Genel Seçimlere Yönelik Değerlendirme- Dücane Demirtaş

Genel Seçimlere Yönelik Değerlendirme- Dücane Demirtaş

Düşünce Haz 11, 2015 0 Yorum

Seçime Dair Değerlendirmeler

7 Haziran seçim sonuçları açıklandı ve 13 yıllık Ak Parti iktidarı tek başına hükümet kurabilecek kadar milletvekili sayısını yakalayamadı. Doğuda ve büyük şehirlerin kenar semtlerinde HDP, İç Anadolu da ise MHP iktidardan büyük oranda oy elde etti. Yakın zamanda koalisyon ya da erken seçim gözüküyor. Birçok şey kazandık ve birçok şey de kaybettik.

-Hükümet 13 yıl boyunca diğerlerine göstermediği bir ilgi ve destekle büyüttüğü cemaatin nasıl en ufak bir itikat tanımadan, en onulmaz düşmanlarla aynı yatağa girip muta nikahı kıyabileceğini görmüş oldu. Son üç yıldır dosta utanç düşmana sevinç böylesi rezil kepaze bir cemaatin seçimlerin sonuçları üzerindeki gücü, hükümetin yıllardır diğer İslami STK ve derneklere ilgi ve destek eksikliğinin bir neticesidir,

-Hükümet milletvekili adaylarını seçerken reel değil ideal davrandı. Aday gösterilen birçok kişi yürekli ve ideal olmasına karşın Türkiye’deki seçilebilme parametreleri maalesef ahbaplık, hinterlant genişliği ve yakınlık ilişkisine bağlı olduğu unutulmuş olmalı.

-Hükümet, muhalefetin somut ve sıradan insanın karşılaştığı sorunlara değinerek halkın damarına bastığı gibi reel ve bizzat fert fert insanları ilgilendiren projeleri ya sunmadı ya da sunamadı. Maalesef propaganda kabiliyeti dumura uğradı. Sıradan bir insanın mahalle kahvesinde bir iki kelimeyle edebileceği sloganlar üretilemedi. Kaldı ki hükümet kadrolarının ekseriyetinin bu seçiminin ehemmiyetinden haberdar oldukları da şüpheli.

-Hükümet için bu yenilgi kimlerle yola çıkılıp kimlerle yola çıkılmayacağının hesabını yapmak için iyi bir fırsattır. Bakara-makaracılar, 700 bin liralık takanlar, yolsuzluk ve rantla köşeyi dönenler bu dava için fazlalıktır. Atılmadıkları müddetçe sırtımızda yüktürler.

-Velhasıl Davutoğlu samimi davrandı ve baba gibi İslami değerleri savunarak ideal olanı bayraklandırdı fakat maalesef tarihi, islami ve insani motiflerin yanında her seçimde şu açıktır ki halkın beklentisi kendine doğrudan dokunan reel ve somut motiflerdir. Daha önce Erdoğan bu dengeyi hassas bir şekilde koruyordu fakat Davutoğlu’nun içtenliği somut beklentilerin çok ötesinde kaldı.

Müslümanlar bu seçimden ne öğrendi ve olası koalisyon hükümetinden sonra ne öğrenecek;

-Sonuçlar gösterdi ki Müslümanlar böylesi bir durum için hiçbir hazırlık yapmış değiller. Yetiştirilmiş ve aynı idealde kadrolaşacak bir nesil var denilebilir mi? Müslüman dernekler, STK’lar, vakıflar “kader, şefaat, kabir azabı, Hz. İsa öldü mü ölmedi mi” gibi sonu gelmez teolojik tartışmaları yaparak hem dindarlıklarını yağladılar hem de islami bir faaliyet yaptıklarına dair kendilerini tatmin ettiler. Bu vakitten sonra Müslümanlar sırf faaliyet raporuna geçsin diye etkinlik yapıp monolog şeklinde konferans vermenin değil, gerçek islami faaliyetin baba gibi siyasete ve bürokrasiye ve yargıya adam yetiştirmek olduğunu anlayacaklardır.

-Müslümanlar olası koalisyonun üzerlerindeki etkisinden sonra muhtemelen “salağa yatma” davranışlarından vazgeçeceklerdir. Hem bürokrasi de hem siyasette gerek iyi gözükmek gerekse çağın demokratik normlarına karşı mahcup olmamak için “demokrasicilik” oyununu oynadık. Artık şu açıkça kabul edilsin ki bu ülke de bir biz varız-halk- bir de eline geçtiği ilk fırsatta bizi bir kaşık suda boğmayı bekleyen sistemden beslenen azınlık. Müslümanlar istedikleri kadar gözlerini kapatıp görmek istemeseler de bu azınlıkla ilişkimiz basbayağı güce dayalı ilişkidir yani bununda iki esası vardır karşılıklı hukuk ve çıkar. Bu iki temel bu sıralar bazılarının “demokrasicilik” adına ağızlarına pelesenk ettikleri Medine sözleşmesinin dayanağının ta kendisidir. Gerçek bu, bir biz varız bir de tetikte bekleyen düşman; karşılıklı hukuk ve çıkar dışında da bizim düşmanla hiçbir ilişkimiz ve “salağa yatma” gibi bir davranışımız olamaz. Müslümanlar artık kabullenmeli ki burası Türkiye Norveç değil ve bizi Batılı demokratik ülkelerden ayıran ister iyi olsun ister kötü olsun kendi dinamiklerimiz, şartlarımız ve koşullarımız var, artık kompleksten kurtulun.

-Görüldü ki bir danışman telefonuyla bir bildiriye yüzlerce islami STK’nın imza atmasının doğan yayın grubundan bir kanalın yaptığı propaganda kadar etkisi yoktur. Müslümanlar iktidarı maalesef iktidara bırakmayacak kadar sahiplenmediler. Ne de olsa Erdoğan var anlayışı, onları sürekli iktidardan gelecek bir takım imtiyazlardan hep tek taraflı beslenen obezitelere dönüştürdü. Bu imtiyazların hepsi hükümet tarafından değil, İslami dernek ve kuruluşlar tarafından koparıla koparıla alınacak imtiyazlar olmalıydı ki geri istendiğinde uğrunda ölmek için Müslümanlar yola yatacaktı. Ve hak ve özgürlüklerde öyle, hükümet son 5 yılın kazanımlarını kıyaslamaz gücü sayesinde resmen afedersiniz ıkına ıkına verdi, değil bugün iktidar değişince başörtüsü özgürlüğüne sahip çıkmak, biz daha iktidarken İslami stk ve dernekler olarak başörtüsü sembolüne tecavüz edilmesini bile durduramadık.

-Kel ölür sırma saçlı, kör ölür badem gözlü olurmuş. Bugün hükümeti sahiplenip, eleştiri yapacaksa bile kol kırılır yen içinde kalır deyip aynı mahallenin aynı evin içinde eleştiriyi yapamayanlar, oy vermeyi hala itikat meselesi olarak görenler ve tarafsız kalmayı bir halt yerine hakk zannedenler yarın bakalım, kendilerini oy vererek ya da hiç oy kullanmayarak desteklemiş oldukları, güruhlar gırtlaklarına çökünce nasıl bir ilerleme kaydedecekler, şahsen merak ediyorum.

-Müslümanlar daha kendi evlatlarına, ağzından bir kardeşlik, barış, özgürlük, ekmek, adalet ve eşitlik çıktı diye henüz ellerindeki mazlumların kanı kurumamış, kendi değerlerinin üstüne pisleyen, eşcinsel evlilik vaadi ile eşcinsel aday çıkartan katillerin ne olduğunu izah dahi edemediler. O kadar Kur’an dersi yapan ağabeyler gençler ne oldu da bir saz sesini duyunca löp diye atladı. Kitabı okurken bir bölüm olsun, içinde ahlaksızların biz “barış elçisiyiz” “biz demokratız” diye bu ülkede kan akıtacaklarına dair bir yorum yapamayacak kadar mı zokayı yutmaya eğilimlisiniz? Sorsan ciltler dolusu kitap yazacak devrimcilik oyunu oynayan Müslümanlar bugün batılın üstünü hakikatten parçalar serperek kapatan Samirilerin kucağına oturdu, Talut’un içmeyin dediği nehri kana kana kuruttular, Davut ve Süleyman’a alemci, putperest ve kadınla kızla takılan kafirler dediler, dedirttiler. Bir Kuran okuyucusu bunun ne anlama geldiğini pek ala kestirebilir.

-Dış mihraklar, faiz lobisi, istikrar, ümmetin selameti vb. denince alay edecek kapasite de yetiştirilen bir Müslüman gençliğin; pollyanna gibi herkese karşı gül dağıtan iyimserliğe sahip olması, bacak bacak üstüne atıp bir yandan sigara içerken diğer yandan kadın erkek karışık ortamlarda devlet yıkıp binlerce yıllık teoljik mevzuları  karara bağlayabilmesi, “düşman kim biz kimiz” sorularını hiç sormamış sormayacak genişlikte olması elbette İslami STK’ların bugüne kadar gençliğe ne derece yatırım yaptıklarını gösteriyor. Mücadele için sırası gelmiş Müslüman gençliğin önemli bir kısmı bu minval de takla atmakta, memleketin gelecek yıllarına hayırlı olsun.

-Nasıl ki Mısır’da halkın yarısı sırf Müslümanlardan diyerek darbeye karşı Mursi’ye sahip çıkmadı ve korku ve zilletle yaşamayı seçtiyse; maalesef Kürt halkının ekseriyeti de korkusuna yenildi ve Erdoğan’a sırtını döndü. Bu vakitten sonra anlaşıldı ki gerçekten bu topraklarda bir “Kürt Sorunu” var. Ezilmiş, hor görülmüş ve bu yüzden korkusu sürekli istismar edilerek kullanılan bir Kürt halkı var. Örgütün, değerlerine pisletip onlardan rant sağladıklarını bilmelerine rağmen silahların gölgesi özgür ve onurlu yaşama cesaretlerini boğdu. Elbette böyle bir seçimin bir bedeli olacaktı ve onlarda bunun farkındaydılar fakat buna cesaret edemediler. Öyle ki HDP Diyarbakır ve Van’da %75 bandına çıktı.

-Ak Parti iktidarı Kosovalı, Bosnalı, Makedonyalı, Arnavutluklu, Tunuslu, Mısırlı, Filistinli, Suriyeli, Kafkasyalı, Orta Asyalı, Arakanlı ve Morolu Müslümanların iyi kötü hamisidir. Bugün Ak Parti’nin düşmesiyle beraber Nahda’yı boğazlamak isteyen bir Tunus kemalizmi var. Boşnakları hiçe sayıp Bosna’nın tamamını kontrol etmek isteyen bir Hırvat-Sırp faşizmi var. Sahipsiz bulduğu an Morolu Müslümanların üzerine çökmeyi bekleyen bir Filipinler rejimi var. Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından istenmediği için denizde açlığa terk edilen Arakanlılar var. Hükümetin düştüğü an aileleriyle Rusya’ya, Çin’e, Orta Asya liderlerine teslim edilmesi umulan Çeçen, Uygur, Özbek, Kırgız ve Türkmen Müslümanlar yığınlar var. Ölüme gönderilecek 2 milyon Suriyeli ve katile karşı savaşta yalnız bırakılacak Suriyeli direnişçiler var. Yani öyle ki Türkiyeli Müslümanların “ya bir hata yaptık” deme lüksü çok ağır sonuçlara gebe olabilir.

-Müslümanların bu yenilgisinde bir hayır vardır. O hayır, bu dava sadece Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun davası değil, bizim hepimizin davası olduğunu hatırlamaktır. Hükümetin eksiklikleri bizzat onu eleştiren ya da bu külfete girmeyen fakat imtiyazlardan yararlanan bütün İslami STK ve derneklerin hep güç sarhoşluğuyla ertelenmiş sorumluluklarıdır. Yenilgi Ak Parti iktidarının değil kişilerin ha diyerek itmesiyle ayakta duran ne insan yetiştirmede ne de mücadele etmede çok çetin bir savaşın içinde olduğunun farkında olmayan Müslüman halkın yenilgisidir. Ders çıkartıp, önlem alırsak inşallah bu yenilgi nice umulmadık zaferlerin muştusu ve olası hataların tedbiri olacaktır.

 

ducane.demirtas@boun.edu.tr

Dücane Demirtaş

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder