Osman Zinnur Aksu yazdı; GINI Endeksine Müslümanca Yaklaşmak

Osman Zinnur Aksu yazdı; GINI Endeksine Müslümanca Yaklaşmak

Düşünce 12 Ocak 2017 0 Yorum

Osman Zinnur Aksu

 

“[167] Ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, yoksulların ve zenginlerin devleti olmak üzere birbirine düşman en az iki devletten oluşur bu yapılar. [423a] Ve hatta bunlar da kendi aralarında daha küçük parçalara ayrılırlar.”

 

            Platon, en meşhur çalışması “Devlet”te batı felsefesinin temellerini Sokrates’in görüşleri üzerine bina ederek zihnindeki ideal devleti bir ütopya olarak tasvirliyor. Tasvirinde konu gelir eşitliği ve zengin-fakir ayrımına gelince de yukarıdaki cümleleri kuruyor. Platon tarihte gelir adaletsizliğinin yol açabileceği sorunlar üzerine konuşan ilk insan değil belki, ve kesinlikle de son olmayacak. Batı felsefesinde Platon’dan Marx’a, Cicero’dan Rousseau’ya pek çok filozofun üzerine kafa patlatıp farklı çözüm önerileri ürettiği bu konuya modern çağda “bizim bakış açımızla” yaklaşma elzemi oldukça geç fark edilmiş görünüyor.

 

Toplumsal kutuplaşma ve ayrışmanın en çok ayyuka çıktığı bu dönemde dergimize dosya konusu olarak kutuplaşmayı belirlememizin ardından ekonomik gelir adaletsizliği, yetim bırakılmış bu büyük sorun, da bizim önceliklerimiz arasında yer aldı. Toplumsal sorunlarından bahsetmeden önce gelir adaletsizliğinin boyutlarını ve ülkemizin bu konudaki sınıfta kalmışlığını birkaç somut veri ile açıklamayalım;

 

                        “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), üye ülkeler arasındaki gelir dağılımı adaletsizliğinin son 30 yılın en yüksek seviyesinde olduğunu açıkladı. Türkiye, Şili ve Meksika'nın ardından üçüncü sırada."[1]

 

       Dünya’nın en zengin insanlarından oluşan %1’lik nüfusu, Dünya genelindeki toplam zenginliğin %80’ine sahipken Dünya’nın en fakir insanlarından oluşan %80’lik nüfus, toplam zenginliğin %6’sına sahip.

       Dünya’daki en zengin 300 kişinin serveti, en fakir üç milyar kişinin toplam servetine eşit.[2]

       2014 yılında Japonya’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 6,21 trilyon dolar, serveti bir milyar doların üstündeki milyarder sayısı 24’ken Türkiye’de GSYH 1,01 trilyon dolar, milyarder sayısı ise 60.[3]

       Eğer Dünya’da 100 kişi yaşıyor olsaydı;

       [4] 1 kişi tüm gelirin %50’sini yönetiyor olacaktı

       71 kişi günde 10 dolardan az kazanıyor olacaktı

           

            Dramatik sayısal verilerden açıkça görüldüğü üzere yirmi birinci yüzyılda Dünya’da gelir adaletsizliği son birkaç yüzyılda hiç olmadığı kadar arttı. Gerek STK’larıyla, gerek sosyal devletiyle gelir adaletsizliğini aşma konusunda batı ülkelerini kıskandıracak, ya da bu iddiayı taşıyacak, Türkiye’de ise gelir eşitsizliği diğer ülkelere kıyasla da kötü. Toplumumuzda bazı duyarlılıkları iliklerine kadar hisseden en eliaçık kesim belki yukarıda bahsi geçen %1 olmadığından olsa gerek, son birkaç yılda da en üstteki o %1’in serveti büyürken eksilen para hep alttaki fakir kesimin cebinden çıkıyordu.

 

            2015 Ekim ayında yayın hayatına başlayan “CİNS” dergisi ilk sayısının kapağında “Kültürel İktidara Son!” başlığını kendisine belirliyor ve yayın yönetmeni İsmail Kılıçarslan bir söyleşisinde şunları söylüyordu; “Bizim en büyük kavga alanımız ve derginin başat fikirlerinden biri kültürel iktidarla, Türkiye'de Kemalist beyazların oluşturduğu bu kültürel iktidarla mücadele etmek. Diğer taraftan birinci sınıf kültür ürünlerini, edebiyatı, düşünceyi de insanlara aktarmayı düşünüyoruz". Kılıçarslan ve ekibinin küresel alanda çıktığı zorlu yolculuğu değişen, büyüyen, başkaldıran Türkiye konjonktüründe ekonomi sahasına taşıma zorunluluğu ortadadır. Türkiye’nin sözümona millî servetine yön veren “Mali iktidar”a sahip zümrenin hegemonyasına son vermek ve bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla yapılacak şeyler yok mudur? Elden hiçbir şey gelmez mi?

 

            Cumhurbaşkanı kitleleri uyandırmaya çalışıp yastık altındaki dolarları bozdurarak ekonominin düzelmesi için dahi halkın basiretine güvenedursun, halkın yastık altındaki dolarlarına göz dikmiş, cebindeki son kuruş için hınca hınç yarış içinde olan bu “paralı”lara bir yaptırımımız olamaz mı? Beton üzerine inşa edilen ekonominin estirdiği fânî refah rüzgarının yavaş yavaş terse dönmeye başladığı bu günlerde, hesap sorulacak merciilerden bu meselede bir açıklama beklemek gerek 15 Temmuz’da tankların üstünde, gerek Aralık 2016’da döviz bürolarında gövde gösterisi yapan Türkiye halkının en tabii hakkı olarak görülmelidir.

 

            İnsan ancak inandığı bir dava varsa dik durur, karşı çıkar. Yirmi birinci yüzyıl Dünya’sı cetvellerle çizilmiş yapay sınırlarla birbirinden ayrılmış, ulus devlet garabeti içerisine hapsedilerek birbirine yabancılaştırılmış insanlarla doluyken ve tüm Dünya’da bu düzen oturtulmuş ve iyi olduğuna inandırılmış şekilde sistemin çarkları dönüyorken bu çarklara çomak sokmak ancak sağlam bir iman ve duruş sahibi Müslümanların işidir. Baba Bush’un, ikiz kulelere yapılan uçaklı saldırıdan tam 10 yıl önce, Gorbaçov’la görüşmesinin ardından yaptığı 11 Eylül 1991’deki meşhur konuşmasında “new world order” (yeni dünya düzeni) ifadesiyle kastettiği soğuk savaş sonrası Dünya’ya dikte ettirilecek bu düzen bu konuşmadan 25 yıl sonra her alanda varlığını hissettiriyor. Bu düzenin ekonomide vadettiği birçok nimetten, teknolojik gelişimden faydalandığımız elbette yadsınamaz. Peki bir yandan bunlara erişirken bir yandan neleri feda ettiğimizin farkında mıyız?

 

            Toplumların anakartlarıyla oynayarak her türlü değişimi yapmaya çalışan ve bu değişime hızla ayak uydurmalarını zaruriyet haline getiren bu düzende, bizler de aslımızdan gittikçe uzaklaşmaktayız. Türküde de dediği gibi “her gelen gün, geçen günü arattı.” Yalnızca İstanbul’da sokakta yaşayan, evsiz insanların sayısı İBB raporlarına göre on binlerle ifade ediliyor ve gün geçtikçe artıyor. Osmanlı döneminde sadaka taşı, askıda ekmek gibi birçok uygulamayla adeta nefes alıp veren dev bir hayrata dönüşen şehrin dört bir yanında dilenciler, evsizler hatta mülteci kardeşlerimiz yer almakta.

 

            “Karıncanın elinden tanesini kapan kuş alçaktır.”

 

            Şeyh Sadi Şirazî, Bostan isimli başyapıt eserinde bu cümleyi kurarken aslında çağları aşarak 2016 dünyasına yönelik bir tespitte bulunduğunun farkında mıydı bilinmez, lakin günümüz toplumu karıncanın elindeki en küçük taneye göz dikmiş sırtlanlarla dolup taşmakta ve gezegenin dört bir tarafında bunu normalleştirici yayınlar insanoğluna empoze edilmekte. “Kalabalıklar daima tehlikelidir” diyor Victor Hugo. Fakat onun gözden kaçırdığı şuydu; asıl tehlikeli olan kalabalıklar değil bu kalabalıklardaki bireyselleşen, günden güne bireyleşen insanlardır. Günden güne birbirinden uzaklaşan, birbirine bağlanma yolu gün geçtikçe fazlalaşırken gücü gittikçe azalan bu insanlar birbirleri için en tehlikeli varlıklar aslında. İnsan insanın kurdudur diyen batılı filozoflara inat, birey olmayı tembihleyen ve propagandasını her kanaldan zorla zihnimize yerleştirmeye çalışan modern dünyaya inat, müslümanca duruş sergileyip toplumsal birlik ve beraberliği pek çok konuda gösterdiğimiz gibi bu konuda da müslümanca duruş sergileyip dere ne yöne akarsa aksın hak’tan yöne tavır sergileme gerekliliği aşikardır.

 

            Peki küçük ölçekte Türkiye’de, genelde de Dünya’da gayet açık bir şekilde var olan ve günden güne artan bu gelir adaletsizliğinin oluşturduğu toplumsal sınıf kültürü ve kutuplaşma neden bu kadar tehlikelidir? Öncelikle Dünya’daki bu adil olmayan düzenin çarklarının dönmesini sağlayan en önemli etken ve en büyük silahları ekonomi. Ekonomi çarkları ne kadar iyi dönerse ve ekonomiler ne kadar “güçlü” olursa -ya da öyle görünürse- bu sistemin yerleşmesi ve derinleşmesi de bu ölçüde artacaktır. Sözümona ekonomik gelişimin en önemli göstergelerinden biri de “GINI Endeksi” denilen ülkenin en fakir kısmı ve en zengin kısmı arasındaki farkı ölçen bir ekonomik parametredir. “Gelişmekte olan ülkeler”de GINI endeksi diğer ülkelerden çok daha yüksek olup zengin-fakir ayrımının en yüksek olduğu ülkelerin bunlar olduğunu gösterir. Böylelikle bu ülkelerdeki ekonomik bağımlılık asla tam olarak aşılamaz ve ülkelerin ekonomileri en zengin bir zümrenin iki dudağının arasında vereceği kararlara bağımlıdır. Nasıl ki medya patronları başbakanı pijamayla karşılayabilecek kadar arsızlaşabiliyor, büyük sermaye sahibi patronlar da ellerinde bulundurdukları bu koz sayesinde kapalı kapılar ardında elbette siyasetçilerle, bürokratlarla bu pazarlıkları yaparken üstten bakabilmektedirler.

 

Öyleyse müslümanca tavır; bu gelir adaletsizliğinin bir an evvel giderilmesini sağlamak adına uğraşmak ve İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca dahi olsa bu davadan vazgeçmemekle olmalıdır. Herkesin elini taşın altına sokup bu büyük eşitsizliğin çözümü için elinden geleni yapması ve uğraş sergilemesiyle ancak mümkün olacaktır.

 



[1] http://www.aljazeera.com.tr/haber/gelir-esitsizligi-zirvede

[2] http://therules.org/inequality-video-fact-sheet/

[3] http://www.gep.gov.tr/web/RUluslarTR.aspx?prmts=112

[4] http://www.pewglobal.org/interactives/global-population-by-income/

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder