Genç Öncüler

Genç Öncüler

Genç Öncüler olarak, yıllardır, sonbaharda, yeni dönemin faaliyetlerine başlamadan evvel tanışma kahvaltısında bir araya gelmekteyiz. Bu kahvaltıların faydası çoktur: Haftalar sonra dostlarımızla bir araya gelmek, yeni arkadaşlarla tanışmak, yaşama amacımızı hatırlamak ve zihinlerimizi diri tutmak… Karnımızı doyurmaktan çok daha fazlası.

Bu yılda ihtiyaç sahibi ailelere kurban dağıtımı için kolları sıvadık. Genç kardeşlerimizle birlikte kurban bayramını idrak etmek adına hazırladığımız etleri paketledikten sonra yollara düştük. Kurbanlarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Ailelerimizden aldığımız hayır dualarının mutluluğu ile evlerimize dönmenin huzurunu yaşadık.

Genç Öncüler Eylül/122. Sayısı “Çocukerkil Aileler” Manşetiyle Çıktı!

Dergide, bu ay, geleneksel aile yapımızın uğradığı değişim masaya yatırılıyor. Baba-anne merkezli bir toplumdan çocukların son sözü söylediği bir yapıya nasıl evrildiğimiz sorgulanıyor. Ailelerin, çocukların üzerine fazla düşmesinden kaynaklanan sorunlar, doyumsuz hale gelen çocuklar da başlıca konulardan. Diğer yandan röportaj, atölye, portre, sinema, gezi yazısı ve gündeme dair içerikler ile Genç Öncüler eylül ayında 122. sayısıyla yine dopdolu!

Derginin sunuş yazısı şöyle:

İnsanlık koltuğunun başköşesinde bir dağ gibi oturdu aile. Aile düzgün olunca düzeldi dünya; aile bozulunca dünya bozuldu. İnsanlık birikimi, her ayrıntısıyla ailede mahfuzdu. Anne ve baba, atasından aldığını öğretti çocuğuna. Bebek, çocuk oldu; çocuk büyüdü topluma karıştı; atasından aldığı geleneği ve göreneği teslim etti nesline.

Şimdiye değin aile yapımızda söz babanın omzundaydı. Ailenin direğini baba ayakta tutar; anne, evin her köşesinde çocuklarına öğretmenlik eder, insanlık birimi çocukların zihinlerinde ve davranışlarında hayat bulurdu. Bir yaşantı, tecrübesiyle başka bir yaşantıyı zamana ve mekâna hazırlardı.

Ancak gün geçmesin ki bir yapı yerli yerinde dursun. Son zamanlarda çalışma ve araştırma alanına yeni bir kavram girdi: “Çocukerkil Aileler!”

Geleneksel aile yapımızın aksine çocukerkil aile yapısında taşlar yerinden oynadı ve evde son sözü söyleme yetkisi çocuklara geçti. Anne babalar, çocuklarını hayata hazırlamak için koyduğu kuralları önce esnetti. “Ben yapamadım çocuğum yapsın.” dedi. “Rahat bırakalım.” dedi, “Baskı yapmayalım.” dedi, “Kafası rahat olsun derslerine odaklansın.” dedi. Bir süre sonra baktılar ki mazeretler bitmiyordu. Kafalarını kaldırıp bir baktılar ki evin otoritesi çocuklarına geçmiş; nerelere gidileceğine, neler yeneceğine, hatta nelerin daha faydalı yahut zararlı olacağına onlar karar veriyordu. Daha da vahimi var: Henüz içine düştüğü durumun farkında olmayan aileler, aile kümemizde kocaman bir dilimi kapsıyor.

Genç Öncüler dergisi, bu ay, çocukerkil aile yapısını dosyaya taşıyor. Ailenin geçmişini, bugün aldığı şekli ve geleceğini tartışıyor. Mahinur Özdemir, “Bu çocuk niye böyle?” diye sordu. Muhammet Furkan Yılmaz, anaerkil-ataerkil ailelerden çocukerkil ailelere dönüşümü inceledi. Sümeyye Güven, sosyal medyalı bir zamanda ebeveynliğin nasıl olacağını hakkında düşüncelerini paylaştı. Dosya dışı konularda Yunus Bağırmaz Orta Asya’da Sınırların İhdası veya Ulusların İnşası yazısına devam etti. Resul Karaca, yeniden el sanatlarına dönüş üzerine bir deneme kaleme aldı. Şehir Plancısı Yeşim Börek, Türkiye’nin kentleşme deneyimi üzerine bir makale paylaştı. Bunun dışında gündem, analiz, siyasi tarih, röportaj, gezi yazısı, film kritiği ve şiir bölümleriyle Genç Öncüler dergisi eylül ayında da yine dopdolu.

Genç Öncüler'in genç yazarları olarak gayemiz; toplumsal yaşamımızda karşılaştığımız iyilikleri, kötülükleri, kolaylıkları ve sıkıntıları, siz değerli okurlarımıza en anlaşılır şekilde aktarmaktır. Kadromuz, adaletle şahitlik vazifesini unutmayarak yazılarını kaleme alma gayretindedir. Çünkü bu bize Rabbimizin vahiyle sabit kıldığı bir görevdir. Bütün sayılarımızı bu bilinçle çıkarıyoruz. Çalışmamızın hayırlara vesile olmasını diliyor, keyifle okumanızı temenni ediyoruz.
Allah'a emanet olun.

Ey inananlar! Kendinizin, ana babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine dahi olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve sırf Allah için şahitlik eden kimselerden olun. (Şahitlik ettiğiniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın)! Çünkü Allah her ikisine de (sizden) daha yakındır. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Eğer (gerçeği) çarpıtırsanız ya da (şahitlikten) kaçınırsanız biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Nisa/135

Abonelik için irtibat numarası; 05392446562
Yıllık Abonelik Ücreti: 100 TL

Ayrıca genconculereyaziyorum@gmail.com adresine yazı ve görsel çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.


Dergimizi bulabileceğiniz noktalar:
İstanbul
Fatih AKV
Fatih Genç Öncüler
Fatih Ağaç Kitabevi
Fatih İnkılap Kitapevi
Başakşehir Kültürevi Derneği
Bağcılar Güneşli Kültürevi Derneği
Kağıthane AKV
Kağıthane Genç Öncüler
Ankara AKV
Isparta Umran Kültürevi
Trabzon AKV
Çarşı Mahallesi Uzun Sokak Yavuz Selim İş Merkezi No 70
04623232205
Kocaeli AKV
Karabaş Mahallesi İnönü Caddesi No:276 İzmit / Kocaeli
05053122362
Eskişehir
İsmail Kaplan
05556925287
Adana
ADYAR(Adana İnsani Yardım Derneği)
Telefon: 0322 458 25 35 Cep: 0 507 249 66 19
Artvin
Bahattin Yılmaz
Hopa Yeryüzü Kültür Derneği
Erzincan
ERDAV
Atatürk Mahallesi Zübeyde Hanım Caddesi No :11 Merkez/ERZİNCAN
Telefon : 0 (446) 224 23 24
Siirt
Siirt İHH
Yeni Mahalle Fevzi Çakmak ortaokulu karşısı SİİRT İHH Siirt MERKEZ 56100
05554600101
KONYA-EREĞLİ
Necati Aksoylu
05438728486
Gaziantep
İmece Kültür Evi
Şahinbey/Gaziantep, Yeditepe, 85255. Sk. No:4,

LAPSEKİ LİSELİ ERKEKLER KAMPI

Seksen kişiydik. Gecenin bir yarısında kamp alanına varıp hızlıca otobüsten indik ve odalarımıza yerleştik. Sabahı nasıl ettiğimizi hatırlamıyorum. Güneş doğmadan yataklarımızı topladık ve sabah namazını eda ederek güne başladık. Hoş bir esinti tenimizi okşuyor, saçlarımızı havaya savuruyordu. Kahvaltı için güzel bir ortam…

İlk günden itibaren güne hep derslerle başladık. Öğleye kadar farklı oturumlarda farklı ağabeylerimizle muhabbet etme imkânımız oldu. Hem tanıştık, hem kaynaştık hem yeni yeni şeyler öğrendik.

Etkinliklerin ayrı bir yeri vardı. Havuz; en vazgeçilmezimiz. Futbol ve voleybol turnuvasında coşkuyu, okçulukta dikkati ve heyecanı yaşadık. Kurt kuzu oyununu bilmem bilir misiniz? Bilmiyorsanız çok şey kaçırdınız, benden söylemesi.

Hiç kamp ateşi yaktınız mı? Seksen kişi düşünün. Bir de deniz kenarı… Toprağın etrafında halka yapmış, kamp ateşi gözlerine yansıyan gençler… Ateşin etrafında söylenen marşlar, ezgiler… Bence de fazla heyecanlı.

Futbol turnuvasına bir parantez daha açalım. Final maçı Şehzade-Bayermümin arasındaydı. Mücadeleyi “Bayermümin” kazandı.

Bir parantez de arkadaşlığımıza. Yeni tanışsak bile aynı odalarda kalınca kırk yıllık arkadaş gibi oluyoruz. Dün tanıştığımız arkadaşlarımızın derdini dinledik, sıkıntısını paylaştık, beraber gülüp ağladık. Ne kazandık diye bakınca şunu diyorum: Bu da yetmezse ne yeter?

Bir de şakalarımız vardı tabi. Ağ şakası kampın favorisi olmaya aday. Kale ağlarının içine sarılı, yüzü köpüklü çırpınan bir balık düşünün. Kocaman bir balık. Kocaman yani eşşek kadar. Anlatabildim değil mi?

Su topu savaşı yapmadıysanız henüz, bir deneyin derim. Ama adam akıllı ıslanıp her tarafınızın çamura batacağı bir yerde.

Herkes Hüseyin Abi’nin sohbetini dört gözle bekliyordu.

Ozan Abi’nin çaldığı saz bizi başka âlemlere götürdü.

Başakşehirli arkadaşların yazdığı beste abilerimizin gönlünü aldı. Birçok abinin yüzümüzü güldüren tasvirlerini barındıran bu beste, aklımızda kalacak. Yuşa kardeşimizin rap şovu da herkesi coşturdu. Bu ilginç ve orijinal gösteri bizi gülme krizine soktu.

Kamp sonunda kampın enlerini de seçtik. En komik, en heyecanlı, en çok yiyen, en haylaz, en gözü kara…

Kamp bitiminde hüznü ve mutluluğu, paha biçilmez bir sevinç ve özlemi hep beraber yaşadık. Tadı damağımızda kaldı.

Bir kampta olabilecek her türlü kardeşlik, uhuvvet, dostluk, candaşlık, hep aramızdaydı.

Kamplar, hem sohbet ve muhabbet, hem dinlenme hem de Allah’ı hatırlama ve tefekkür etme mekânlarıdır. Şehrin kargaşası içinde bunaldığımız zaman, şehrin dışına kaçıp kâinatı izlediğimiz yerlerdir. Gökyüzünü izlediğimiz, yıldızlarla haşır neşir olduğumuz, Yedi Kandilli Süreyya ile konuştuğumuz, iskelede dalgaların sesinden başkasına kulaklarımızı kapattığımız yerlerdir. Bu kamp döneminde de bunlardan geri kalmadık. Tefekkür ettik, Allah’ı andık. Tazelendik, umutlarımızı yeşerttik. Necip Fazıl’a kulak kabarttık:

“Kalk arkadaş, gidelim
İnsanın unuttuğu
Allah’ı zikredelim;
Gül ve sümbül hırkamız,
Sulular, kuşlar, halkamız...”