Genç Öncüler

Genç Öncüler

Genç Öncüler’in bu sene üçüncüsünü düzenlediği “Gelenekten Geleceğe Akıl ve Zekâ Oyunlarımız” turnuvasının hazırlık süreci, aylar önce öğretmenlerimize verdiğimiz eğitim çalışmaları ile başlamıştı. Aylarca süren eğitim çalışmaları, antrenmanlar ve okul turnuvaları sonunda nihayet yarışma finallerini geçen hafta gerçekleştirdik.

Lise Yarıyıl Kampı

Dostlarım ‘kamp haber metnini yazar mısın?’ dediklerinde, kaç yıldır Genç Öncüler kampına katıldığımı hesap ettim. Tam 11 sene olmuş. Gittiğim ilk kamp, cumbalı ahşap vakıf binasından içeri attığım ilk adım dün gibi aklımda. Öğrenci olarak katıldığım kamplardan bir süre sonra, görevli olarak davet edildiğim kampa gidişimdeki heyecanımı hiç unutmam. İşte o Lapseki kampında sorumlusu olduğum evde nasibime “niye ağlıyorsun” diye sorduğumda “ciğerim yanıyor Zehra Abla, annemi çok özledim” diyen 9-10 yaşlarında Çeçenistanlı küçük bir kız çocuğu düşmüştü. Ders aralarında salıncakta sallanır, yorulduğumuzda çardakta otururduk. Başını omzuma koyar şehid olan babasına olan sevgisini, annesine olan özlemini anlatırdı. Seneler geçti ve hala omuzlarımız ağlamak isteyenler için var. İçimiz daraldığında yüzünü görmek için yanına koştuğumuz, beraber susabildiğimiz, kıymetli bir kitabın altı çizili aziz satırları gibi değerli olan dostlarımızın kıymetini bilmeyi, ömrümüz yettiğince nasip etsin Rabbimiz. Vakıf binasını ilk gördüğümde “kederli sanki bu konak” demiştim, yıllar geçti şimdi sorsalar “bu ahşap konağın payına kederli insanlar düşmüş” derim. Kemal Sayar’ın “ Erdemli Keder” diye bir tanımlaması var. “Keder duyabilen her insan iyiliğe muktedirdir” diyor. Dostlarımızla bu tanımlamanın peşindeyiz.

Mekanların ruhu olduğuna inanıyoruz. Fatih semtinde tarihi sokakları adımlayarak ulaştığımız bu konak zamanın ve mekanın ruhunu taşıyor. Bu yüzdendir ki temiz niyetlerle alınan her kararın, gençlere ulaşmak için yapılan programların bereketini görüyoruz elhamdülillah. Bu niyetlerle 28-31 Ocak tarihleri arasında Sanayi Mahallesindeki vakıf binasında 30 kişilik ekiple Lise Yarıyıl Kampı gerçekleştirildi. Katılanlar bilir ki beraber yaşama sanatını öğretir bize bu zamanlar. Sabrı, fedakarlığı, samimiyeti, hakkaniyetli olmayı, vefakarlığı, merhameti öğretir. Bu yüzdendir ki sağlam dostluklar bu kamplarda yeşerir, bazı yollar bu kamplarda ayrılır, bazı yollara hiç çıkılmaz. Her kampta sabah namazına kaldırma görevine kim talip olacak diye dikkat kesilirim. Bunun nedeni gizli bir hayranlık aslında. Bu kampımızda Şeyma Dokak bizleri sabah namazına kaldırdı. Ömrü bereketlensin Şeyma’nın. Ardından Saliha Meryem Özdemir’in başkanlığında spor yapıldı. Kamplarda programdan kaytarmak için hep bir kör nokta aranır bulunur, bende öğrenci olarak katıldığım zamanlardan hatırlıyorum. Bu işte çokta başarılıydım aslında, üzerimde emeği olan, kamplarda uğraştırdığım kıymetli İlknur ve Gülsüm Ablalarıma selam ola. Namaz sonrasında uyku problemi olanlar özellikle bu arayış içerisine girer. Hani bilmesek profesyonel bir spor hocası çağrıldı diyebilirdik. Saliha Meryem sayesinde kahvaltıya ikinci bir uyandırma vakası yaşamadan geçebildik. Kendisine adı gibi izzetli bir ömür dileriz.

Derslerden biraz bahsetmek isterim. Kudüs ziyaretinde bulunan Senanur Yaşaroğlu, Kudüs izlenimlerini anlatarak güncel gelişmelerden bahsetti. Kudüs’ten döndüğünde “ çok özlüyorum” demişti. O özlemi yaşamanın duacısıyız bizlerde. Kamp hatırası olarak bastırılan Kudüs kartpostalları eminim baş uçlarına konulmuştur odalarda. Zeynep Özer ve Esra Akgül tesettür meselesi üzerine zihinleri berraklaştırmaya çalıştı. Derya Demirel “kibir” konusunu ele alarak Hz Muhammed’in “ kalbinde hardal tanesi ağırlığında kibir bulunan kimse cennete giremez” sözünü hatırlattı. İlk taşı günahsız olan atacaksa bu konuyu anlatmak Derya’ya yakışırdı zaten. Düğün hazırlıkları arasında bizlere yardım etmek için kampımıza katılan Ayşenur Özdemir ve Şehadet Günhan’a ayrıca teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bazı insanlar iyi ki var deriz ya, bu iki arkadaşımızda onlardan. Ayşenur Özdemir “temizlik adabı” konusunu, Şehadet ise sunum saatinde “Minimalizim” konusuyla Hz Muhammed örnekliğinde sade yaşamı savunarak “ az çoktan fazladır” dedi. Sunum saatinde Şeyma Dokak ise “Podoloji” sunumuyla bizlerleydi. Okuduğu bölüme bu kadar sahip çıkan başka birini tanımıyorum diyebilirim. Dikkat çeken sunumu için kendisine teşekkür ederiz. Sunum Konularından bir diğeri ise “Şehzadebaşı Camisi Restorasyonu üzerinden Mimari Restorasyon Nedir” sorusunu cevaplamaktı. Bu konuyu da ben anlatmaya çalıştım. Ardından 7 tepe İstanbul’dan bahsederek sunum saatini sonlandırdık. Kamp katılımcılarımızdan 7 Tepe’ye giden yolları beraber arşınlayalım diyen olursa bizler buralardayız. Sümeyye Razi, hayatımızı inşa ederken örnek alabileceğimiz öncü şahsiyetlerden Hasan El Benna ve Farhettin Paşayı anlattı. Kamp boyunca ezberini yaptığımız Cuma Suresi’nin tefsirini Şule Emek gerçekleştirdi. Gece uyumayarak ezberlerine çalışan tüm kardeşlerimizi ve ezber yarışmasının kazananları olan Zeynep Öztürk, Halenur Dur, Zehra Bike, Meryem Bozkurt, Sıla Dağ, İrem Yeşilaltun’u tebrik ediyoruz. Bu adımları onları cennete götürecek bir niyet olarak kabul olsun inşallah. Sena Çataloğlu ile hikaye yazma atölyesi gerçekleştirdik. İş çıkışında derse yetişmek için telaşla yanımıza gelen Sena’ya verdiği bilgiler ve güzel sohbeti için teşekkür ediyoruz. Son olarak konuş diyenlerin aksine susma meselesi üzerine kafa yorduk hep beraber. Atladığım bir çok şey var aslında, seneye aramıza katılacaklar için bu satırlar yeterli olur umarım. Başta kamp sorumlumuz Esra Akgül olmak üzere kamp pratik sorumluları Büşra Akgül, Saliha Meryem Özdemir ve isimleri gönüllerimizde olan kıymetli kardeşlerimize teşekkürlerimizi iletirken, kulaklara küpe şu rivayeti hatırlatmış olalım:

Hz Aişe validemize “ kişi ne zaman kötü olur” diye sorulduğunda “ kendini iyi sanınca” diye cevap verdi.

İbrahim ağabey “Gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu beraber yürüyelim olur mu?” der. Bizler de beraber yürümek isteyenler için yoldayız, bekleriz.

Zehra Yurdan