İSLAM’A KAVUŞMA -3

İSLAM’A KAVUŞMA -3

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

                                      İSLAM’A KAVUŞMA -3

 

Hayatın en temel, en önemli, en tatlı ve en çılgın çağı gençliktir.

Hata yapıp hiç umursamayandır gençlik.

Çabuk sinirlenip kısa zaman sonra hiçbir şey olmamış gibi davranandır gençlik.

Gündüzleri uykuyla, geceleri sanal meşguliyetlerle geçirendir gençlik.

Say say say. Bitmez bu gençliğin ve gençlerin hikayesi.

Öyleyse bu sayıdaki yazım gençlik ve benim “Teenager” (ergenlik) hayatım hakkında olacaktır.

 

 

 

 

Gençlik ve bağımsız hayat

 

 

   Yazıma Aşık Veysel’in "Gün be gün artıyor türlü meşakkat." Sözüyle başlamak istiyorum… Üniversitedeki öğrencilik dönemim çok dolu bir şekilde geçiyordu. Büyük büyük üniversite amfileri, sınıflarda profesörlerle verimli ve verimsiz geçen dersler, kantinde coşkun ve samimi sohbetler. Ödevler, yarışmalar, yazışmalar, koşturmalar. Üniversite ile birlikte iş hayatım da vardı. İş hayatım konusuna girmeden önce bizim Kazak gençlerinden biraz bahsetmeliyim.

 

   Kazakistan’daki gençler hakkında genel bilgiler vermek istiyorum. Kendilerini bağımsız olarak niteleyen gençler, her şeyde her konuda serbest olduklarına inanırlar. Bireysel kararlar vermektedirler. Sorunlu ama sorumsuz bir hayat yaşamaktadırlar.

 

    Aile yuvasından ayrılan genç, yani lisans eğitimi almaya başladığı andan itibaren artık kendi hayatını kendi kurmaya çalışmaktadır. "Teenager" yani ergenlik dönemi çok zor bir dönemdir. Bu yaştaki genç ne çocuktur ne de yetişkindir. Ergenlik dönemi, bu ikisinin arasında yaşayan gençler için kullanılan bir kavramdır. Yanı sıra bu dönem gencin, neyin doğru olup olmadığını tam bilemediği bir dönemdir. Henüz iyi ve kötü olanı ayırt edemediği ve yeterli olarak kavrayamadığı bir zamandır. Tabi bu dönemde gencin yaptığı hatalar ve yanlışlar gelecek yıllarda gence iyi bir ders olur. Gençliğini aktif halde ve faydalı bir şekilde geçirmesi ona hayat tecrübesi kazandırır. Ayrıca bu dönem en çekici ve eğlence dolu bir dönemdir. Kimileri için taklit dönemidir.

 

    Bizim Kazakistan gençlerine gelirsek Batı kültürünü taklit ederek büyümektedirler. Sürekli Batı kültürünü aşılamaya çalışan modern iletişim araçları, televizyonlarda Kazakistan’ın geleneksel yaşayış şekline uymayan propaganda içeren yayınlar gençlerimizi etkilemektedir. Yoğun bir şekilde yapılan bu yayınlarla gençlerimiz, ister istemez Batılıların hayatına özenmektedirler. Medyada, moda dergilerinde cinselliği, müstehcenliği ve çıplaklığı gören gençlerimiz, gördükleri Batı hayat tarzının etkisi ile kendileri için de aynısını yaşamaya ve aynı şekilde yemeye, içmeye, giyinmeye ve aynı tür davranmaya başlamaktadırlar.

 

   Gençlerin bu seçtikleri, maalesef İslam’a göre negatif bir değişim ortaya koymaktadır. Villayı kiralayıp parti yapmaları, gece kulüplerinde zaman geçirmeleri, seçilen Batılı kıyafet tercihleri, konuşma tarzları, birbirlerine hitap edişleri ve davranışları genel olarak alırsak modern, çağdaş hayat tarzları aynı batının tarif ettiği gibi yaşamak anlamına geliyordu.

 

   Kazakistan’daki gençleri aynı Batılılar gibi yaşamaya iten sebeplerin başında, yıllardır Kazakistan’da hakim olan ve Kazakların dini ve yerli kimliklerini yok edip onları kimliksiz bırakan komünist ideolojinin tesiri oldukça fazladır. Komünist rejim, Kazakların İslami değerlerini yok etmiştir. Tüm Kazak örf ve adetlerini ortadan kaldırmıştır. Rus kültürünü hakim kılmıştır. Komünizmin yıkılışından sonra ise Batılı kültürlere karşı kendisini koruyacak bilgi birikimi ve İslami hayat tarzını gösterecek model insanlar ve araçlar yoktu. Bu sebepten dolayı gençlerimiz Batılı hayat şeklini benimsemişlerdir. Kendilerine önderlik edecek kimseler bulamadığı için maalesef yapılan propagandaların etkisiyle Batılı hayat tarzını yaşamaya başlamışlardır.

 

    Kazakistan’daki bir genç ailesinden ayrıldığı andan itibaren ana-babasından bağımsızlaşabilmeli, kendi hayatını düzgün yaşamalı, artık disiplinli olmalı ve sorumluğa ciddi bakmalı. Bu dönemde kendi kimliğini, şahsiyetini belirlemeye çalışan ve ortaya koyan gencin kendisidir. Her “Teenager” dediğimiz ergen birey bu zor dönemden geçer, yani ergenliği yaşar. Bu dönemde her genç gibi, Kazak genci de kendini dünyanın merkezinde görmek ister ve buna göre davranır. Tabi ki gençlik dönemi ülkeden ülkeye, kişiden kişiye, kültürden kültüre, toplumdan topluma, devirden devire farklı özellikler gösterir.

 

    Kazakistan’daki öğrencilerin okul hayatı ile iş hayatını beraber sürdürmesinin nedeni, devlet tarafından desteğin yetersiz olmasıdır, hatta hiç olmamasıdır. Kurumlar yardımda bulunmazlar. Çünkü burs veren kurumlar bulunmamaktadır. Ayrıca devletten ekstra burs alma imkanı yoktur.

 

    Türkiye’de öğrenci olmak "Hayat sana güzel." demektir. Buradaki öğrencilere yönelik başta devlet olmak üzere çeşitli kurumlar, vakıflar ve dernekler yardım etmektedirler. Öğrencilere ekonomik destekler verilmektedir. Farklı burs programları vardır. Gençlere dair faydalı, eğitici ve geliştirici çalışmalar da yapılmaktadır.

 

   Kazakistan gençlerinin erken yaşta aileden kopma ve bağımsızlaşma, kendi kararını verip kendi seçimini yapma, ilgi ve yeteneklerini keşfetme, meslek ve iş seçme konusu Türk halkı için değişik gelebilir. Haklısınız da. Fakat örflerin geleneklerin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Bunlar üzerine konuşurken ülkelerimizin durumunu da gözetleyerek değerlendirdiğimizde konunun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Genel olarak yazdığım yazılara bir Türk olarak ya da Müslüman gözüyle bakmaya çalışırsanız hep "Bu ne ya!" dersiniz. Kafanızda olumsuz bir algı oluşur. Bu yüzden tarafsız bir şekilde anlamaya çalışmanızı tavsiye ediyorum. Yoksa ben de İslam’a uygun olan yaşama tarzını anlatmak isterdim. Ne yazık ki gerçekler acı olur. Ama sonuçlar tatlı olur. Tatlı kısmına geleceğiz inşallah. Önce turşulardan bahsedeyim. Nerde kalmıştık? Gençlik.

 

    Dediğim gibi gençler özgür olmayı, rahat davranmayı ve kimselere hesap vermeden bağımsız yaşamayı severler.

 

    Bana gelecek olursak; Ben de bu gençler gibi anne babamın kucağından ayrılınca artık bütün sorumlukları kendim üstlenmek ve problemleri kendim çözmek (ciddi problemler hariç) zorundaydım. “Teenager” dönemim geçen sayıda bahsettiğim gibi üniversitede geçti. Öğrencilikle birlikte iş hayatını sürdürüyordum. Yanlış anlamayın. Bir iş yerinde çalışmak zorunda değiliz. Bu çocuğun kendisiyle alakalı. Çalışmak istemiyorsa ailesi zorlamaz, aksine çalışmak isterlerse de engel olmazlar. Yani aile tarafından maddi, ekonomik destekler gelir. Fakat burada yazının başından beri anlatmak istediğim konu, gençlerin kendisini böyle konumlandırmalarıdır. Kendilerini bağımsız hissetmek isteklerinden kaynaklanıyor. Ben demiyorum Kazakistan’da tüm gençler çalışır. Genel olarak üniversite öğrencilerinin ders ile birlikte iş hayatını yürüttüklerini anlatmaya çalışıyorum.

 

   Emek verip terleyerek para kazanmanın bambaşka bir şey olduğunu birinci sınıfta tattım. İlk çalıştığım iş garsonluktur. Üniversitem, yurdum ve iş yerim yan yanaydı. Bu üç yerin arası yaya olarak beş dakika. Garsonluk işinde “part time” çalıştım. Maaşımı günlük alıyordum. Patronum ilk maaşımı elime verdiğinde (Az bir miktar. Lirayla hesaplarsak 10 lira. Ama o zaman iyi bir miktardı. Yoksa şimdi o on liranın değeri yok.) çok mutluydum. Çünkü kendim kazanmıştım. İlk maaşımı yurttaki kızlara harcadım. Ekmek süt gibi yiyecekler aldım. Sonraki maaşımı biriktirdim ve kendime cep telefon aldım. Benim ilk cep telefonumdu. O kadar sevinmiştim ki hala markasını hatırlıyorum (Nokia N93i). Bir vakit sonra garsonluktan barmenliğe geçtim. Eh, bildiğiniz içkilerin arasındaydım. Kuran’da haram olarak sayılan maddelerdendi. O zamanlar haram helallerden haberim yoktu. İğrenç olabilir ama domuz etini yedim. Nasıl yediysem artık. Bilemiyorum. Ama bu haramların arasında sayılan içkiyi içmedim. Hatırlarsanız ilk yazımda babamın koyduğu şartlarından bahsetmiştim. Onların içinde içki, yani alkol tüketmek yasaktı. Ama arkadaşlarımın ısrarıyla azcık tadına baktım. Allah’tan beğenmedim. Sonra hiç yaklaşmadım.

 

   Bu benim durumum yani önceki hayatım için Subhanallah demek lazım. Eskiden ben neredeydim… Şimdi Allah beni nereye getirdi. Ya Rabbi  çok şükür. Elhamdülillah.

 

   Bir süre sonra patronla anlaşamadım ve barmenlik işinden ayrıldım. Çok vakit geçmeden promoter işine girdim. Meyve suyunun tanıtımını yapan şirketle iş birliği yaptım. Bu da uzun sürmedi. Ardından “merchandiser” olarak markette çalıştım. Ayrıca, kendime telefon aldıktan sonra anne babama da telefon almıştım. Onlar çok fazla sevinmişlerdi. Aileme çeşitli hediyeler alırdım. Mutlu olurlardı. Bu arada bu işten de ayrıldım. Sonrasında da “volunteer” işine girdim. Tabi maaş verilmiyorlardu bu işte. Çünkü Türkçe’de gönüllü demek. Biraz halka bedava hizmet edeyim dedim. Her ne ise. Çalıştığım her işten memnundum, benim için zevkliydi. Bununla birlikte iş hayatında öğrendiğim çok şeyler vardı. Bir sonraki söyleyeceğim iş size yakın gelecektir umarım. Hatta şaşırabilirsiniz. Hazırsanız yazıyorum. Dönercilik. Döner etini terbiye etmeyi, demire takmayı ve pişirme dahil hepsini öğrendim. Döner etinin tadı çok güzeldi. Uzun keskin bıçakla döneri kesip servis etmede usta idim. Şimdi yapamam galiba. O zamanlar bu işlerin hepsini nasıl becerebildim, kendim bile şu an hayret ediyorum. Bu iş yerinde oldukça kilo aldım. Diğer işler gibi bu işten de ayrıldım. Bu sefer bir ofiste iş buldum. Kartuş dolumu yapıyordum. Bildiğiniz toner dolduruyordum. Bu işi yaptığımda printer barabanına dikkat etmeliydim. Çünkü baraban çizilirse işe yaramaz olurdu. Bir süre sonra bu işten ayrılarak “office manager” oldum. Maalesef üniversitede son senem olduğu için bırakmaya mecbur idim. Çünkü okullarda pratik yapmaya gidiyorduk. Hepsini bir arada yetiştiremedim.

 

   Mezun olduktan sonra (2010) yine işe girdim. Bu sefer farklı işler değil, kendi alanımla ilgili bir iş. Kazakistan - Türkiye İşadamları Derneği (KATİAD)’nde haber bültenlerini tercüme ediyordum. Diğer işlere nazaran bu işim uzun sürdü. Neredeyse iki sene oldu. Ayrıca bu benim çalıştığım son iş yerimdi (2012). Çünkü sonrası Türkiye’ye gelişim olacak. Ve tabiî ki de Türkiye’de çalışmayacağım için KATİAD’ı son olarak söylüyorum. Çalışmayacağımın nedeni de ilimdir. Öyle böyle bir ilim değil. İslam ilmidir. En güzel, en kıymetli ve en değerli, en önemli ve en zevkli işi şimdi üniversitede yüksek lisans olarak yapmaktayım. Alhamdulillah.

 

   Buraya nasıl geldim? Niçin geldim? Amaç ne? Kim vesile? Ne oldu da hayatım değişti? Bütün bu soruların cevabını diğer sayılarda yazacağım. İnşallah.

 

 

 

                                 Devamı bir sonraki sayımızda… Görüşmek üzere

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder