İki zulüm arasında yeşeren “Şehidler Kervanı” grubundan Mehmet Ali Oğuz ile “İslami Mücadeleninin Hafızası Ezgileri” Konuştuk

Genç Öncüler Nis 29, 2016 0 Yorum

Röportaj: Zehra Yurdan

Şehitler-Kervanı-7-

Kendinizi tanıtır mısınız?

  1.  Sanatsal faaliyetler sürdürdüğümüz özlem Ajansta koordinatörlük yapıyorum. Gaziantep Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesinde bir dönem okudum. Terk etmek zorunda kaldım. Şuan Harran Üniversitesi olarak geçer.1972 doğumluyum.

Grupla ilgili hikayeniz nasıl başladı?

  1.  Diyarbakır Yeni Şehir’de Ziya Gökalp lisesinde okuyordum. Lise son sınıftayken bir ara teneffüs saatinde karşı sınıftan kulakları okşayan güzel sesler geldiğini duydum. Sese doğru gidince birkaç arkadaşın peygamberimizle ilgili ezgiler söylediğine şahit oldum önceden namazlarda karşılaştığımız ve merhabalaştığımız arkadaşlarımın böyle güzel ezgi söylediklerine ilk defa tanık oluyordum.  Zaten müziğe ilgim vardı; fakat ailemden aldığım İslami eğitim ve dünya görüşüm bana piyasada icra edilen içi boş müzikleri içerik açısından biraz itici kılıyordu. O gün ‘tamam bu benim müziğim’ dedim ve ilk defa duyduğum halde bir anda kendimi de arkadaşlarıma vokal yapıyor halde buldum. Arkadaşlarımın sesi hoşuma gittiği gibi benim sesim de onların hoşuna gitmişti ve artık gruptaydım. İlk çalışmalarımız tamamen müziksiz idi. Vokalist olarak yer alıyordum. Sonraları org bazen de darbuka kullandık. İlk zamanlar dizlerimize vurarak ritim tutardık. Vurabildiğimiz şeylere vururduk. Kayıtlar öyle yapılırdı. İlk albümlerimiz öyle çıktı. Amatör de olsa bir grubumuz vardı. Sonradan farklı enstrümanları kullanmaya başladık.

 Sizleri müzikle uğraşmaya iten motivasyon neydi?

Sanat ve sanatçı röportajlarında hep duyduğumuz klişe cevap hakikaten çok gerçekçiymiş. İnsanın ten ve göz rengi gibi mizaca dayalı bazı özellikler de doğuştan geliyor. Müziğin de bunlardan biri olduğuna inanıyorum. Çok küçük yaşlardayken bile ailem akraba ve öğretmenlerimin bana her fırsatta eser seslendirttiklerini bilirim.  Haliyle doğuştan Allah’ın bahşettiği yeteneği inancımdan dolayı ilahi ve ezgilerde kullanmayı tercih ettim. Zaten tersi yanlış olurdu. O yıllarda solcular bölgemizde gençleri cezbeden müzikler yapıyor ve birçoğunun da inancını ellerinden alıyorlardı. Madem Müslümandık ve Peygamberimizden aldığımız bu misyonu devam ettirmemiz gerekiyordu. Bunun için bir şeyler yapma arzusu ve inanca karşı yapılan çalışmalar bizleri davaya yönelik müzik yapmaya motive eden başlıca faktörler oldu.

Grubun ismi ile alakalı eksik bilgilerimiz var. Bizlere hikayeyi anlatır mısınız?

Batıda bir isim adı altında eserlerimiz tanındı. Camiada ki tüm gruplara “Şehidler Kervanı” dendi. Halbuki ilk grup kurulduğu zaman grubun adı “Şüheda” idi. 2000 öncesi çıkan albümlerin birinde “ Yarabbi bizi de kat bu kervana” birinde de  “ kahramanlar ordusu yola çıktı bu kervan şehidler kervanı” dendiği için bizlere “Şehidler Kervanı” ismi yakıştırıldı. Türkçe, Zazaca, Kürtçe olan albümlerimiz şuan “Şehidler Kervanı” olarak biliniyor.  Farklı sanatçıların ve vokalistlerin olduğu büyük bir grubuz. Ajansımızın bünyesinde 40’a yakın grup var. 120 yakın sanatçımız var. Aynı hassasiyetler üzerinde senelerdir aynı çizgide yürümeye çalışıyoruz. Kervan serisi kürtçe olup tamamen şehitlerle ilgili albümlerden oluşuyor. 2000 öncesinde Şehit-13’e kadar yapıldı. En son şehid-14 2015’de çıktı. Şehitler kervanı serisi tamamı türkçe olup 2000 öncesi şehit-8’e kadar çıktı. Mavi Marmara şehitlerini konu alan şehitler kervanı- 9  2010’da çıktı en son Şehid Yasin Börü ve arkadaşlarını konu alan şehitler kervanı-10  2015’te çıktı. Bunların haricinde  Mizgina İslam serisinde 6 , Hınariya Quran serisinden 3 albüm çıktı. Bu albümler 2000 yılı öncesinde çıktı. Darbuka ile yaptığımız amatör çalışmaların dışında ki çalışmalarımızın çoğunun aranjörlüğünü Taner Yüncüoğlu abimiz yapmıştır.1997 yılında çıkan “Cihad Eri “ albümü de onlar biridir.

 İslami mücadele içerisinde üstlendiğiniz fonksiyon neydi?

  1.  O yıllarda Bosna, Afganistan, Filistin, Irak ve dünyanın birçok yerinde Müslümanlara karşı kıyımlar yapılırken maalesef halen de yaşadığımız bölgede de güçlü sol akımlar vardı ve kendilerinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımıyorlardı. Okullarda namaz kılan öğrencilere ispiyoncu yaftası yapıştırılır, dışarıda da halkın gözünde karalamak için bin bir iftira atılırdı. Özellikle yatsı namazı çıkışında inançlı insanlara saldırılar yapılırdı. Daha sonra solcular güçlendikçe bu saldırılar yaygınlaştı ve artık genç, yaşlı, kadın, erkek, demeden her gün inançlı insanların öldürüldüğünü duyuyorduk. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de o dönemin kolluk kuvvetleri -jitem mi Ergenekon mu bilinmez- karanlık güçler havadan sudan sebeplerle inançlı insanlara gözaltında acımasızca işkenceler yapıyorlardı. O günlerde piyasaya çıkan Şehitler Kervanı 6’daki  bu eser iki zulüm arasında inançlı insanların umutla ve azimle mücadelelerini çok iyi anlatıyor;

İki zulmün arasında iki ateş ortasında
Yaşının ilkbaharında tohuma durmuş çiçektin
Yaban otlar içinde zehir dikenler içinde
Bahara özlem içinde doğum sancıları çektin
Zulüm esti eğilmedin tağuta taviz vermedin
İhanet çetelerine ayağa kalktın direndin

Anneler babalar gençler minnacık güzel bebekler
Umuda hasret yürekler Kur-an”ın nurunu bekler
Elbet birgün gelecekler tuğyanı öldürecekler
Şehadeti görecekler kurtuluş bu diyecekler
Zulüm esti eğilmedin tağuta taviz vermedin
İhanet çetelerine ayağa kalktın direndin

Aziz önder Peygamberim sözünden dönmeyeceğim
Sana uzanan elleri ve dilleri keseceğim
Adın kurtuluş dillerde yücelerde yüreklerde
Kan kırmızı bahçelerde sana kurban geleceğim
Zulüm esti eğilmedin tağuta taviz vermedin
İhanet çetelerine ayağa kalktın direndin

İman ateş avuçlarda kan kurumuş sokaklarda
Allah”u ekber feryadı intikamlar dudaklarda
Ve döküldük biz yollara müjde verdik mazlumlara
Birer birer can vererek eğilmedik zorbalara
Zulüm esti eğilmedin tağuta taviz vermedin
İhanet çetelerine ayağa kalktın direndin.

Buradaki trajedi hiç kimse tarafından görülmedi. Elimizde sesimizi duyurabileceğimiz hiçbir yayın organımız yoktu. Hamdolsun o zamanlar grubumuzun az imkanlarla yaptığı Türkçe, Kürtçe, ve Zaza’ca albümler sesimizi duyurmakla beraber gençlerimizi zulme karşı dik durma noktasında motive etti. Geride kalan ailelere moral aşıladı. Ezgi içerisinde şehid olan kardeşimizin şehid olma şekli detaylı bir şekilde dile getirildiği için İslam düşmanı çevrelerin akıllarda soru işareti oluşturmasına da engel olmaya çalıştık. Yakın tarihte yaşadığımız 6-8 Ekim vahşeti ve Şehid Yasin Börü vakasına benzer vakalar o zamanlar çokça yaşandı. Yasin, Diyarbakır’da elinde kurban eti poşetleriyle çağdaş Hintlerin zılgıtları ve “Biji Apo!” sloganları eşliğinde yakıldığında hiçbir ilgisi olmadığı halde üzerine Işid yaftası yapıştırıldı. Günümüzde teknolojinin sunduğu internet vb. imkânlar zalimlerin yalanını kısa sürede ortaya çıkarttı ve tutmadı. O günlerde ezgilerimizle hem gazete hem TV hem de dergilerin yerini doldurmaya çalıştık. Ne kadar başarılı olduk bilinmez; ama elimizden gelen buydu. Yıllar sonra bugün bununla ilgili siz değerli kardeşlerimize röportaj veriyorsak küçük de olsa bazı izler bırakmışız demektir. Allah hepsini kendi rızası için kabul etsin. Zalimler bir şeyi bitirmek ister tohum her yer de yeşerir. Kim nerde Allah rızası için bir şey yapıyorsa kardeşimizdir.

Çalışmalarınızı sürdürürken yaşadığınız unutamadığınız bir anınız var mı?

Müziğimiz bir dönem yasaklanmış ve uzun bir süre sahneye çıkamamıştık. Yıllar sonra bir programa davet edilmiştik. Program başlamadan önce miydi sonra mıydı, tam hatırlamıyorum. Bizi belki de ilk defa gören gençler vardı ve yanımıza gelip duygularını paylaşıyorlardı. İçlerinden biriyle el sıkışırken gözlerinin dolduğunu fark ettim. Yanımdaki diğer sanatçı arkadaşla el sıkışırken “Abi ne olur bir daha bizi bırakmayın!” demesi beni çok duygulandırmış yaptığımız işin anlam ve önemini bir daha hatırlatmıştı. O günden sonra işime daha da bir önem vermeye çalıştım. Artık müzik yaparken ara ara o kardeşimizin sözleri kulaklarımda çınlar ve yaptığım işin bir karşılığının olduğunu bana hatırlatır.

Yeni çıkan parçalar gruplar olmasına rağmen bir kısmımız hala 90’lı yıllara ait eserleri dinliyor. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

 O dönemin teknik stüdyo imkanları çok kısıtlıydı. Sadece darbukamızla küçük kolumuzun altına sığan bir orgumuzu vardı. Onlarla yaptığımız müzikler hala dinleniyor. İnsanlar onları dinliyor. O dönemin şehidlerinin kanının bereketi olsa gerek.

 Son olarak gençlere ne demek istersiniz.

Gençliğimizin İslami bile olsa sadece müzik dinleyen ve sanalda gezinen bir gençlik olmasını istemeyiz tabi. Zaman hızlı tükeniyor ve zamanı iyi değerlendirmek lazım. Ben kitap okumaya en çok lise yıllarımda vakit bulabildim. Her bir gencimiz yarının öğretmeni, yarının anne babası daha da önemlisi yarının dava adamları olduklarını düşünerek hareket etsinler. Özellikle bu yaşlarda İslam’ın temel kaynaklarını iyi okumaları ve özümsemeye çalışmaları lazım. Yarın çoluk çocuğa karışınca vakit bulamayabilirler. Ömrün nelere yeteceğini de bilemeyiz. Bu yüzden birkaç parça bilgi kırıntısı olan ve kulağında kulaklıkla vaktinin çoğunu ilahi ezgi dinleyerek geçiren orda burada gezinen sloganik bir gençlik değil, müziği de gerektiği kadar dinleyen öğrenmeye, öğrendiklerini pratize ederek davete daha çok zaman ayıran gençlik doğru olan gençliktir bence.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder