OSMANLIDA BATILILAŞMA “GEREKLİ”LEŞTİRİLDİ Mİ ?

Tarih Haz 29, 2016 0 Yorum

“Batılılaşma” kavramı Fransız İhtilali ve Sanayi İnkilabı ile ortaya çıkmış bir akım olup,Batı’nın teknolojik ve ekonomik anlamda ki gelişmeleri buna bağlanmıştır.Batının Rönesans ve Reform ile birlikte gelen hızla gelişmesi tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştır.

Osmanlı Devleti’nde yükseliş döneminden sonra pozitif bilimlere olan ilginin ve yoğunlaşmanın azalması , devlet sistemindeki çatlaklar , güç ve toprak kaybetmesi devleti ekonomik anlamda büyük bunalıma itmiştir.Bu bunalımla süre gelen sorunlar,kaybedilen topraklar ve devlet kurtarma çabasıyla Osmanlı arayış içine girmiş ve kendini sorgulamaya başlamıştır.Bu sorgulama Batı’nın “muhteşem” çerçevesinde görülen resmi ile  birleşince “Batılılaşma” fikri ortaya çıkmıştır. Bu fikir akımı sadece bizden kaynaklı değil, Avrupa baskısıyla da dayatılmış yüzyılların intikamı, “hasta adam”dan kültür sömürüsüyle alınmıştır.

Osmanlı bulunduğu zor durumdan kurtulmak için Avrupa medeniyetlerinin isteklerinin bir çoğuna boyun eğmek ve razı olmak durumunda kalmıştır. İlacı düşmanlarımızın reçetelerinde arayarak büyük bir hataya düşmüştür.Özellikle Osmanlı-Rus savaşındaki mağlubiyetimiz bardağı taşıran son damla olmuştur. Acaba Osmanlılar , Japonların yaptığı gibi Batı’nın tekniğiyle yetinip kendi değerlerini saklı tutabilir miydiler? İslamcı şair Mehmet Akif , bu tezleri 1908’den sonra ortaya atan belirgin kişiler arasında yer alır.1Fakat Batı hayranı aydınlarımız batının gelişmişliğine ulaşabilmek için sadece teknolojisine değil tüm kültürüne bir hayranlık duymuştur. Türk halkına empoze edilmeye çalışılan asıl gelişmişlik değil, Batı’nın sosyo-kültürel yapısı olmuştur. Böylece Türk insanı Batılılaşma sürecine girmiş ve hala aynı çaba içerisindeyoğrulmaktadır. Halbuki refahın kültürle hiç bir bağlantısı olmadığını çözemeyen bu insanlar, bu durumu abartarak bin yıllık süre gelen gelenekleri , alışkanlıkları , örfleri bir kenara itmiş “kopyala-yapıştır” metoduyla gelişmişliği elde etmeye çalışmışlardır. Bu durum günümüzde hala devam etmekte işlevselliği olmadığı anlaşılamamaktadır. Halbuki bu yöntem işe yarasaydı 200 yıllık Batılılaşma çabası bir sonuç vermesi gerekirdi. Ahmet Hamdi Tanpınar ise bu konuda “Yıkmak, yapmak için olsa dahi daima zararlıdır ve hakiki yapıcılık ilave etmektir.”2demiştir. Batılılaşma kültür yıkımı yapmıştır, bundan dolayı gelişmişliğin esamesi dahi görülememiştir. Gelişim ancak toplumla yapıldığında sonuç verir.

BATILILAŞMA ADINA

Bilindiği üzere batılılaşma süreci Tanzimat ile başlamıştır.Tanzimat (Gülhane Hatt-ı Şerif-i) 3 kasım 1839’da Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından Abdülmecid zamanında okunmuştur.Tanzimatla devlet kurumlarında pek çok yeniliğe gidilmiştir. Sistemde pek çok değişikliklerin oluşması hem tabanda hem de uygulamada epeyce sorun yaratmıştır. Batılılaşma kurumlardan halka doğru indirgenmeye çalışılmıştır. Namık Kemal ise  Tanzimatla ilgili şu değerlendirmeyiyapar;

“Tanzimata şairane ve duygusal bir gözle bakanlar ülkemizde ikiyüz yıldan beri haksız yere dökülen kanları müsadere olunan malları ve ayaklar altına alınan namusları düşünür ve bir yeni düzenlemeleri göz önüne alır ise , Gülhane Hattı’nı beşeri hukukunu korumak için yapılan bir ‘adalet mucizesi ‘ olarak görür. Fakat olayları her türlü yönüyle görmeye çalışanlar ise Tanzimat’ı özü hukukla ilgili olmayan , sırf ‘siyasi’ bir eser olarak kabul eder”

Reformlar bürokratik seçkinler tarafından devleti muhafaza için tetiklenmiş ve aynı zamanda “yukarıdan” dayatılmıstır. “Batılılaşma” olarak adlandırılan reform politikası Osmanlı toplumundan yükselen taleplerden ziyade imparatorluğa etki eden dış faktörlerden dolayı ülke gündemine girmistir.4

 

Böylelikle Tanzimat’ın aslında gösterilen amacı gütmediğini Tanzimat’ın yapılmadığını siyasi güçlerce yaptırıldığını anlıyoruz. Osmanlıyı uygar bir düzene götürme çabasındaki bu iyi niyetli kesim (batıcı), devleti ve toplumu Batılıların müdahelelerine açık bir duruma getirdiler. Kendi ülkelerindeki azınlıklara tanımadıkları hakları Osmanlı’dan isteme cüreti gösteren Batı tavizlere doymuyordu.5

 

Tanzimatı takip eden ve Batılılaşma adına yapılan I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet de benzer amaçlarla yapılmış ve benzer sonuçları doğurmuştur. Batının oluşturduğu muhteşem gelişmişliği isteyen her millet onların yaptıklarını yapmaya ve taklit etmeye itilmiştir. Bu durum dünya üzerinde de tek tip insan yetiştirmeye ve Batıyı kutsal sayıp her yaptığını doğru kabul eden zihniyetler ortaya çıkarmıştır. Onları onaylamayan veya uyum sağlamayan birey ve toplulukları ‘gerici’ damgasıyla damgalamıştır. Bu insanlar ‘çağdışı’ kabul edilmiştir ve ötekileştirilmiştir. Onların fikirleri üzerinden ilerlersek anlaşılan çağ artık Batı’nındır, tüm toplumlar ve etnik yapılar batının çağını yaşamak zorundadır; onun geleneğini, kültürünü ,onun doğrularını yaşamalıdır.

OSMANLI’DA BATILILAŞMANIN SOSYO-KÜLTÜREL SONUÇLARI

Batılılaşma sosyo-kültürel açıdan Osmanlı’da bir çok değişikliğe sebep olmuş yüzyıllarca süre gelen bir çok alışkanlıkları ortadan kaldırmıştır. Öncelikle Tanzimat ile Osmanlı’da var olan sosyal sınıflarda -tebaa(yöneten) ve reaya (yönetilen)- değişiklikler meydana gelmiştir.Reaya tarımla geçinir, topraklar devlet mülkünde olduğundan gelir düzeyleri birbirlerine yakındır.Tebaa ise yüksek gelire sahip olup vergi ödemezdi.

Tanzimatla gelen düzenlemeler doğrultusunda taşradaki reayanın tebaaya geçmesiyle artık Osmanlı toplum yapısına burjuvada eklenmiştir.

 

Bu uygulamalarla sınıfsal fark her ne kadar azaltılmaya çalışılsa da ortaya keskin bir çizgi çıkmıştır. Modernistlergenelde halkın zengin kesimi veya aydınları olup toplumu ötekileşmeye çalıştılar. Hem Tanzimat döneminin hem de Abdülhamid devrinin edebiyatçıları ve siyasetçileri yabancı bir kültürü benimseyerek kendilerini halktan izole ettiler. Birinci Balkan Savaşı devam ederken yayınladığı Kendi Nokta-i Nazarımdan Hukuk-ı Düveladlı kitabında uluslararası hukukun tek değil çift olduğunu ileri sürüyordu. İlki Avrupalılara, diğeri ise Osmanlı ve Müslüman Dünyasının içinde bulunduğu “öteki”lere uygulanıyordu.6Bu zihniyet toplumu ciddi anlamda bölmüş , yöneten ve aydın kesim halkına düşman ya da ‘koyun’ olarak gören bireylerden oluşmuştur. Halkın iradesini, değerlerini,geleneklerini hiçe sayarak kendi halkını ‘cahil’ olarak adlandıran sapkın zihniyetler ortaya çıkarmıştır.

 

 

 

Modernleşme ile iki tip aile yapısı oluşmuştur. İlki genelde ulema sınıfından olan şer’i hukuk çerçevesinde ailesini yöneten İslamiyet etkisinde  ve daha çok geleneksel ailelerdir.Bu aileler zaten Osmanlı’nın genel aile yapısıdır. İkincisi ise modern aile tipidir. Bu tip gelenekselciliğe karşı olan ve dini anlamda pek hassasiyetleri bulunmayan ve kadını toplumsal alanda gündelik hayatta yer almasını savunan yapıdadır. Batılılaşma sonucu ortaya çıkan bu aile yapısı zaten kendilerine önder olarak Batıyı benimsediğinden onlara benzeme çabasi azami düzeydedir. Bunların sonucu olarak Osmanlı kültüründen alışıla gelinmemiş kadınlı-erkekli organizasyonlar oluşmuştur. Halit Ziya Uşaklıgil 1880’lerde, İzmir’de buna benzer bir Batılılaşmaya  karşı koyma olayını anlatıyor. O zamanlar yayımladığı bir dergide “Tuvalet Masası” adı altında bir seri çeviriye yer verdi. Bu yazılar , temizlik ve süslenmeye ilişkin bir takım öğütler veriyordu: Hangi süngeri tercih etmeli, hangi taraklar saçları daha sıhhatli tutar gibi. Bu seri bütün İzmir’de özellikle meslektaşları arasında , bir alay konusu oldu. Halit Ziya’ya göre “evde bir tuvalet masası değil, bir tarakla bir fırça bulundurulması görülmeyen bir zamanda” böyle bir karşı koyma beklenirdi.

Eğitim penceresinden bakıldığında ise önceden bir olan bilimler pozitif ve dini olarak ayrılmış ve okutulan medreseler ayrılmıştır. Batılılaşmanın bir sonucu olarak kişiler tercih yapmak zorunda bırakılmıştır. Kişi ya dini eğitim ya pozitif bilimlerin eğitimi alma arasında bırakılmıştır. Batı özentiliği ile özellikle kız çocukları yatılı Fransız okullarına gönderilmiştir. Eğitimini yabancılardan alan çocuklar ne kadar ülkelerine kültürlerine bağlı kalabilirler? Batılılaşmayla eğitimde köklü değişimler meydana gelmiş bu değişiklikler yıllar sonra din ve bilim ayrımını ortaya çıkarmıştır günümüzde dahi bir bireyin hem dindar hem de eğitimli olabilme fikri alışılmamıştır.Halk dindar ve cahildir onları yönetenler, sanatçılar, aydınlar modern ve kültürlüdür algısı empoze edilmeye çalışılmış ve böyle bir yargı oluşturulmuştur.

 

 

 

SONUÇ

Osmanlı’da Batılılaşma amacını sapmıştır. Asıl yapılmak istenen devleti kurtarmak ve refaha erdirmekti. Fakat Batı’nın baskısı ve Batı hayranlarımız bu durumu tamamen yanlış anlamasıyla amaçlanan gelişme sağlanmadığı gibi bir çok kültürel ve dini değerlerimizi kaybetmeye yüz tuttuk ve hala Batılılaşma’dan bir sonuç alınamamasına rağmen dejenere olamaya devam ediyoruz. Bir çok araştırmacı Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesinin ardında yatan asıl sebebin ‘ekonomik’ çıkarlarda aranması gerektiğini düşünmektedir. Batı’nın giyim-kuşamını ya da kurumlarını almakla,  Osmanlı Batılılaşmamış bilakis Batı’ya olan bağımlılığını gözler önüne sermiştir. Batı’nın uzun süren gelişimiyle ortaya çıkan ürünler Batılılaşma’nın sebebi sanılmıştır. Halbuki bu ürünler sonuçtur.8

Türkiye’de dinin toplumsal alandaki yeri ve rolü günümüzde siyasi ve akademik tartısmalara konu olmaktadır.Halbuki kültür ve geleneğin dini ögelerden ayrışması ne anlamlı ne de mümkün gözükmektedir. Samuel Huntington’un 1992’de yayınladığı ve tüm dünyada ses getiren Medeniyetler Çatısması (clash of civilisations) makalesinde Türkiye için yaptığı tespit “halkı ve yönetimiyle ikiye bölünmüş ülke” benzetmesidir. Bu ikircikli durumun ülkenin demokratikleşme ve kalkınmasına vurduğu darbe güncel tartışmalara konu olmakta ve ülkenin geleceği de bu soruna verilecek cevapta düğümlenmektedir.9Başkalarını taklitle daha ne kadar “ilerle”memeyi düşünüyoruz başkalarının ilaçları yaralarımıza merhem olmaz artık batının değil kendi çağımızı yaşarsak sonuç alabiliriz. Kültürünü yitiren milletler yok olmaya mahkumdur.

 

 

 

 

 

8 Murat Tazegül ,Modernleşme Sürecinde Türkiye , s.81

9 Mustafa Gencer,Osmanlı-Türk Modernleşmesinde Kültür,Din,siyaset İlişkileri,s.365

 

 

 

KAYNAKÇA

  1. İnalcık Halil , Seyitdanlıoğlu Mehmet , Tanzimat(Değişim Sürecinde Osmanlı) , İstanbul , Türkiye İş Bankası –Kültür Yayınları ,2006
  2. Tazegül Murat , Modernleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul ,Babil Yayınları ,2005
  3. Eryılmaz Bilal , Tanzimant ve Yönetimde Modernleşme, İstanbul ,İşaret Yayınları ,2006
  4. Mardin Şerif , Türk Modernleşmesi ,İstanbul ,İletişim Yayınları ,2011
  5. Tanzimantın 150. Yıldönümü Sempozyumu ,Ankara

,1994

  1. Gencer Mustafa , Osmanlı-Türk modernleşmesinde Kültür,Din,Siyaset İlişkileri(makale)
  2. Küçük M. Emir , Modernleşme , Oryantalizm ve Kendimizi Anlamak ,Boğaziçi Üniversitesi(makale)
  3. Tanpınar Ahmet Hamdi ,Yaşadığım Gibi ,İstanbul , Dergah Yayınları,2013

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder