casino maxi

Gül yüzlü hocamın ardından

Dücane Demirtaş Gündem May 13, 2016 0 Yorum

 

Bildiğim kahramanların hepsi zaten olmak için doğdukları şeye sahip olurlar. Onları boylarından, poslarından, geniş omuzlarından, kır saçlarından, baktı mı adam deviren gözlerinden yahut pazılarından çıkartırsınız. Daha beşikteyken beş lisan bilip, koca koca emmilerini boylarından böyük laflarla mat ederler. Onlar haklarında “benim oğlum büyüyünce imam olacak” denmeyenlerdir, çünkü onların Allah vergisi olarak mübarek gün ve gecelerde ev eşrafı için dini vazifeyi üstlenmekten daha mühim kaderleri vardır. Genellikle hayatları sıradan insanlarınkine benzemez, iyi ya da kötü her şeylerini kahramanlıklarının bir bedeli olarak öderler; vahşi doğa da yalnız büyür, kurtlarla savaşmayı öğrenirler. İnsan sarrafıdırlar aynı zamanda; bi bakışla, bi sözle adamın ciğerini bilirler. Hiç kimse onları, onların fedakârlıklarını ve olağanüstü adanmışlıklarını anlamaz, çünkü hiç kimse onlar gibi olamaz. İnsanlarının bekledikleri mehdileri onlardır, onlar olmadan ne kurtuluş ne de zafer olmaz. Genellikle ardından gelenlerin davalarına karşı özverilerine hayranlık duydukları bu kahramanlar var ya, hah işte onlardır Roma’yı dize getiren, Hindistan’a değin sefere çıkan, İstanbul’u alan kısacası yenilmezleri yenip yıkılmazları yıkan. İsimleri ya haber sitelerinde otuz kez aynı sayfaya tıklansın diye tek tek linklere serpiştirilmiştir ya da magazin dergilerinde boydan aşağı kadın vücudunu teşhir eden soda veya yoğurt reklamlarının yanı başına konulmuştur. Her neyse, onlar böyük adamlardır, her zaman olmasa da yüzyılda bir dünyaya gelirler.

Bugün Davutoğlu’nun istifa konuşmasını dinleyince gözümde bambaşka bir portre canlanıverdi. Sesi titriyor, gözleri dolmuş, alnı terliydi, sanki dokunsalar içindekilerinin hepsini ağlayarak dökecekmişçesine. Boyu bir kahramanın boyunda değildi, dili de Demosten gibi dönmüyordu; bir kahramanın ciddiyetinden ne kadar habersiz olduğu karşındakilere sürekli gülmesinden yahut duygularını saklayamamasından anlaşılıyordu. Sesini gürleştirmeye çalıştığında bile ne kadar yapmacık geliyordu hepimize değil mi, hani o Arakan’da birden coşkuyla “Esselamu aleyküm!” diye haykırdığı gibi olmuyordu hiç. Evet, o koltuk ona büyük geliyordu değil mi, o kürsü de kahramanların durduğu gibi durması için zemine bir vasıta koymuşlardı. Daha belki nicesi var aklımda kalmamış. Hepsi aynı kapıya çıkıyordu, o ardından milyonların muhteşem hitabetiyle okuduğu şiirlerin öncülüğünde yeni fetihler yapacak bir kahraman değildi.

Sonra, kafamda sürgit bir yerlerde dolanan Tevrat’tan bir ayet aklıma geldi. Allah, elçisi Samuel’e şehrin meydanına gitmesini ve orda İsrailoğullarına atadığı kralı ona söyleyeceğini vahyetmişti, devamı ise şöyle: “Samuel öteden gelen uzun boylu, yakışıklı, güçlü ve kuvvetli birini gördü ve içinden şöyle dedi ‘herhâlde Allah’ın seçtiği kişi bu olsa gerek’ oysa Rabbi ona şöyle dedi ‘Ey Samuel! Onun güçlü, uzun boylu ve yakışıklı olduğuna sakın ha bakmayasın çünkü ben onu reddettim. İnsanlar dış görünüşe, güce ve güzelliğe fakat ey Samuel! Senin Rabbin insanın yüreğine bakar!’.” Allahuekber değil mi, evet Allahuekber. Bu ayet bana yeryüzünde Allah’ın kahramanın kim olduğunu hatırlattı. O, cesareti korkmamak değil korktuğu halde yoluna devam etmek bilen kişidir belki. Allah’ın kahramanı, O’nun “işte benim adamım” diyeceği kişiyi düşündüm sonra, pazıları ne kadar kuvvetli olmalıydı, bi gürledi mi kaç dağı titretmeliydi, kekelemek bi yana ardından milyonları muhteşem hitabetiyle nasıl çoşturmalıydı?

Bugün bu sorunun cevabını Davutoğlu’nun 38 dakikalık veda konuşmasını dinlerken buldum. Bi tuhaflık var değil mi? Evet var, Uther Pendragon’un kayaya saplı kılıcını, Arthur değil de, krallar soyundan gelmeyen bir köylü çocuk çıkardı sanki. Gözümde bambaşka bir kahraman canlanıverdi, bildiğin gibi değil. Hiç sesi titreyen, korkan, kekeleyen yahut tereddüt eden bir kahraman olur mu diyeceksin. Ben onunla birlikte kahramanlığın ne olduğunu yeniden öğrenmiş oldum. O içinden geldiği gibi hürce mazlumlara haykırmak olmalı, annenin yavrusuna sarıldığı gibi mesafesizce kardeşlerine sarılmak, kahraman olmak için değil belki ama inandığı şeyin bedelini ödemek için bir kahramandan daha fazla çaba sarf etmek, düşmanının dahi önyargıya sahip olamayacağı bir tebessüm etmek, “yemişim makam mevkinizi, benim derdim başka” edasında vazgeçme erdemine sahip olmak olmalı. Ona bakınca Aliya’yı gördüm, bu da bizim kahramanımız işte. Sarıldı mı hiç bir kader atamasından yiğitlik devşirmişin sarılamayacağı kadar içten kuşatan, tebessüm etti mi hiç bir kahramanın veremeyeceği umudu veren, omuz omuza verdi mi belki ilk kılıç darbesiyle düşecek ama ölene değin arkanı güvenle koruyacak olan, hepsinden öte beraber oturup ağlayabileceğin, Allah’ın yeryüzündeki muradının ne olduğunu gören birinden bahsediyorum. Yeryüzünde Yusuf’un rüyasını düşleyen..

Nihayetinde belki de çok uzun boylu siyasi analizlerin dışında duygusal bir yorumla diyebilirim ki gül yüzlü Ahmet hoca benim kahramanımdır; ayakları yerde, gözleri hemencecik dolu veren.

ducane.demirtas@boun.edu.tr

Dücane Demirtaş

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder