Osmanlı Devleti’nin Dış Borçları -2-

Tarih Ara 16, 2014 0 Yorum

Ziya DEDE*

 

1858 İSTİKRAZI

1853 yılı başlarında faizli ve faizsiz toplam 1.775.000 Osmanlı lirası değerinde kaime tedavül etmekteydi. Bu sayı savaşın başlamasıyla daha da arttı. Savaş masraflarını karşılamak amacıyla yeni bir uygulamaya gidildi.1854 Martı başlarında sadece ordunun bulunduğu yerlerde, savaş süresince geçerli olmak üzere faizsiz 10 ve 20 kuruşluk ordu kaimeleri basıldı. Bunları diğerlerinden ayırmak için ‘orduyu hümayunlara mahsus varaka’ olduklarına dair damga vuruldu. Bunlardan savaş süresince toplam 856.250 Osmanlı lirası tutarında kaime çıkarıldı. Bütün önlemlere rağmen bunlarında çok sayıda sahteleri basıldı. Halktan gelen şikâyetler üzerine, savaşın sona ermesiyle bunların mal sandıklarına alınarak ortadan kaldırılmasına karar verildi. Ordu kaimeleri, zaten istikrazsız olan normal kaimelerin daha da değer kaybetmelerine sebep oldu. Bu durumdan esnaf ve tüccarın yanında halk da zarar görmekte, ticari hayat olumsuz etkilenmekteydi. Bunun çaresi kaimenin tedavülden kaldırılması idi. İç kaynak yaratamayan hükümet bunun için yeni bir yöntem devreye soktu. Bu dış borç idi.

Osmanlı hükümeti bu sefer kolayca istikraz bulacağından ümitliydi. Zira müttefikleri Fransa ve İngiltere ile Rusya’ya karşı galip gelerek Avrupa’da itibar kazanmış, Osmanlı Devleti Avrupa devleti sayılmış, devletler hukukundan yararlanması sağlanmış, Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı başta Fransa ve İngiltere olmak üzere Paris anlaşmasına taraf devletler tarafından taahhüt edilmişti. Bunlardan daha önemlisi, Osmanlı Devleti gayri Müslim ve yabancılara bir takım yeni haklar veriyor, batılıların istediği bazı reformları gerçekleştirmeyi vaat ediyordu.[1]

Hükümet bu maksatla 5 milyonluk sterlinlik borç almak istedi.1858’de Londra’da Dent Palmer ve ortağına ait bir bankayla bir borç anlaşması imzalandı. Anlaşma şartı şunlardı;

a)Banka borçlarının sadece 3 milyonunun kati olarak satın alacak ve kalanını alıp almamakla özerkliğini koruyacaktı.

b)Faiz %6,ihraç fiyatı %80,ifta bedeli de %1’di.1 Mart 1860’dan itibaren 33 yıl vade konulmuştu.

c)Teminat olarak, İstanbul gümrük hasılatı ve Okturya resminin bir kısmı karşılık gösteriliyordu.[2]

Anlaşma gereği bu gelirlerin toplanmasına tahvil hamilleri temsilcilerinden üç kişi ve Osmanlı memurlarından dört kişinin iştirakiyle kurulacak yedi kişilik bir komisyon nezaret edecekti. Bu durum ilerde kurulacak olan Düyun-u umumiye idaresinin ve Avrupa kontrolünün tesisine doğru atılmış bir adım oldu.[3]Osmanlı hazinesinin eline %76 ortalama ihraç fiyatı ile 3.800.000sterlin geçmiştir. Bu miktarın 164.542 lirası saray harcamalarına gitmiş ve geri kalanı ile tedavüldeki kaimeler kaldırılarak bir komisyon huzurunda yakılmıştı. Geriye daha 800.000 liralık kaime kaldığı ilan edilmiştir.[4]

 

1859 VE 1860 BUHRANLARI VE SİYASAL GÜÇLÜKLER

1858’de alınan borçlar mali duruma geçici bir ferahlık getirmişti. Borçlanma ile elde edilen tutar ile kâğıt paranın devamı kaldırılamamıştı. Diğer taraftan önceden alınan dış borçların faizi de giderek artmış 1 milyon sterline ulaşmıştı. Abdülmecit’in 1858’de yayınladığı fermanla sıkı tasarruf tedbirleri öngörülmesine rağmen saray borçları artmaya devam etmiştir. Ne var ki fermanı ilk çiğneyen Sultan Abdülmecit olmuştur. İstanbul’da yeteri kadar saray varken, üstelik hazine dış borçla yaşamına devam ederken Dolmabahçe Sarayı’nın inşası büyük bir gafletti.1859’da yapımına başlanan saray 5 milyon Osmanlı lirasına mal olmuştu.1859 yılında Osmanlı maliyesinin düzenlenmesi için bir bir dizi girişimler yapılır. Bunlardan birincisi saray borçlarının konsolidasyonu için çıkarılan 5 milyon mecidiye tutarındaki,%6 faizli 24 yıl vadeli Esham-ı Cedide tahvilleridir. Fuat Paşa’nın hazırladığı bu konsolidasyon planı çerçevesinde Düyun-u umumiye Defter-i Kebiri ihdas edilir. Alınan borçlar buraya kaydedilir. Bir ifta konsolidasyonu gözetim altında bulundurmakla görevlendirilir.[5]

Padişah 19 Kasım 1859 tarihli bir hatt-ı hümayun ile imparatorluk maliyesinin içinde bulunduğu buhranın sebeplerini araştırarak çözüm önerilerini ihtiva eden bir rapor hazırlamak üzere Hazine Meclis-i Alisi’nin teşkilini emretti. Meclis, öncelikle 3,5 milyon liralığı iptal edildikten sonra, geriye kalan yaklaşık 800.000lira değerindeki kaimeyi kaldırarak piyasaya istikrar kazandırmak amacıyla, bir defaya mahsus olmak üzere İstanbul halkından olağanüstü vergi alınmasını hükümete teklif etmeyi kararlaştırdı. Bu verginin İstanbul ile sınırlandırılmak istenmesinin sebebi, kaimenin önemli bir kısmının İstanbul’da tedavül etmesi ve sürekli değer kaybetmesi dolayısıyla İstanbulluların yılda yaklaşık %50 oranında zarara maruz kalmalarıydı. Vergi, emlak sahipleri ile sanat ve ticaret erbabından alınacaktı. Buna göre, kendi evinde oturan mülk sahiplerinden konutun getirebileceği tahmini kiranın %5,kiraya verilen ev, işyeri vb. emlakın yıllık kirasının %10,ticaret ve sanatla uğraşanlardan yıllık gelirlerinin %10 vergi olarak tahsil edilecekti.

Memurlar tarafından tahsil edilen vergi tutarındaki kaime vergi mükellefinin önünde derhal iptal edilecekti. Ne var ki bu suretle toplanan yaklaşık 150.000 liralık meblağın hepsi öngörüldüğü gibi kaimenin tedavülden kaldırılmasına harcanmadı. Bir kısmı askeri amaçlara sarf edildi. Bu bakımdan kaimenin bir yıl daha tedavülde kalması kararlaştırıldı. Çalışmalarını sürdüren meclisin adı,1860 Haziranında Maliye Şura-yı Alisi olarak değiştirildi ve geniş yetkilerle donatıldı. Ülkede yapılacak mali reformlarda söz sahibi olması öngörüldü. Bundan böyle şura her türlü ıslahatı planlayıp hükümete tavsiye edebilecekti. Şurada yabancı ülkelerin bulunması başta Fransa ve İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin desteğinin sağlanmasında, Avrupa’dan istikraz alınmasında batı deneyiminin ülkemize aktarılmasında etkili oldu. Nitekim yabancı ülkeler şuradaki temsilcileri vasıtasıyla Osmanlı maliyesinin düzeltilmesi hususunda görüş bildirdiler, çözüm önerilerinde bulundular. Ancak bazı batılı devletler bunu alışkanlık haline getirerek, Osmanlı iç işlerine daha sonraki dönemlerde de istenmediği halde karışmaya devam ettiler. Yine aynı tarihlerde, Şuranın çalışmalarıyla bir nevi bütçe hazırlandı. Gelir 1.209.400.000 masraflar 1.945.400.000kuruş olarak tahmin edildi. Bütçe açığı 736.200.000 kuruş olarak tespit edildi. Bu açığın 500 milyonunu yıl içinde ödenmesi gereken kısa vadeli borçlar teşkil etmekteydi. Bu borçların ödenmesinin bütçeye rahatlık getireceği kanaatiyle yeni bir istikraz yapılması düşünüldü. İstikraz konusunda Londra ve Paris’te Bischoffsheim, Goldschmidt ve Credit Mobilier kuruluşları nezdinde girişimlerde bulunulduysa da netice alınamadı. Bunun üzerine bütçe açıklarını kapatmak amacıyla memur maaşlarında indirim ve devlet kuruluşlarında tasarruf yoluna gidildiyse de beklenilen netice hâsıl olmadı. Mali durum düzeltilemedi. Tedavüldeki kaimeler kaldırılamadığı gibi, acil ihtiyaçlar zuhur ettikçe yenilerinin basılmasına devam edildi.[6]Fransa Büyükelçisi De Lavalette Osmanlı Devletine borç verilmesi için Paris anlaşmasına imza koyan devletlerin kefilliğini talep eder. Ancak hiçbiri istekli değildir. Nihayet İngiliz elçisi Bulwer başka çareler aramayı deneyecektir. Bulwer’in yabancılara yerli halk ile aynı vergilere tabi olmaksızın devlet topraklarını kiralama ve satın alma hakkı verilmesini ve devlete ait topraklar karşılık gösterilmek üzere çıkarılacak tahvillerle, Mali ve İdari reformlar yapılmasını önerir. Osmanlı hükümeti bu önerileri dikkate almaz.

Lübnan ve Şam olayları Avrupa’da önemli yankılar yapar. Borsa’da Osmanlı tahvillerinin değerlerinin düşmesine sebep olur. Suriye’ye müdahale için protokol imzalandığı gün Ali Paşa İngiltere ve Fransa büyükelçilerine mali tedbirlerle ilgili bir mektup gönderir. İngiliz ve Fransız hükümetlerinin seçtiği, tayin ve ödemeleri Osmanlı hükümetince yapılacak olan iki mali delege yeni kurulmuş olan Islahatı Maliye Meclis-i Alisi’ne yardımcı olacaklardır. Borç alınması ve borcun kullanılması adı geçen meclisin gözetimi altında olacaktır.

1860 yılı başında yapılan borçlanma teşebbüslerinden sonuç alınamadı. Paris borsalarında Rothschild, Pareire ve Laffite firmalarına başvuruldu. Ret cevabı alındı. Bu durumda Babıali, mali ıslahat komisyonunun Avrupalı üyelerine, İstanbul’daki birliklerin tayinlerini bile vermekten aciz kalındığını belirterek, tedavülden çekilen 45 milyon kuruş tutarındaki kaimeleri tekrar piyasaya sürdü. Avrupa sermaye piyasalarından dış borcun alınamaması Osmanlı devletini iç borçlanmaya sürüklüyordu. İç borçlanmada Galata bankerlerinin işine yarıyordu. Bu arada İstanbul’da Nisan ayında mali ittihat adı ile 320 bin İngiliz liralık sermayesi olan bir banka kuruldu, ancak pek uzun ömürlü olmadı.1860 sonbaharında hükümet görevlileri borç arayışı içinde Avrupa’da bulunmaktaydılar.[7]

 

1860 MİRES İSTİKRAZI

1960 yılında Osmanlı Devleti’nin dış borç ödemesine 900.000 lira ayırması gerekmekteydi. İç borçlanmada özellikle Galata bankerlerinden alınan 17-18 milyon lira kadar tutar ödenmesi gerekli iç borç miktarı ile bu rakam o yıl için 10 milyon altın lira kadar tutmaktaydı. Hükümet, yeni bir istikraz akdi yapmayacak olursa durum kritik olabilirdi. Bunun için Osmanlı hükümeti ilkin İngiltere desteğini istedi.[8]Konu İngiltere hükümetine iletildi ancak ileri sürülen şartlar gerçekten çok ağırdı:

a)Yabancılara, hükümet mallarını satın alma ve kiralama hakkı verilmesi

b)Vakıf usulünün kaldırılması

c)Borca karşılık olarak Gümrük ve Tuzla balık resimleri, Filibe Gülyağı resmi, Edirne ipek resmi, Midilli ve İzmit Zeytin aşarı ve Samsun ve civarı tütün ve gümrük resmi gösterilmiştir.

Osmanlı hükümeti İngiltere’nin ret cevabını alınca Fransız hükümetine başvurdu. Rothschild, Pereire ve Lafitte ile görüşüldü. Ancak sonuç alınamadı. Nihayet Osmanlı yetkilileri Demiryolları Genel Sandığı müdürü olan ancak piyasada kredisi olmayan bankacı M.Mires’e müracaat etmek zorunda kaldılar.29 Ekim 1860 günü Mires istikrazı adı altında bir borç anlaşması imzaladılar. Anlaşmanın şartları şunlardır:

a)Borcun miktarı 400 milyon frank olacaktı.%6 faiz,%53,75 ihraç fiyatı ve 36 yıl vade

b)Mires, borç bedelini 18 ayda taksitler halinde ödeyecek ancak faiz ve ifta hemen başlayacaktı[9]

Galata bankerleri bu sözleşmeyi haber alır almaz Mires’e bir elçi gönderip hükümetten alacaklarının kendilerine devrini istediler. Hükümet ise kendisine itimatsızlık kabul edilen bu teklifi şiddetle reddetti. Osmanlı Devleti için çok ağır şartlar içermesine rağmen bu istikraz başarılı olamadı. Londra, Amsterdam hatta Paris piyasalarında esham satışı sağlanamadı. Durumu borç veren Mires de kabul etmiş, ortakları tarafından mahkemeye verilerek hapse atılmıştı. Bu yüzden piyasalar altüst olmuş, çeşitli iflas olayları görülmüştür. Mires’in tutuklanması Osmanlı hükümetini de telaşa düşürdü. Çünkü istikraz yarım kalmış ve hükümetin acil borçları ödeme imkânı kalmamıştı. Galata tüccar ve bankerleri ise tam bir paniğe düştüler. Ortada altın sikkeler bulunmadığından gümüş ve bakır sikkeler toplanıp Fransa’ya gönderiliyordu.

Osmanlı hükümeti Fransa ve İngiltere’ye müracaat ederek buhranın giderilmesi için yardım istedi. Neticede durum düzeltildi ve Mires ile yapılan sözleşme feshedildi.[10]

 *İstanbul Üni. Tarih Bölümü 4.Sınıf

 

 

[1] Rıfat Önsoy, a.e,S.54-55-56

[2] Sait Açba, a.e,S.59

[3] Rıfat Önsoy, a.e,S.56

[4] Sait Açba, a.e,S.60

[5] Sait Açba, a.e,S.60-61

[6] Rıfat Önsoy, a.e,S.57-58-59

[7] Sait Açba, a.e,S.62-63

[8] Faruk Yılmaz, Osmanlı Borçları Tarihi, Ankara 2013,S.36-37

[9] Sait Açba, a.e,S.64

[10] Faruk Yılmaz, a.e,S.37

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder