II. Abdülhamid Han ve Eğitim Politikası

Tarih Ara 17, 2014 0 Yorum

Asım Ebrar Yıldız*

II. Abdülhamid Han ve Eğitim Politikası

Bir toplumun ilerlemesinde ya da geri kalmasında en büyük rolü oynayan, herhangi köhne bir toplumu yerden alıp göğe çıkarabilen ve aynı şekilde en çağdaş toplumları gökten yere indirebilen güç, şüphesiz ki eğitimdir.

Eğitim bir kişinin yaşadığı toplum veya kendi içinde, değerli ya da değersiz, tüm davranış, yetenek, bilgi ve beceri gibi kabiliyetlerini geliştirme sürecine denir. Atılım ise bir konuda ilerleme, hamle yapma, ileri atılma ve savlet olarak tanımlanabilir. Eğitim ve atılım, birbirinden ayrılamayacak bir ikilidir ve bir toplumu eğitmeden atılım yapmak, eğitim süreci tamamlanmadan -ki uzun ve meşakkatli bir süreçtir- müdahalelerle atılım, asla gerçekleşemez aksine toplumun geri gitmesine sebep olur.

Osmanlı eğitiminde Tanzimat ile birlikte başlayan modernleşme süreci iyi niyetli olunsa da uzun süre başarılı olunamamış, tasarı ve planlamadan öteye gidilememiştir. Eğitimde geri kalmamızın sebepleri arasında kimi zaman  ikinci meşrutiyetten sonra da deneneceği gibi ‘’Tuba Ağacı Nazariyesi’’ (tasavvuf kültüründe cennette var olduğu düşünülen kökü yukarıda gövdesi aşağıya doğru olan ağaçtır) metodu ile eğitimde düzeltmeler yukarıdan başlanacak, önce elit bir kadro yetiştirilecek, yetiştirilen bu elit kadro ilk ve ortaokul öğretmenlerine ders verecek ve ancak en sonunda çocuklara ve gençlere eğitim verilecek olması idi. Bu yöntemin sadece rüştiyelere ya da ilkokullara odaklanmaktan farksız olduğu, dönemin siyasetinde de dengesiz ve başarısız bir politika yürütüldüğü açıktı.

Kimi zaman ise batılılaşma  eğilimi ile siyaset adamlarının ülkede ilkokul, lise ve eğitimde nicelik kadar nitelik sıkıntısı olduğu halde bu günkü her ile bir üniversite kampanyası gibi -ki sözde ve bir propaganda aracı olarak iyi gözükse de fiziki imkânsızlıklar ve eğitimcilerden kaynaklanan sıkıntılar göze alınınca, öğrencilerin gözünden de eğitimcilerin gözünden de sonucu hüsran olacaktır çünkü kampüsünde ineklerin otladığı, daha kötüsü herhangi bir kampüsü bile olmayan, şehri içinde barındıramayan, herhangi bir binada herhangi öğretmenlerle eğitim yapılan yere üniversite denemez- ısrarla yeni Darülfünun kurma istekleri eğitimde atılımın gerçekleşmesine izin vermemiştir.

Tanzimat ile başlayan modernleşmenin sonuç vermesi ise Sultan İkinci Abdülhamid Han dönemindedir. 1876 anayasasında zorunlu ilkokul eğitimi şöyle belirtilmektedir. ”Osmanlı efradının kâffesince tahsil-i maarifin birinci mertebesi mecburi olacak ve bunun derecatı ve teferruatı nizam-ı mahsus ile tayin kılınacaktır”. Günümüz Türkçesi ile ise; Eğitimin birinci kademesi  bütün Osmanlı fertlerine zorunlu olacak ve ayrıntılar özel bir düzenleme ile belirlenecektir. Bu kanun ile başlanmak ve eğitime yön vermek isteyen modernleşme, ne yazık ki 93 harbi ve ardından kaybedilen büyük toprak parçaları ile duraksamış, gerçek manada değişim ancak 1879 yılında başlayabilmiştir.

Abdülhamid Han döneminde ilk olarak gayrimüslimlerle, Müslüman ahalinin eğitim seviyesi arasındaki fark kapatılmaya başlanmıştır. Tanzimat döneminde başlatılmış olan gayrimüslimlerin istekleri çevresinde okul açmaları serbest olduğu için özellikle ABD, Fransa ve İngiltere kiliseler çevresinde kötü bir kampanya yürütmüş ve sadece dini anlamda misyonerlik faaliyetlerini değil sosyoekonomik ve kültürel anlamda da faaliyetlerini sürdürerek kız ve erkek okullarının sayılarını arttırmışlardır. Sultan Abdülhamid ise buna tedbir olarak önce Gayrimüslim Denetçiliği Dairesini kurdurmuş ve yurdun dört bir yanında ki müfettiş sayılarını arttırmıştır. Ülkenin geleceğini garanti altına almak için eğitim ve öğretim açığını kapatmak gerekmiş ve Abdülhamid Han ülke bir kaos ortamında olduğu halde –mali ve iktisadi güç Yahudi, Ermeni ve Rumların elindedir ve Avrupa’nın yayılımcı politikası Osmanlıyı bir hayli zorlamıştır- bir eğitim reformuna girişmiştir.

Cami yapılan her köye bir ilkokul yapılması zorunlu hale getirilmiş, 1876 yılında İstanbul’da 6 tane ilkokul varken, 1886’ya kadar 44 yeni ilkokul kurulmuş, 1877 yılında ülkede toplam 200’ü geçmeyen yeni usuldeki okul sayısı, 1906 yılına dek yaklaşık 47 kat artarak 9347’ye ulaşmıştır. Rüştiyelerin sayısı İstanbul’da 33 resmi, 39 özel ve 4 askeri olmak üzere toplamda 76’ya, ülke genelinde ise bu rakam 619’a ve 40 bin öğrenciye ulaşmıştır. Rüştiyelerin açılmaya başlanmasından sonrada vergi kaynaklarının da eğitim ihtiyaçlarına bağlanması ile yeni idadiler açılmaya başlanmış ve nitekim Abdülhamid Han’ın hükümdarlığının sonuna doğru idadilerin sayısı 108’e, idadilerde okuyan öğrencilerin sayısı da 20 bine çıkmıştır. Ayrıca ülkenin topraklarının geniş ve vilayetlerinin merkeze uzak olması sebebi ile okullarda oluşabilecek öğretmen açıklarını gidermek için Darulmuallimin’ler kurulmuş, kısa süreli kurslar verilerek önce yeni öğretmenler yetiştirilmiş, daha sonra da okul araç gereçleri  tepeden tırnağa yenilenmiş ve Tanzimat reformlarının eğitim ile ilgili kâğıt üstünde kalan maddeleri tamamlanmıştır.

Yüksekokullar kapsamında ise; Bugün ki Deniz Harp Okulunun temelini oluşturan Deniz Mühendislik Okulu, Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi), Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye(İstanbul Üniversitesi tıp fakültelerinin temelini oluşturmaktadır), Çoban Mektebi (tiftik keçilerinin yetiştirilmesi hedeflenerek, Numune Çiftliğinin içinde açılmıştır),Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye Mektebi (Mühendis Mektebi), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Fakültesi), Hamidiye Ticaret Mektebi, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu, batı hukukuna ağırlık veren, modern eğitimin temelini ve laikliğin kurumsallaşmasında önemli rol oynayan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin temelini teşkil eden, Mekteb-i Hukuk-i Şahane ve en önemlisi Arap ve Kürt aşiretlerinin entegresi ve Osmanlı yönetimine olan bağlılıklarını arttırmak için büyük aşiretlerin çocuklarının okutulduğu Aşiret Mektepleridir.

İkinci Abdülhamid Han’ın başlattığı eğitim seferberliği önemli bir atılım gerçekleştirmiş ve ileride vatanına hizmet edecek, devletin ayakta kalmasını sağlayan eğitimli kesim bu okullarda, başta Osmanlıca, Farsça ve Fransızca (hükümdarlığının son dönemlerinde de ülkeye gelen Alman subaylarının sayısının artması ile Almanca) dilleri ile Abdülhamid Han’ın eğitim sistemi doğrultusunda yetişmişlerdir. Daha fazlası; 1908 devrimini yapanlar ve Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı tahtından indirenler de aynı okullarda ve aynı fikirlerle yetişen gençlerdir. Bu yüzden de bir bakıma kendisini tahtından indirenleri,(İttihatçılık ve Terakkiperverlik fikrini) ülkenin tüm para ve enerjisini harcayarak kendisi yetiştirmiştir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ile kurulan ulus devletlerin ve cumhuriyetimizin kurucu kadrolarının hepsi, istisnasız Abdülhamid’in okullarında ve onun eğitim sistemi ile yetişip mezun olmuşlardır.

Sonuç olarak Tanzimat ve sonrasında yapılan atılımı elbette Osmanlı için bir Rönesans dönemi olarak görecek değiliz fakat bu gün bile gerçek anlamda bir yenilenme gerçekleştirmek istiyorsak, o dönemin ışığında eskiyi yıkmadan bir atılım yapmamız gerekmekte ve eğitim sistemi tamamlanmadan, mevcut sistemin sonuçları görülmeden plan ve programsız yapılan hamlelerin eğitim ve öğretime bir katkı sağlamayacağını bilmemiz gerekmektedir. Olması gereken ise eğitimde niteliğin arttırılması, eskisi gibi Türk-Müslüman Okulları’nın diğer ülkelerde ki varlığının çoğalması, köklerimize ve özümüze bakarak bir yol haritası belirlenmesidir.

*Fatih Gelenbevi Anadolu Lisesi 10. Sınıf

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder