İSLAM’A KAVUŞMA – 11

Toleuzhan Galiyeva 8 Mart 2018 0 Yorum

İSLAM’A KAVUŞMA – 11

 

 

Hayal hayatın ümididir. Hayal kurmak çeşitli faaliyetlere sebep olabilmektedir. Bazen de insanoğlunu ayakta tutabilenlerden biridir hayal! Çünkü onun üzerine hedef  koyar ve ona göre ilerler.

Ya Allah! Kim düşündü ben bu yolu seçeceğim diye… Ama şimdi İslam benim hayalim, Kuran aşkım, başörtüm ise sevgim oldu. Hayatta aklıma gelmeyen şeyler şimdi gerçek oldu.  

Ya Allah! Senin katında sahih olan ilmi öğrenmemizi nasip et.

Ayaklarımızı İslam dini üzere sabit tut ve kaydırma, doğru yola ilet. Âmin!

 

 

Hayaller gerçekleşince…

 

Simit diye sokakta bağıran adamın sesiyle uyandık. Maşallah, Türk sofrası, kahvaltı ve genel olarak yemek konusunda çok zengindir. Bu kadar çeşit yemeği hiçbir yerde görmedim, duymadım ve yemedim. Bu zengin sabah sofrasında kahvaltı yaptıktan sonra odaya geçerek kursa gitmek için hazırlanmaya başladık. Kalbim gittikçe hızlı atmaya başladı. Çünkü bugün -11 Ekim- Meiramgül ve benim için çok önemli bir gündür. Hayallerimizin gerçekleşeceği bir gündür. Örtüye kavuşma günüdür. Bugün özlemini çektiğimiz başörtüye erişecektik. Çok heyecanlıydık.

Bu arada kapanmak için hiç uygun kıyafetim yoktu. Sonunda bana bir şeyler bulduk. Benim nasıl başörtü taktığımı görseniz şaşırırsınız. Bonem kaşlarımı bile kapatıyordu. Başörtümü ise çok düşük taktığımdan etrafı zor görüyordum. Şimdi düşünüyorum nasıl takmışım öyle çirkin. Çevremdeki insanların uyarması beni etkilemiyordu. Çünkü ben kendi halimle mutluydum. Hatta başörtüme karıştıklarında, elleriyle düzeltmeye çalıştıklarında nerdeyse kızıyordum. Kimse dokunamazdı. Kimse benim örtüme karışamazdı. Kendimce sevgili başörtümü koruyordum. İlk başta deli gibi evin içinde bile başörtüyü çıkarmıyordum. Evin içini bırakın, uyuduğumda bile kapalı yatıyordum. Evde kızlar “Deli olma, yatarken biraz kafan dinlensin, çıkar.” diyerek uyarıyordu. Kim ne derse desin çıkarmıyordum. Resmen başörtü hastası idim. Daha ayrıntılı olarak başörtü hakkında yazdığım yazıyı Genç Öncüler dergisinin --- sayısından okuyabilirsiniz. (sizin sitenin arama motoru olmaması büyük bir eksik. Arşivden bulmak zaman kaybı. Sizden rica dosyaların içinden tarasanız ve bulabilseniz dergi sayısını yazarsanız sevinirim. Başörtüm benim her şeyim galiba yanlış hatırlamıyorsam adını)

Hadi bismillah, sokağa ilk defa kapalı olarak çıkıyorum. Dışarı çıkınca sanki herkes bana bakıyor gibi geldi. Zaten kendimi titremekten zor tutuyorum. Konuşunca bile fark ediliyordu heyecanım. Ama bir taraftan güzel bir his var. Allah’ın tarafından korunduğuma dair bir inanç var. Sanki etraftakiler bana değişik bakıyordu. Belki bana öyle geliyordu. Bu yüzden her türlü bakışları geçiyordum ve önemsemiyordum. Zeynep Abla’nın bir sözünü hiç unutmam: "İnsanların değil Allah’ın bakışı önemlidir. Her şeyde Allah’ın otoritesini göz önünde bulundur. Örneğin kıyafet alacağın zaman Allah’ın razı olacağı bir elbise mi?", diye kendime hesap yapmamı söylemişti.  

Bu arada gideceğimiz kurs Çağlayan’daydı. Yolumuz uzun. Yolda gördüğüm her başörtü takan ablalara selam veriyordum. Bazıları cevap verirdi, bazıları ise de tuhaf bakarak cevap vermezlerdi. İlk başlarda her gördüğüme selam veriyordum. Ama sonunda yoruldum. Sayı çok olunca hepsine selam vermek zormuş. Fakat zevkliydi.

Kazakistan’da kapalı olmak bambaşkadır. Kızlar birbirlerini görünce mutlaka selam verirler. Tek tük oldukları için nerdeyse onları kutsal görürler. Kıymeti çoktur. Kapalı olan kıza saygı gösterirler ve asla kötülük yapmazlar. Özellikle ahlak konusuna değinmek isterim. Türkiye’de erkeklerin metrobüsteki izdihamdan dolayı kapalı bir kız olmasına rağmen ahlaksızca davranışlayla kızları taciz etmeleri, incitmeleri, karşı karşıya kaldığımız veya gördüğümüz en kaba en kötü davranışlardan olmuştur. Meiramgül ile yaşadığımız böyle durumlardan dolayı neredeyse haftalarca kendimize gelememiştik. 

Şu bu derken kursumuza geldik. "İLEMER" kursu benim duamın karşılığıydı. Allah’tan ilim istedim. İslami ilimlerle tanışmak istedim. Öğrendiklerime yaşamak istedim. Hayatmı değiştirmek istedim. Allah beni bu mübarek kursa gönderdi. Çok kıymetli hocalarla karşılaştım. En güzel ve mutlu günlerim bu kursun içerisinde geçti. Bu kursta bana İslam’ı öğreten ve davranışlarıyla örnek olan hocalarım vardı. Hepsine benimle birebir ilgilendikleri için minnettarım. Allah hepsinden razı olsun.

Kursun kapısının önündeydik. Zili çaldık. Bizi kapıda karşılayan Saliha Hoca idi. Kursun annesi gibidir. Çocuklarını kapıyı açarak içeri alır. Ders bitince kapıda “Selametle!” diyerek uğurlar. Saliha Hoca bize hadis dersi veriyordu. Kursa gittiğimizde günün başında ve sonunda gördüğümüz hoca Saliha Hoca oluyordu. Ayakkabılarımızı çıkartarak merdivenle ikinci katta hocaların bulunduğu odaya çıktık. Nevriye Hoca bize sarıldı, güler yüzle hoş karşıladı. Nahiv dersini veriyordu. Çok yumuşak huylu, düzenli ve sevimli bir hocadır. Dersimizin ilk günüydü. İlim yolculuğumuzun ilk günü. Nevriye Hoca bizi sınıfa yönlendirdi. Bir kat daha yukarı çıktık ve sınıfımıza geçtik. Kapıyı vurarak izin istedik. Halime Hoca ders anlatıyordu. Biz içeri girince “hoş geldiniz” dedi, kollarını açarak kucağına sardı. Bir anne gibi kucakladı. Hiç unutmam. “Bunlar ne şirin ne tatlı.” diyerek yanaklarımızı sıktı. Halime Hoca’mın hayatı kitap gibidir. Ders anlattığında sormak istediğim soruları sormadan cevap veriyordu. Şaşırıyordum. Ben sormadan nerden bildi kafamdaki soruları! İşte Allah kimin neye ihtiyacı olursa hemen ertelemeden karşılar. Halime Hoca çok aktif bir hocadır. Yoğun ders vermesinden dolayı tatil yapmaz diye düşünüyordum ama zamanı iyi planlıyor ve her yere her şeye yetişiyordu. Bazen ders bittiğinde yokuşu beraber tırmanarak çıkarken biz arkada kalırdık. Hoca önden seslenirdi bize, haydi gençler bu haliniz ne böyle diye. Biz gururlanarak terlesek de zorlansak da pes etmiyorduk. Bize motivasyon veren Halime Hoca her zaman pozitifti. Kısacası en güzel sözlere layıktır.

Çok sürmeden masamıza oturduk. Sınıftaki öğrenciler merakla bize bakıyor, biz ise utanıyorduk. Sınıfta yabancı uyruklu, çekik gözlü iki kız idik. Yabancı ve hiç bilmdiğimiz bir ülkeye gelmiştik. Zeynep Abla bizi sınıfta bıraktı ama o çıkarken ilkokula yeni başlayan miniklerin annelerine, ağlayarak anne beni bırakma dedikleri gibi, beni bırakma diyesim geldi. Çünkü ilk tanıdığım ve alıştığım abla Zeynep Abla idi. Bizimle tanıştığında evli değildi. Şimdi ise Ayhan Abi ile evli, İbrahim ve Hacer isimde iki evladı var hatta üçüncüsü geliyor inşallah. Ayhan Abi benim için ensar babadır. Ensar babamın "Allah var problem yok." diyen bir sloganı var. Bu slogandan hareketle problemler, sorunlar çözülüyordu. Kendi evini Allah yolunda vakfeden Ayhan Abi sahabelerden Erkam bin ebil Erkam’ı hatırlatıyor. Genç olmasına rağmen hayatı dolu geçen ensar babam kendi tecrübelerini bizimle zaman zaman paylaşıyordu.

Zeynep Abla bizi Halime Hoca’ya teslim etti ve çıktı. Sınıftaki arkadaşlarla tanışma faslından sonra bütün bu isimleri nasıl ezberleyeceğim, hangisinin Büşra hangisinin Merve olduğunu nasıl ayırt edeceğim hepsi bir birine yüz şekil olarak benzer diyerek kafam karışıyordu. Hoca derse devam etti ve Bakara suresinin meal defterini dağıttı. Elime dergi boyutundaki bu meal defteri alarak açtığımda içi Arapça idi. Hoca Bakara suresini anlatarak bana baktı ve “Oku!” dedi. Ben, “Okumayı bilmiyorum.” dedim. “Kuran okumayı bilmiyor musun?” dedi. “Yok.” dedim. “Namaz surelerini nasıl ezberledin?” diye sorunca “Kiril alfabesiyle ezberledim.” dedim. Tamam diyerek Miray Hoca’yı çağırdı ve bana Arapça alfabeyi öğretmesi için ona talimat verdi. Dersimize devam ederek Meiramgül’e sordu ve o Kuran okumayı bildiği için okumasını istedi. Böylece ilk dersimizi tamamladık. Derse ara verince kızlar yanımıza gelerek peşpeşe sorular sormaya başladılar. Birinin sorusu bitiyor, diğerininki başlıyordu. Tek başımıza geldiğimizi öğrenince bayağı şaşırdılar. İlk başta ne var bunda gibi bakıyordum. Zaman geçince anladım neden şaşırdıklarını. Türkler, kızlarını bırak başka ülkeye, başka şehre bile zar zor gönderiyorlar. Hatta aynı şehirde oturan amcalarının, dayılarının evinde yatılı kalmamalarına izin vermeyenlerin olduğunu öğrendik. Kursa gelenin çoğunu ya baba ya ağabeyleri kendileri kursa kadar getiriyor ve ders sonrası alıyorlardı. Kızlarla konuşunca hem onların hem de bizim şaşırdığımız çok şeyin var olduğunu gördük. Onlara normal gelen bize değişik geliyordu ya da bunun tam tersi oluyordu.

Dönüşte çantamız kitap dolu. Halime Hoca derste kullanacağımız tüm kitapları ücret almadan bize hediye etti. Kursu, hocalarımızı ve sınıf arkadaşlarımızı sevdik. Zaman geçince kursun kurallarına yani disipline uymaya başladık. İlk başta yapmamız gereken görevleri yaptırtmıyorlardı. Alıştığımızda diğer öğrenciler gibi kursun bir parçası olduk.

Ertesi günü Araştırma ve Kültür Vakfı’na, Vahap Hoca’nın yanına gittik. Vahap Hoca vakfın kurucularındandı. Hoca bizi henüz kapalı olarak görmemişti. Onun için bir sürpriz olacaktı. Vakfa geldiğimizde Cevat Hoca bizi gördü, ancak selam vermeden yanımızdan geçti. Sonra Cevat Hoca’yı durdurarak havaalanında karşıladığı Kazak kızlar olduğumuzu söyleyince şaşırdı ve “Örtünüz hayırlı olsun.” dedi. Vahap Hoca’nın odasına gelince bize baktı ve tanıdı. “Maşallah kızlarım ne güzel olmuş, güzel yakışmış.” diyerek gözlerinden yaşlar geldi.

Meiramgül ile beni odasında bırakarak Zeynep Abla’yı başka bir odaya götürdü. Bir süre sonra beraber döndüler. Ancak ikisininde yüzünde tebessüm vardı. Bu odadan çıkışın sebebini ve tebessümün nedenini aylar sonra öğrenecektim.

Vahap Hoca, Zeynep Abla’ya biraz sitem etmiş. “Bu kızlara hemen örtüden bahsetmeyin, hemen örtünmelerini söylemeyin. Öncelikle İslam’ı sevdirelim. Örtünmeye kendileri karar versinler. Bizi hemen örtünün içerisine soktular demesinler.” diye tenbih etmiş. Bizim örtüden korkacağımızı, ürkeceğimizi düşünerek bu örtünme konusunun zamana bırakılmasını söylemiş. Zeynep Abla kendisinin baskı yapmadığını, bizlerin kendi isteğimizle örtünme talebinde buluduğumuzu anlatmış. Vahap Hoca’nın odaya girerken yüzündeki tebessümün sebebi buymuş.

Vahap Hoca nereden bilsin ki başörtüsü benim Kazakistan’da ulaşamadığım sevgilimdi. Özlemini yıllarca çektiğim aşkımdı. Türkiye’de aşkıma kavuşmuştum. Onsuz yapamazdım. Kalbimin ve gönlümün sızısını dindirecektim. Öyle de oldu! Başörtümü ve tesettür kıyafetlerimi Türkiye’ye gelince kendi isteğimle tercih ettim. Çok mutluydum.

Vahap Hoca çok duygusaldır. İslami bir konuda sürpriz bir şey anlatınca sevincinden hemen ağlayıveriyor. Benim İslami değişimim boyunca karşılaştığım veya anlattığım pek çok olayda sevinç ve mutluluktan gözlerinden yaşlar gelmiştir. Aynı zamanda çok ince düşüncelidir. Kimsenin aklına gelmeyen şeylere dikkat eder, özen gösterir. Bizim üzerimize de hep titizlik göstermiştir. Hala da öyledir.

Öğle yemeği vakti gelince bizi Fatih’teki Saray Muhallebicisi’ne götürdü. Oradan çıkınca kendisi Vakfa doğru gitti. Biz ise Elif Abla ile elbise bakmaya caddeye çıktık. Elif Abla Vahap Hoca’nın kızı ve vakıftaki kızların ablasıdır. Elif Abla çok saygılı ve sevimliydi. Bize hangi kıyafetleri almamızın daha uygun olacağı konusunda yardım etti.

Kapandığım için öncelikle ben, sonra çevremde beni tanıyan herkes mutluydu. Ancak beni endişelendiren bir mesele vardı. Anne babamın kapandığımdan haberleri yoktu. Onlara söyleyemedim. İçimde bir korku vardı. İzin verirler miydi? Zaten Kazakistan’da iken durum belliydi. Ne diyeceğim? Bilmiyorum. O zaman akıllı telefonun olmaması benim için bir avantajdı. İnternet de şimdiki gibi yaygın değildi. Oturduğumuz evde internet yoktu. WhatsApp gibi iletişim programları daha gelmemişti. O yüzden görüntülü olarak beni görme şansları yoktu, görmemişlerdi.

İşte hayat böyledir. Bazen gerçekleri söyleyemiyorsun. Gizli kalıyor. Kızacak diye saklıyorsun. Ama sır nereye kadardır? Yakınlarımın, ailemin gözünde üniversite okuyordum, gerçekte ise kursa gidiyor, Kur’an öğreniyordum ve başörtü takmıştım. Bunları onlara nasıl anlatabilirdim. Hem de İslam’dan pek fazla bilgisi olmayan anne babama. Eeeeeh anneciğim babacığım inşallah bir gün gerçekleri öğrenince beni affeder ve anlarsınız diye ümit ediyorum.

Türkiye’ye gelişimden sonra bir sene boyunca neler oldu, benim için ilginç durumlar, beni ağlatan ve güldüren anlarım nasıldı, derginin gelecek sayısında okuyabilirsiniz.

 

 

                                                                                   Devamı bir sonraki sayımızda…

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder