İstanbul’un Fethi ve Filmlerin Fetihe Bakışı

Sinema May 30, 2015 0 Yorum

İstanbul’un Fethi ve Filmlerin Fetihe Bakışı

Talha Ulukır

 

film

İstanbul’un fethi tarihi düzlemde tartışmalara konu olduğu kadar sinema düzleminde de her yeni filmle beraber tartışmaları açan bir konu olarak yer kaplıyor. Seneler geçtikçe bu konu ile ilgili filmler artarken tartışmalara da yenileri ekleniyor haliyle.

Hangi dönemde olursa olsun, çekildeği yıllar içerisindeki en pahalı yapım/yapımlardan olması/olmaları konunun önemsenmesi açısından mutlu etse de, genel anlamda bakıldığında sonuçlar o kadar da başarılı olmuyor malesef. Yüksek ücretli prodüksiyonların ve post-prodüksiyonların arkasında güçlü bir hikaye olmayınca yavan, çelimsiz bir filmden öteye geçilemiyor.

Bu konu ile ilgili Film Arası Dergisi Yayın Yönetmeni Suat Köçer’in Erzurum Atatürk Üniversitesi’ndeki söyleşisinde şöyle bir sözü vardır: ‘Sadece Osmanlı’yı varsaysak 800 yıllık bir tarihe sahibiz. Tabirimi mazur görün ama nice savaş, trajedi, kahramanlık ve acılarla dolu devasa bir tarihi geçmişe rağmen adam gibi bir tarih filmimiz yok. Kemal Tahir’e “Türk sinemacılar neden tarih filmi çekemiyorlar?” diye sorulduğunda, sinemacılarımız tarihten ne anlar” cevabını vermiş. Ne yazık ki haklı bir tespit. Bu işin sadece parayla yapılabileceği görüşü asla doğru bir görüş değil. Sadece topu taca atmaktır bu. Çünkü tarih ciddi bir iştir. Tarihi okumak da bir kültürdür. Ayrı bir düşünsel birikim ve emek gerektirir. Tarih filmi yapmak demek kronolojiyi görsel tekrar yapak demek değildir. Bir kahraman, dönem veya olay üzerinden tarihi yorumlamak, ortaya bir tavır, iddia koymak demektir. Ne yazık ki sinemamız bunu yapmaktan çok uzak.’₁

Suat Köçer’in bahsetmiş olduğu bu durum tarih filmlerinin/tarihi filmlerinin tümünde görülmekle beraber, konu İstanbul’un fethi olunca kendini daha da açık ediyor.

Sinemamızın genel sıkıntılarından biri olan senaryo konusu yine burada kendini gösteriyor ve her yeni film bu konuda başarısızlıktan öteye gidemiyor. Yönetmenlerimiz/ Yapımcılarımız Hollywood kalitesinde filmler üretme kaygısını güderken olaya sadece yüzeysel olarak yaklaşıp teknolojik yenilikler ile bunu sağlayabileceklerine inanıyor, oysa –kimileri tarafından kabul edilmese de- Hollywood’un yıllar yılı inşa ettiği senaryo ve ilk zamanlar için konuşacak olursak özgünlük kısmına hiçbir zaman inmiyorlar.

Bazı yapımlarda olaya akıcılık katmak için belirli bir karakter üzerine yoğunlaşıp, onun maceraları etrafında fethi anlatmaya çalışsa da bu yapımlarda da genellikle özel hayat üzerinde fazla durulup fetih ikinci, belki üçüncü plana itiliyor. Böyle filmlerle özellikle son zamanlarda çekilen örneklerde karşılaşıyoruz. Filmin üreticileri açısından bu bir mecburiyet olarak görülse de –çünkü televizyon kültürüne ve onun entrika dolu senaryolarına alışık azımsanmayacak bir kitle var- başka bir yöntem denenmeden bu konuda başarıya ulaşmak çok da mümkün değil malesef.

Cumhuriyetin ilk yıllarında belirlenen, hala da açık bir şekilde varlığını koruyan tarih algısının ürünü olan filmlere uzun bir süre maruz kalırken günümüzde de tek derdi bu algıya ‘anti’ olmak olan filmlere maruz kalıyoruz. Tarihsel olaylara ideolojik bir bakışla –ötesine geçmek mümkün olsa keşke- yaklaşan ülkemiz insanı yine ürettiği filmlerde bu kalıpları kırmakta sınıfta kalıyor.

Filmlere ve sinemaya Sovyet Rusya ve Hitler zamanındaki Almanya gibi bir ‘silah’ olarak değil de bunun bir sanat olduğu, içerisinde naif esintiler barındıran, gerçeklikle bağının gerçeğin gerçekle bağından farklı olduğu şeklinde bir bakış ile çözüm ancak mümkün olur.

İlk’ten Son’a Fetih

İstanbul’un Fethi / 1951

Ocak 1951’de vizyona giren film, Türk sinemasının ilk büyük prodüksiyonu kabul ediliyor. O yıllarda bir film 20-30 bin liraya çekilirken, İstanbul’un Fethi, 90 bin liraya çekilmiş. Filme Genelkurmay destek vermiş. Savaş sahnelerinde askerler kullanılmış. Film daha sonra tekrar seslendirilip renklendirilerek 1970’lerde yeniden gösterime girmiş. 1953 yılının fethin 500. yılı olması nedeniyle filmin yapımına Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti de katkı sağlamıştır.

Filmin 1970’lerde gösterime girdiğinde nasıl karşılandığı da meçhul. Ama fethin yıl dönümlerinde özellikle 1980’lerde TRT’de sürekli gösterilen yapımın, zaman içeresinde unutulması da ayrıca düşündürücü.

Fetih 1453 / 2012

Fetih 1453, İstanbul’un Fethi‘ni konu alan ve Ulubatlı Hasan‘ın hayat hikâyesi çevresinde kurgulanan Türk yapımı, geniş bütçeli bir sinema filmi. Filmin hazırlık ve çekim süreci bir kaç yılı buldu. Recep İvedik filmlerinin yapımcısı Faruk Aksoy, bu kazançlı seriden elde ettiği maddi kaynakla Fetih 1453’ü çekti. Film, ‘büyük prodüksiyon’ örneği olarak sinema tarihimizdeki yerini aldı.

Film, Hollywood usulü bir anlatımla kotarılsa da, Bizanslılar söz konusu olunca, 1970’lerdeki tarihi Türk filmlerden kalma hamasi yaklaşım birden ortaya çıkıveriyor.

İlk dört günde 1.4 milyon kişinin izlenen filme aşırı ilgi gösterildiği söylenebilir. Filmde yaratılan görsel atmosfer başarılı bulunurken, senaryosunun vasat olduğu izleyenlerin ortak eleştirisi olarak yer alıyor. Milliyetçi söylemin dozunun iyi ayarlanamadığı da bir diğer eleştiri.

Son Bakış

Eldeki iki film örneğine bakıldığında ve aradaki belgesel/kurmaca filmler incelendiğinde Türkiye Sinemasının büyük bir tekerrür ve devinimde olduğu kolayca anlaşılıyor. Basmakalıp hikayeler, aktarım tarzları ve senaryolar belirli zaman aralıkları ile –bu Türkiye genelinde 2 veya 3 yılda bire tekabül ediyor- tekrardan ısıtılıp seyircinin önüne konuluyor.

Sinemamızın içinde bulunduğu bu çıkmazdan kurtulması ancak –tabiri caizse- risk alacak yönetmen ve senaristlerle mümkün olabilir. Belirli kalıpları kırmanın yanı sıra ortaya tarihi gerçekliği anlatırken insanlarda estetik olarak da tatmin yaratacak bir işe imza atmak gerek çünkü.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder