Külüne Muhtaç Olunan Kavram: "Komşuluk"

Külüne Muhtaç Olunan Kavram: "Komşuluk"

Fatih Razi Düşünce 22 Şubat 2017 0 Yorum

   Bu yazının içeriği;  “İslam dininde komşu kimdir? Komşunun hakları nelerdir? Komşulara nasıl davranmalıyız?” gibi sorulara cevap niteliğinde değil de, Müslüman toplumların “komşuluk” gibi bir değeri nasıl kaybettiklerini; yani sorunun kökenine kısa bir “öz eleştiri” tarzında kaleme alınmıştır.

-Beton yığınlarının içinde kaybolmuş insanlar!

Kültür ve Medeniyetini unutmuş toplumlar çökmeye hazır bir bina gibidirler. En ufak bir sallantı da yok olacaklardır.  

Tarihin belki de en kötü zamanlarından birini yaşıyoruz. Müthiş bir şekilde batı sevdalısı olmuş durumdayız. Sözgelimi, batının “iyi” yanlarını örnek almak adına kendi değerlerimizden vazgeçer hale gelmişiz.

Bireyselleşme almış başını gidiyor.  Kendi evlerimizden başlayalım isterseniz; imkan varsa her çocuğun ayrı bir odası, ayrı bir bilgisayarı bekli de ayrı bir televizyonu vardır.

Hal böyle olunca bırakın “komşuluk” ilişkisini “aile içi ilişkiler” bile sıkıntıda.  

Aile toplumların ana kalbidir. O kalbi neyle beslerse insan, ileride onun karşılığını görür. O kalp, batı sevdasıyla, televizyonla, bilgisayarla, parayla, makamla belsemmişse eğer, o zaman o kalp katılaşmış olur. Eğer bir kalp katılaşmışsa onu taşıyan beden sadece beslenme görevini görür. Kaba tabirle, yer, içer ve yatar. ” Yani değil komşusunu düşünmeyi kendisini bile düşünmez ve bu durumda hayatını sürdürmeye devam eder.”

Vurdumduymaz bir toplum haline gelmişiz. Her şeyden uzaklaşmak istiyoruz. Akraba ziyaretleri, komşu ziyaretleri, hasta ziyaretleri vb. tüm ziyaretler bizlere adeta birer “yük”, “sıkıntı” ve “dert” olmuş durumda.

Bizden büyükler beklide bu konuda bizden biraz daha şanslılar; çünkü onların zamanında bu tarz ziyaretler örf-i birer adet olduğu için böyle bir sıkıtı yaşamamışlar. Ama bizler “bireysel, özgürlükçü” bir ortamda büyüdüğümüz için,”komşu” kimdir? Bilmez olmuşuz…

Ülkeler, şehirler, köyler, kasabalar, mahalleler, caddeler ve sokaklar…

Kuru kalabalıktan geçilmiyor, bilmem farkında mısınız?

Ailesine, akrabasına, komşusuna zaman ayıramayanlar zamanlarını nerelerde geçiriyorlar, acaba…

Şu bayramlarda olmasa kimsenin evinden çıkacağı yok!

Yanı başındaki komşusu ölse haberi bile olmayacak kadar bireyselleşmişiz…

Dünyevileşme uğruna ailesinden, akrabasından, komşusundan kaçar hale gelen insanların sayısı git gide artmakta…

Para, makam, şan, şöhret almış götürmüş bizleri bir yerlere…  

Sahi biz kimiz?

Cevap belli; biz Müslüman’ız…

Biz, komşusu açken tok yatamayan Resulün ümmetiyiz,

Biz, Mekkeli muhacirlere kucak açan, Medineli ensar olma gayretini veren bir avuç topluluğuz,

Biz, bir hurmayı birkaç kişiyle paylaşmayı bilen örnek neslin izindeki toplumuz,

Biz, gösteriş için değil de Allah için yardım yapmayı kendilerine ilke edinen sahabenin yolunda gitmeye çalışan toplumuz.

Bu toplum yeniden “vahiyle” canlanacak,

Bu toplum yeniden “Peygamberin sünnetiyle” canlanacak, “Allah(c.c)’ın izniyle…

Eğer hala batının kirli oyunlarına aldanmaya devam edeceksek, vallahi yarın mahşer gününde işimiz çok zor olacak demektir.

Evet, batıya karşı “henüz vakit varken” harekete geçelim, geçelim ki bizden sonraki nesiller “İslam dinini unutmasın”

Durum bu Aziz okuyucu; üzülerek söylemek gerekirse bugün “Komşuluk” kavramını unutturanlar, yarın kim bilir hangi kavramları unutturacaklar… “Biz Müslümanlara”

Unutmayalım ki; Unutmamak için, hatırlamak ve hatırlatmak gerek.  

Yazımı Nisa suresi 36. Ayetinin meali ile bitirmek istiyorum; ” Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi eş (ve ortak) tutmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinin mâlik olduğu kimselere (kölelerinize) iyilik edin. Allah (c.c) kendini beğenen ve dâima böbürlenen kimseyi sevmez.”  

Selam ve dua ile… 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder