İSLAM’A KAVUŞMA – 16

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

İSLAM’A KAVUŞMA – 16

 

Belki bütün dünya sana karşı gelse bu kadar zor gelmezdi ve canına batmazdı, ama aile diye çok sıcak bir şey var ki tüm dünyaya bedel. İşte ailen sana karşı gelirse dünyan yıkılır gibi. Ailen seni desteklediği zaman sanki tüm dünyayı keşfetmiş ve kazanmış gibi oluyorsun. Bu günler gelecek mi acaba…

Toleuzhan GALİYEVA

 

Yeni kimliğimle ülkeme

 

Amman’da geçirdiğimiz Ramazan ayı muhteşemdi. Sokakların çeşitli renklerle parlaması, dekoratif Ramazan süslemeleri, ışıklar insanın içine bir huzur ve mutluluk veriyor. Hem de iftar vakti yaklaşınca evlerin içinden gelen tabak çatal sesleri, sahurda davul sesleri, teravihe gitmek unutulmaz bir hatıra oldu benim için.   Hele Mescid-i Aksa’ya gitmemiz hayatıma yeni renkler kattı.

Ürdün’den Türkiye’ye uçakla bir buçuk saatte geldik. Kalabalık grubumuz uçağı doldurdu. Herkes evine gideceği için aşırı derecede mutluydular. Kimisi yemeklerden bahsediyor, kimisi evinin sıcaklığından, kimisi de anne babasını özlediğinden. Ben de onlara bakıp duruyorum ve içimden "Peki, evde beni nasıl karşılayacaklar, nasıl kabul edecekler?" diye düşünüyorum. İstanbul’da bir hafta kalacaktık, sonra Almatı’ya gideceğiz inşallah.

Bu arada Amman’da iken Kular bana bir sırrını açtı demiştim. İstanbul’dan Almatı’ya beraber gidecektik ya, onun için bu gidiş son gidiş olacaktı. Yani, geri gelmeyecekti. Evet, bana tekrar İstanbul’a gelmeyeceğini söyledi. Ve ben şok oldum. Kular’dan hiç böyle bir şey beklemiyordum. Çünkü İslami ilimler alalım diye beni Türkiye’ye davet eden kendisi idi. Ona beni tek bırakmamasını, bu yolda birlikte olmamız gerektiğini,  ileride görevimizin olduğunu söyledim ama bu sözler hiçbir işe yaramadı. Kararlıydı. Belki kendi hayatı ile ilgili başka planları vardı. Bilmiyorum. Ayrıca Kular’ın bir huyu var, verdiği sözden asla geri dönmezdi, vazgeçmezdi. Ne olursa olsun kendi dediğini yapardı. Bu yüzden onu bu kararından vazgeçiremeyeceğimi biliyordum ve son vakitlerimizi güzel geçirelim dedim. Eve gideceğimizden dolayı ailemize hediyeler aldık. Hem de annemlerin kalplerini yumuşatmalıydım. Burada öğrendiğim kadarıyla hediye vermek sünnettendir diye biliyorum. İnşallah aldığım hediyeleri beğenirler. Dış görünüşte mutlu gibi olsam da içimde neler oluyordu sözle anlatmak zor. Memleketimde ne ile karşılaşacağım, annem babam, ablam nasıl davranacaklar, hep kafamı meşgul eden düşüncelerdi. Endişeli idim. Yanlış anlaşılmaktan korkuyordum. Çünkü ailem yeni kimliğimle ilgili benim de ilk başlarda olduğu gibi hiçbir bilgisi yoktu. Ara sıra bunu fark eden Kular yaşlarımı siler, beni sakinleştirir ve nasihatleriyle moral verirdi. Hatta ailemin beni hoş karşılaması için Vahap Hoca ve Halime hocalar açık pembe, gülkurusu renkte bir pardesü almışlardı. Çünkü anne babamın karşısına siyah renkli ferace ve başörtüyle çıkamazdım. Dinde renk sorunu yok ama bunu ailem bilmez ve anlamazdı ki. Siyah renge o kadar tepki veriliyor ki Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ülkede kadınların baştan aşağı siyah giyinmelerini yasakladı.

Ayrıca hocalar, Almatı’dan Semey’e trenle gideceğim için para da verdiler. Böyle ince düşünceli olmaları insanın tüm dertlerini gideriyor. Önce Allah’ın koruması altında, sonra hocalarımın desteklerinin altında olduğumu bilmem beni rahatlatıyordu.  Genel olarak hocalarım bana İslam’ı öğretti. Kendi dinime, kimliğime saygı göstermeyi, kıymetini bilmeyi, kırıcı olmadan ilişkiler kurmam gerektiğini, işimin zor olduğunu ancak zorluklara göğüs germeyi, Allah’ın kendisine inananları asla zorda bırakmayacağını, O’na bağlılığımı her yerde, her şartta esnetmeden sürdürmem gerektiğini öğrettiler. Hatta yaşama tarzıyla örnek oldular. Hangi zorluklar önüme çıkarsa çıksın, hangi engeller olursa olsun tüm bunlara karşı İslami özelliklerimi korumayı ve problemlere karşı dimdik durmayı öğrettiler. Şimdi ise evimdeki din ile ilgili sorunları atlatabilmem için öğütler veriyor ve böyle durumda Peygamber efendimizin uyguladığı yöntemleri aktarıyorlar.

Ağır bir nefes

Kazakistan’a gideceğimiz gün de geldi. Ensar babam, yani Ayhan Abi ile Zeynep Ablalar bizi uğurladı. Havaalanında vedalaştık. "Eve gidiyorum" modunu henüz tam alamıyorum. Ülkeme gideceğim için mutlu olmak istiyorum ama hüzünlüyüm çünkü heyecanlıyım. Ailem benim örtündüğümü bilmiyor ve kapalı olarak geleceğimi beklemiyor.  Onlara göre "gittim açık, geldim kapalı". Kalbim dışarı çıkacak gibiydi. Nefesimi zor alıyorum. Kalp atışımı bile duyuyorum. Ayaklarım ellerim titriyor. Gerçekten o hali anlatmak mümkün değil. Yolculuğumuz altı saat sürecek. Almatı Havaalanı’na sabah erken geldik. Pasaport ve bagaj işlemleri tamamladıktan sonra Kular ile ayrıldık. O kendi köyüne (Şu) ben de kendi köyüme (Ayagöz) gidecektim. Ayagöz’e gitmek için tren istasyona gittim. Bilet almak için kasaya doğru ilerledim. Yol boyunca herkes bana sanki uzaydan gelmişim gibi ürkerek bakıyordu. Bu durum heyecanımı daha fazla arttırdı. Sonra kasaya geldiğimde bilet satan kadın görevli cam pencereyi suratıma kapattı. Anlamadım. Camı tıklatarak kapatma sebebini sordum. Bir şeyler dedi ama duymadım. Sonra duymadığımı söyleyince açtı ve dedi ki "Başörtünü çıkar gel, hayret bir şey hem de duymuyorsun!" dedi ve güldü. Bir an sıcak bastı, sonra buz gibi soğuk oldum. Sakin bir şekilde bilet satmak onun görevi olduğunu hatırlattım. Ve tabi ki de sert tepkiyle karşılaştım. Öyle bir kötü oldum ki, bir de kasadan bilet alamayıp dönmek var ya, o oturup beni izleyenler, o bakışlar… Ya Allah yardım et ve sabır ver. Biraz hava değiştireyim diye dışarı çıktım. Eve Kazakça Kuran mealini alacaktım. Kazakistan Dini İdaresi tarafından mühür vurulan ve müftülüğün de imzası olan Kuran’ı aldım ki aileme bu kitaptan delil göstereceksem bana itiraz etmesinler. Ayrıca kitabı açar açmaz ilk sayfada bu kitapta şüphe yok diye yazılıyor. Bu yüzden Kazakça Kuran meali almam önemliydi.

Elimdeki Kur’an’la tekrar tren istasyonuna döndüm ve bu sefer başka kasaya gittim. Ancak görevli bilet kalmadığını söyledi. Ama kupe vagondan yer bulabileceğini ve ücretin pahalı olacağını belirtti. Çaresizlikten kabul ettim. Nihayet Almatı-Novosibirsk trenine biletimi aldım. Çok şükür. Fakat Allah’tan dua ediyorum ki yanıma hep kadınlar gelsin. Çünkü kupe vagonda dörder kişiden kalınıyor. Ve bu demek ki yanıma üç kişi gelecek. Daha iyi anlamanız için genel olarak anlatayım. Bizim trenler yataklı vagonlardan oluşur. Bu vagonların "Plaskart vagon" (ortak ve kapı yoktur), "Kupe vagon" (dört kişilik ve kapı var) ve "SV vagon" (iki kişilik ve kapı var) gibi çeşitleri bulunmaktadır. Benim merak ettiğim şey yanıma kimler gelecek. Çünkü olur da üç erkek gelirse rahatsız olurum üstelik kapı kapanırsa... Bu arada sistem Türkiye’deki gibi değildir. Yani Türkiye’de bilet satarken bayan bayanla erkek erkekle oturur. Fakat bizde ise bu sistem uygulanmamaktadır. Zaten stresliyim bir de bunu düşünüyorum. Allah’ım lütfen yanıma erkek gelmesin derken trenim de geldi. Vagonuma gidiyorum. Bol bol dua ardından ne görüyorum. Ağlayacağım. Kupemde üç teyze oturuyordu. Ne mutluyum ben. Diyorum kendime bir problemi atlattım. Ama nerde… Başladılar söylenmeye… "Bu nedir, Kazak mısın nesin, genç kızsın, nedir bu örtü?" gibi cümleler bana yetmemişti. Sonra çarşafımı serdim ve daha fazla üstüme gelmemeleri için uyumuş gibi yattım. Ama uykum da gelmiyor. Kapıyı kapattık, ışığı söndürdük. Eve gelişimi hayal ediyorum. Nasıl olacak acaba…

Kıyamet koptu gibi

Evdekileri düşüne düşüne kafam patlayacak. Galiba çok fazla stres yapıyorum. Sakin olmam gerekir. Söylemek kolay. Ama benim yerimde olmayı kimse istemez. Ne kadar kendime sakinleş desem bile beynim o sözü dinlemiyor, bilgiyi almıyor, zihnim kabul etmiyor. Her ne ise. Zaman hızlı geçti ve ben Ayagöz’e geldim. Babam karşılamaya geldi. Ve beni görünce ne sevineceğini ne üzüleceğini bilemedi. Çünkü beni kapalı, örtülü olarak göreceğini beklemiyordu. Arabaya oturduğumuzda canı acıyor gibi baktı. Çünkü evde annem ve ablamın nasıl tepki vereceğini biliyordu. Yol boyunca sadece hal hatır sormakla yetindik, genel itibariyle sessiz gittik. Ne babam konuştu ne de ben. Eve geldik. Kalbim hızlı atmaya başladı. İçeri girdim ve ablam çıktı karşıma. Beni görünce yüz şekli değişti ve anneme: "Kalkma anne, değmez!" dedi. Ne ablam ne de annem sarıldı. Ailemi özlemekteyim, evde olsam da hasretimi gideremedim. Sarılamıyorum, öpemiyorum. Ne kadar ağır. Salona gittim çekyata yıkıldım yattım. Babam üzerimi yorganla kapattı. Yorgunluktan nasıl uyuduğumu bilmiyorum. Kalktığımda en korktuğum şey oldu. Ablamla konuşmaya korkuyorum. Bir şey söyleyeceğim ama bakışları bile dövüyordu. Cesaret bularak "Nasılsınız?" dedim ve o an bittim. Çünkü öyle bir bağırdı ki kıyamet koptu sandım. Hele bir cevap vermek istediğimde ağzımı açarsam cenazeme gelebilirdiniz. Söylediklerini kendileri duymuyor gibi, ne kadar yanlış şeyler söylüyorlardı. Düzeltmeye kalkarsam yanan ateşe yağ dökmüş gibi olurdum. Getirdiğim Kazakça Kur’an meali bile işe yaramadı. Çok sinirli idiler.

O an bu iş  çabucak bitsin istedim. Rüya gibiydi. Beni her zaman destekleyen ailem şimdi bana karşı çıkıyor. Ben değişmedim ki, değişen sadece kıyafetimdi. Başörtümün de kimseye zararı yoktu. Fakat medyada sürekli Suriye’deki Müslümanların eline silah alıp insanları öldürmeleri dönüyordu. Sakallı birisi "Allahu Akbar" deyip insan öldürüyordu. Bunların terör olduğunu söyleyince benim durumum daha beter oldu. Fark ettim ki namaz kılarken "Allahu Akbar" dememden ailem korkuyor. Sonra içten söylememi ve kaç ay kalacaksam o kaldığım sürenin benim için cehennem olacağını söylediler. Televizyon da maşallah durmadan Suriye’deki savaşı gösteriyordu. Ben odalardan odaya geçerken beni o an görünce "Gel, terör kızım gel, sizleri gösteriyorlar" diyorlardı. Joyce Meyer’in güzel bir sözü var: "Unutma! Sabır sadece bekleme becerisi değildir. Beklerken doğru davranış sergileme yeteneğidir."   

Aslında tüm olanları detaylı olarak anlatmak istemiyorum. Çünkü ne yapsalar da ne söylerseler de onlar benim ailemdir. Şimdi ise her şey değişti. En sert tepki gösteren ablam şimdi ağlayarak "Canım kardeşim, sana yaptığım işkencelerden dolayı beni affet!" diyerek benden özür diledi. Çok sert bir taş gibi olan ablamın nasıl pamuğa dönüştüğünü, Türkiye’ye kimlerle döndüğümü bir sonraki yazımızda sayımızda okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                              

 

                                 

 

 

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder