KÖLE OLMAYACAĞIZ

13697244_10154428634909214_7093395889793489179_n

Furkan Gençoğlu

www.twitter.com/mrgencoglu

Gecenin karanlığına andolsun. Şehitlere ve onların yetimlerine andolsun. Andolsun tankların altına yatan ülkemin kahramanlarına.

Andolsun fecrin doğuşuna. Andolsun minarelerden okunan kurtuluş çağrılarına. Sancağını alıp yola düşenlere andolsun.

Andolsun canlarını Allah’a satanlara. Andolsun Allah’a verdikleri sözü tutanlara. Tekbirlerle vuruşanlara andolsun.

Saat 23:00 suları. Türkiye Gençlik Vakfı Maslak Kimyayı Saadet  erkek öğrenci yurdunda abdestler alınıyor. Alınlar secdeye varıyor, misafir Fas’lı kardeşlerimizin imametinde. Sonrasında en güzel kıyafetlerimi giyiyorum odamda. Toplanıyoruz ve diyoruz ki; şimdi yola koyulmazsak, şimdi korkarsak ömür boyu korkacağız ve ömür boyu tutsak kalacağız. Sabahın ilk ışıklarında,  namlular üstümüze dayandığında korkakça teslim olmayacağız. Biz, namlular üstümüze dayanmadan, gideceğiz ve namluların üstüne koşacağız. Reisin dediği gibi; “öleceksek adam gibi öleceğiz.”

Bu halis duygularla çıktık yola. Tüm arkadaşlarımızın gözlerinden ışıklar saçılıyordu. Ve bir ses yankılanıyordu kulaklarımda. Peygamber ölünce ümmetin içinde fitne çıkartmaya kalkanlara karşı kükreyen Hz. Ömer’in sesiydi bu. “Muhammed öldü diyenin kellesini uçururum.” Biz de Hz. Ömer öfkesindeydik o anlarda. Tayyip Erdoğan ölse de meydanlara yürüyecektik elbette. Çünkü biliyorduk, Tayyip’ler ölür fakat hakikat davası yaşar.

Yoldaydık… Ülkücüsü, islamcısı, muhafazakarı, demokratı, Türk’ü, Kürd’ü, Arab’ı, Laz’ı, Çerkes’i, Ermeni’si, Muhaciri… Yürüyorduk bomba,mermi,siren sesleri altında. Ayaklarımıza Kudüs gücü gelmişti adeta. Sessizliği cesur haykırışlar bozuyordu ve kükrüyordu insanlık; “ASKER KIŞLAYA!” Çünkü bıkmıştık artık, canımıza tak etmişti. Biraz olsun nefes aldığımız her vakitte, emperyalist çetelerin ülkemizdeki ihanet şebekelerini harekete geçirip milletimizin onurunu ayaklar altına almasından bıkmıştık. Dedelerimiz Menderes’in idamını gözyaşlarıyla izlemişti. Babalarımız 12 Eylül’de evlere çekilmişti. Biz artık okumuştuk, gücümüz yerindeydi. Annelerimizin, babalarımızın, hocalarımızın bizlere verdiği emeğe hıyanet edemezdik. Var  gücümüzle yürüdük meydanlara. Gücümüzün tükendiği anlarda kolkola girdik ama yine de yürüdük. Oturarak zilleti yaşamaktansa, yürüyerek şehadete ulaşmayı hedefledik. Kimilerimiz hedeflerine ulaştılar. Erol ağabey, oğlu Abdullah Tayyib, Halil ağabey, Mustafa ağabey ve daha niceleri.

Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışla, müminler asker olmuştu artık. Sabaha kadar minarelerden çağladı kurtuluş nidaları. İmamlar cihada çağırdı müminleri. Bu ilahi bir emirdi ve bu emri duyan kimse yerinde oturamazdı. Yerinde oturan kendini inkar ederdi çünkü, özünü, benliğini  inkar ederdi. Sabahlara kadar savaştık ülkemizin dört bir tarafında. Memleketin dört bir tarafında nice kahramanlık hikayeleri yazılıyordu direniş anlarında. Ama biri var ki gerçekten tüm gidişatın adeta dönüm noktasıydı.

Yer: Ankara Gölbaşı Özel Kuvvetler Komutanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı makamı. Zekai Paşa emir astsubayı Ömer’i telefonla arıyor. –“Ömer darbeciler yola çıkmış geliyorlar. Evladım o makam senin namusundur. Namusunu koru Ömer, şehadete ulaş ve makamı teslim etme. Biz yoldayız geliyoruz.” Ömer astsubay kapıdan içeri girip artık özel kuvvetler komutanı benim diyen paşayı vurmak için bir an tereddüt etmedi ve tam alnının ortasından vurdu cuntanın paşasını. Tam yedi kişiyi daha vurduktan sonra cuntanın askerleri tarafından şehit edildi. Vucudundan 30 mermi çıkarıldı Ömer astsubayın. 42 yaşında, iki çocuk babası Ömer astsubay vazifesini layıkı ile yapmanın huzuru ile şimdi Niğde’nin Bor ilçesi Çukurkuyu mezarlığında uyuyor. En büyük rütbeyi şehitliği bu aziz vatan uğruna vuruşarak omzuna taktı. Milyonlarca fatiha arkasından geliyor.

Halil Kantarcı ağabey… Çocukları ile fotoğraflarına bakarken boğazım düğümleniyor. 28 Şubat’ın brifingli yargısı gençliğini çalmıştı.  16 yaşında idamla yargıladılar ve Bandırma cezaevinde on yılını çaldılar. Çengelköy’de kahpe bir mermi buldu bedenini. Darbeden saatler önce gülümseyerek son pozunu vermişti ve not düşmüştü; “Ölürsem beni gülerek hatırlayın.”  Son sözü ise kayıtlara geçildi; Eşimi ve çocuklarımı çok seviyorum. Onları ümmete emanet ediyorum’

Bu ülkenin yoksullarına, köylülerine makarnacı diyenler çomar diyenler Bağdat Caddesinde tanklara selam durdular Ömer astsubay, Halil ağabey şehadete yürürken. Su bile almadan sokaklara dökülürken birileri, birileri de bankamatik kuyruklarında birbirlerini ezdiler. Makarnacı diye yoksullara kin kusanları, market önlerinde makarna depolamak için kuyruğa diken, onlara izzetsizliği tattıran rabbime hamd ediyorum.  Duran adamlara, sahte kahramanlara karşı tankların altına yatan, önüne dikilen, durduran adam olanlarla beni kardeş eden rabbime hamd ediyorum.

Ne diyordu Grup Yürüyüş-Başeğmedik isimli parçasında;

Direnişiz biz!
Özgürlük mavisidir düşlerimiz,
Kuşatmalardan, kandan, kıyımlardan doğduk..
Yetim bebelerin aşkına sürdük namluya yüreğimizi,
Feryadımızda ateş,
Ölüme andımız var heey!
Yürüsün arzdan semaya kadar direniş..!

Ey umuda pusu kuranlar, kirli akanlar can evimize
Ey doğu, ey, batı, ey insan
Allah var! gam yok, korku yok yüreğimizde.
Direndik, direneceğiz düşmana.!
Başeğmedik, başeğmeyeceğiz zorbaya.!

 

Ve ilk an sokaklara fırlarken sosyal medya hesaplarıma Aliya’nın heyecanı ile yazdığımı bu satırları yazarken tekrar ediyorum; “yüce Allah’a yemin olsun ki KÖLE OLMAYACAĞIZ.”

18 Temmuz 2016 PAZARTESİ- FATİH/İSTANBUL

 

 

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder