İslam Tarihinin İlk Yazılı Anayasası -MEDİNE VESİKASI-

Düşünce 26 Ocak 2017 0 Yorum

 

                                                                                                                 Zeyneb Rabia GENÇ   

 

      Kelime manasına baktığımız zaman anayasa: ‘’Devletin kuruluşunu, yasama, yürütme ve yargılama kuvvetleri ile yurttaşların hak ve görevlerini düzenleyen temel kanun.’’ olarak geçer kaynaklarda. Genel bağlamda anayasa dediğimizde ise zihinlerde, modern dünyanın, modern devletlerin oluşturduğu üst düzeyde bir toplum ve insan hakkını koruyucu bir devlet yürütme sistemi canlanır ve sanılır ki anayasa denilen şey beşeri kanunların düzenleyicisi niteliğindir. Oysa şuan modern geçinen üst düzey devletlerin henüz doğma ihtimalleri bile ortada yokken hak hukuk nedir insan ne ölçüde kıymetlidir bilinmezken Allah Resulü ( ) ‘nün ortaya koyduğu, Allah’ın kanunlarıyla hazırlayıp toplumu sıfırdan şekillendiren emsali görülmemiş ve görülmesi mümkün olmayan bir anayasa mevcuttur; Medine Vesikası…

      Bu anayasayı incelemeye başlamadan önce yazılmasının nedenini çok iyi anlamamız gerekmektedir. Allah Resulü ( ) ‘nün Medine’ye varır varmaz ilk yaptığı işlerden biri; Medine ve çevresinde yaşayan ve birbirine düşman olan kabilelerden, sulh üzere yaşayan, nizamlı bir toplum sistemi oluşturmak oldu. Neden Allah Resulü ( ) bunu tercih etmişti. Neden bu duruma bu kadar önem vermişti de birlikte yaşama hukukunu ortaya koyan Medine Vesikasını yayınlamış ve müminlere sulh ve düzen üzere yaşamayı emretmişti?.. Allah Resulü ( ) pek tabii Medine’ye varır varmaz Yahudilere ve bütün gayrimüslim kabilelere savaş açabilir, Allah Teala’nın inayetiyle bu savaşları zaferle sonuçlandırabilirdi. Fakat her kavli ve her hareketi  Kuran-ı Azim-u şan ayetlerinden sonra en büyük hüccet oluşturan Efendimiz ( ) , bize Medine Vesikası ile sentez bir toplumun evvela sulh üzerine inşa edilebileceğini göstermeyi hiç şüphesiz Allah’ın inayetiyle tercih etmişti. Bunu çok iyi anlayabilmeli Efendimiz ( ) ‘in neden bu yolu tercih ettiğini idrak edebilmeli ve Medine Vesikasının bugünümüze ışık tutmasına izin vermeliyiz.

       Efendimiz ( ) Medine’ye vardıktan sonra tabiri caizse, kendisinin başında olduğu bir devlet kurmak istemişti. Efendimiz ( ) bu niyet üzere yaptıklarıyla biz Müslümanlara devletin ne kadar önemli ve gerekli bir kurum olduğunu bizzat kendi ( ) eliyle kanıtlamış oldu. Lakin bu kurumda bir hususa çok dikkat etmeliyiz ki bize Allah’ın kanunlarıyla kurulacak sağlam bir devlet için çok önemli bir bilgi vermektedir. Bu bilgi ise; İnsan hakları ve birlikte yaşama hukukuydu. Efendimiz ( ) bu devleti kurmaya Medine Vesikasını Enes b. Malik’in evinde yayınlayarak başlamıştı. Öyle bir beyannameydi ki bu, Müslümanların hak ve sorumluluklarını açıkça ortaya koymuş fakat bununla da sınırlı kalmayarak başta Yahudiler olmak üzere Medine’de yaşayan herkesin hak ve sorumluluklarını koruyan bir anayasa, bir sözleşme olmuştu. Öyle ki Efendimiz ( )’in Medine’ye teşriflerinden son derece rahatsız olan Yahudi kabileleri dahi bu vesikayı büyük bir mutlulukla kabul etmişlerdi. Efendimiz ( )’in ne denli üstün ve kusursuz bir devlet başkanı olduğunu ve güttüğü harika stratejinin ne kadar etkili ve hatasız olabileceğini Yahudilerin bu vesikaya verdiği tepkilerden çok net bir şekilde anlayabiliyoruz. Elbette ki O’nun ( ) bütün karar ve uygulamaları mevcut olan bütün beşer stratejilerinin çok çok üstündeydi lakin yapmış olduğu her şey gibi Medine Vesikasını hazırlaması da bize; bu vazifenin sünnet boyutunu da hesaba katarak önemli bir emsal teşkil etmektedir.

         Vesikaya genel bir şekilde baktığımız zaman Efendimiz ( )’in Allah Teala’dan gelen bir siyaset öğretisiyle döneminde veya daha sonrasında hak, hukuk ve adaletiyle değil yarışmak yanına dahi yaklaşılamayacak kusursuzlukta insanlığa hizmeti ve güvenliği esas alan bir devlet kurduğunu ve sosyal bir toplum meydana getirdiğini açıkça görebiliriz. Bu kusursuz devletin kurucusu ( ) dünyanın ilk anayasalarından biri sayılan bu belgede şöyle buyurdu:

‘’ Bu antlaşmayı kabul edenler arasında vaki olabilecek bütün anlaşmazlıklar Allah’a ve O’nun Resulü’ne takdim edilecektir.’’

 

     Vesikanın bu maddesine baktığımız zaman ilk olarak gözümüze çarpan şey hiç şüphesiz ki tüm yetkinin artık Allah Resulü ( ) ‘nde olduğu ve artık onun ümmetin en büyük lideri olduğudur. Ama daha derin bir şekilde bu maddeyi göz önüne alarak düşündüğümüzde daha evrensel ve genel bir ifade olarak Efendimiz ( ) ‘in, ilk kez bütün sorun ve anlaşmazlıkları hukuk yoluyla çözen bir devletin başkanı olduğunu da söyleyebiliriz.

    İlk etapta gözümüze çarpan bu maddenin yanı sıra vesikanın içeriğine baktığımız zaman kırk yedi maddelik kısa fakat toplum sorunlarına derinlemesine nüfuz eden bir metin olduğunu görüyoruz. .Genel olarak vesikaya baktığımız zaman öne çıkan konuları ise şöyle sıralamamız mümkün:

       1-) Adaleti Sağlama

Vesika herkese eşit bir şekilde adalet sağlanması gerektiğini birçok maddenin desteğiyle açıkça ortaya koyar. Adaletle hükmedilebilmesi için vesikada tüm yetkiler şahıslardan alınmış hükmetme yetkisi tamamen otoriteye bırakılmıştır. Böylece nizamın sağlanmasında çok önemli bir kural olan ‘kişiler değil kurumlar ceza verebilir!’’ yasası da ilk kez bu kadar doğru uygulanmaya başlamıştır.

Vesikanın 13. Maddesine göre : “Takva sahibi müminler kendi aralarında saldırgan birine ve haksız bir fiil de bulunmayı tasarlayan, bir cürüm, bir hakka tecavüz durumunda yahut müminler arasında bir karışıklık çıkarmayı düşünen kimseye karşı olacaklar ve bu kimse müminlerden birinin evladı olsa bile hepsinin elleri onun aleyhinde kalkacaktır” denilmektedir. Bu maddeye göre bütün müminler suç işleyen bir kimseye karşı merkezî otoriteye yardım etmek zorundadırlar. Bu açıkça herkesin eşit olduğu bir adaletin tayinidir. Ve elbette ki Yahudilerin vesikayı kabul etmelerinde adaleti sağlamaya yönelik maddelerin etkisi çok büyük olmuştur. Vesikanın 16. Maddesinde bu hususu net bir şekilde görürüz: “Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın ve onlara muarız olanlarla yardımlaşmaksızın yardım ve muzaheretimize hak kazanacaklardır.”

Binaenaleyh pek tabii kusursuz bir adalet sağlama ancak ve ancak Allah’ın Resulü ( )’nün eliyle yazılmış bir anayasayla sağlanabilirdi.

        2-) İlk Sosyal Sigorta

Yeni oluşturulan sosyal yapı vesilesiyle müminler ve gayrimüslim kabileler kendi içlerinde birbirlerine destek olacak ve maddi açıdan yardımlaşacaklardır. Bu durum yeni oluşan toplum yapısında karşılıklı güven ve yardımlaşmayla bireylere mali bir güvence vermektedir.

        3-) Suç Şahsa Aittir

Medine vesikasında sık sık suçun, failini doğrudan bağladığına vurgu yapılmıştır.  Nitekim 36.  Madde de, “Bir yaralamanın intikamını alma yasak edilmeyecektir. Muhakkak ki bir kimse bir adam öldürecek olursa neticede kendisini ve aile efradını mesuliyet altına sokar. Aksi halde haksızlık olacaktır. Allah bu yazıya en iyi şekilde riayet edenlerle beraberdir” denilmektedir.  Bu prensip, “Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez”  ayetinin hükmü ile de paralellik arz etmektedir. Bu ve benzeri maddeler açıkça suçun şahsiliği prensibini ortaya koyar.

        4-)Din Özgürlüğü

Vesikanın 25. Maddesine göre Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir. Bu maddeyle din özgürlüğü dile getirilmiştir. Bu madde İslam’ın hoşgörüsünü ortaya koyarken birlikte yaşama hukukunun da temellerini atmaktadır.

         5-) Takva:

Vesikanın birçok maddesi takvaya vurgu yapmıştır. Allah korkusunun toplum hayatındaki yerine işaret etmiştir. 20. maddede, “Takva sahibi müminler, en iyi ve en doğru yol üzerinde bulunurlar” denilmiş adeta takva yasanın en temel maddesi olarak kabul edilmiştir. Yine 13. maddede şöyle geçmektedir: “Takva sahibi müminler, kendi evlatları bile olsa suçlulara karşı olacaklar ve suçluları asla korumayacaklardır.” Bu ifadeler takvanın, adalet duygusunun temeli olduğunun en açık delilidir. Yani takva devletin anayasasının büyük bir parçasını belki de bel kemiğini oluşturmuştur.

        6-) Vatandaşlık

Vesika, “Ümmet” veya “Müslüman Vatandaşlığı” mefhumunu öne çıkarmış, din, dil, ırk ve renk farkı gözetmeksizin bu belgeye imza atan herkesi eşit statüde kabul etmiştir. Adalet ve birlikte yaşama hukukunu öne çıkaran Medine Vesikası pek tabii söz konusu vatandaşlık ve insan haklarının teslim edilmesi hususu olduğunda çok hassas ve kesin hükümler barındırır. Vesikaya binaen vesikaya katılan herkes İslam Devletinin vatandaşı olacak ve hakları korunacaktır. Bu o dönemde kolay kolay rastlanabilecek bir şey değilken günümüz modern hukuku hala böyle muazzam bir maddenin hakkını verememektedir.

       Sıraladığımız bu temel başlıkların her birinde özellikle öne çıkan şey; birlikte yaşam hukukuna muhtaç sentez bir toplumun İslam tarafından yönetilmesi halinde kusursuzca kişi ve kurumlara hakları teslim edilerek adaletin sağlanabileceğidir. Medine Vesikası çağlara ışık tutabilecek nitelikte evrensel bir hukuk beyannamesidir. Doğru uygulanabilmesi halinde sentez bir toplumu tüm beşeri kurallardan çok daha üstün bir adaletle yönetmeye muktedirdir. Efendimiz ( ) ortaya koyduğu bu anayasayla biz ümmetine İslam’ın hoşgörü ölçülerini öğretirken aynı zamanda bizlere bu hususta adalet ve güçlü bir otoriter sistemin gerekliliğini aşılamaktadır. Dünyanın belki de ilk evrensel nitelikli sentez toplum anayasası olan Medine Vesikasından çıkaracağımız adalet çizgilerine ve bu çizgilerin önümüze ışık tutmasına bugün muhtaç olduğumuz, Allah Resulü ( )’nün adaletine duyduğumuz özlemle sabittir. Bu benzersiz hukuk beyannamesinden hakkıyla istifade edebilmemiz temennisiyle…

 

 

 

 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder