Ordunun Gölgesinde Verilen Sınav: 1973 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Ordunun Gölgesinde Verilen Sınav: 1973 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Tunahan Elmas Siyaset 16 Eylül 2017 0 Yorum

Ordunun Gölgesinde Verilen Sınav: 1973 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

  Tarih 12 Mart 1971…

            “Elindeki bildiriyi üst üste defalarca okumuş, “Şimdi ne yapmalı?” sorusuna hiçbir cevap bulamamıştı. Kaçmak yerine kalıp mücadele etmek istiyordu ancak saatlerdir aradığı Köşk’te, telefonuna çıkacak bir muhatap bulamadı. 1966 yılında kendisinin desteğiyle Köşk’e çıkan Sunay onu bu durumda yalnız bırakmıştı. Kendi partisinin desteği de tam olarak yanında değildi. Zaten bir sene önceki bütçe oylamasında onu deviren fireler bizzat kendi partisinin içinden gelmişti. Selefi olarak gördüğü Adnan Menderes’in acı akıbetiyse onu korkutuyordu. Ülke bir 27 Mayıs daha yaşamamalıydı. Kararını verdi ve istifa mektubuyla odasından çıktı…”

Süleyman Demirel, altı yıllık tek başına iktidarından böyle vazgeçecek, askerin verdiği muhtıra karşısında istifa edecekti. Askerin istediği olmuş, Demirel hükümeti hiçbir silah gücü kullanılmadan istifa ettirilmişti. Nihat Erim yönetiminde yeni bir reform hükümeti kuruldu. Ülke yeni bir döneme giriyordu. Muhtırayı verenler o gün için kazandıkları zaferi kutluyor, Demirel’i devirmenin gururunu yaşıyorlardı. Ama hikâye böyle bitmedi. İstifa ederken en yakınlarına “Önemli olan Meclis’in açık kalması, bu iş burada bitmedi. Elbet hesabını soracağım.” diyen Demirel, dediğini yapacaktı. Süleyman Demirel’in muhtırayı veren komutanlardan alacağı rövanş, muhtıradan iki yıl sonra yine bir mart ayında olacaktı…

 

            12 Mart’ın rüzgarı sert esti. Hükümet düşmüş ancak Meclis açık kalmıştı. Ordu tam anlamıyla yönetime el koymamıştı ancak siyasilerin üzerinde büyük bir baskı kurmuştu. Yeni kurulan reform hükümetine tüm partilerden ”kerhen” de olsa destek geldi. Hükümetin yaptığı ilk işlerden biri daha önce Amerikalılarla gerginliğe sebep olan haşhaş üretiminin durdurulması oldu. Daha sonra 1961 Anayasası büyük ölçüde değiştirildi. Ülkede ilan edilen sıkıyönetimle dernekler ve gazeteler kapatıldı, binlerce insan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Türkiye bir açık hava hapishanesine dönmüştü.

12 Mart özellikle Türk Soluna büyük darbe vurdu. Doğan Avcıoğlu ve Cemal Madanoğlu’nun başını çektiği Milli Demokratik Devrimci gazeteciler, siyasiler, askerler ve öğrenci liderleri tutuklanarak sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Başlangıçta muhtırayı sevinçle karşılayan Türk solunun 12 Mart’a dair ödediği faturanın en ağırı Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam sehpasında can vermesi olacaktı…

            Reform hükümeti askerlerin gölgesi altında ülkede bir şeyleri değiştirmeye çalışıyordu ancak başarılı olamadı. Bu durumdan muzdarip olan Nihat Erim bir süre sonra istifa edecekti. Nihat Erim sonrası Ferit Melen liderliğinde yeni bir hükümet kurulacak ancak bu hükümetin ömrü de Nihat Erim hükümetlerinden uzun olmayacaktı. Ülkede artık iki güç vardı. Bir tarafta başını Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un çektiği askerler, diğer tarafta muhtıranın devirdiği Süleyman Demirel ve CHP’nin 12 Mart karşıtı yeni lideri Bülent Ecevit’in temsil ettiği siyasiler…

            Asker artık Türkiye’de siyasete hakim pozisyona gelmişti. Öyle ki Genelkurmay Başkanı atanacağı zaman jetler bir gece yarısı Meclis’in üzerinde uçuruluyor, “istediğimiz isim olmazsa yönetime el koyarız mesajları” veriliyordu. Asker istediğini aldı. 12 Mart’ın kudretli komutanı Orgeneral Faruk Gürler Genelkurmay Başkanı oldu. Artık sıra diğer seçimlere gelmişti. Ülke ihtilalin gölgesinde iki büyük seçime doğru gidiyordu. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı, bir diğeriyse genel seçimlerdi…

Siyasilere yaptıkları her baskıda istediklerini alan askerler bu şartlar altında ülkenin demokrasiye
dönüşüne tam anlamıyla razı değildi. Yeni seçilecek Cumhurbaşkanının sivil olmasını kabullenmeyeceklerini hissettiriyorlardı. İtirazlarını 1973’ün mart ayında yapılacak Genelkurmay Başkanlığı seçimlerinden önce açıkça gösterdiler…

 

            Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ordu bir bildiri yazıp, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a mesajını iletti. Mesaj açıktı. Ordu, Cumhurbaşkanının kendi içinden biri olmasını, aksi bir durumu kabul etmeyeceğini ima ediyordu. Bu kişi Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’den başkası değildi. Mesaj siyasilere iletildi. Tepkiler beklenilenden sert olacaktı.

             Ecevit ve Demirel bu durumu asla kabul etmeyeceklerini bildirdi. Çankaya Köşkü’nde yapılan toplantıda söz alan Süleyman Demirel: “Eğer askerin istediğini yaparsak, yarın Cumhurbaşkanlığı makamı Genelkurmay Başkanı olan herkesin hakkı olur. Böyle bir şey Meclis’in iradesine saygısızlıktır.” diyerek toplantı masasından ayrıldı. Demirel direkt Meclis’e gidecek ve partisinin grup toplantısında Ordu’nun mesajına cevabını verecekti: “Cumhurbaşkanı cülusla (atamayla) değil, bizzat Meclis’in kendi iradesiyle seçilecektir.”

            Demirel ve Ecevit’in tavrı Ankara’da havayı oldukça gerdi. Asker, parti liderlerini ve milletvekillerini görüşmek için Genelkurmay Başkanlığına davet etmeye başladı. Ecevit ve Demirel, Asker’in bu teklifini reddederek köprüleri tamamen attıklarını gösteriyorlardı. Ancak birçok milletvekili partilerinin genel başkanlarından habersiz Genelkurmaya gidiyor, burada yaptıkları görüşmelerde Genelkurmay 2. Başkanı Turgut Sunalp’e, Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in adaylığını destekleyeceklerini  bildiriyorlardı. 

Faruk Gürler gelen destekten emin bir şekilde adaylık için Genelkurmay Başkanlığından istifa etti ve kontenjan senatörü olarak atandı. Mecliste yaptığı senatörlük yemini konuşmasında Ordu’nun komuta kademesi tam kadro locadan Gürler’i selamlayacak ve arkandayız mesajı verecekti. Bu güç gösterisi Meclis’e bir hafta sonraki seçimler için de bir gözdağı anlamına geliyordu…

 

            Faruk Gürler’in adaylığını açıklamasıyla birlikte Ankara Sıkıyönetim Komutanı Namık Kemal Ersun bir bildiri yayınlayarak “gazetelerde Cumhurbaşkanlığı seçimini kötü yönde etkileyecek ve Ordu’yu incitecek haberlerin yapılmasını engellemek adına” bir yasak ilan ediyordu. Seçimlere kadar hiçbir gazete, seçimleri yazmayacaktı. TRT ve Anadolu Ajansı sadece Faruk Gürler için yayınlar yapıyor, diğer adayların ismini dahi anmıyordu.

Gürler’in adaylığına karşı duran parti liderlerine telefonlarla tehditler gidiyor, seçimlerin yapılacağı 13 Mart günü Bülent Ecevit’i arayan general Ali Armağan, onu ölümle tehdit ediyordu. Liderlerin bu dik duruşuna karşı Meclis ve Senato da Faruk Gürler’i açıktan destekleyen isimler de yok değildi.

Meclis tüm bu kavga ve korku ortamında seçime gitti. Bülent Ecevit, daha sonra o günü ”Meclis adeta işgal edilmişti.” diyerek özetleyecekti. Meclis koridorlarında subaylar Gürler’in adaylığı için baskı yapıyordu. Tanklar Meclisin etrafını sarıyor, herkese gözdağı veriliyordu. Meclis koridorlarında ”Harp okulu öğrencilerinin silahlanarak Meclise doğru yürüyüşe geçeceği ve Faruk Gürler seçilmezse Ordu’nun yönetime el koyacağı” söylentileri yayıldı. Bu sırada generaller tam kadro locadaki yerlerini almıştı. Ancak generaller arasında bir kişi eksikti. Bu eksikliği fark eden kişi Demirel oldu. Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Meclise gelmemişti. Ayrıca hiçbir havacı subayı da Meclis’e göndermemişti. Faruk Gürler’e yakınlığıyla bilinen Muhsin Batur’un Meclise neden gelmediği henüz bilinmiyordu.

 

            Muhsin Batur, Gürler’den sonra Genelkurmay Başkanı olmak istemiş ancak bir havacı olduğu için teamüllere aykırı olur iddiasıyla isteği geri çevrilmişti. Bu yüzden kırgındı ve kendisine destek vermeyen Faruk Gürler’e karşı öfkeliydi. Süleyman Demirel Ordu’daki bu çatlağı fark etmişti. Bu çatlağa güvenerek partisinin vekillerine dik durun mesajını verdi.

 

            CHP cephesinde durumlar daha farklıydı. Ecevit, Faruk Gürler’e karşıydı ancak parti içindeki İnönücüler, Gürler’in adaylığını destekliyordu. Yapılan toplantıda Ecevit, Gürler’in adaylığına karşı grubu ikna etmeyi başardı. CHPlilerin salona gelmesiyle oylama başladı.

                Oylama sırasında sözlü sataşmalar, askerin Meclisi kuşattığı iddiaları havada uçuşuyor, tüm bu baskı ortamında oylar veriliyordu. Oylama bittiğinde çıkan sonuç salonda şok etkisi yaratmıştı. Adaylardan Tekin Arıburun’a 292, Faruk Gürler’e 175, Ferruh Bozbeyli’ye ise 45 oy çıkmıştı. Gürler seçilememiş, hatta AP’nin adayı Arıburun’un dahi gerisinde kalmıştı.  İlk turda kimse gerekli oyu alamadığı için yeni turlar yapıldı, Faruk Gürler’in ilk turda aldığı oy sayısı her geçen turda daha da düştü. Ordu’dan gelen tehditlerin gerçeğe dönüşmeyeceği anlaşıldığında, psikolojik eşik aşılmıştı. Gürler’in kaybedeceği artık kesinleşmişti.
Faruk Gürler, bir köşede oturmuş, mağlubiyetin acısıyla Meclisi seyrediyordu. Oylama bittiğinde yerinden kalktı ve sessizce Meclisi terk etti. O, Meclisi hayal kırıklığı içinde terk ederken iki yıl önce devirdiği Süleyman Demirel 12 Mart Muhtırası’nın intikamını, iki yıl sonra 13 Mart 1973 günü almıştı…

Meclisin dik duruşu karşısında geri adım atan Ordu’nun Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’le görüşerek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çekildiklerini bildiriyor, “Kendi aranızda anlaşıp getireceğiniz adaya karşı çıkmıyoruz.” diyordu. Demirel ve Ecevit askere karşı galip gelmişti.

 

Bir araya gelerek ortak bir aday üzerinde anlaşan Ecevit ve Demirel anlaştıkları adayı kısa süre içinde kamuoyuna açıkladı. Üzerinde anlaştıkları isim eski bir amiral olan Moskova Büyükelçisi Fahri Korutürk’tü. Korutürk hem Ordu’yu tanıyan eski bir asker, hem yeni bir sivildi. 6 Nisan 1973 günü yapılan seçimler sonucunda Fahri Korutürk, Köşk’ün yeni sahibi olarak 864 rakımlı tepeye çıktı.

 

Seçimleri kaybetmeyi gururuna yediremeyen Faruk Gürler kısa süre sonra hastalandı. Gürler, hastalandığında örtülü ödenekten destek verip kendisini Amerika’da tedavi ettirmek istediğini ileten Başbakan Demirel’in teklifini reddedecek 1975 yılında hayata veda edecekti…

Türkiye, 1973 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte 12 Mart dönemini kapatıyor ve asker tekrar kışlasına çekiliyordu. Ekim ayında yapılacak genel seçimlerle birlikte de ülkedeki demokrasi maçı tekrar başladı. Ancak askerin kışlasından çıkıp oyunu bitiren düdüğü çalması çok uzun bir zaman almayacaktı…

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder