casino maxi

Gündem

Genç Öncüler’in Kasım/124. Sayısı “Kurtuluş Savaşı, Anadolu ve Lozan Antlaşması” Manşetiyle Çıktı!

Dergide, bu ay, Milli Mücadele’nin öncesi ve sonrası, mücadele ettiğimiz cepheler, I. Meclis- II. Meclis ihtilafları dosyaya taşınıyor. Trablusgarp ve Medine Müdafaası da diğer başlıklardan. Klasik tarih anlatısının eleştirisi de dosyada mevcut. Ayrıca Prof. Dr. Celaleddin Vatandaş ile Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması üzerine bir söyleşi yer alıyor. Diğer yandan röportaj, sinema, gezi yazısı, köşe yazıları ve gündem içerikleri ile Genç Öncüler Kasım ayında 124. sayısı ile yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Cepheden cepheye koşmuş, zorlu savaşlardan çıkmıştık. Ülke düşmüş, devlet çökmüş, halk dermansızdı. Kefere dört bir yana girmiş, Müslümanın sancağı inmiş, Osmanlı'nın suretinde İslam'ın ruhundan intikam alınıyordu. Daha sonra Yunanistan Başbakanı da olacak olan Venizelos, Yunan ordusunu Bursa'da komuta ederken Osman Gazi'nin türbesine girmiş, sandukayı tekmeleyerek Gazi’ye küfürler savurmuş, Gazi’nin çocuklarının onurunu ayakları altına aldığını söylüyordu.

Bütün bunlar yaşanırken Anadolu son bir nefes daha alacak, en azından son toprak parçasında namusuyla ve şerefiyle yaşamaya çalışacaktı. Zafere inanan Akif de dolmuş, dolmuş, dolmuş ve "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/ Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak." nidalarını İslâm ordusuna göndermişti.

Olaylar gelişmeye devam etti. Zafer kazanmış, kazandığımız gibi dibi görmüştük. En necis ellerle en kutsalımıza el konulmuş, sindirilmiş, ezilmiş, soluksuz kalmıştık. "Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal." mısrasının yazılmasından yirmi sekiz yıl sonra "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" dizesi kaleme alınmıştı.

Otuz bir daha yaşayınca "Bizim çocuklar kazandı." cümleleriyle karşılaştık.

İmtihan. Göz açtık kapadık. Yeni bir yüzyılı teneffüs ettik. Doğunun da batının da sahibi olan Allah, malı ve parayı elden ele dolaştırdığı gibi iktidarı da elden ele dolaştırır ve imtihan ederdi. İktidardan bir parça, öz yurdunda garip yaşayan çocukların omzuna kondu.

Zor zamanlarda hor görülen garip ve öksüz dava; nimetin içine düştüğünde etrafında leş yiyicileri, nemelazımcıları, yardakçıları buldu. Leşten beslenen göbeğini, nemelazımcı minderini, yardakçı makamını büyüttü.

Her şeye rağmen, bütün eleştirilere rağmen, kutlu davanın garip ve öksüz taşıyıcıları olduğu inancını kaybetmedik. Belki uzun soluklu bir yürüyüş için üç kişi yeterli değil. Ancak ümitlerimizi taze tutmak için bir cümle, bir bakış, bir tavır yeter. Herkesi kucaklayan, fay hatları üzerine söylemini inşa etmeyen, üslubunu ihya üzerine kuran, kırmayan, yanında yolsuzluğa cesaret dahi edilemeyen, kendisini saf bir şekilde sevenleri ne idiği belirsiz tiplere yem etmeyen, yükün altında beraber ezildiği kardeşlerine ahlaksızca saldırılmasına göz yummayan bir tavır, umudumuzu baki kılmaya yeter. Allah, ne yaşarsak, onu imtihanımız edecektir.

Genç Öncüler dergisi, bu ay, Kurtuluş Savaşı’na giden süreci, Anadolu’nun şerefli mücadelesini, hala tartışma konusu olan Lozan Antlaşması’nı ve I. Meclis - II. Meclis karşılaştırmasını sayfalarına taşıdı. Metinlerin içeriğinde dönemin felsefesi incelendi, belirli olaylar üzerinden olayları anlamaya çalıştı.

Fatih Kadir Demirel, Elveda Trablusgarp yazısını yazdı. Osman Zinnur Aksu, tarihi doğrunun ne olduğunu sorguladı. Ömer Faruk Çekmece, Milli Mücadele ve Toplum adlı makaleyi kaleme aldı. Muhammed Salih Demirtaş, yeni kurulan Cumhuriyet’i ve ilk dönem dış politikasını inceledi. Tunahan Elmas, Meclis’teki ilk cinayeti yazdı. Prof. Dr. Celaleddin Vatandaş Hoca ile Kurtuluş Savaşı ve Lozan üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Dosya dışı konularda Furkan Gençoğlu “Sonra Bir Uyandım” başlığıyla gezi yazılarına başladı. Dücane Demirtaş, Stratejik Çıkmaz yazısıyla gündemi irdelemeye devam etti. Ali Necip, hikayeleriyle aramızda. İlk hikaye: İklimidir Kışı Hüznün.

Bunun dışında gündem, analiz, gezi yazısı, film kritiği bölümleriyle Genç Öncüler dergisi kasım ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah'a emanet olun.

Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimselerden olun. (Şahitlik ettiğiniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135

Abonelik için irtibat numarası: 05392446562
Yıllık Abonelik Ücreti: 100 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.


Dergimizi bulabileceğiniz noktalar:
İSTANBUL
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih İnkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler

ANKARA AKV
ISPARTA Umran Kültürevi
TRABZON AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV

Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,

Genç Öncüler’in Ekim/123. Sayısı “Konuşmanın Asaleti, Susma Orucu” Manşetiyle Çıktı!

Dergide, bu ay, sözün kıymetinin her geçen gün kaybolması dosyaya taşınıyor. Konuşmadan önce düşünmek, tefekkür etmek, iki düşünüp bir söylemek, derginin konuşma üzerine kullandığı başlıklardan. Susma orucu da dosyada kendine yer bulmuş. “Herkes her şeyi bilmeden önce muhakkak susmanın da bir karşılığı vardı.” diyor dergi. Diğer yandan röportaj, sinema, gezi yazısı, köşe yazıları, çeviri ve gündem içerikleri ile Genç Öncüler Ekim ayında 123. Sayısı ile yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Kavramlar, her zaman ve her tende bir elbise bulamaz kendine. Hayata dair ne kadar emare varsa hepsinin yakışık aldığı bir isim var: En çok yakışanı, asalet.

Güzellik ve estetik, milyon yıldır olduğu gibi konuşuladursun, biz, konuşanları bir köşeye bırakıp konuşmanın asaletini arayalım. Her mektubun bir adresi, her fermanın bir hedefi varsa, her sözün de bir edebi olduğunun hakikatini koyuyoruz önümüze. “Dilim ağzımda yalnız küreklik mi edecek?” diye sorarken Kazım Nami Duru, muhakkak bir şey anlatmak istemişti: Sözü asil kılmanın kelimenin gittiği yeri takip etmekten geçtiğinin farkında... Hem farkındayız: İnsanlar gibi kelimeler de ölümlü.

Bilmenin karşılığı konuşmak… Bil ki konuşasın. Ancak bilenin konuşması bir değer ihtiva eder. Bilmem fark ediyor musunuz, bilgi insanın ayağına geldiğinden beri bilgili insanların sayısı azaldı. Bilginlerimiz, göz önünde değil. Bilmenin getireceği bilgiçliğin üzerinde nasıl duracağını merak edenler mütemadiyen konuşuyor. İki dinle bir söyle demişler. Sözün nereye dokunacağını yahut hangi boşluğu dolduracağını düşünüp konuşmak meşakkatli. Bazen susup dinlemeyi de gerekli kılıyor çünkü. Sancısı çekilip kurulmuş cümleler ne kıymetli. Susmanın pişirip de olgunlaştırmadığı söze ne nedir? Gürültü. Sözünü suskunlukla olgunlaştırıp sonra konuşanlar dağ gibi duruyor karşımızda. Nuri Pakdil, konuşmak için evvela susmuştu: “Sessizliksizlik ne zor!”

Genç Öncüler, bu ay, konuşma asaletinin ve susma orucunun anlamını arıyor. Dergi, konuşmadan önce düşünenleri, konuşurken sözün kıymetini bilenleri, konuştuktan sonra muhasebe yapanları, sustukları zaman hayrı arzulayanları hem hayırla yad ediyor, hem de sayılarının artması için Allah’a dua ediyor.

Adnan Ergün, konuşmada itidali yazdı. Osman Zinnur Aksu, Konuşmayı Öğrenmek başlıklı bir yazı kaleme aldı. Mahinur Özdemir, dinlemeksizin konuşanlara “Bir Sus!” dedi. Mustafa Yaltırak, Kazakistan’da geçirdikleri kurban bayramını yazdı. Merve Mahitapoğlu, fıkhı ve teşekkül tarihini inceledi. Ömer Faruk Çekmece, Arakan meselesini yazdı. Yeşim Börek, Türkiye’nin Kentleşme Deneyimi başlıklı yazı dizisine devam etti.

Bunun dışında gündem, analiz, gezi yazısı, film kritiği ve şiir bölümleriyle Genç Öncüler dergisi ekim ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler'in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve sıkıntıları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah'a emanet olun.

Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimselerden olun. (Şahitlik ettiğiniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135

Abonelik için irtibat numarası; 05392446562
Yıllık Abonelik Ücreti: 100 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.


Dergimizi bulabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih İnkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
Isparta Umran Kültürevi
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,

Genç Öncüler Eylül/122. Sayısı “Çocukerkil Aileler” Manşetiyle Çıktı!

Dergide, bu ay, geleneksel aile yapımızın uğradığı değişim masaya yatırılıyor. Baba-anne merkezli bir toplumdan çocukların son sözü söylediği bir yapıya nasıl evrildiğimiz sorgulanıyor. Ailelerin, çocukların üzerine fazla düşmesinden kaynaklanan sorunlar, doyumsuz hale gelen çocuklar da başlıca konulardan. Diğer yandan röportaj, atölye, portre, sinema, gezi yazısı ve gündeme dair içerikler ile Genç Öncüler eylül ayında 122. sayısıyla yine dopdolu!

Derginin sunuş yazısı şöyle:

İnsanlık koltuğunun başköşesinde bir dağ gibi oturdu aile. Aile düzgün olunca düzeldi dünya; aile bozulunca dünya bozuldu. İnsanlık birikimi, her ayrıntısıyla ailede mahfuzdu. Anne ve baba, atasından aldığını öğretti çocuğuna. Bebek, çocuk oldu; çocuk büyüdü topluma karıştı; atasından aldığı geleneği ve göreneği teslim etti nesline.

Şimdiye değin aile yapımızda söz babanın omzundaydı. Ailenin direğini baba ayakta tutar; anne, evin her köşesinde çocuklarına öğretmenlik eder, insanlık birimi çocukların zihinlerinde ve davranışlarında hayat bulurdu. Bir yaşantı, tecrübesiyle başka bir yaşantıyı zamana ve mekâna hazırlardı.

Ancak gün geçmesin ki bir yapı yerli yerinde dursun. Son zamanlarda çalışma ve araştırma alanına yeni bir kavram girdi: “Çocukerkil Aileler!”

Geleneksel aile yapımızın aksine çocukerkil aile yapısında taşlar yerinden oynadı ve evde son sözü söyleme yetkisi çocuklara geçti. Anne babalar, çocuklarını hayata hazırlamak için koyduğu kuralları önce esnetti. “Ben yapamadım çocuğum yapsın.” dedi. “Rahat bırakalım.” dedi, “Baskı yapmayalım.” dedi, “Kafası rahat olsun derslerine odaklansın.” dedi. Bir süre sonra baktılar ki mazeretler bitmiyordu. Kafalarını kaldırıp bir baktılar ki evin otoritesi çocuklarına geçmiş; nerelere gidileceğine, neler yeneceğine, hatta nelerin daha faydalı yahut zararlı olacağına onlar karar veriyordu. Daha da vahimi var: Henüz içine düştüğü durumun farkında olmayan aileler, aile kümemizde kocaman bir dilimi kapsıyor.

Genç Öncüler dergisi, bu ay, çocukerkil aile yapısını dosyaya taşıyor. Ailenin geçmişini, bugün aldığı şekli ve geleceğini tartışıyor. Mahinur Özdemir, “Bu çocuk niye böyle?” diye sordu. Muhammet Furkan Yılmaz, anaerkil-ataerkil ailelerden çocukerkil ailelere dönüşümü inceledi. Sümeyye Güven, sosyal medyalı bir zamanda ebeveynliğin nasıl olacağını hakkında düşüncelerini paylaştı. Dosya dışı konularda Yunus Bağırmaz Orta Asya’da Sınırların İhdası veya Ulusların İnşası yazısına devam etti. Resul Karaca, yeniden el sanatlarına dönüş üzerine bir deneme kaleme aldı. Şehir Plancısı Yeşim Börek, Türkiye’nin kentleşme deneyimi üzerine bir makale paylaştı. Bunun dışında gündem, analiz, siyasi tarih, röportaj, gezi yazısı, film kritiği ve şiir bölümleriyle Genç Öncüler dergisi eylül ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler'in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve sıkıntıları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah'a emanet olun.

Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimselerden olun. (Şahitlik ettiğiniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135

Abonelik için irtibat numarası; 05392446562
Yıllık Abonelik Ücreti: 100 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.


Dergimizi bulabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih İnkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
Isparta Umran Kültürevi
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,

LAPSEKİ LİSELİ ERKEKLER KAMPI

Seksen kişiydik. Gecenin bir yarısında kamp alanına varıp hızlıca otobüsten indik ve odalarımıza yerleştik. Sabahı nasıl ettiğimizi hatırlamıyorum. Güneş doğmadan yataklarımızı topladık ve sabah namazını eda ederek güne başladık. Hoş bir esinti tenimizi okşuyor, saçlarımızı havaya savuruyordu. Kahvaltı için güzel bir ortam…

İlk günden itibaren güne hep derslerle başladık. Öğleye kadar farklı oturumlarda farklı ağabeylerimizle muhabbet etme imkânımız oldu. Hem tanıştık, hem kaynaştık hem yeni yeni şeyler öğrendik.

Etkinliklerin ayrı bir yeri vardı. Havuz; en vazgeçilmezimiz. Futbol ve voleybol turnuvasında coşkuyu, okçulukta dikkati ve heyecanı yaşadık. Kurt kuzu oyununu bilmem bilir misiniz? Bilmiyorsanız çok şey kaçırdınız, benden söylemesi.

Hiç kamp ateşi yaktınız mı? Seksen kişi düşünün. Bir de deniz kenarı… Toprağın etrafında halka yapmış, kamp ateşi gözlerine yansıyan gençler… Ateşin etrafında söylenen marşlar, ezgiler… Bence de fazla heyecanlı.

Futbol turnuvasına bir parantez daha açalım. Final maçı Şehzade-Bayermümin arasındaydı. Mücadeleyi “Bayermümin” kazandı.

Bir parantez de arkadaşlığımıza. Yeni tanışsak bile aynı odalarda kalınca kırk yıllık arkadaş gibi oluyoruz. Dün tanıştığımız arkadaşlarımızın derdini dinledik, sıkıntısını paylaştık, beraber gülüp ağladık. Ne kazandık diye bakınca şunu diyorum: Bu da yetmezse ne yeter?

Bir de şakalarımız vardı tabi. Ağ şakası kampın favorisi olmaya aday. Kale ağlarının içine sarılı, yüzü köpüklü çırpınan bir balık düşünün. Kocaman bir balık. Kocaman yani eşşek kadar. Anlatabildim değil mi?

Su topu savaşı yapmadıysanız henüz, bir deneyin derim. Ama adam akıllı ıslanıp her tarafınızın çamura batacağı bir yerde.

Herkes Hüseyin Abi’nin sohbetini dört gözle bekliyordu.

Ozan Abi’nin çaldığı saz bizi başka âlemlere götürdü.

Başakşehirli arkadaşların yazdığı beste abilerimizin gönlünü aldı. Birçok abinin yüzümüzü güldüren tasvirlerini barındıran bu beste, aklımızda kalacak. Yuşa kardeşimizin rap şovu da herkesi coşturdu. Bu ilginç ve orijinal gösteri bizi gülme krizine soktu.

Kamp sonunda kampın enlerini de seçtik. En komik, en heyecanlı, en çok yiyen, en haylaz, en gözü kara…

Kamp bitiminde hüznü ve mutluluğu, paha biçilmez bir sevinç ve özlemi hep beraber yaşadık. Tadı damağımızda kaldı.

Bir kampta olabilecek her türlü kardeşlik, uhuvvet, dostluk, candaşlık, hep aramızdaydı.

Kamplar, hem sohbet ve muhabbet, hem dinlenme hem de Allah’ı hatırlama ve tefekkür etme mekânlarıdır. Şehrin kargaşası içinde bunaldığımız zaman, şehrin dışına kaçıp kâinatı izlediğimiz yerlerdir. Gökyüzünü izlediğimiz, yıldızlarla haşır neşir olduğumuz, Yedi Kandilli Süreyya ile konuştuğumuz, iskelede dalgaların sesinden başkasına kulaklarımızı kapattığımız yerlerdir. Bu kamp döneminde de bunlardan geri kalmadık. Tefekkür ettik, Allah’ı andık. Tazelendik, umutlarımızı yeşerttik. Necip Fazıl’a kulak kabarttık:

“Kalk arkadaş, gidelim
İnsanın unuttuğu
Allah’ı zikredelim;
Gül ve sümbül hırkamız,
Sulular, kuşlar, halkamız...”

Müslüman Dünya, Batı, Darbeler ve 15 Temmuz

Uğur Demirel

Türkiye olarak tarihimizin en sancılı süreçlerinden birini yaşıyoruz. Kaosla felah arasında gidip gelen sarkaç, milletin azmi ve cesaretiyle şimdilik bizden yana dönmüş durumda. Türkiye'yi bölüp parçalamak isteyenlerin planlarını bozguna uğratmanın gururu, bu coğrafyada yaşayıp darbenin karşısında duran herkesindir.

Ancak asıl savaş yeni başlıyor. İki yüz yıldır İslam dünyasını esaret altına alan siyasi planlar, Müslümanlar üzerindeki hegemonyasını devam ettirmek için son olarak gözüne Türkiye'yi kestirdi.

İkiz Kulelerin vurulmasından sonra ABD Başkanı Bush'un "Bundan sonra savaş Müslümanlarla Müslümanlar arasında olacak." sözünü çok iyi tahlil etmeliyiz. "Yüz yıl sürecek Haçlı Savaşları başlamıştır." diyerek Amerika'nın Müslüman dünya üzerindeki stratejisini deklare edenler, amaçlarına ulaşana kadar durmak istemeyeceklerdir.

14 sene evvel ABD'nin yayınladığı Rand Raporu'nda Orta Doğu'nun haritasını yeniden çizenler, Türkiye'nin de içinde bulunduğu 22 Müslüman ülkenin sınırlarını kendilerine göre değiştirenler, yeni haritada kendilerinin yöneteceği Büyük Ermenistan ve Büyük Kürdistan Devleti'ni çizenler, "Vaad Edilmiş Büyük İsrail Toprakları"nı en batıdan en doğuya kadar hakimiyet altına almak isteyenler, Türkiye'ye de operasyon yapmak için düğmeye başmış durumda.

1990'da Cezayir'de seçimi %54 oy alarak kazanan İslami Selamet Partisi'ne yapılan darbeye ABD, İngiltere ve İsrail öncülüğünde Batı ses çıkarmamıştı. Filistin'de Hamas'ın kazandığı seçimi tanımayanlar, Kaide bahanesiyle Afganistan'a girmiş ve çocuk kadın ayrımı yapmadan binlerce Müslümanı katletmişlerdi. Elleriyle besleyip büyüttükleri Saddam'ın nükleer silahları bahanesiyle Irak'a girmişler ve ülke düzenini onlarca yılda tamir edilememek üzere bozup tarumar etmişlerdi. Mısır'da halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olan Mursi'ye yapılan darbeye darbe dememişlerdi. Libya'da Kaddafi'nin gitmesi için halk ayaklanınca Fransa olaya müdahil olmuş, savaş uçaklarını Libya semalarına göndermişti. Libya ordusu içinden seküler bir grup Müslümanlara darbe yapmış, "Libya'da İslamcıları tarihe gömeceğiz." dediklerinde buna alkış tutmuşlardı. Suriye olayları başladığından beri, ülkenin düzlüğe çıkmaması için ellerinden geleni yapmışlardı ve yapmaya devam etmekteler.

Humeyni devriminden sonra İran'ı ambargolarla yıldırdılar. Ruhani yönetimiyle beraber İran'la anlaşarak dişlerini Türkiye'ye bilemeye başladılar.

Cumhuriyetin ilanından bu yana ülke içindeki işbirlikçilerle gerekli gördükleri zaman darbelerle ülkeye müdahale ettiler. İslam’ı hayata hakim kılmak için İslamî referans vererek konuşanların, 'Yeni Dünya Düzeni' kurulurken ülke geleceğinde söz sahibi olmamaları için planlar yaptılar, kan akıtmaktan geri durmadılar. FETÖ dediğimiz yapılanmayı bu zamana kadar besleyip büyüttükten sonra, diğer Müslüman ülkelere yaptıklarını Türkiye'ye de yapmaya çalıştılar.
Ancak, belki de kimsenin tahmin etmediği bir şey devreye girdi. Her kesimden halk sokaklara döküldü. Kendi seçimlerini canlarından aziz bilenler ölümü göze alarak tankların üzerine yürüdü. Allah'ın inayetiyle darbe engellendi.

Şimdi daha çok çalışma zamanı. FETÖ eliyle darbenin yapılmaya çalışılması asıl cuntacıyı görmemizi engellememeli. Fethullah Gülen'e biat edenler devlet kademesinin her yerinden temizlenirken ABD, İngiltere ve İsrail'e biat edenlere karşı da her zaman uyanık olmalıyız. Eğer bu şer üçgeni Türkiye'ye darbe yapacak kadar gözünü kararttıysa, başarısız olduk diyerek geri çekilmeyecektir. Farklı işbirlikçiler eliyle, çevremizde bulunan örgütler eliyle tekrar girişimde bulunma ihtimalleri kuvvetle muhtemel. Öyle görünüyor ki çok büyük bir savaşın eşiğindeyiz. Cumhurbaşkanı'nın darbe girişimi döneminde yaptığı açıklamalarına dikkat edilirse şer cephesi olarak doğrudan ABD'yi hedef aldığı anlaşılacaktır. Dostluğun bittiğine dair söyledikleri, silahlı olmasa bile bir soğuk savaş ilanının ifadesidir. Devlet Bahçeli'nin o hafta grup toplantısında söyledikleri savaşın çok çetin geçeceğinin habercisidir:
"Halep'teki kardeşlerimiz perişandır. Halep Gaziantep'tir, Kilis'tir. İç sorunlarımız fazla olsa da Halep'e duyarsız kalamayız. Bunlar Suriye'yi çürümeye bırakmışlardır. Irak'ta Türkmen ve Müslüman kanı dökenler, bu defa da son yurdumuzda devreye girmişlerdir." diyen Devlet Bahçeli, savaşın İslam dünyası üzerinden şekillendiğini, birbirimize muhtaç olduğumuzu ifade etmiştir.
"12 Eylül'de çocuklarımız kazandı diyorlardı, çok şükür 15 Temmuz'da onların gayri meşru çocukları kaybetti." demiş ve ihanet çetelerinin karışında duracağımızı beyan etmiştir.

Türk-Kürt, Alevi-Sünni ve hatta Dindar-Laik gerilimlerine karşı sürekli teyakkuzda olmalıyız. Vatan içerisinde farklı dünya görüşlerinin kimlik mücadelesi, üzerimize aldığımız kimlikler var oldukça devam edecek. Lakin vatan mevz u bahisse bizim Türkiye'den başla gidecek toprağımızın olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Her unsuruyla, her kimliğiyle, her dünya görüşüyle bir Türkiye'ye sahibiz. Ekip biçecek, çadır kurup yurt tutacak başla toprağımız yok.
Türkiye olarak dış unsurlara karşı kenetlenmeli ve toplumsal kargaşaya neden olacak her türlü eylemden uzak durmalıyız.

Darbe girişiminin bize hatırlattığı bir şey de ölüme her an hazırlıklı olmamız gerektiğidir. İhtilal haberini alır almaz ölümü göze alarak hepimiz sokaklara koştuk, canlar verdik. Allah'a onları şehitlerden saymaları için dua ederken, onların yerinde biz de olabilirdik düşüncesiyle ürperiyoruz. En büyük savaşın sonunda keşke dememek için ölüme kendimizi hazırlamalıyız. Yarının bize ne getireceğini kestirmek güç. Belki ilk etapta darbe girişimini önleyip zafer kazandık. Ancak yarın darbe yapamasalar bile canımızı yakmak için uğraşacaklar. Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, böyle bir durum karşısında sokaklara çıkarken, "Ya ben de ölürsem!" gibi bir tereddüt kalbinde kalmayıncaya kadar tevbelerle ve salih amellerle Allah'a istiğfar etmeli.