İSLAM’A KAVUŞMA – 5

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

İSLAM’A KAVUŞMA – 5

 

 

“Sen ne plan yaparsan yap, hayatın başka bir planı var seninle ilgili…”

 

Vedat Özdemiroğlu

 

Müjde

     Namaz ile ilgili annemle konuşurken annemin aklına gelen ilk şey, benim batıl bir dine gireceğim düşüncesi oldu. Büyük bir endişe içerisindeydi. “Benim evladım yanlış bir şey yapar mı acaba?” düşüncesi, her annenin çocuğu için telaş ettiği şeydir. Aslında çok normal bir tepki! Yavrusunu korumak her annenin en temel refleksi, birinin başına bir sıkıntı, bir felaket gelmesin, yavrum yanlış yollara düşmesin ister. Benim namaz kılma isteğimi anlamamıştı. Bunun sebebi de namazın ne olduğunu bilmemesinden kaynaklanıyordu. Namazın yanlış bir şey olduğu zannıyla benim namaz kılma isteğime tepki gösterdi. İşin kötüsü talebime verdiği cevap olumsuzdu.

 

 İslam’la ve namazla olan bilgimin yetersizliğinden namaz kılma isteğimi savunamadım. Yeterli cevaplar veremedim. Ne yazık ki, annemi ikna edemedim. Bu duruma çok üzülmüştüm. Ne yapacağımı da bilemiyordum. Bilgim eksik olsa da İslam’ın kurallarını yaşamak istiyordum. İslam’ı yaşama arzumla, annemin olmaz tepkisi arasında bocalamaya başlamıştım. Çünkü namazın, Allah’ın Müslümanlardan istediği en önemli ibadetlerden olduğunu duymuştum. Bu emri de yerine getirmeyi çok ama çok arzu ediyordum. 

 

 Namaz kılmanın farz olduğunu bildiğim halde kılamıyordum. Bu durum ne kadar ağır geldi biliyor musunuz. Huzursuzdum. Canım sıkılıyordu. Namaz kılmayı çok istiyordum. Uzun süre düşündüm. Sonunda yeni öğrenmeye başladığım dinin ibadetlerini yerine getirecektim. Pes etmemeye karar verdim. Teslim olmayacaktım.

 

  Biraz daha dayanmam gerektiğini anladım. Bilgi olarak kendimi yeterli hale getirecektim. En azından onların sorularına ve itirazlarına verecek cevaplarım olmalıydı. Yaz tatilinde eve gidip, annem ve babamla yüz yüze konuşarak tekrar konuyu açmaya karar vermiştim.

 

 Zaman hızla akıp gidiyordu. Göz açıp kapama arasında koca bir yıl geçti. Dersler bitti ve ben trenle eve gidiyorum. Ne ile karşılaşacağımı, isteğimin nasıl karşılanacağını bilmiyorum. Ama İslam hakkında çok fazla bilgimin olmaması benim için hala dezavantajdı, korkuyordum. Anne babam ya bilemediğim bir şey sorarsa ben de cevap veremezsem, ya da heyecandan yanlış bir cümle kurarsam diye endişeliydim.  Allah’tan ümit kesilmez.

 

   Büyüklerimizin çocukları ile ilgili korku, endişe ve meraklarını çok iyi anlıyorum. Haklılar da. Çünkü kendim gençlerin arasında olduğum için, onların nasıl değiştiklerini görüyorum. Köyden şehre üniversite okumaya giden çoğu gencin nasıl değiştiğini, evlerine ailesinden farklılaşmış olarak döndüklerini fark ediyordum. Eve farklı bir genç olarak dönebiliyorlardı. Kimisi evdeki kuralları çiğner, kimisi anne babanın nasihatlerini unutur, kimisi anne babasının okul için gönderdiği parayı boşa harcar, kötü yola düşer ve kötü alışkanlıklar edinir. Bu yüzden anne babaların endişelerini anlıyorum. Tabi ki de herkes böyle değil. Kimileri de doğru yolu ister ve önceki hayatındaki yanlışları düzeltmeye çalışır. Allah Enfal suresi, 29. ayetinde: "Ey iman edenler, Allah'tan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir." der. Ben de yeni öğrenmeye başladığım İslam’ın kurallarına uygun yaşamak istiyordum. Allah’tan af ve mağfiret dilerim, inşallah. Bu duygularla köyüme geldim.

 

   İnsan, ister istemez yer ve mekan değiştirirken, içerisinde bulunduğu ortamın etkisiyle değişir. Nasıl değişir? Hem yaşayış, hem fikir, hem dış görünüş olarak. Kendisine ait bir özeli ve stili olmaya başlar. Çünkü yeni katıldığı ortam, farklı yerlerden gelen öğrencilerden oluşmaktadır. Dolayısıyla farklı ilçelerden gelen öğrencilerle yaşamaya başlamak, onlarla takılmak herkesi belli bir miktarda etkiler. Sen onlardan, onlar senden küçük, büyük bir şeyler öğreniyorsun. Konuşmadaki lehçeler ve şiveler dahil. İnsanın kendisi bunu fark etmese de etrafındaki yakınları, çevresindeki arkadaşları bunun farkına varırlar.

 

  Ben de az miktarda olsa değişiyordum. Artık önceki gibi eğlencelere dönmeyi düşünmüyordum. Kendime yeni ve farklı bir arkadaş grubu oluşturmaya başlamıştım. Onlardan daha önceleri duymadığım ve bilmediğim yeni düşünceler ve az da olsa yeni dini bilgiler ediniyordum. Ancak öğrendiklerimi hemen yaşamak istiyordum. Daha önceki yaşamış olduğum hayat tarzından farklı bir yaşam şeklini seçmiştim. Fakat eski arkadaşlarımla irtibatımı da kesmemiştim. Çünkü onları da seviyordum. Çok iyilerdi. Onların da doğru yolu seçmelerini isterdim. Bazen elimden geleni kadar anlatıyordum. Lakin hep yarım kalıyordu. Üzülmüyorum, çünkü Kuran’da Allah buyuruyor ki: "Erkek olsun kadın olsun, bir Mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl, 97)

 

   Evde iken fırsat bulunca anne babamla tekrar namaz konusunu açtım. Anlatmaya çabaladım. Maalesef aynı olumsuz cevabı aldım. Bana her konuda destek veren anne babam bu isteğime izin vermedi. Belki İslam’ı iyi bilselerdi olumlu cevap verirlerdi. Onu bir Allah bilir. Ama şimdi ne yapacağım bilmiyordum. Baktım ki anlatmakla olmuyor, "A" planı başarısızla sonuçlandı. Artık "B" planına geçme zamanı geldi. Yani, hareketle, davranışla, örnekle İslam’ı anlatma, gösterme, sevdirme planıydı. Aslında, evdekiler bende bir değişim olduğunun farkındalar. Çünkü tatil zamanı ve çoğu öğrenciler evlerine dönüyorlar. Evlerinde dinlenmekte olan arkadaşlarım beni partiye çağırınca gitmediğimi gören babam şaşkın bir durumdaydı. Önceden evde durmayan kızları bu sefer hep evde kalıyordu. Sonra, anneme mutfakta yardım etmeye başladım. Bulaşıkları yıkıyorum. Yemek hazırlamada ona yardım ediyorum. Evet, genel olarak kızın annesine yardım etmesi normal. Ama önceden hiç bu tip yardımlar yapmadığım için annem şok vaziyette.

 

   Ay Allah’ım çok komik anlar var bu yemek ile ilgili. Bir keresinde annem bahçeden maydanoz ve dere otu getirmem için gönderdi. Ben de bahçede düşünüyorum "nerede maydanozlar, hangisi dere otu" diye. Neticede bir avuç ot getirdim. Annem bir güldü bir güldü. Gördü ki durum vahim. Elimden tuttu ve bahçeye doğru beni götürdü. "Kızım, yemek için kullanılan otlar bunlardır." diye maydanoz ve dere otunu gösterdi. Daha mutfakta neler neler yaşadım, arkadaşlar, bir bilseniz. Mutfakta benim için unutulmaz pek çok komik anılarım oldu. Bu arada ablam benim gibi değil. Mutfak onun ikinci vatanıdır. Zaten babamın bana kıyamadığından: "o küçüktür daha, yaptırtmayın!" sözünden başladı her şey. Hala öyle. Değişmedi. Babam şimdi bile küçük gibi davranıyor. Her neyse. Tatil bitti. Okullar başlayacak ve ben Almatı’ya dönmeliyim. Anne babamı namaz konusunda ikna edemediğim için üzüldüm. Fakat onların kalbini kazandığıma mutluydum. Sonrası kolay olur ve erken veya geç benim bu tercihimi kabullenirler inşallah düşüncesiyle Almatı’ya döndüm.

 

   İkinci sınıftayım. Artık acemi değildim, biliyorum nereye nasıl gidilir. Yeni gelenleri görüyorum, davranışlarından, tiplerinden yeni geldikleri belli oluyordu. Düşünüyorum… Ben de mi öyle şaşkın şaşkın hareketler yaptım diye. Yapmışımdır kesin.

 

  Geldiğimde hemen yurt konusunu halletmem lazımdı. Çünkü geçen sene annem gelip rüşvetle halletmişti. Bu sene yine rüşvetle oluyor bu iş. Mecburi verecektim, başka çarem yok. Bu arada rüşvet vermemek için bayağı uğraştım. Sonuna kadar direndim. Ama son yer kalınca riske atamadım ve istediklerini vermek zorunda kaldım. Bu kötü bir durum, biliyorum. Ancak ardından gelen iyi bir haber her üzüntüyü kapatıyor. Şimdi size şaşılacak bir haber vereceğim.

 

   Allah’ın planı en güzel bir plandır, arkadaşlar. Dedim ya en son yer diye. Allah benim için en hayırlı ve en güzel oda arkadaşlarımı önceden hazırlamış. Aigerim’i unutmadıysanız, -geçen sayıda bahsetmiştim- o benim artık oda arkadaşım. Bundan sonra o benim İslam’ı tanımama vesile olduğu için can kardeşimdir. Nisâ suresi, 85. ayetinde sanki benim Aigerim’i anlatıyor gibi… "Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur. " İnşallah Rabbim Aigerim kardeşimden razı olsun.

 

  Allah’ı hatırlatan arkadaşlarla kalmak benim için büyük bir müjdeydi. Şükürler olsun. Oda seçme hakkım yoktu. Çünkü benim yerimi Allah seçmişti. Beni oraya gönderen Allah idi. Onlara ihtiyacım vardı. Mutluydum. Çünkü odadaki kızların çoğu namaz kılanlardandı. Önceden kendi aralarında anlaşarak yerleşmişler. Benim ki ise rastgele oldu. Benim o odaya yerleşmemde hiçbir dahilim yoktu.

 

   Aigerim ile aynı odada yaşayınca tekrar aynı heyecanı yaşıyordum. Bu sefer namaz kılma kararımı verdim. İnşallah. Anne babam izin vermeseler de artık yapacak bir şey yok. Namazımı düzene koyayım sonra onları haberdar ederim. Onlar için önemli olanı batıl dinde olmamamdı. Bu yaz tatilinde eve gittiğimde anne babamın gözünde bayağı otorite kazandım.

 

   İlk namazıma yarın sabah namazında başlayacaktım. Gece boyunca uyuyamadım. Bir sağ tarafa bir sol tarafa dönüyorum. Uykum gelmiyor. Vakit yaklaştıkça kalbim hızlı hızlı çarpıyor. Çünkü biliyordum. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna gideceğim. Çok az kaldı. Çok az. Oda sessiz. Herkes mışıl mışıl uyuyor. Bir ben uyumuyorum. Heyecanlıyım. Titriyorum. Endişeliyim. Aklıma her şey geliyor. Ya namazdayken unutursam her şeyi. Ya Allah okuduğumu beğenmezse ya ben fark etmeden yanlış söylersem. Ne olacak? Ne diyeceğim? Nasıl davranacağım? Hepsini düşünerek daha beter oluyordum. Ağır ağır nefes alıyordum. Çünkü çok önemliydi benim için. Bu anı çok bekledim, arkadaşlar, biliyor musunuz? Özlemle bekledim. Gözlerimden damlayan yaş bile anlatamaz bu duyguyu. Umutsuzca beklemekteyim. Nihayet Allah’a kavuşacağım, konuşacağım, derdimi anlatacağım, özür dileceğim.

 

  Bu arada ezanı duymuyoruz. Zaten önceden de duymamıştım. Alışkınız. Ezan yerine oda arkadaşımın telefonundaki alarmı çaldı. Nerdeyse kalbim patlayacak gibi. İnanamıyorum. Gittikçe vakit yaklaşıyordu. Oda olarak topluca yıkanma odasında abdest almaya gidiyoruz. Çünkü tuvalet ve lavabo ortak. Yani her odaya has banyo olmayıp, her katta bir tane ortak yıkanma amaçlı ayrı bir oda var. Ortak dediğim genel olarak ortak. Demek istediğim, erkekler ve kızlar beraber aynı mekanda kollarını yüzlerini yıkıyorlar. Aigerim kapalı, ama tek olduğu için sıkıntı yok. Abdest konusunda biraz zorluk çekiyordu. Ama tabi bu zorluklara karşılık olarak Allah mükafatını verecektir. İnşallah. Normalde erkekler kalkmadan önce gitmeye çalışıyor. Bazen o abdest alırken biz kapıda bekçilik yapıyoruz. Erkek çocuğu gördüğümüzde ona söylüyoruz, hızlanıyor ve çıkıyoruz.

 

   Abdest alırken, öğrendiğim her detayları karıştırmayayım diye çok yavaş ve dikkatli yapıyordum. Ama güzel bir his oluyordu. Sanki banyo yapmışım gibi geliyordu. Abdestten sonra bir ferahlık, rahatlık, tazelik ve serinlik vardı. Şimdi o kadar değil galiba. Belki de ilk defa yaptığım için ya da etkilendiğimden olsa gerek. Odaya doğru gidiyoruz. Ayaklarımı zor tutuyorum. Kendiliğinden gidiyor nereye gidiyorsa. Biraz arkadaşlarla konuşarak kendimi oyalamazsam bayılacak gibiydim. Aigerim bana çok heyecanlanmama gerek olmadığını, farz namazı cemaatle kılacağımızı söyledi. Her şey güzel olacak diye sakinleştirdi. Namaz kıyafetimi kızlardan aldım. Kimisi etek, kimisi başörtü verdi. Öylece örtündüm.  Önce sabah namazının sünnetini kılacağımız için herkes tek tek namaz kılmaya başladı. Ben de bismillah diye başladım. Allahu Akbar. Ellerimi sımsıkı tutuyorum. Gerçeği söylersem namazda iken heyecandan her şeyi karıştırmıştım. Fatiha’nın nasıl başlanacağı aklıma gelmiyor. Unuttuğum için Allah’tan özür diliyordum. Utanıyorum da. Hatta Aigerim dün namazda okunacak sure ve duaları benden dinlemişti. Namazda ne oluyorsa artık. Derin bir nefes aldım ve kendi kendime "sakin" diyerek sureleri yavaş yavaş okumaya başladım. Başlangıç çok iyi olmasa da şimdilik iyi gidiyorum. Rükûya vardım. Her şeyin yaratıcısı, çok güçlü olan Yüce Allah’a boynumu eğiyordum. "Geldim huzuruna buyur Allah’ım" diyerek başımı eğiyordum. Kalkınca secdeye gitmek varmış. Alnını yere koyunca, secde edince, Allah’a teslim olunca, her şeyin farkına varınca, çok geç kaldığımı bilince çok ağladım. Ben neredeydim ki sana inanan müminler secde ederken. Şimdiye kadar huzuruna gelmediğim için nasıl utanıyorum. Muhteşem bir his idi. Çok ilginç. Secdeye iki kere varıyoruz ya. İlkinden kalkamıyordum. Secde. Canım secde, bu anı çok bekledim. Belki kendim fark etmesem de bile bedenen ruhen özledim. Ne kadar zaman geçse de her şey hala dün olmuş gibi gözlerimin önünde. İlk secdeden baş kaldırınca ardından hemen ikinci secdeye vardım. Tekrar o huzuru, mutluluğu yaşıyordum.

 

   Sünnet böyle lezzetli ise farzı hiç düşünemiyorum. Muhteşemdir. Ağlaya ağlaya sünneti bitirdim. Cemaat oluşturduk. Ayaklarımız, omuzlarımız birbirine yapışık. Aigerim sesli Kur’an okumaya başlayınca başladım tekrar ağlamaya. Kendimi durduramıyorum. Başladı herkes ağlamaya. Mutluluk ağlaması idi. Namaz bitince herkes bana sımsıkı sarıldı, tebrik etti ve Allah kabul eylesin diye elimi sıktılar. Hem gülüşüyoruz hem ağlıyoruz, değişik bir şey. O sabah benim en güzel sabahım oldu. Artık beş vakit namaz kılanların arasındayım. Allah’a çok şükür. Elhamdülillah.  

 

   Yurtta abdest aldığımız ve namaz kıldığımız için neler çektik? Başörtüsünü çıkarmadığı için yurttan atılan kızlar ve yurtta kalabilmek için başörtüsünü çıkarmak zorunda kalan arkadaşlar hakkında neler olduğunu bir sonraki sayıda yazacağız inşallah.

 

                                                                                 Devamı bir sonraki sayımızda… Selametle kalın.

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder