casino maxi

IŞİD ve HİZBULLAH GERİLİMİNDEKİ ORTADOĞU

Siyaset Nis 04, 2016 0 Yorum

IŞİD Sünni-Selefi öğretilerden beslenen, Hizbullah ise Şii öğretilerden beslenen bir örgüt. En azından iddiaları ve resmi açıklamaları bu yöndedir. Her iki örgütünde de facto devletleri var yani ikisi de birer devlet gibi çalışıyor. IŞID bunun ilanını çok önceden yaptı Hizbullah ise Lübnan’da fiili olarak devlet olduğunu herkese ilan ediyor.

İki örgütte aynı coğrafyada farklı motivasyonlar ve farklı dönemlerde ortaya çıkmıştır ancak iki örgütte şiddet ve terörden beslenmekte. Hizbullah İsrail’in bölgede gayrimeşru bir şekilde gelişmesinden sonra ortaya çıkarken IŞİD, ABD’nin Irak işgali ile ortaya çıkan Şii baskınlığı ve Iraklı Şii yöneticilerinin mezhepçi politikalarından sonra mağdur olan Iraklı Sünni aşiretler  ve Suriye’deki bağlantılı aşiretlerin refleksi ile ortaya çıkmıştır. IŞİD’e bu anlamıyla baktığımızda  başlangıç noktasını mağduriyet olarak belirleyebiliriz. Hizbullah ise mağduriyet merkezli oluşan bir örgüt değildir İran’ın tarihten günümüze kadar süregelen Şii yayılmacılığı politikasının bir aracıdır.

İki örgütün geleceği veya amaçları içinde; uluslararası ilişkiler teorisyenlerinin, siyaset bilimcilerin veya Ortadoğu uzmanlarının söylemleri farklı; kimileri kukla örgüt sınıflandırması yaparken kimileri olayların doğal süreci içerisinde kendiliğinden geliştiğini iddia etmektedir bununla birlikte bu iki örgütünde motivasyon kaynaklarını ve hangi nedenlerle savaştıklarını kendilerinden de duymamız gerekli Hizbullah; antiemperyalizm çizgisinde İslam dünyasının özgürleşmesi ve ehlibeyt sevgisi üzerinden  faaliyetlerini yürüttüğünü iddia ediyor ve tabiiki Suriye’deki varlığını da bu söylemler üzerine geliştiriyor.

IŞİD ise İslam dünyasındaki mürtet, hurafeci ve kafirlere karşı islâmın yeniden “özedönüşü” için mücadele ettiğini düşünmekte.

Bu iki aktörün beslendikleri motivasyon, üslup ve propaganda farklılıklarının ve benzerliklerinin olduğunu söylemeliyiz fakat mezhepsel anlamda iki uç nokta da durduğunu ifade etmeliyiz.

Bölgede yaşayan Sünni ve Şii nüfus gelişen olaylara bağlı olarak farklı zamanlar içerisinde küresel sisteme dahil edilmekten kaçınıldı bu bölgede yaşayan insanlar adına batı merkezli olmak üzere masa başlarında kararlar alındı böylece ortadoğu içerisinde çok geniş bir kültürel, siyasi, ekonomik havzayı elinde tutan nüfus sistem dışına atılmaya çalışıldı ve meşru yollardan sisteme dahil olunamayınca, şiddetten beslenen grupların ortaya çıkmasına neden olunmuş oldu.

Bölgede ki toplumsal yapının; hem günümüzdeki hem de tarihteki yapısına bakıldığında Irak ve Suriye Sünnilerinin Selefi aşırılığı kabul etmeyen kesimlerden oluştuğunu görürüz. Ancak Irak işgalinden sonra oluşturulan Şii yönetiminin ayrımcılıkları ile Ebu Gureyb gibi işkence hanelerinin oluşturduğu sosyal tahribat, Suriye’de devlet otoritesinin yok olması ve Sünnîlerin siyasi anlamda sahipsiz kalması Irak ve Suriye’deki halkı IŞİD’e mecbur bırakmıştır. IŞİD kendi doğuş sebebini; Şii merkezli uygulan politikalara tepki olarak ilan etse de bölgede doğrudan İran’ın Şii politikalarına itiraz etmemekte.

Hizbullah ise Lübnan’daki İsrail işgali ile ortaya çıktığını ve İsrail tehdidi devam ettiği sürece de varlıklarını sürdüreceklerini açıklamıştı. Ancak şuan Esad rejiminin ayakta kalması için İran’ın güdümüyle Suriye iç savaşının bir parçası oldu. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun saha aktörü olarak ilk kez Suriye’de sıcak çatışmalara dahil oldu ve Lübnan dışına çıkmış oldu.

Hâlihazırda aynı bölgede sıcak çatışmalara giren, birbirinin dinamizmini besleyen ve aktör konumunda olan bu iki örgüt üzerinden tüm müslümanlar mezhep savaşı yapıyor diyemeyiz ancak mezhepsel etkenlerin önemli olduğu ve dalgalanmaların yaşandığını söyleyebiliriz.

İki örgütünde söylemlerinin ve iddialarının uzağında gerçekleştirdiği eylemleri, yapılan saldırıların sadece bölgedeki müslümanlara zarar vermesi,  yine bölgedeki islami referanslı olsun ya da olmasın tüm birikimi yok etmesi, aydınlatılamayan ve Müslümanlara güvence veremeyen ilişkileri söylem eylem çelişkisini ortaya çıkarmaktadır.

Bölgedeki ekonomik, beşeri ve siyasi gücün bahsettiğimiz örgütler eliyle pasifize edilmesi şüphesiz gelecek yıllar içinde onarılması zor dezenformasyonlar oluşturacaktır.

Müslüman coğrafya kendi toplumsal kodlarını bir siyasal söylem olarak geliştirmedikçe bu tür grupların varlığı devam edecektir. Bu örgütlere meşruiyet kazandıran bütün söylemler yeniden yorumlanmalı ve ortak akıl belirlenmeli. İslam coğrafyasının enerjisi birbiri ile çatışan grupların akıbetleri için harcanmamalı, iç muhasebe yapılıp geçmişten beslenerek geleceğe uzlaşı ve güçlü birliktelik ile yürünmeli.

 

 

TANER AFŞAR

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder