Gündem

Genç Öncüler’in Ekim/135. sayısı “AB Bizim Neyimiz Olur?” manşetiyle çıktı!

Dergide bu ay, Avrupa Birliği’nin hangi değerler üzerinde durduğu, modern ve seküler Batı’nın ilhamını nereden aldığı ve İslam kültür ve medeniyetinin Avrupa Birliği değerleriyle nasıl ayrıştığı masaya yatırılıyor. Ve Genç Öncüler, “başka bir medeniyet havzasında gelecek aramayacağını” ilan ediyor.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Türkiye’nin AB’ye girme süreci boyunca kendi hayat tarzımıza uymayan birçok değer ve kültürle karşılaştık. Birlik kurulduğundan bu yana AB’ye üye olan ve yaşantı olarak da modern Hristiyanlığın ve seküler bir anlayışın çeşitli kollarını oluşturan devletlerin temsilcileri farklı yer ve zamanlarda AB’yi bir Hristiyan birliğini olarak ifade etmekten çekinmediler. Birliğin temelini oluşturan Batılı hayat tarzı ve yaşayışı, birliğe üye olmak isteyen ülkelere kendi değer sistemini yasalar yoluyla baskı kurarak tanıtmak istemektedir. Diğer yandan ise modern Batı kültürünün, AB’nin asıl unsuru olduğu dile getirilmektedir. Yani onlara göre Türkiye, AB’ye girmeden önce “ibne” bir belediye başkanı seçmeli, zinayı mubah kabul etmeli ve hatta buna kötü gözle bile bakmamalı, ailenin mahremiyetini çöpe atmalıdır. Onlara göre Türkiye, kendi kimliğinin yetersizliğini itiraf etmeli, kendini yeniden inşa etmeli; İslam’ın aziz ruhuna yüz buruşturup kendini Hıristiyanlıkta ve sekülerlikte aramalıdır.

Bütün bunlar alenen yaşanırken Türkiye’de hakim olan Batı hayranı, yerli olmaktan utanan ve sistemin koruyuculuğuna soyunan bir kısım siyasi ve bürokrat, AB’ye girmek için bütün gücümüzle çabalamaktadır.

Batılı dünya görüşünün / başka bir dinin mensupları, İslam’a durmaksızın saldırırken Türkiye’nin yönetiminde bir kesim, Batı’nın dininin/kültürünün/birliğinin kucağında şefkat arıyor. Üstelik bu kucak, bize, bizi biz yapan değerleri tarumar etmemizi öğütleyip duruyor. Uyum Yasaları kapsamında hayatımıza sokulan yasalar, enine boyuna değerlendirmeden, ölçüp tartmadan kabul ediliyor. Geleceğimizi inşa etmek için, geleceklerinde hayır görmediğimiz bir dünya görüşüne sığınmamızı istiyorlar.

Başka bir medeniyet havzasında gelecek arayıp geçmişimizin yetersiz olduğunu ilan etmek istiyorlar. Biz günde beş vakit yoldan çıkmışların ve sapıklıkta olanların yolundan Allah’a sığınırken onlar yoldan çıkmışların yoluna güller dökmemizi arzuluyorlar.

Bu kafa karışıklığı içinde Genç Öncüler olarak şunu söylüyoruz: “Bu gidiş nereye?” Ve biz, Genç Öncüler olarak ilan ediyoruz ki, ülkemizin, başka bir medeniyet havzasında gelecek aramasına izin vermeyeceğiz.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.

Genç Öncüler’in Eylül/134. sayısı “Türk Sineması ve Toplumsal Değişim” manşetiyle çıktı!

Dergide bu ay, Türk sinemasının toplumsal hayatımıza nasıl baktığını ve toplumumuza nasıl bir gömlek giydirmeye çalıştığını irdeledik. Devrimci Sinema ve Ulusal Sinemanın etkilerini araştırdık. Yücel Çakmaklı öncülüğündeki Dini Sinemayı ve neler yapmaya çalıştığını masaya yatırdık. Küresel güçlerin, toplumların kendi planları çerçevesinde dönüşmesi için filmleri nasıl kullandığını sayfalarımıza taşıdık. Diğer yandan, şiir, deneme, kitap tahlili, fotoğraf ve gündem içerikleriyle Genç Öncüler Ağustos ayında da yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Hayatın satır aralarına saklanan ince detayları seyircinin önüne getirmek, günümüzde sinemayı diğer sanat dallarından bir adım öne geçirdi. Bu yüzden sinemanın insanlar ve toplumlar üzerindeki etkisi diğer sanat dallarından daha önde ve belirgin. Bir meseleyi anlatmak, bilinç oluşturmak yahut toplumlara yön vermek isteyenler için sinema artık biçilmiş kaftan. Bir coğrafyada veya dünyada bir kabul oluşturulacaksa, bir unsur iyi ya da kötü gösterilecekse, bir hayat tarzı ikame edilecekse, evet, sinema en iyi yöntem. Soğuk Savaş Dönemi’nde Sovyet Rusya’nın yıkılış sürecini hızlandıran olayın bir film olduğu, ülkemizde Batıcı hayatın detaylarının filmlere gizlendiği artık herkesin malumu. Yeşilçam’ın o şaşaalı filmlerinin detaylarındaki “bilmiş” ve “elit” insanların, “softa” ve “cahil” insanların, kapıcıların, yalancıların, hainlerin hangi tipleri temsil ettiği ise çok şey anlatıyor.

Batı tarafından desteklenen filmlerin hangi senaryoları işlediği de oldukça düşündürücü. Açıkça şunu söylüyorlar: Ben seni fonlayacağım (aslında satın alacağım). Sen de senaryoyu yazarken töre cinayetlerini, ahlaksız ilişkileri, evlilik dışı çocukları, sapkın cinsel seçimleri hayatın merkezindeymiş gibi oynayacaksın. Mesela 1996 yapımı Eşkıya’yı bir de bu gözle izleyelim. Ya da bir dönem yıllarca evimize misafir olan Bizimkiler’i.

Genç Öncüler olarak, bu ay, Türk sinemasının toplumsal hayatımıza nasıl baktığını ve toplumumuza nasıl bir gömlek giydirmeye çalıştığını irdeledik. Devrimci Sinema ve Ulusal Sinemanın etkilerini araştırdık. Yücel Çakmaklı öncülüğündeki Dini Sinemayı ve neler yapmaya çalıştığını masaya yatırdık. Küresel güçlerin, toplumların kendi planları çerçevesinde dönüşmesi için filmleri nasıl kullandığını sayfalarımıza taşıdık.

Talha Ulukır, filmlerin penceresinden hayata baktı. Merve Kesenci yerli ve dini sinemanın tarihini kaleme aldı. Osman Zinnur Aksu Yol filmini, Talha Ulukır Ömer Lütfi Akad’ın Göç üçlemesini, Behram Özdemir Vizontele 1’i tahlil etti. Dosya Dışı konularda Toleuzhan Galiyeva İslam’a Kavuşma yazılarına devam etti. Dücane Demirtaş Din Yorgunluğu yazısı ile köşesinde. Betül Sezer Tanışmak Üzerine adlı hikâyeyi kaleme aldı. Cuma Ertaş adaletin bizim coğrafyamızda nasıl tecelli ettiğini sayfalara taşıdı. Bunun yanında gündem, şiir tahlili, şiir ve deneme yazılarıyla Genç Öncüler Eylül ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.

Genç Öncüler’in Ağustos/133. sayısı “Romanın Gözünden Hayata Bakmak” manşetiyle çıktı!

Dergide, bu ay, 19. yüzyılın ortalarından itibaren yüzünü Batı’ya dönen cemiyetimizi o dönemin romanları üzerinden anlamaya gayret ediliyor. İlk dönem romanlarında işlenen Doğu-Batı çatışması, kimlik buhranı ve kendini arayan insanımızın tepkileri romanlarda irdeleniyor. Diğer yandan, şiir, deneme, kitap tahlili, fotoğraf ve gündem içerikleriyle Genç Öncüler Ağustos ayında da yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Türk cemiyet hayatı, 19. yüzyılın başlarından itibaren yüz yıllık buhranından çıkış yolu bulmak için yeni mecralara dalmış ve klasik metinlerin toplum hayatını yansıtmakta eksik kaldığını düşünerek Batı’da yıllar evvel ilk nüvelerini veren edebi ve fikri hareketlerin etkisiyle cemiyet hayatının yeni yeni aşina olduğu tarzda metinler kaleme almaya başlamıştır.

İlk örneğini Şemsettin Sami’nin kaleminden Taaşuk-ı Talat ve Fitnat ile veren roman, bu dönemden sonra diğer edebi türlerin çok önüne geçmiş; toplumun gelenekleri, görenekleri, aksaklıkları, fikri hayatı, yönünü hangi medeniyete ve ne şekilde döneceği her düşünceden mütefekkir tarafından işlenmiştir.

Sultan II. Hamid Han, Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Mütareke ve Kurtuluş Savaşı dönemleri romanlarda kendini bulmuştur. Cumhuriyetin kuruluş yılları ve 30’ların Ankara’sı, dönemin siyasi ve fikri tavrı, toplumsal itirazlar ve cereyanlar romanın sayfalarına taşınmıştır.

60’lardan sonra özellikle Tanpınar ve Oğuz Atay’la modern ve postmodern romanın örnekleri yazı hafızamıza girmiş ve son yarım asırda insanı bireyselliğe çağıran modern tavır bu eserlerde anlatılmıştır.

Romanın Türk cemiyet hayatındaki başka bir özelliği –belki en mühimi- son yüz elli yılda Anadolu insanının fikrini ve zikrini değiştirme ve dönüştürme aracı olarak kullanılmış olmasıdır. Toplumun Batıcılaşma süreci, bu süreci anlatan konak metaforu, Doğu ve Batı değerleri arasındaki çatışmayı yaşayan aile, bozulan dirlik düzenlik ve savrulan nesil, romanlar vasıtasıyla topluma sunulmuş ve eserler pek çok zaman yön de göstermiştir. İnsanın bireyselleşmesiyle birlikte değişen tepkileri –insanların büyüklerinden farklı bir dünyaya gözlerini açmaları-, insanlığa dair küçülen umutları ve beklentileri de sayfalara yansımıştır. Değişen ve değişmeyen, gösterilen ve gösterilmeyen, istenilen ve istenilmeyen bütün yüzleriyle toplum, romanlarda vücut bulmuştur.

Genç Öncüler olarak, bu ay, romanın penceresinden hayata bakmaya çalışıyoruz. Şemseddin Sami Bey’den günümüze kadar gelen süreçte, Türk cemiyet hayatının değişen ve değişmeyi arzu eden; dönüşmeyen ve dönüşmeye itiraz eden yüzlerini romanlarda arıyoruz. Romanları merkeze alarak, yüz elli yıllık bir fotoğraf çekiyoruz.

Yüzlerce yazar ve eserden sadece üç beşini seçiyor olmak zahmetli oldu. Coğrafyamızın girdiği son sapağı, en belirgin halleriyle yansıtan eserleri seçmeye gayret ettik. Genç yazarlarımız, büyük bir özveriyle metinleri hazırladı. Bahsedilen dönüşüm, kimi zaman en belirgin halleriyle, kimi zaman da üstü kapalı olarak romandan pasajlarla anlatıldı.

Osman Zinnur Aksu “Üç İstanbul”u, Hasan Hüseyin Çaçan “Huzur”u, Fazıl Cem “Kiralık Konak” ve “İbrahim Efendi Konağı”nı, Adnan Ergün “Jön Türk”ü, Orhan Toprak “Fatih Harbiye”yi, Oğuzhan Sakoğlu “Kalpaklılar”ı, Ali Emre Yıldırım “Biz İnsanlar”ı, Furkan Şahin “Yenişehir’de Bir Öğlen Vakti”ni yazdı.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.

Genç Öncüler’in Temmuz/132. sayısı, “Adaletsiz Paylaşım” manşetiyle çıktı!

Dergide, bu ay, sermaye hareketleri, kaynakların adaletsiz ve insafsız paylaşımı, sömürgeciliğin ‘modern’ halleri dosyaya taşınıyor. Sermaye ve ahlak ilişkisi de dosyada. İslam’ın sermaye, ahlak ve adalet denklemine nasıl yaklaştığı İsa Yılmaz ile yaptığımız röportajda konuştuğumuz konulardan. Prof. Recep Şentürk ile ise zekât üzerine bir röportaj da dergide mevcut. Diğer yandan film tahlili, şiir, deneme, çeviri ve gündem içerikleriyle Genç Öncüler Temmuz ayında da yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

İnsanın maişeti için dünyadaki kaynakların nasıl kullanılacağı ve adil bir paylaşımın nasıl yapılacağı, günümüz insanının henüz cevabını tam bulamadığı bir soru olarak bütün ağırlığıyla yerli yerinde duruyor. Özellikle “geri kalmış” diye tanımlanan ülkelerin çok zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip olmalarına rağmen açlıkla pençeleşiyor olması, görece kıt imkânlara sahip ülkelerin ise varlık içinde yüzmeleri dünyada insanın tesis ettiği adalet sisteminin derin boşluklar barındırdığını ortaya koyuyor.

Sanayi Devrimi ile başlayan ve Birinci Cihan Harbi’yle iyice belirginleşen Batılı hegemonyanın zengin kaynaklara sahip ülkeleri kolonileştirme ve sömürgeleştirme faaliyetleri günümüzdeki şeklini almıştır. Geniş tarım topraklarına sahip ülkelerin insanları kendi mülklerinde yok pahasına çalışmakta, araziyi işleten sermaye sahipleri ise o mallardan bütün dünyaya yetecek servetlere sahip olmaktadır. Bir kıtanın yahut bölgenin maddi imkânları belli başlı şirketlerde ve ailelerde toplanmakta, çok büyük bir grup karın tokluğuna çalışarak hayatta kalmaya çalışmaktadır.

Dünyadaki sermayenin sayılı ailenin elinde bulunduğu artık herkesin malumudur. Bu kaynakların yüzde doksan dokuzu, insanların yüzde birinin elinde toplanmış; kaynakların yüzde birini ise insanların yüzde doksan dokuzu paylaşmaya çalışmaktadır. Zengin ile fakir arasındaki makas giderek açılmakta, zengin servetine servet katarken fakir asgari yaşam koşullarını sağlayınca şükredecek bir yoksulluğun sınırında gezmektedir.

Genç Öncüler olarak biz, bu ay, sermaye sahipleri ve gelir adaletsizliği meselesini dosyaya taşıyoruz. Paranın belli başlı ellerde birikmesi, bunun toplum hayatında açtığı tahribat, insanların çoğunun emeğinin karşılığını alamadığı adaletsiz düzen dosyada işlenen konulardan. Sermaye ve ahlak meselesi de dosyada. Zekât ve zekâtın cemiyet hayatında inşa ettiği düzen de ilgiyle okunacak yazılardan.

Muhammet Ferhat Yeşil, sermaye hareketlerini ve gelir adaletsizliğini yazdı. Firdevs Bulut, çağdaş sömürgecilik ve modern kölelik konusunu işledi. Emre Saygın, ekonomik güvenlik paradigması üzerine düşündü. İbrahim Enes Bulut, “Büyük Sermaye Sahipleri: Dünyanın Efendileri” yazısıyla bu ay dergide. Dosya dışı konularda Toleuzhan Galiyeva İslam’a Kavuşma yazılarına devam etti. Dücane Demirtaş kısa bir seçim değerlendirmesi yaptı. Vahap Yaman Mısır’da İhvan’a yapılan darbenin yıldönümünde Mısır’ın İslami mücadelesini anlattı. Yunus Başar ise Klasik Türk Şiiri şerhine başladı.

Bunun yanında, hikâye, film tahlili ve röportaj sayfalarıyla Genç Öncüler temmuz ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.

Uğur Demirel

Genç Öncüler’in Haziran/131. sayısı “Bir yol nedir ki, tek başına?” manşetiyle çıktı!

Dergide, bu ay, “dostluk”, “kardeşlik” ve “güven” dosyaya taşınıyor. Dostluğun insana açtığı sığınak, güvenin temin ettiği kardeşlik, yol arkadaşlığının yürünür kıldığı yollar derginin başlıca konuları. Diğer yandan film tahlili, şiir, deneme, çeviri ve gündem içerikleriyle Genç Öncüler haziran ayında da yine dopdolu.

Derginin sunuş yazısı şöyle:

İnsan, güven verdiği kadar insandır aslında. İnsan, kendisiyle dostluk kurulabildiği zaman insandır.

İnsan, insanın sığınağıymış. Dost; insanın zihnindeki bütün sığınaklar. İnsanın kaçıp kurtulduğu, soluk alıp dinlendiği, gölgesinde serinlediği insanlar var dünyada. Hatta şöyle: Onlar da yoksa kim var? Dikkat ediyor musunuz, yıllar geçtikçe insanın yakın çevresi daralıyor. Çok kişiyle tanışıp yol alıyoruz; yıllar sonra arkamıza baktığımızda ise omuz veren pek nadir insan buluyoruz.

Gün geçtikçe toplum olarak insani ilişkilerimiz biraz daha zayıflıyor. Modern çağın kutsal sığınağı bireyselleşme çevreliyor etrafımızı. Güvendikçe nefes aldığımız bir dünyada neden içimiz daralıyor diye soruyoruz. Neden bunca kuşku ve vesvese? Cevabı şurada: Dostluğun terk ettiği yurdu, işgal eder, güvenden başka ne varsa. Hem şair de eklemişti: “Bir yol nedir ki, tek başına?”

Genç Öncüler, bu ay, dostluğu dosyaya taşıyor. Yol arkadaşlığı, Müslümanın dostluğu ve güven dosya konularından. Halk müziğinin insana yoldaşlığı da dosyada mevcut.

Osman Zinnur Aksu, Güven Aynası’nı yazdı. Adnan Ergün yol arkadaşlığını anlattı. Ozan Dilek, müziğin ruhun gıdası olduğunu reddetti ve “Müzik insanın dostudur” dedi. Dosya dışı konularda Toleuzhan Galiyeva İslam’a Kavuşma yazılarına devam etti. Z. Zeynep Bakır Dünya Gıda Krizi’ni yazdı. Yavuz Selim Sancak, seküler demokrasilerin tanrılarına iman etmek farz mıdır diye sordu. Vahap Yaman mübarek ramazan ayını karşıladı.

Akif Emre kitaplığı da bu ay Genç Öncüler’de. Zehra Yurdan ise Mısır Tarlası Mezarlığı yazısı ile bu ay ustaca bir yazı kaleme aldı.

Genç Öncüler’in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve zorlukları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.

Abonelik için irtibat adresi: dergigenconculer@gmail.com
Yıllık Abonelik Ücreti: 100 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.