Genç Öncüler

Genç Öncüler

Genç Öncüler Dergisi Mayıs 2017'de 118. sayısıyla çıktı.

Dergi bu ay, Türkiye’deki iç göçü dosyaya taşıyarak okuyucularının karşısına çıkıyor. Göçün tarihinin yanında insanları göçe zorlayan sebepleri araştırıyor, zorunlu göçlerin insandan ve kültürümüzden götürdüklerini irdeliyor, çözüm yolları arıyor. Göçün siyasi, edebi ve toplumsal yönleri de dergide kendine yer buluyor. Diğer yandan röportaj, atölye, portre, sinema, gezi yazısı ve gündeme dair içerikler ile Genç Öncüler mayıs ayında 118. sayısıyla yine dopdolu!

Derginin sunuş yazısı ise şöyle:

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Hayata sıkı sıkıya tutunmak; arkamızda birçok şeyi bırakmak anlamına geldi çoğu zaman. Bozkırın steplerinden yaylak obalara göçmek, taşranın bayındırlaşmamış çoraklarından ticaret kervanlarının geçiş yollarına koşmak ve ekin ekip orak tutacak toprakların bereketi gidince dostu düşmanı arkada bırakıp metropollerin orta yerine göç etmek arasında hiçbir fark yoktu aslında. Farklı zamanların, farklı diyarlarda insana söylediği, ekmeğinin peşinden koşması gerektiğiydi.

Günümüz insanı, zamanın ve mekanın en başından beri kendisine öğrettiğine kayıtsız kalamazdı. Nefes ve ekmek uğruna hazırlığını yaptı; geçmişlerinin mezarından bir yumruk toprak aldı, büyüklerinin elini öptü, dostlarını bağrına son bir kez sıkıca basıp yola koyuldu. İşin, aşın, güvenin sabahına gözlerini açacağını düşündü. Hayatın akışına bıraktı kendini. Yıllar sonra kendine geldiğinde, insanı ve çevresini tanıyamaz haldeydi. Çevresi değişmiş, şehirleri bozulmuştu. Geldiği topraklarla bağı kopmuş, geçmişini unutmuştu. Göçlerle beraber eline ekmeğini aldı; ama içini göçertti… “Çalışmak, kutsal bir amaçtı.” derken İsmet Özel söze girdi:

-"Yolsuz, işsiz, hastanesiz, elektriksiz yaşıyorsun ey zavallı insan!"
Sorduk münadiye: -“Ne yapalım?”
Cevap verdi: -“Daha iyi yaşamaya çalış!”
Biz elimizden gelen hızla işli güçlü, zengin, elektrikli bir hayatı elde etmek için çalışmaya koyulduk. Hiç sormadık, "Daha iyi bir hayata sahip olunca ne olacak?" diye.
Sorsaydık şöyle diyecekti:
-"Çok daha iyi bir hayatı kazanmak için daha çok çalış."

Genç Öncüler dergisi, bu ay, Türkiye’deki iç göçleri sayfalarına taşıyor. Osman Zinnur Aksu, göçleri ve göçlerin getirdiği ahlak tahribatını yazdı. Vahap Yaman, iç göçlerin sonunda arkada bıraktıklarımızı kaleme aldı. Mahinur Özdemir, “Gençtik, Göçtük” dedi. Ali Kurt, Anadolu’dan İstanbul’a göçün Türk romanına yansımasını inceledi. Dosya dışı konularda Mazlumder’de yaşanan son gelişmeleri Genel Başkan Ramazan Beyhan ve Genel Sekreter Kaya Kartal ile konuştuk. Yavuz Selim Sancak referandumu yazdı. Ali Tarık Parlakışık, Necip Fazıl portresi hazırladı. Bunun dışında gündem, analiz, sinema, röportaj, gezi yazısı ve şiir bölümleriyle Genç Öncüler dergisi mayıs ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler'in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve sıkıntıları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah'a emanet olun.

Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimselerden olun. (Şahitlik ettiğiniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135


Abonelik için irtibat numarası; 05392446562
Yıllık Abonelik Ücreti: 50 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.

Dergimizi bulabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih İnkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
Isparta Umran Kültürevi
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,

Sosyal Medya Bizim Neyimiz Olur?

Kimi zaman uykudan kalktığımızda ne zaman uyuduğumuzu, ne yapmak için uyandığımızı veya hangi güne gözlerimizi açtığımızı hatırlamayız. Yaşadığımız bu boşluğa anlam vermek için bir kaç saniye düşünürüz. Çok geçmeden günlük akışa kapılır, güne devam ederiz. uyku en büyük rutinlerimizden biri olduğu halde arada bu tarz adaptasyon sorunları yaşayabiliriz ve bunu (patolojik boyutlara ulaşmadıkça) tehlikeli görmeyiz çünkü uyku alemine aşina varlıklar olarak bu küçük sorun bizi korkutmaz. Peki, yabancısı olduğumuz bir âleme dalıp çıktığımızda da durum bu kadar sıradan mıdır?

Teknoloji yaşamımızın her alanına yayılmış, her işimizin vazgeçilmez bir kısmını kaplamış vaziyette. Eğitimden iletişime, alışverişten eğlenceye kadar her işimizi ellerimizdeki telefonlardan, tabletlerden hızlıca halledebiliyoruz. Ancak elimizdeki bu güzel nimeti hakkıyla değerlendiremediğimizde, dijital cihazlarımız kendimize ayıracağımız bir zaman dilimi verip zamanın bereketini alabiliyor. Yaşı, cinsiyeti, dünya görüşü, ekonomi düzeyi fark etmeksizin toplumun her parçası, teknolojinin yaşamımıza soktuğu ‘Dijital Dünya’ nın girdabına kapılmış durumda. Zamanla hepimiz ihtiyaç dışında sanal âlemde geçirdiğimiz her anın ruhumuza ağırlık yaptığının farkına vardık. Bu gerçekliğe göz yummak ya da korkuya kapılıp bu âleme düşman olmak çözüm değil elbet. Sadece bir adım geriye gidip içinde bulunduğumuz durumu daha sağlıklı tahlil etmek zorundayız.

Sanal dünyanın yetişkinleri kendine en çok çeken tarafı sosyal medya siteleri şüphesiz ki. İster gösteriş için bir fotoğraf paylaşın, ister salih niyetlerle insanlara yol göstermeye çalışın, kabul edelim ki her ne amaçla olursa olsun bu dünyanın büyüsüne kapılıyoruz. Her gün sanal âlemde önümüze çıkan yeni bir kapıyı aralıyoruz. Bu gizemli keşif yolculuğuna o kadar dalıyoruz ki içinde bulunduğumuz mekâna, zamana ve kimliklerimize yabancılaşıyoruz. Whatsapp gruplarında evlat sevgisiyle ilgili süslü cümlelerle bezenmiş bir yazıyı yayan ama yanı başındaki çocuğunun ilgi çığlıklarını duymayan bir kadın, annelik kimliğine yabancılaşmıştır. Eve gelir gelmez Facebook’a girip önemli gördüğü haberleri paylaşan ama eşinin ve çocuklarının neler yaşadığından habersiz bir baba evine yabancılaşmıştır. Twitter’dan çıkıp İnstagram ’a giren, yorum ve beğeni sayılarının istatistiğinde kaybolduğu için ibadet vaktini yakalamayan bir genç, zamana yabancılaşmıştır. Sonunda, içinde bulunduğu yaşam koşullarına adapte olamayan bireylerin oluşturduğu tarihine, kültürüne, değerlerine yabancı toplumlar ve nesiller oluşmuştur.

Yetişkinlere kıyasla elimizde, cebimizde, dizimizde taşıdığımız bu dijital dünyanın çocuklar üzerindeki yansımaları oldukça farklı. Hayatlarımıza girdiği andan itibaren çeşitli dönüşümlere sebep olan sanal dünyanın ortasına doğan çocukların bu gerçeklikten nasıl etkilendiklerini düşünürken aklıma bir büyüğümün şu sözü geldi: “Biz sanal âleme göç ettik ama evlatlarımız oranın yerlileri.” Çocuklar artık sanal mı gerçek mi anlayacak yaşa gelmeden telefonlarla ve tabletlerle oynuyor. İnce motor kabiliyetlerine göre inceleyecek olsak henüz bebeklik evresinden çıkmamış (iki yaşından küçük) çocuklarda bile teknolojik cihazların etkilerini gözlemlemek mümkün. Eline telefon verilmiş bir bebeği izlediğinizde ilk hareketlerinden birinin, baş ve işaret parmaklarını ekranda kaydırmak olduğunu görürsünüz çünkü daha önce telefondaki görüntüyü büyüten birini görmüş ve cihazı kontrol etmeyi öğrenmiştir. Çocuklar henüz soyut- somut kavramlarını öğrenmeden sanal olan dünyayla tanışıyorlar. Aynada kendini gördüğünde şaşıran ve aynaya ardı ardına vurup kendini tutmaya çalışan, annesi koltuğun arkasına saklandığında gerçekten kaybolduğunu düşünen bir bebeğe sırf ağladığında sussun diye verilen telefonun zararlarını tahmin etmek hiç de zor değil.

İleriki yaşlarına ulaştığında, ailesi tarafından dijital cihazlarla olan ilişkisi kontrol edilmemiş bir çocuk için ise tehlike katlanarak büyümeye devam ediyor. Son zamanlarda çocuklar arasında oldukça yaygın olan oyuncakların seslendirildiği videolar bu tehlikeler arasında. Artık iki çocuk bir araya geldiğinde oyuncaklarını ellerine alıp karşılıklı bir hikâye oluşturmak yerine internetten başkalarının seslendirdiği oyunları izlemeyi tercih ediyor. Çocukları hem beden hareketleri hem de hayal gücünü kullanma açısından bu denli pasifize etmenin başka bir yolu var mıdır bilinmez ancak önlem alınmadığında doğuracağı sonuç ortada: düşünmeye ve harekete geçmeye aciz bir nesil.

Genç Öncüler Hanımlar Lise Komisyonu olarak 8 Nisan cumartesi günü film okumalarımızın ikincisini gerçekleştirdik. "The Truman Show" filmini izleyip Nihal Ablamız ile film hakkında konuştuk. Filmin 1998 yılında çekilen Hollywood yapımı bir bilim kurgu filmi olduğunu, baş karakteri Truman'ın 30 yıl boyunca uyutulduğu ya da izleyenlerin farkına varmadan uyuduğu, 30 yıl boyunca reklamsız izlenen filmin yayınlandığı kanalın sadece Truman'ın gerçek dünyaya geçtiği sahnede değiştirmesi tüketim çağında olduğumuzun bir göstergesi olduğunu konuştuk. Bir sonraki film okumasında görüşmek üzere. Selametle