casino maxi

İnsanlığı Buhrana Sürükleyen Maddeci Medeniyetin Anatomisi

Düşünce Ara 11, 2014 0 Yorum

İnsanın, madde ile ilişkisi olması gerekenden fazla olduğunda; insanın, madde ile ilişkisi olması gerektiğinin dışında gelişirse, insan “ben”inin çöküşüne şahit oluruz.

Kapitalizm, “kapital”i elinde bulun(dur)ana, “kapital”i elinde bulunmayanı köle eder. Kapitalizmin bu vurgulanan buudu doğasında vardır ve egemen olduğu ortamda ezilenlerin, ezenlerle bu ilişkisi istem dışı olsa bile ilişki, bu şekilde başlar, bu şekilde devam eder ve sürer.

Rönesans, Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi ilh.  “çağdaş uygarlık” olarak dillendirilen, “uygarlığa” giden kilometre taşlarıdır. Esasında “çağdaş uygarlık” ilim, fen ve teknolojiden ziyade bir telakki biçimidir. İlmî ve teknolojik ilerlemenin, insan fıtratını bozmadığı sürece menfi bir hal olmadığı bellidir. Lakin Osmanlı’nın son dönemleri ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemleri, Batı’daki ilmî ve teknolojik gelişmelerin, gelişmesinden ziyade ideolojik ve hadarat bağlamında “Misak-ı Milli Sınırları”na enjekte edilmeye çalışıldığı dönemlerdir.

Yani maddeye, dolayısıyla teknoloji ve benzerlerinin üzerinde de müşahede edilebilen ilerlemeye-gelişmeye, sekülerleşme ile birlikte muhatap olduk; desek doğru bir tespit olur mu?

Bu sualin cevabından ziyade, bir takım meseleler önümüzde duruyor. Batı Medeniyeti/Hadaratı ‘insan’ın değerini düşüren birçok etkene maliktir. Batı’nın madde ile ilişkisi insana, insanlığına yakışır seviyede değildir.

Ve Allah’ın insana verdiği vazife bellidir. Kur’an’dan ve Sünnet’ten insanın ne yapması, ne yapmaması bellidir. Müslümanlar olarak, ıslah gibi bir sorumluluğumuz/meselemiz var. İnsanları (insanlığı) kurtarma gibi bir meselemiz var. Ve Müslümanlar, “sefer” ile sorumludur; “zafer” yolundaki “sefer” ile…

Üstad Seyyid Kutub, bu noktada der ki;

“İnsanlığı bu buhrandan çıkarıp helak olmaktan kurtaracak bir çözüm yolunu bu şekilde bulamayız. İnsanı insanî özelliklerini muhafaza ederek sürekli canlı tutmak ve korumak, bu yollarla mümkün olmaz. Oysa böyle bir yolu; kurtuluş yolunu, İslami bir bakış açısı, İslami bir düşünce, İslami bir hayat ve İslami bir toplum ile bulabilmek mümkündür.

İşte bu nedenle biz İslami bir toplum oluşturulmasının insani bir görev, hatta fıtri bir vecibe olduğuna inanıyoruz. İnsanın kendi insani özelliklerini ve hayatını mahvetmesine engel olmak için İslami bir toplumun oluşturulması şarttır. Bu bugün olmasa bile yarın muhakkak olacaktır. Burada gerçekleşme bile orada geçekleşecektir.”

Ve devamında insana yönelik bu zulmün, en mühim unsurlarını kendi tespitleriyle şöyle sıralar;

“Bu zulmetin en önemli unsurlarını kısaca şöyle sırlayabiliriz:

1. Maddeye ilişkin geniş bir bilgi birikimine ve gelişmiş teknolojik/bilimsel esaslara dayanan teknik yöntemlere sahip olmamıza rağmen, insana tatbik edeceğimiz esaslar hakkındaki cehaletimiz.

2. Tüm bu yenilik ve refah yollarına açık olan, nizam ve intizama uygun, insanın özellikleri ve tabiatıyla mütenasip ve hayatın bütün yönlerini kapsayan bir nizamı kendi kendimize vaz’etmeye muktedir olamayışımız ki bu da cehaletimizden kaynaklanmaktadır.

Bu cehalet nedeniyle insani özelliklerinden uzaklaşan beşeriyet her türlü cürmü işleyebilmektedir. Oysa Allah Teâlâ’nın insan için koyduğu ilkelere tabi olsa, orada tüm fıtri ihtiyaçlarına cevap bulur ve özelliklerini geliştirebilir. Böylece de insan kendisine takdir edilen ömür süresinde hayatın geliştirilip ilerlemesi için tüm yeryüzü hazinelerini bulup iletebilir.

3. İnsanın iyiliğini düşünmeyen bu maddeci medeniyet! İnsanın fıtri ihtiyaçlarını dikkate almayan, insanı bir takım makineler ve hayvanlara uygulanan ölçülerle değerlendirilen bir medeniyet!

4. Bu medeniyetin, maddenin zirvesine çıkmış toplumlarda ortaya çıkması ve devleşmesi.

Bu medeniyet, birtakım hayvani yöntemleri insan hayatına tatbik etmek suretiyle yoldan çıkmış ve insanlığın kendine has özelliklerini; insanı hayvandan ve makineden ayıran özelliklerini hesaba katmamıştır. Bunun neticesi olarak da insanlığın yok oluşunu ihtar eden delil ve belirtiler ortaya çıkmıştır.”

Yani;

Maddeye, teknolojiye ve bunların bilgilerine malikiz. Lakin bu bilgiler insanın ne işine yarayacak? İnsan hayatında ne gibi değişimler yapacak? Neticede bir bilgi varsa ve o bilgiye malik durumdaysak bir fonksiyonu olmalı. Bir ‘işlevselliği’, ‘değeri’ olmalı. Bu konuda cahiliz ve atılız. ‘İnsan’ ve insan “ben”ine uygun; insanı, hayatı ve tabiatı kapsayan bir nizam-sitemin muhtevasına, hudutlarına ve bunları bildirmeye deklare etmeye uzağız. Siyasetten içtimai hayata, eğitimden iktisada ilh. kadar bir ‘dünya görüşü’ne ve bu dünya görüşünden membaını bulan ‘hayat’ı-‘nizam’ı bilmiyoruz/sunamıyoruz. Elimizde böyle bir telakki yok. Ama Allah’ın insanlar için bildirdiği, ilahi hudutlara uysak, sıkıntılarımızdan kurtuluruz.  Allah’ın kanunlarını ferdi bağlayan bütün sahalardan, toplumu bağlayan bütün sahalara kadar uygulasak hem sıkıntılarımızdan kurtuluruz, hem de ‘insan’ olmanın hususiyetlerine malik oluruz. Dolayısıyla da fıtratımıza uygun olarak yaşamış oluruz. ‘İnsan’lığımıza zarar gelmemiş olur. Zaten bu maddeci medeniyetin insanı insan olarak değil, maddi bir takım verilere göre insanı değerlendirmesi başlı başına bir negatif fonksiyon. İşte bu maddeye göre insanın hayatını nizamlaştırmaya çalışan medeniyet insana zarar veriyor ve insanın mutluluğu için maddeyi esas alan bütün medeniyetlerin ve ideolojilerin ve fikirlerin yıkılması gerekiyor. Allah’ın kanunlarının uygulanması gerekiyor. İktisadi refaha malik toplumlarda ortaya çıkmaya müsait olan bu maddeye dayalı telakkiler, ‘insan’ı hayvan ve makineden ayıran hususiyetleri hesaba katmayarak insanlığı buhrana sürüklemiştir.

Seyyid Kutub’tan iktibas ettiğimiz satırların tedaileriyle birlikte manaları bu şekilde.  Bu satırlar ‘Çağdaş Uygarlığın Sorunları ve İslam’ isimli eserinde geçiyor. Bugün baktığımızda Batı, Doğu çok farklı görünmüyor olsa gerek.

Lakin! Biz Müslümanların bu menfi ve ‘insan’a ve insan fıtratına zarar veren durumdan insanlığı kurtarmamız elzemdir. Buradan bir kalkışın yolu olmalı ve de vardır!

Son olarak yine Kutub’tan çıkış yolunu gösterir mahiyette bir çağrı;

“Evet bu anlatılanlar; son anda da olsa beşeriyetin, Allah’ın çağrısına ve fıtri davete kulak vermek suretiyle o korkunç akibetten sakınıp Allah’ın rahmetini tercih etmesi için yeterlidir!”

 

ALİ TARIK PARLAKIŞIK

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder