İlim ve İrfan dergisi Nisan sayısı çıktı

İlim ve İrfan dergisi Nisan sayısı çıktı

Kültür-Sanat Nis 02, 2015 0 Yorum

 

ilimirfan32kapak

Nisan, Kutlu Doğum ayıdır. Resulullah Efendimizin dünyamızı teşrif ettiği aydır. Bu ay, bütün mü’minlerin bir kez daha Peygamber sevgisiyle dolduğu, doyduğu aydır.

O’nu (sas) sevmek bizim dinimiz imanımızdır. O’nun (sas) olmadığı bir din kurgusu olamaz. İslam tarihinde bazı dönemlerde O’nu (sas) by-pass etmeye çalışan istisnai bazı yönelimler olmuştur ama bunların hiçbiri kitleselleşememiş, mü’minler arasında bir yankı uyandırmamıştır. Aksine mü’minler, mü’min olmanın yolunun sadece O’na (sas) uymakla mümkün olacağını, O’nun (sas) örnekliği olmadan ne namazın, ne abdestin, ne orucun, ne güzel ahlakın, ne de nefs terbiyesinin mümkün olduğunu her seferinde bir kez daha derinden duymuşlardır.

İlim ve İrfan dergisi bu hassasiyetlerle Efendimize olan sevgiyi, muhabbeti dosya konusu olarak işliyor.

Dosya kapsamında, Rabia Brodbeck, Salih Kadri Oğul, Yrd. Doç. Dr. İbrahim Baz ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci’nin yazıları yer alıyor.

“Allah’ın Sevgilisi: Habibullah” başlıklı yazıda Rabia Brodbeck Efendimize olan sevginin merkezinde Allah Tealanın O’na (sas) olan sevgisinin bulunduğunu işaret ediyor. “Dünyaya gelen insanlardan hiçbiri, O’nu (sas) görmüş olsun veya olmasın, O’na (sas) olan aşktan daha büyük bir aşk hissetmemiştir. Kendisini hiç görmemiş olmalarına rağmen Hazret-i Muhammed’e (sas) inananların kalbinden nasıl böyle büyük bir aşk hasıl olabiliyor?” diyen Rabia Brodbeck, bütün yönleriyle sevginin yansımalarını işliyor.

Salih Kadri Oğul, O’nu (sas) sevmek ibadettir, vurgusunu taşıyan yazısında, bu sevginin bir mü’minde bulunması gereken en temel vasıf olduğunu söylüyor.

Yrd. Doç. Dr. İbrahim Baz ise salavat-ı şerifeleri merkeze aldığı yazısında, “İnsanın ömrü boyunca bir kere salavat getirmesinin farz olduğu, duaların salavat ile makbul olacağı, salavat getiren kişinin makamının on kat artacağı, on günahının silineceği, ahirette Hazret-i Peygambere yakın ve şefaatine nail olacağı, cimrilerden sayılmayacağı, kıyamet korkusundan uzak ve ömrünün bereketli olacağı rivayet edilmiştir.” diyor.

Sufilerin Efendimize olan sevgisini ele alan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci ise, çok canlı örneklerle sufilerin Efendimizin sevgisiyle bezendiğini anlatıyor. Yaman Dede’nin Efendimize olan sevgisinin destansı dokusunu işleyen Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci, Yaman Dede’nin, “Gönül hun oldu şevkinden boyandım ya Resulallah” mısraıyla başlayan na’tının buna en güzel misal olduğunu vurguluyor.

Dosya bağlamında M. Nezihi Pesen de Kırkambar köşesinde Efendimize olan muhabbetten kesitler sunuyor.

 

İlahi rızayı kazanmalıyız

Orta sayfalarda düzenli olarak sohbetleri yer alan Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi bu sayıdaki sohbetinde Nakşibendi-Haznevi tarikatının adabının önemine ve hedefine vurgu yapıyor. “Bir an önce usûl, ilke ve adabımıza dönerek vazifelerimizi yerine getirmeli ve yasaklardan kaçınmalıyız. Öldürücü zehir niteliğindeki dünya sevgisini bir kenara bırakarak kendimize gelmemiz şarttır. Bundan başka seçeneğimiz de yoktur. Kötülüğü emreden nefsi frenlemenin ve dünya sevgisinden kurtulmanın başlıca ilacı bu adap ve prensiplerdir.” diyen Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi, temel görevimizin İlahi rızayı kazanmak için çabalamak olduğunu beyan ediyor.

Prof. Dr. Süleyman Uludağ tasavvufun temel noktaları üzerine incelemesine bu sayıda da devam ediyor ve az konuşmanın önemini anlatıyor. Sözün, konuşmanın tasavvuftaki karşılığını derinlemesine ele alan Prof. Dr. Uludağ, yazıda şu hadis-i şerife de yer veriyor: Allah Resulü, Muaz bin Cebel’e sordu, “Dinin temeli nedir, haber vereyim mi?” “Evet, ey Resulullah!” dedi Muaz. Efendimiz diline işaret ederek, “Buna hakim ol, dilini tut!” buyurdu. Bunun üzerine Muaz sordu, “Söylediklerimizden sorumlu olacak mıyız, ya Resulallah?” “Evet!” dedi Efendimiz ve ekledi, “İnsanları yüzleri üzere sürükleye sürükleye cehenneme götüren dillerinin ürünü olan sözlerden başka bir şey midir?”

Prof. Dr. Ali Akpınar ise ölüm korkusun anlattığı yazısında, “Ölüme hazır olan bir kere ölür. Ama hazır olmayanlar her gün ölür. Sürekli ölüm korkusu taşır. Ölüm korkusu içerisinde kıvrananlar aslında ölümün içerisindedirler.” diyor.

Doç. Dr. Selahattin Yıldırım ise, bir hadisi ve bir hikayeyi merkeze aldığı yazısında, kalpteki dünya sevgisinin tehlikelerine işaret ediyor.

“Hakikat Yolculuğunda Duraklar: İlim ve İrfan” başlıklı yazı Abdullah Taha Orhan imzasını taşıyor. A. Taha Orhan ilim ve irfan kavramının anlam ve öneminin altını çiziyor.

Said Yavuz hayatımızın başka bir önemli yanını değerlendiriyor, sosyal hayatın güvencesi olan vakıf kültürümüzün inceliklerini gündeme taşıyor.

Kemal Özer sağlık merkezli yazılarına bu sayıda da devam ediyor ve modern tıbbın geleneksel tıbba ancak alternatif olabileceğini söylüyor.

Kutbeddin Akyüz ise Nisan’ın 20’sinde başlayan “üç ayların” hayatımızdaki manevi derinliğini hatırlatıyor.

İlim ve İrfan dergisi yine dolu dolu bir sayıyla okurun gönlünü fethediyor.

 

Dergi irtibat:

0212 694 98 98

facebook/ilimveirfan

twitter.com/ilimveirfan

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder