İSLAM’A KAVUŞMA - 4

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

İSLAM’A KAVUŞMA - 4

 

 

Dünyanın en tatlı kelimesi "kelime-i şehadettir". Bu kelimeyi söylemek herkese nasip olmuyor. Nasip olup da söylediyseniz kıymetini bilin ve söylediğiniz kelime üzerine yaşayın. Çünkü şehadet getirerek ölmek vardır.

"Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu "

"Şahitlik ederim ki Allah birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir"

                                                         

Allah’a teslimiyet vakti geldi

 

 

   Almaty. Sonbahar mevsimi. Üniversite, dersler ve ben; hayat bana güzel. Arkadaş ortamım çok iyi. Her şeyden memnunum. Fakat bir şey eksik. Bilmiyorum ne. Ne kadar mutlu olsam da bir şey eksik…

 

   Günlerden bir gün üniversitede kaldığım yurda giderken, yolda kapalı bir kız gördüm. Gözlerime çok değişik geldi. Hayatımda ilk defa kapalı birisini görüyorum. Ya da ilk defa fark ediyorum. Baktım ki bizim yurtta kalıyormuş. Çok merak ettim neydi onun giydiği. Sormak istedim, ama bir taraftan da ne tepki verecek diye korkuyorum. Sonunda cesaret ederek yanına koşarak yetiştim: "Afedersin, size bir şey sorabilir miyim?" dedim. Bana gülümseyerek tabi ki sorabilirsin diyerek olumlu cevap vermesi beni rahatlattı. Korkularım gitti. 

 

   Öncelikle ismini öğrendim. Adı Aigerim idi. (Ay Kerim manasında) Sonra onun Kazak olup olmadığını sordum. Kazak kızı olduğunu öğrenince neden bize benzemeyen kıyafet giydiğini öğrenmek istedim. Baktı ki sorularım çok ve yolda cevaplamak yetersiz olur derken yurdumuza yaklaştık. (Üniversite ve yurt arası mesafesi çok yakın. Yaya olarak 5-10 dakika) Daha net, açık ve geniş olarak bilgi almam için sohbet edelim, birbirimizi daha da yakın tanıyalım diye odasına çay içmeye çağırdı. Yurtta tek kapalı kız olarak sadece Aigerim vardı.

 

    Odasına girdik. Kapıda, dolapta, aynada bir şeyler yazılıydı. Arapça dilinde sanırım. Anlamış değildim. Her neyse, çay koydu oturduk biraz sohbet ettik, tanıştık. Ben Doğu Kazakistan’dan olduğumu söyledim. Aigerim, Güney Kazakistan’dan. Güney Kazakistan, Özbekistan – Türkmenistan – Kırgızistan sınırlarına yakın olduğu için Doğu Kazakistan kültürüne ters idi. Onlarda ayıp denilen bir şey bizde normal olarak görülüyordu. Doğu Kazakistan’da Rus kültürünün etkisi daha fazladır. Bizim bölgedeki gelinler çok rahattılar. Güneyde bir gelin herkesten önce kalkar ve en son yatar. Çok kibarlar, her sabah eğilerek kaynana ve babaya selam verir, onlar kalkıncaya kadar sofra hazırlar, çay verir, yemek pişirir, bulaşıkları ve çamaşırları elde yıkar, evi temizler, avluyu süpürür, bahçede meyve sebzeleri sular, akşam inek sağar, çoluk çocuk diyerek gün biter, ertesi gün de aynı şekilde tamamlanır. Öyle vakit geçer. Bize gelince, doğuda gelin olmak öğlene kadar uyumak, hazır sofra ve naz yapmak demek. Çok kıymetlidir gelinler, hele bir çocuk doğarsa evin kraliçesidir. Benim için ilginç olan şey, güneyde gelin eşinin kardeşlerine isim takarlarmış mutlaka. Karagözlüm ya da nazlım gibi çeşitli sevimli lakaplar takarlarmış. Bununla birlikte ilginç olan, yerde oturarak yemek yenmesi, büyükler yastığa yaslanarak çay içiyorlarmış. İki bölge arasında böyle değişiklikleri sayarsak çoktur.

 

   Öyle sohbet arası konumuz ana konuya geldi. İlk olarak yolda sorduğum soruya cevap vereyim dedi ve bana önündeki Kur’an’ı açarak Nur ve Ahzab sürelerinden birer ayet okudu. Ahzab Suresi 59. ayet mealinde: "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."

Nur Suresi 31. ayetinin mealinde belirtildiği gibi: ‘’Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsi güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.)

 

   Kur’an’ın ne olduğunu bilmesem de hakkında bir bilgim olmasa da okuduğu ayetler bana çok mantıklı geldi. Sözleri hoşuma gitti. Sonra Allah’ı anlattı, Kur’an hakkında bilgiler verdi. Peygamber Efendimizi tanıttı. İnsanın yaratılış ve dünyaya geliş amacını anlattı. Lisede okurken aklıma gelen, kafamda olan tüm soruların cevaplarını şimdi aldım. Aigerim, sorduğum soruların hepsini önünde açık olan kitaptan, yani Kur’an’dan tek tek ayetler okuyarak cevapladı. Sorularıma oradan açık açık yanıtlar alınca şaşırıyordum. Bunların hepsi varmış. Ahiret ve hesap varmış. Öldükten sonra nelerin olacağını ve nasıl olacağını Allah belirtmiş. Benim haberim yok. Subhanallah.

 

   Ayrıca başörtü takmadan önce yapılması gereken farzları söyledi. Az çok bilgi verdikten sonra önemli olan konulara değindi. Hayatımda ilk defa "şehadet" kelimesini duydum, manasını öğretti, gayesini anlattı. Müslümanların şehadet kelimesini farkında olmadan söylemesi ya da ne söylediğini bilmeden söylemesi yeterli değilmiş. Bu kelimeyi söylemek için iman etmek lazım. Çünkü sen Yüce Allah ile sözleşme yapıyorsun. Diyorsun ki: “Evet Ya Rabbim. Senin tüm emirlerine ve yasaklarına uyar ve gönderdiğin Peygambere itaat ederim.” Otorite olarak tek Allah’ı kabul ederim demek. Dünyanın en güzel kelimesi şehadeti getirirken ne söylediğini idrak etmek gerekir. Mübarek ve yüce olan kelimeyi söyledim. "Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluh ". "Şahitlik ederim ki ilah birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve peygamberidir". Hiç tereddüt etmeden Allah’a teslim oldum. Nasıl ağlıyorum hüngür hüngür. Arkadaşım Aigerim de ağlıyor. Çok güzel bir his. Kalbimde rahatlık, ruhumda ise ferahlık var. Nefessiz bir ortamda yeniden nefes almak gibi. Anlatılmaz yaşanır denir ya öyle. Hani demiştim başta: "Çok mutluyum, hayat bana güzel ama bir şey eksik." diye. İşte şimdi anladım neyin eksik olduğunu. Şehadet eksikmiş. Kalbin ihtiyacı, ruhun ihtiyacını gidermek varmış. Çok ama çok mutluyum çünkü o gün arkadaşımın odasından çıkarken şehadet getirerek çıktım. Alhamdulillah. Aigerim o gün bana direk kapan demedi. Çünkü benim önce Allah’ı yakından tanımamı istedi. O arkadaşımdan Allah razı olsun. Bana İslam’ı sevdirdi. Aslında benim çok çok şükretmem lazım. Çünkü Allah benim karşıma hep iyi insanlar çıkarıyor. Güzel müminlerle karşılaştırıyor. Ne kadar şükretsem de yetersiz. Bugüne kadar tanıdığım tüm hocalarım, abla – abi ve arkadaşlarım altındır. Hepsini çok seviyorum. Kiminle tanışsam iyi birisi çıkıyor. Alhamdulillah.  Aigerim iyi bir Müslüman kız. Onu seviyorum.

 

   Aigerim’in yanından ayrılırken bir şey söyledi. Daha doğrusu bir şey yapmamı tavsiye etti. Yapılması gereken şeylerden birisi olan gusül almamı önerdi. Sizin şaşıracağınız şey olabilir. Lakin Kazakistan’da gusül almayı bilmezler. Yanlış anlamayın, yıkanıyorlar ve banyo yaparak vücut temizliği yapıyorlar. Fakat gusül alma amacını bilmezler.

  

    Şehadet getirdiğim günden beri uçuyordum. Artık ben Müslümanım derken başka anlamda diyordum. Yani önceki ezberlenmiş Müslümanım manasında değil. Manasını, anlamını, kıymetini ve değerini bilen birisi olarak Müslümanım diyordum.

 

   Zamanla Aigerim’in odasına uğrar ve yeni bilgiler edinirdim. Her gittiğimde ruhani şarj oluyordum. Bu arada farz konularına geçtik. Bana namaz, oruç, zekat ve hacc hakkında bilgiler aktardı. Namaz kılmamı ve gerekli olan sure, duaları ezberlememi önerdi. Ben aileme haber vermem gerektiğini söyledim. Odama gittim ve annemi aradım. Hal hatır sorduktan sonra namaz konusuna girdim ve namaza başlamak istediğimi söyledim ve cevap olarak olumlu mu olumsuz mu, ne yanıt aldım? Onu derginin bir sonraki sayısında göreceğiz inşallah… Allah’a emanet olun!

 

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder