casino maxi

Nokta / ‘afvallahü’anh’

Sinema Eki 19, 2014 0 Yorum

Derviş Zaim’in geleneksel el sanatlarını temel aldığı üçlemenin ikinci filmi: Nokta. Önceki filmde kullanılanı resim temasından sonra bu filmde ise hat konusunu seçilmiş. Filmde de bahsettiği gibi hat ve yazma işi imandan gelir; bunun doğrultusunda bu film sadece geleneksel sanatlar dışında İslami yönden de bakılması gerekilen bir film.

Filmin en başında 13.Yüzyılda geçen bir olayla karşılaşıyoruz. Tuz gölünün üstüne yazılan ‘afvallahü’anh’ yazısında mürekkebin bitmesinden dolayı ‘nûn’un noktasını koyamıyor hattatımız ve bunun üzerine çırağını şehre mürekkep alması için gönderiyor. Yine aynı sahnede geçen ‘Bitmeyen yazı bırakılmaz.’ sözü ise filmin ilerleyen yerlerinde iki yere bağlanıyor.

Sonrasında iki eski arkadaşın 5 yıl sonra buluşmalarına ve aralarındaki konuşmalara şahit oluyoruz. Kahramanımızın arkadaşı babasının tedavisi için paraya ihtiyacı olduğunu ve bundan dolayı ya toprağını ya evlerindeki 13.Yüzyıldan kalma, eşsiz Kur’an’ı satacağını söylüyor. Kahramanımız müşteri bulmakta diretse de arkadaşını kıramıyor ve müşteriyi ayarlıyor. Bundan sonra gelişen olaylarda arkadaşı vazgeçiyor ama ‘Bitmeyen yazı bırakılmaz.’ İlkesinden yola çıkarak her ikisi de istemese bile Kur’an’ı vermek zorunda kalıyor. Bir silahlı çatışma oluyor ve kahramanımız dışında kimse kalmıyor.

Az önce bahsettiklerime paralel olarak ise kahramanımızın şimdiki zamanda yaşadıkları ve vicdanını nispeten rahatlatma çabası var. Anlatmayı deniyor ama ilk seferkilerde başarısız oluyor; daha sonra ise anlatmayı başarıyor ama kaçmak zorunda kalıyor oradan.  Burada yine ‘Bitmeyen yazı bırakılmaz.’ sözü tekrardan vuku buluyor ve kahramanımız işinin sonucu kötü de olsa iyi de olsa; bu işini yaparken yanlış yoları kullansa da en nihayetinde yazısını tamamlıyor.

Tabi kaçış bir yere kadar oluyor, yakalanıyor ve acımasızca vuruluyor. Burada geçen ‘Siz acı nedir, nereden bileceksiniz?’ sözü, kahramanımızın başından geçenlerin büyüklüğünü temsil ediyor. Zaten dövülmeseydi bile her geçen gün ruhunu dövüyordu kahramanımız.

Son sahne ise muhteşem etkileyici bir şekilde başlıyor ve bitiyor. Adamımızın güçsüz vuruşları zaten tükenmekte olduğunu göstergesi ve sonrasında tüm tehditlere rağmen kazma işini bitiriyor ve uzaklaşmaya başlıyor. Ölümü ile birlikte ise filmin başında kahramanımız için biten macera bizim için de bitmiş oluyor.

Yine filmin tümüne hakim olduğu gibi son sahne de muhteşem bir oyunculuk içeriyor. Habersiz bir şekilde çekim yapılsa anca bu kadar olur denilecek cinsten, hiçbir iticilik yok ve gayet doğal oyunculuklar var.

Hattatın kağıdındaki sonsuz beyazlık, yönetmenin filminin fonundaki sonsuz beyazlıkla özdeşleştirilmiş olmalı. Kağıttaki ‘nûn’un gizemi ise kahramanımızın gizemi ile eşdeğer. Ne zaman hikayeyi kahramanımızdan duyuyoruz, o zaman kahramanımızın asıl yaşadıklarından bir parça bir şeyler öğreniyoruz.

Filmin senaryo ve oyunculuk dışındaki kısmında ise en çok dikkat çeken özellik kameranın sürekli hareket halinde olması. Kamera bir kere tam anlamıyla duruyor o da kahramanımızın ölüşü oluyor. Sanki biz onun yakın bir arkadaşıymışız da tüm hayatı boyunca bir yandan onu izliyormuşuz gibi. Ama bu açının da biraz fazla yorduğunu söylemeden geçmemek gerek, çünkü ‘şöyle bir durup da bakayım.’ diyemiyorsunuz film boyunca. İllaki bize gösterilen açı ile görmek zorunda kalıyoruz. Kanaatimce az sayıda olan geniş planlara birkaç tane daha eklenseydi daha da hoş bir hava katardı.

Geçişler ise film ile gayet bağdaşan, Derviş Zaim’in yapmak istediğini düşündüğüm ‘tek planda çekim’ ilkesine uygun olmuş gerçekten. Hiçbir şekilde rahatsız etmiyor ve bozmuyor akışı.

Hem anlatımı, hem çekim tarzı, hem de tabiatı gereği İslami bir konuya bakışı ile gayet başarılı bir film ‘‘Her yönetmenin kendisi ile böylesine özdeşleşecek bir filmi olmalı.’’ dersek ve ‘‘Mesela hangi film?’’ derlerse bu film listenin başlarında yer alır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder