İSLAM’A KAVUŞMA – 15

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

İSLAM’A KAVUŞMA – 15

 

Toleuzhan GALİYEVA

 

بالروح بالدم نفديك يا اقصى!

 

Birruh biddam nafdika ya Aksa! Ruhumuzu kanımızı sana feda ederiz ya Aksa! Bu sloganı ilk defa Kudüs sokaklarında duydum ve hala kalbimdeki coşkuyu bastıramadım. İsrail askerinin, Filistinli gençlerin Mescid-i Aksa’ya girmelerini engellemeleri sırasında Kudüs sokaklarında toplanan sıcakkanlı gençlerin gür sesleriyle bu sloganı atmaları dağları yaracak gibiydi. Gözlerinden ateş fışkıran cesur delikanlılar, kendi dinini korumak ve Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmak için can ve mallarını feda etmeye hazırdılar. Sakın, Allah’ı, senin davetini engelleyen, sana ve mü’minlere baskı ve işkence yapan, Allah’ın dinine mânî olan zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Allah onların cezalarını, korkudan gözlerin belereceği bir güne erteliyor (İbrahim 42). Evet, günümüzde herkesin canına batan, kalbini titreten ve nefesini ağırlaştıran Filistin’dir! Küçük çocuklar bile Kudüs’ü korumak amacıyla hiç olmazsa eline taş alır. Uzaktaki ise elinden hiçbir şey gelmese bile dua eder, protesto eder, meydanlarda toplanır, miting yapar, boykot eder. Allah’ın mescitlerinde, O’nun adının zikredilmesini engelleyip, onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? (Bakara 114). Müslüman ümmetin artık akıllanması, zekâsını kullanması ve çok güçlü olması gerekir ki zulmü durduralım, baskıyı kaldıralım. Ne zaman uyanacaksın ey Allah’a inanan Müslüman!

Türkiye’ye gelmeden önce medyada gösterilen Filistin ve İsrail çatışmaları ile ilgili haberleri izliyordum. Filistin zalim, zavallı İsrailliler diye düşünüyordum. “Bu Filistinliler ne kadar savaşmayı seviyorlar.” diyordum. Hatta televizyonda çocukların polise taş atmaları ve bütün bu manzara karşısında "Bu ne terbiyesizlik, çocukları bile savaşçı." diye düşünürdüm.. Türkiye’ye gelişimden sonra kursa gidip gelirken sınıfımda bir kızın sırt çantasında sırtını dönen bir çocuk resmi gördüm. Ona sorduğumda “Bilmiyor musun, bu Hanzala.” dedi. Filistin diye başladığında savaşçıları destekliyor musun sorusuyla gözlerim çıkacak gibiydi. Bütün gerçekleri anlattı. Filistin hakkında yanıldığımı anladım ve bundan andan sonra ülkemdeki yanlış düşünenlere Filistin’i anlatıyordum.

Ürdün’deyiz. Ramazan geleli üç hafta oldu. Akşamleyin odamıza Zübeyde Abla geldi. Kadir Gecesi’ni Kudüs’te geçirmeyi, oradaki kutsal mekânları, tarihi eserleri ziyaret etmeyi istiyorsak yarına kadar haber vermemizi söyledi. Gideceğimiz takdirde yol, vize, kalacağımız yer ve gezi ücreti olarak 100 dolar ödememiz gerekiyordu. Bu arada iki kişilik odada Kular’la ikimiz kalmıştık. Tabi yaşı büyük olarak ve İslami tecrübesi olduğundan dolayı gidip gitmeyeceğimize o karar verecekti. Hatırlıyorum, Kular’ın çok istekli olmadığını görünce, ona: “Vahap Hoca’ya söyleyelim mi? Biz çok istiyoruz diye yazsana.” diyordum. Bilmiyorum neden ama Filistin’e gitmeyi çok istiyordum. Kular Vahap Hoca’ya mesaj attı. İki dakikada bir soruyorum cevap geldi mi diye. Artık bir daha tekrarlayıp sorarsam kızacak gibiydi. Nihayet beklediğim cevap geldi. Ve tabiî ki de Vahap Hoca izin verdi. Gereken miktarda parayı Ahmet Hoca’dan almamızı, gelince ona vereceğini söyledi. Benim o zamanki süratimi görmeliydiniz. Sanki büyük bir ödül kazanmış gibi mutluydum. Bu mutlu haberi vermek için Zübeyde Hoca’nın odasına koştum. Bizi listesine ekledi ve sabah çıkacağımızı belirtti.

Burada Peygamberler kokusu var

Amman’dan Kudüs’e gidiyoruz. Bismillah dedik yola çıktık. Yolculuğumuz bir iki saatlikti. Sınırı geçeceğiz. Polisler pasaportumuzu kontrol ettiler. 40-50 kişilik grup halindeyiz. Hepsi geçti. Bir tek ben ve Kular kaldık. Bizi geçirmediler. Kazakistan uyruklu olduğumuzdan biraz sorun çıkarttılar. Ayakkabımızı çıkarttırdılar. Fotoğraf makinemi açıp kontrol ettiler. Sonunda Rusça bilen bir görevli geldi. Onunla konuştuk. Biraz beklettirerek sonunda bıraktılar. Geçtik elhamdülillah. Türk kardeşlerimizden utandık. Bizim yüzümüzden beklemiş oldular. Ama anlayışlı idiler. Çıkışta bizi Filistin’de rehberlik yapan abi karşıladı. Otobüsle Jerusalem International Hotel’e vardık. Kular, ben ve Gülay Abla bir odada kaldık. Gülay Abla Adapazarı’nda hoca olarak çalışıyordu. Kudüs ile ilgili faydalı bilgiler veriyordu. Beraber kaldığımız için beraber takılıyorduk. Odalarımıza yerleştikten sonra yemeğimizi yedik ve Mescid-i Aksaya gittik. Kaldığımız yer ile mescit arası yaya gidişle beş on dakika sürüyor. Ramazan ayı olduğundan dolayı sokaklar renkli ışıklarla süslenmekteydi. Yolda kendimi çok iyi hissediyordum. Sanki buralıyım, Kudüs benim vatanım gibi. Ürdün’de öyle bir duygu yoktu. Burası değişik. Gerçekten içim rahatlıyor. Kendini huzurlu hissediyorsun. Bu duygularımı Gülay Abla’ya anlattım. “Burada Peygamberler kokusu var.” dedi. Şimdiye kadar utandığım bir şey var. Mescid-i Aksa’ya gidip onun MESCİD-İ AKSA olduğunu bilmediğimden, orada olup da idrak edemediğimden hala kötü hissediyorum. İstanbul’da gittiğim kursta siyer dersinde Mekke dönemini geçmiştik. Aslında suç bendedir. Araştırıp öğrenmeliydim. Ancak Ürdün’e gelince nereye gittiğimizi bilmek için internetten baktım. Bilgilere ulaşınca kendime inanamıyordum. Nasıl bir Müslüman’ım ben, Mescid-i Aksa’yı bilmeyen. Çok ayıp. Normal bir insan gideceği yeri önceden araştırır ben ise sonrasında.

İlk kıble Mescid Aksa

Harem alanında; Mescid-i Aksa, Kubbetüssahra (Hz.Ömer Mescidi), Burak Mescidi ve Mervan Mescidi bulunmaktadır. Hareme giriş kapı sayısı duyduğum kadarıyla on dört tanedir. Fakat bunların çoğu kapalıdır. Nerdeyse sadece üç kapı açıktır. Kapılara gelince, Halil Kapısı (Yafa veya Hazreti Davud Kapısı olarak bilinir), Cedid Kapısı, Amud Kapısı (Dımaşk ve Nasr Kapısı olarak da anılır), Sahire Kapısı (Herodos veya Madellin Kapısı olarak da adlandırılır), Magribe Kapısı (Kamâme Kapısı), Esbat Kapısı (Kadis Stefanos veya Sitti Meryem Kapısı), Altın Kapısı (ilk ismi tövbe ve rahmettir).

Müslümanların ilk kıblesi – Mescid-i Aksa’ya doğru gidiyoruz. Çoğunlukla Mescid-i Aksa ile Kubbet-üs Sahra’yı karıştırıyorlar. Mescid-i Aksa’ya kadınların girebilmesi için belirli bir saat var. Kübbet-üs Sahra’ya ise istediğiniz zaman girebiliyorsunuz. Cami avlusunda Filistinli ablalar sevinerek bizi çok hoş karşılıyorlardı. Özellikle Türkiye deyince gözleri parlıyorlardı. Sanki kurtuluşu onlardan bekliyor ve ümit ediyorlardı. "Ne olur, bu zalim askerlerin yaptıklarından dolayı korkmayın. Biz sizi koruruz. Himayemizdesiniz. Bir şey yapmaya kalkarlarsa biz öne çıkarız sırtımıza saklanırsınız. Lütfen, Mescid-i Aksa’yı ziyarete gelin. Unutmayın." diyerek gözlerinden yaş akıyordu. Bir ablamız bizi evine çay içmeye çağırdı. Allah razı olsun çok misafirperverdi. Televizyondan izleyip yanlış düşüncelere kapıldığımdan kendimi kötü hissettim, açıkçası utandım. İsrail askerlerinin gözlerine bakınca öyle bir nefret hissettim ki. Her an bir yanlış hareket edersen bahane ederek saldırabilir gibiydiler. Bir taraftan da Filistin gençlerinden korkuyorlar. Korksunlar. Camiye giriş kapılarında bekçilik yapan Siyonist askerler bazen, "Müslüman mısın? Fatiha suresini oku!" diyerek alay ediyorlarmış. Cuma günü kırk yaşın altındaki erkekleri camiye almıyorlarmış. Kudüslüler ise Mescid-i Aksa’yı boş bırakmamak için ta nerelerden sabah namazına geliyorlarmış. Otobüs kiralayarak grup halinde gelenler bile varmış.

Rehberimiz bizi ziyaret etmemiz gereken yerlere götürdü. Bazı yerlerin kapı girişinde ateş ölçülen termometreye benzeyen bir şey yapıştırılıydı. Miraç hadisesindeki Burak bineğinin olduğu yeri gördük. Yani bir yuvarlak demir duvara takılmış. Bunun sembol olarak yapıldığını düşünüyorum. Sonra Ağlama Duvarı’na doğru giderken bir kalabalığa kapıldık. Meğerse Barcelona futbol takımı gelmiş. Fotoğraf çekilen bir sürü genç bulunmaktaydı. Hatıra bir şeyler alacağımız zaman rehberimiz özellikle Müslüman tüccarlara götürüyordu. Şehirde otobüsle giderken yolda uzun demirden yapılan ve ortadan bölen bir set vardı. O bir duvardı. Filistinli ve İsrail bölgelerini ayırmak için. Duvarın arka tarafındakilerde ne ışık ne de su var. Duvarın diğer kısmında ise gece gündüz ne su ne de elektrik kesilir. Ayrıca bu duvardan geçmek isteyen bir Filistinlinin özel ruhsat izin belgesi olması gerekiyormuş. Onun dışında çıkamazmış. Başka sebeple canım istedi diyerek çıkamazlarmış. Hatta öyle bir izin almış Filistinli birisiyle karşılaştık. Bize belgesini gösteriyordu. Bu belgeyle geziyoruz. Bu olmazsa ve sebepsiz buradaysak bizi atarlar diye derdini anlatıyordu. Biz ise hür olarak dolaşıyoruz. Kanım inanılmaz şekilde kaynıyor. Bağırıp öfkeyle ağlamak istiyorum. Ama olmaz. Ya Allah bu zalimlerin hak edeceği cezayı kendin ver! Biz de nasıl hesap vereceğiz bilemiyorum.

Bu yolculuk çok şey öğretti. Yahudileri kendi gözlerimle görmüş oldum. Onların inancına göre kıyamette Allah, onları kulaklarının yan tarafından uzattıkları saçlarından tutup cennete atacakmış. Bellerindeki ipler, yürüdükleri zaman çıldır çıldır ses çıkaracak ve günahları dökülecekmiş.

Her neyse bu saçmalıklardan sonra Ürdün’e dönüş vakti yaklaştı. Yine sınıra geldik. Macerasız olur mu hiç? Bu sefer sebep biz değiliz. Gruptan iki abla “Biz burada daha kalacağız.” diyerek meseleyi uzattı. Askerler ise “Kaç kişi geldiyseniz ancak öyle çıkarsınız. diye izin vermedi. Onların çıkmayacağız, kalacağız demesiyle bize de çıkış izni yok. Artık herkes kızgın haldedir. Sonunda iki abla bir şekilde polislerle anlaştı. Ve bizim çıkmamıza izin verdiler. Otobüste yolda giderken bütün bu Kudüs’te geçirdiğimiz üç gün iki gecede neler yaptık kafamda analiz edeceğim derken uykuya dalmışım. Uyandığımda yurda gelmiş olduk.

Ürdün’e döndük ama bir hafta sonra ayrılış vakti… Burada çok arkadaş edindim. Halen irtibattayız. Kursta görevli hocalar bize en güzel örnek oldular. Kursa giderken servisle beraber gelirler ve dönüşte bize servise kadar  refakat ederler. En çok beğendiğim şey ise gidiş ve dönüşte bizi yolcu duasına alıştırmaları oldu. Ve devamında şoför abi Kuran koyuyordu, biz ise dinliyorduk. Ramazan bitti. Bayramlaştık. Günler çabuk geçti. Amman’dan İstanbul’a, sonra İstanbul’dan Almatı’ya gideceğiz inşallah. Fakat Amman’dan gideceğimiz zaman Kular bana bir sırrını açtı. Neydi o sır? Kazakistan’da beni ne bekliyor? Hayatımda yaşadığım en üzücü anlar olarak kalan hikâyemi gelecek ayda öğrenebilirsiniz. Allah’a emanet olun.

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder