekan ötesi, zaman dışı anlam…

Saatlerimizi Kudüs’e ayarlamadan bu anlamı çözmek mümkün değil, Kudüs’ü anlamak ise zulme ve esarete başkaldırmak, adaleti yeryüzüne hakim kılmak için elzem. Zira Kudüs meselesinin temelinde fiili bir işgalin ötesinde zihni bir esaret var. Kudüs’ün özgürleşmesi için evvela Müslümanların özgürleşmesi, benlik zindanlarından kurtulması, dünyevileşme ve konforizm prangalarını söküp atması, atalet elbisesini yırtıp takva/sorumluluk bilinci elbisesini kuşanması şart. Çünkü “Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.”(1)

Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için yürüyeceğimiz bu zorlu yolda azığımız Al-i İmran Suresi 103. ayet: “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”

Müslümanlar Kur’an ve sünnet ekseninde birleşip kardeşlik şuuruna ermedikçe batılın oyuncağı olmaktan kurtulamayacaklar. “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(2) Elbette yeryüzünde zulüm sona erecek, tevhid ve adalet yeryüzüne hakim olacaktır. Önemli olan bizim bu süreçte hangi rolü üstleneceğimizdir. İslam davasını omuzlayanlardan mı olacağız yoksa nifak tohumları ekenlerin çıkarlarına hizmet ederek bu davaya yük mü olacağız?!

Yahudinin oyunu yüzyıllardır aynı: “Risaletin Medine yıllarında Yahudilerden eli silah tutan erkek sayısı 2000 olmasına karşılık, Evs ve Hazreçliler Müslüman olup Resulullah’ın komutasında Mekke’ye fethe çıktıkları zaman 4000 kişi ile İslam ordusuna katıldılar.

Yahudilerin bölgenin ilk yerleşimcileri olmalarına rağmen Araplar karşısında zayıf kalmaları, politik bir oyuna başvurmalarına neden olmuş ve Arapların Evs ve Hazreç olarak bölünmelerini ustaca kullanarak, iki kabile arasında düşmanlığın gelişmesini sağlamışlardı. Bu düşmanlık birçok savaşlara neden olmuştu”(3)

Nitekim Salâhaddin Eyyûbi de Haçlılara karşı güçlü bir ittifak oluşturmadan Kudüs’ün alınmasının mümkün olmadığını bildiğinden Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirip aralarında iyi bir İslam kardeşliği bağı ve bir ümmet dayanışması oluşturmak amacıyla 579(1183) yılında bir İslam Birliği Konferansı gerçekleştirdi. Toplantıya katılanlar olumlu bir tavır takınarak güzel bir ittifak oluşturdular. Bu tarihten 4 yıl sonra da 88 yıl süren Haçlı işgaline son verilerek Kudüs fethedildi.(4)

Bu hususta üzerimize düşen kardeşlik bilincini ve ümmet şuurunu kuşanarak Müslümanların siyasi ve iktisadi olarak güçlenmesini, uygulayacağı ekonomik ve diplomatik yaptırımlardan korkulacak bir “vasat ümmet” kapasitesine ulaşmasını sağlamak olmalıdır. Rabbimiz Bakara Suresi 143. ayette “İşte böylece sizin vasat bir ümmet olmanızı istedik ki insanlığa örnek ve model olasınız ve Elçi de size örnek ve model olsun.” buyuruyor. Vasat Arapçada itidâl (ölçülük), denge, duygu, düşünce ve davranışlarda ifrat ve tefritte bulunmamak, dengeli olmak, orta olan, merkez gibi anlamlara gelir. Vasat ümmet ise siyasi, iktisadi, hukuki, ailevi, ahlaki, ictimai ve insani tüm alanlarda aktif, dinamik, müdahil, hayırlı ve dengeli, merkezde olan lider bir topluluktur. Ümmetin vasatiyyeti ise şahitliği ile ilintilidir. Şahitlik görevini yerine getiremeyen vasat olma özelliğini yitirir. Şahitlik Allah tarafından Müslümanlara yeryüzünde verilen pozisyondur ve şahit etkileyen, dönüştüren, güzelleştiren, iyileştiren aktif bir konumdadır. Yönetim mekanizması Müslümanların elinde olmazsa şahitlik zorlaşır, Peygamber o yüzden Medine’ye hicret ederek İslam Devleti’ni kurmuştur.

Allah ümmet vasat olarak İslam sistemini merkeze koyduğu halde günümüzde merkezde emperyalizm ve kapitalizm bulunuyor. Allah’ın kulları için belirlediği vasat ümmet misyonunu kazanmak ve merkezde olan, başvurulacak kaynak konumunda bir topluluk olabilmek için evvela vasat şahsiyetler olmamız gerekiyor. Yani ifrat ve tefrit çukurlarının ortasında bulunan Sırat-ı Mustakim üzerinde itidâl ve adaletle, ifrata ve tefrite düşmeden vasatiyyenin kaynağı olan Kur’an ve sünnetin rehberliğinde kardeşçe ilerlemeliyiz.

Kudüs yolculuğumuzun başladığı andan itibaren sürekli zihnimde olan bir soru vardı: Bir garip yolcu olarak Kudüs için ve dünya üzerindeki tüm mustaz’aflar için ne yapabilirim? Bu soruyu daha önce de pek çok kez kendi kendime sormuş ve bulduğum cevapları uygulamaya gayret etmiştim/etmekteyim. Lakin bu sefer ki farklıydı. Zulmün bizzat şahidi olmak acil bir çözüm arayışına, hemen şimdi bir şeyler yapma isteğine dönüşmüştü. Ve Mescid-i Aksa imamı sorularımıza cevap olacak, stratejimizi belirleyecek ayetleri okudu:

Ey örtünüp gizlenen!
Az bir kısmı hariç olmak üzere gece kalk!
Onun (gecenin) yarısı veya ondan (yarısından) biraz eksilt.
Veya onu daha arttır. Ve Kur’ân’ı tane tane güzel bir şekilde oku.
Muhakkak ki Biz, sana yakında ağır bir söz ilka edeceğiz (ulaştıracağız).
Muhakkak ki gece kalkışı (meşakkatli fakat) tesir bakımından daha kuvvetli ve okuyuş bakımından daha sağlamdır.
Muhakkak ki senin için gündüzleyin uzun meşguliyet vardır.
Ve Rabbinin İsmi’ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
O (Allah), doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse O’nu vekil edin.
Ve onların söyledikleri şeylere sabret. Ve güzel bir ayrılış ile onlardan ayrıl.(5)

 

Sen ey içine kapanan kişi!
Kalk ve (insanları) uyar!
Sadece Rabbini yücelt!
Elbiseni temiz tut!
Bütün pisliklerden uzak dur!
İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme!
Rabbin hatırına sabret!
Ve (şu haberi ilet): (Sur) borusuna üflendiği zaman;
Evet işte o gün, pek zor bir gün olacaktır,
Kâfirlerin tümü için hiç de kolay olmayacaktır.(6)

Vasat şahsiyetler olabilmek için, Kudüs davasını, Afrika ve Asyanın sorunlarını, Biladü’ş-şam’ın dertlerini omuzlayabilmek için evvela uykularımızdan, kişisel isteklerimizden fedakarlık yapmamız, gecemizi gündüzümüze katarak çalışmamız gerekir. Müzzemmil ve Müddesir parolasıyla gece Rabbimizle baş başa ilim ve ibadetle, gündüz ise insanlarla meşgul olarak, iyiliği emredip kötülükten sakındırarak tevhid ve adaletin yeryüzüne hakim olması için durmaksızın gayret göstermemiz icap eder, Rabbim bu ayetlerle amel etmeyi nasip etsin.

Salâhaddin’in Kudüs’ü Fethinden çok önce Mescid-i Aksa’ya minber yapan marangoz misali herkes kendi alanında/ bölümünde/ mesleğinde bir şeyler yapmaya çalışmalı, yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya gayret etmeli, vasat şahsiyetler, güçlü Müslümanlar olmalıdır. Risaletin başlangıç yıllarında Rasulullah’ın “Allah’ım! Şu iki adamdan, Ebu Cehil veya Ömer bin Hattab’dan birini İslam ile aziz kıl.” şeklindeki duasından anlıyoruz ki zulüm ve tahakküme (maddi-manevi) maruz kalan Müslümanların yaralarının sarılması için Müslümanların güçlü olması, güçlenmesi gerekir.

Kudüs günlüğü olarak yazdığım bu yazıda Kudüs’te ziyaret ettiğimiz ibadethanelerden, Filistinlilerin Türkiyeye karşı olan tutumlarından ve Türkiyede yaşayanların oraya gitmesinden ne kadar hoşnut olduklarından ve bizleri orada sıkça görmeyi ne kadar çok istediklerinden, Salâhaddinleri Fatihleri Türkiye’den beklediklerinden, İsraile karşı Filistin halkının sosyal kalesi olan Burj Al-Lak Lak Derneği’nden, İsrailin hem ziyaretçilere hem yerli halka karşı psikolojik savaş yöntemlerinden, yıldırma politikalarından ve aynı zamanda korkaklığından, Mescidlere yaptığı saldırılardan, Mescid-i Aksa’yı Kubbet’üs-Sahra’dan ibaretmiş gibi göstererek yaptığı algı oyunundan, Mescid-i Aksa’nın bahçesinde top oynayan çocuklardan, Kubbet’üs-Sahra’da saklambaç oynadığımız Ahmed’den, El-Halil’in ihtiyaç algımızı ve yaşamımızı sorgulatan sokaklarından, masum ve aç çocuklarından hesaba çekileceğimizden, Filistinlilerin onurlu mücadelesinden, çoluk çocuk, genç yaşlı, engelli sağlıklı demeden bilhassa sabah namazlarında mescide gelişlerinden, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için öncelikle genciyle yaşlısıyla mescidleri doldurmamız gerektiğinden uzun uzun bahsedebilirdim. Ancak Kudüs’ü anlatmak zor, hani derler ya anlatılmaz yaşanır diye işte onu Kudüs için söylemişler sanırım. Kudüs’ü gidip görmek, havasını teneffüs etmek, taşına toprağına tarihine dokunmak, Filistinlilerin gözlerine bakmak lazım. Hatta sık sık giderek İsraili rahatsız etmek, Filistinli kardeşlerimizi sevindirmek mücadele azmimizi diri tutmak için oldukça etkili olur. Üstelik biz  Mescid-i Aksa’yı boş bırakırsak Mescid-i Aksa üzerinde hak iddia edenler orayı doldurmaya kalkışıyor, yerleşimci terörü baş gösteriyor. Eğer tüm çabalarımıza rağmen gidemiyorsak buradan bol bol dualarımızı ve sadakalarımızı göndermeliyiz. Ancak dualarımız Hz. Nuh’un duası gibi olmalı, elimizden geleni yaptıktan sonra ellerimizi Rabbimize açmalı, sadece söylemlerimizle değil eylemlerimizle de dua etmeliyiz ve hiçbir şekilde ümitsizliğe kapılmadan sabırla ve salat ile Allah’tan yardım dileyerek gayret göstermeliyiz. Mescid-i Aksa’dayken Kur’an-ı Kerim’den rastgele açtığım bir sayfada karşıma Kasas Suresi’nin ilk ayetleri çıktı ve bu ayetler bana asla ye’se düşmememiz gerektiğini bir kez daha ve tam da ihtiyacımız olan zamanda hatırlattı:

Tâ-Sîn-Mîm.
Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir.
İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o bozgunculardandı.
Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.(7)

Şahit olmanın sorumluluğunu yerine getiren vasat şahsiyetlerden olabilmek ve duasıyla…

 

 

(1): Ra’d Suresi 13., 11.

(2): Saff Suresi: 61., 8.

(3): Celaleddin Vatandaş, Hz. Muhammed’in Hayatı ve İslam Daveti-Mekke Dönemi, Pınar Yayınları, 2010, sf. 527

(4): ayrıntılı bilgi için bkz.: Ahmet Ağırakça, Salâhaddin Eyyûbi ve Kudüs’ün Yeniden Fethi, Akdem Yayınları, 2014

(5): Müzzemmil Suresi: 73., 1-10

(6): Müddesir Suresi: 74., 1-10

(7): Kasas Suresi: 28., 1-5

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder