casino maxi

Gençliğin Vekilleri İle “Siyaset ve Gençlik” Üzerine Konuştuk.

Siyaset Tem 14, 2015 0 Yorum

Röportaj: Furkan Gençoğlu

algan

 

Saat 04.45

Trabzon Yomra sahili.

Bütün gece boyunca Karadeniz bölgesi teşkilatlarının dertlerini dinlediler.

Sabaha karşı kuş cıvıltıları eşliğinde dergimize mülakat verdiler.

Hatay Milletvekilimiz Mehmet Algan ve Tokat Milletvekilimiz Fatma Gaye Güler.

Gece gündüz çalıştılar, dobra dobra konuştular.

 Varolsunlar.

 

 

Genç Öncüler: Siyasete girmeden önce bir yaşantınız vardı. Sonuçta parti siyasetiyle varolmadınız. Çocukluğunuzda veya ilk gençlik yıllarınızda siyasete girme gibi bir düşünceniz, planınız, hayaliniz, hedefiniz varmıydı?

Fatma Gaye Güler:  Çocukluğum Anap’ın Özal’ın yükselişte olduğu yıllara tekabül ediyor. Siyasi gündemin yoğun olarak tartışıldığı bir aile ortamında büyüdüm.  Siyasete çok uzak değildim bu yüzden. Fakat çocukken siyasetçi olma gibi bir hayalim yoktu. Hep arkeolog olmak istiyordum.  Beni siyasete iten temel motivasyon Ak Parti’nin kapatılmak istenmesiydi. O yıllarda Gazi Üniversitesinde okuyordum ve okulumuz milliyetçilerin yoğun olduğu bir okuldu. Farklı düşünen öğrencilerden biriydim. Oy kullanmak istediğim partinin, google üzerinden yapılan aramalarla, delilsiz mesnetsiz suçlamalarla  kapatılmak istenmesi beni çok üzmüştü. Duygusal  bir refleks göstererek Kocatepe’de bulunan Ankara İl Başkanlığına gittim ve beni kullanın dedim. Ben işe yaramak istiyorum, size yardımcı olmak istiyorum fakat ne yapacağımı bilmiyorum dedim.

Genç Öncüler: Aslında tabii vicdani bir refleks göstermişsiniz.

Fatma Gaye Güler: Tabii vicdani refleksti. Zaten siyaset vicdanın ötelenerek yapılabilecek bir şey değil.

Mehmet Alğan: Sen sorunun başında siyasetten önce de bir hayatınız vardı deyince düşündüm.  Yedi yaşından beri siyasetin içindeyim. Ben Beyrutta doğdum. Lübnan, Suriye, Türkiye gündeminin yoğrulduğu bir evde büyüdüm.  Evimizde sürekli Suriye, Lübnan, Türkiye kıyas edilirdi.  Ve bu kıyas gündelik hayatla ilgili kıyaslardan ziyade, yönetimlerle ilgili yapılan kıyaslamalardı. Bu üç ülkenin içinde siyasetin en rahat yapılabildiği ülke Türkiye idi. Ama siyaseti anlamaya, anlamlandırmaya başladığım yıllar lise yıllarıydı. Etrafına şöyle bir bakıyorsun, eşitsizlikler görüyorsun, hukuksuzluklar görüyorsun. Gelir adaletsizliğini görüyorsun. Ve kendince kıyas yapmaya başlıyorsun. Kendimce itirazlarım vardı dünyaya karşı. Sonra Üniversiteye başladım. Üniversite tercihlerimi şehir odaklı yaptım ve İstanbul yazdım. Çünkü büyük bir şehre gelip bir hikayenin parçası olmak istiyordum. Üniversiteye başladığım yıl Hrant Dink öldürüldü, asker e-muhtıra verdi. Epey yoğun bir siyasal ortamın ortasında buldum kendimi. Asker olgusuyla karşılaştım. Askeri vesayet ile tanıştım. Çok demokratik bir ülke olmadığımızı öğrendim. Sivil siyasete yönelik vesayet girişimlerine dur diyen parti Ak Partiydi.  Fakat benim siyaset ile uğraşım parti siyaseti ile başlamadı. Genç Siviller üyesiydim ve burada askeri vesayete karşı sivil aktivizm ürettik. “Genç Siviller Rahatsız” sloganı tamamen “Genç Subaylar Rahatsız” söylemine tepki olarak ortaya çıkmış bir söylemdi. Darbelerle yüzleşmek için yapılan programlar, darbelere dur de yürüyüşleri,  kapatma davasına karşı sokak gösterileri hakikaten insanın kendini anlamlı bir hikayenin parçası hissettiği zamanlardı. Parti siyasetine giriş benim için oldukça yeni. Aslında özgürlüklerin önünü açtığı için Ak Parti’yi sahalarda savunuyordum. Abdurrahim Boynukalın başkanımızın Genel Başkan olmasıyla beraber, kendisiyle daha önceden sivil toplum kuruluşlarında ortak işler yapmamız hasebiyle oluşan bir dostluğumuz neticesinde gençlik kollarında parti siyasetine girdim. Gençlik kollarına yönelik eleştirilerimiz vardı. Bu eleştirileri yerinde hayata geçirmek için görev almaktan kaçınmadım. Çünkü oturduğun yerden eleştirmek kolaydır. Eğer eleştirinde samimiysen hadi oyuna gir denildiği zaman sahaya inersin. Yoksa ben öylesine konuşuyordum der kenara çekilirsin.Sözün bir sorumluluğu vardır. Bu sözün sorumluluğunu yerine getirmek için aktif olarak Ak Parti çatısı altında siyaset yapmaya başladım.

Genç Öncüler: Milletvekilliği adaylık süreciniz nasıl şekillendi?

Fatma Gaye Güler: Milyonlarca genç nufusun varolduğu bir ülke Türkiye. Uluslararası camiada bu genç nufusuyla övünen bir ülke aynı zamanda. Hal böyleyken gençlerin siyasal alanda bir temsiliyet alanı olması gerekiyor. Genel başkanımız ve Başbakanımızın teveccühü ile gençliği temsil etmek üzere milletvekili adaylığımızı koyduk. Ak Parti gençlere siyaset yolunu açık tutan bir parti. Gençliğe sorunların çözümünü için parlementoyu işaret eden bir parti. Gençliği sokağa yönlendirmeyen, çözümün siyasette olduğunu söyleyen bir parti. Bu noktada gençliği parlementoya taşımaktan çekinmedi ve bizim adaylık ve vekillik sürecimiz böyle şekillendi.

Genç Öncüler: Aynı zamanda Gençlik Kollarında Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinizi de sürdürüyorsunuz. Gençlik Kolları göreviniz ile Milletvekilliği görevinizi bir arada yürütmek sizin için zor olmayacak mı?

Fatma Gaye Güler: Zor olacağını düşünmüyorum çünkü bizim genel merkezimizde, mecliste Ankara’da. Genel merkezden çıkacağız, meclise gideceğiz. Şimdiye kadar gerek ana kademede gerek kadın kollarında hem mecliste olup hem genel merkez görevine devam eden abilerimiz ablalarımız zaten mevcuttu. Gençlik kollarında şimdiye kadar bu durum tercih edilmemişti. Bizde onlar gibi görevimizi en iyi biçimde yapmaya çalışacağız.  Ak gençliğin genel merkezde temsillerinin aynı zamanda mecliste olması olumlu bir durum. Bu iki gücü birleştirmeye çalışacağız. Bunu bir güçler birleşmesi olarak yorumlamak lazım.

Mehmet Alğan: Ben biraz zorlanacağım açıkçası. Çünkü sadece genel merkezde görev yaptığınızda tüm motivasyonunuz genel merkezdeki yapılan çalışmalara odaklanıyor. Kabul edilmeli ki bir İstanbul, Ankara milletvekili olmakla bir Hatay milletvekili olmak aynı şey değil. Çok farklı sorumlulukları var ve insanlar sizin sürekli sahada olmanızı bekliyor. Seçim bölgenizde oturmuş bir düzen oluyor. Ve ben 6-7 senedir İstanbul’da okuyan ve son bir senedir Ankara’da yaşayan biri olarak Hatay’ın lokal siyasetinin içinden gelmiş biri değilim.  Lokal siyasette oturmuş kodlar var. Siz dank diye oraya gidiyorsunuz ve insanların kurulu düzeni bozuluyor. Çiçeklerle karşılanmıyorsunuz açıkçası. Sahada insanlar sizin üstten bakan biri olmadığınızı, samimi bir yaklaşımınızın olduğunu görünce sizi bağrına basıyor fakat teşkilatlarla veya mevcut vekillerle aynı ilişkiyi hemen kuramıyorsunuz. Bunun böyle bir zorluğu var. Bu ilişkileri yönetmek çok kolay değil. Ayrıca tabanın ihtiyaçlarına cevap vermek için mevcut bürokrasiyi hızlıca tanımanız gerekiyor. Bürokrasi ile ilişki kurmakta kolay değil. Çünkü onlarda öncesinde mevcut teşkilatlar ve vekillerle ilişki kurmuşlar. Seçildiğiniz illerdeki insanlar vekilin tüm motivasyonunu seçildiği bölgeye vermesini bekliyorlar. Yani sizin genel merkezdeki göreviniz insanları pek ilgilendirmiyor. Genel merkezdeki görevinizi kıymetli buluyorlar fakat bu görev onlar için işlevsel değil. Mecliste bulunmadığınız her saatinizi seçim bölgenizde geçirmenizi istiyorlar. Bunları nasıl yöneteceğim konusunda zamana ihtiyacım var. Bunlar yaşayarak öğrenilecek şeyler. Bu açıdan biraz zorlanacağımı düşünüyorum.

Genç Öncüler: Gençler sizce neden mecliste olmalı?

Fatma Gaye Güler: Tarih boyunca tarihin akışını değiştiren ana faktör gençler oluyor genelde. İslamiyetin yayılışına baktığımızda peygamberimizin etrafında ilk halkaları kuranların gençler olduğunu görürüz. Cesaretle öne atılıp ilk hamleleri yapanların gençler olduğunuzu görürüz. Sadece Türkiye’de değil tüm ülkelerin parlementolarında o ülkedeki gençlerin sesi olmak için gençlerin parlementoya girmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir de insanlar 40 yaşını geçtikten sonra hayata dünyaya daha farklı bakıyor. 40 yaşına kadar gençliğini muhafaza ettiği yaşlarda hayatta bazı şeyleri değiştirmeye yönelik enerjilerini ve dinamizmlerini daha aktif kullanabiliyorlar. Tabi ki büyüklerimizin tecrübelerinden faydalanacağız fakat genç bakışında parlementoya yansıması lazım diye düşünüyorum. Bu yüzden gençler mecliste olmalı.

 

Mehmet Alğan: Türkiye’de 50 milyon seçmen var ve bunun 16 milyonu 30 yaş altı seçmenden oluşuyor. Teknik olarak 18-30 yaş grubu seçmenin mecliste bir temsiliyetinin olması gerekiyor. 16 milyonluk bir seçmen kitlesinin mecliste temsil edilmiyor oluşu zaten başlı başına büyük bir sıkıntı oluşturur. Bu yaş grubu kendisini evde, sokakta, üniversitede ifade edebiliyor. Ama insanların daha iyi yaşam sürmesi için yasaların çıkartıldığı mecliste gençler neden kendilerini ifade edemesin diye insanların bu soruyu kendilerine sorması gerekiyor. Bunun dışında bu yaş grubu enerjiyi had safhada hissediyor.  Rasyonel düşünen devletler bu yaş grubunun enerjisini isyan ederek ortaya çıkartmasındansa, fikirlerini, taleplerini meclis ortamında dile getirmesinden hoşnut olacaklardır.

Genç Öncüler:  Bu sorumu Mehmet ağabeye özel olarak yöneltmek istiyorum. Çünkü kendisi Suriye Devrim süreci başladığından beri devrimi yakından takip eden, destekleyen bir isim. Ve artık Hatay milletvekili olarak mecliste. Mecliste Suriye Devrimi ve mülteci kardeşlerimiz için ne yapacaksınız?

Mehmet Alğan: Suriye davası bizim davamız. Suriye devrimi bizim devrimimiz.  Suriyeliler 2011 Mart ayında daha özgür, daha onurlu, daha müreffeh bir hayat yaşamak için isyan ettiler. Arap Baharı Mısır, Tunus, Yemen, Bahreyn hep aynı motivasyonla ortaya çıktı. Çünkü her toplum bu saydığım hasletle yaşamayı hakeder. Suriye’liler  dört yıldır bu devrim sürecini yürütüyorlar. Silahsız olarak başladı sonra silahlı mücadeleye dönüştü. Suriye şu an tabloya bakılırsa haritalarda dörde bölünmüş olarak anlatılıyor. Bir kısmı muhaliflerin elinde, bir kısmı pyd’nin elinde, bir kısmı rejimin elinde, bir kısmı ışid’in elinde görünüyor. Böyle flu bir görüntü var ama tüm o keşmekeşin, kargaşanın içinde devam eden bir ısrar var. O ısrar ilk gün ortaya çıkan ısrar ile aynı ısrar. Suriyeliler tepelerine bombalar yağmasına rağmen, toplu sürgünlere maruz kalmalarına rağmen, kimyasal silahlara maruz kalmalarına rağmen bir ısrarlarından vazgeçmiyorlar. Daha özgür, müreffeh, onurlu yaşama ısrarlarından vazgeçmiyorlar. Ve bu insanlar bu devrimi sadece Allahu Ekber diyerek başlattılar. Allahu Ekber çok kıymetli bir cümledir. Allah büyüktür geri kalan herkes eşittir demektir. İsyanın mottosunun bu olması çok anlamlıdır.  Çünkü yıllardır kendilerine zulmeden rejime sen bizimle eşitsin, sen bizden üstün değilsin demek anlamına geliyor. Bugün dünya onları yüzüstü bırakmış olabilir. İnsanlar çok renkli devrimlerin destekçisi olabilirler. Ortam çok hoştur, görüntü güzeldir, imaj güzeldir, PR güzeldir.  Suriye görüntüsü, imajı, piarı en kötü görünen devrim. Suriyeliler çok mazlum çünkü. Suriyeliler sakallı insanlar. Özgürlük savaşçısı diye allanıp pullanabilecek insanlar değiller. Aslında bugüne kadar sosyalistlerin severek anlattığı protitipe en çok uyan devrim sahibi halk Suriye halkı. Köylüler, işçiler, sıradan insanlar sokağa çıktılar ve dediler ki Allahu Ekber. Bizim bu devrime sahip çıkmak gibi bir mükellefiyetimiz var. Bu insanların taleplerine sahip çıkmak gibi görevimiz var. Bu insan olduğumuz için, müslüman olduğumuz için. Görüntü iyi olmayabilir bu aralar. Ama yarın düzelebilir. Bir hakikat vardır ve bu hakikatın peşinden gidersiniz. Bu hakikat bazen kirli gösterilebilir. Ama Suriye’liler mazlum bir halktır. Baas rejiminin 45 senedir zulmettiği bir halktır. 45 yıllık süreç içerisinde o zulmün desibeli artmıştır azalmıştır ama bu zulüm rejimi korku imparatorluğu devam ediyordu. Şimdi o korku imparatorluğu çöktü. Üstümüze düşeni her şeye rağmen bugüne kadar en iyi biçimde yapan halk olduğumuzu düşünüyorum.  Çünkü bu topraklar ensarlıkla vakfedilmiş topraklar. Allah Türkiye’ye, Anadolu Coğrafyasına ensarlık görevi vermiş. Üstümüze düşeni yaptık ve daha fazlasını da yapabiliriz. Çünkü karşımızda çok büyük bir felaket var. Önemli olan daha iyisini yapma motivasyonunu taşıyor olmak. Ben halen o motivasyonu taşıdığımızı düşünüyorum.  Küçükken biz Bosna savaşını anlayamayan, anlamlandıramayan bir nesildik. Avrupa’nın orta yerinde o medeni dedikleri Avrupa toplumlarının gözünün önünde bir halk sistematik olarak katledilmişti. Bosna savaşını artık daha iyi anlıyoruz. Suriye Devrimi bunu bize yaşayarak öğretti. Benim kuşağıma yaşayarak öğretti. Yarın bir gün bu savaş bitecek. Ve bu savaş bittiğinde Suriye halkının gözlerinin içine gözlerini kaçırmadan bakabilecek tek toplum biziz.

Genç Öncüler: Sizce Türkiye’de gençliğin en büyük problemi nedir?

Mehmet Alğan: Anketler işsizlik olduğunu gösteriyor. Türkiye’de her sene en az 700 bin kişilik istihdam alanı yaratılması gerekiyor ki işsizlik oranı olduğu gibi kalsın. Bu çok büyük bir rakam. Çünkü Avrupa’nın en genç nufusuna sahip bir ülke. Üniversiteyi bitiren insanları direk istihdam alanına yönlendirmek biraz zor. Devletimiz şöyle bir mantıkla bakıyor. Üniversite okumak isteyen herkes üniversite okuyabilmeli. Bende bu mantıkla olaya yaklaşıyorum. Ama iş bulmak devletin işi değildir. Üniversite insanlara meslek kazandırmamalı, insanlara ufuk vermeli. Üniversite yıllarını boş geçirmemeli insanlar. Kulüp faaliyetleri yapmalı, hocalarıyla sürekli diyalog halinde olmalı, çeşitli vakıf, dernek, stk çalışmalarına katılmalı ya da parti teşkilatlarında koşturarak insanlar kendilerine alan yaratmalı ve o alanda yürümeli. Ama bir yandan da bu zor bir konu. İnsanlarda bir öğrenilmişlik, bir alışılmışlık var. İnsanlar kardeşim ben idealist bir yaklaşıma sahip olmak zorunda değilim deme hakkına sahipler.  İşsizlik büyük bir toplumsal vaka ve devlet büyük toplumsal vakalara sırt dönemez. Anketleri bir tarafa koyarsak bana göre gençlik,  işsizliği ve diğer parametlerinde bir nedeni olarak görebileceğimiz bir “kimlik” sorununa sahip. Yani kendini tanımlama ve ifade etme noktasında bir kriz yaşıyor.  Biz gençlik isyanlarıyla karşılaştık son iki- üç yıldır. 1920’lerden itibaren Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte “rejim bekçisi” olan bir gençlik, 50-60’lı yıllarda güya kıyma makinalarında kıyılan gençlik, orduyu darbe yapma konusunda yürüteceği stratejinin saç ayakları rolünü üstlenmiş bir gençlik, 70’ler Deniz Gezmiş’ler, Mahir Çayan’lar, 80’ler bir sağdan bir soldan asılanlar, 28 Şubat sürecinde üniversite kapısı önünde itilip kakılanlar. Tüm bunlara baktığımızda devletin ve bazı ideolojilerin gençleri araçsallaştırdıklarını görüyoruz. Gençlerin araç değil aktör olduklarını ifade etme noktasında problemleri var. Gençlere sürekli gelecekten bahsediliyor. Gelecek, gelecek, gelecek… Yarının doktorları, yarının öğretmenleri, yarının siyasetçileri. Ama gençler bugünde var. Gençler zaten “ihtiyarlara yer yok” demiyor. Ama kendilerine ait bir alanı olması gerektiğini düşünüyor. Gençlerin kendini ifade etme kanalları tıkanmamalı.

Fatma Gaye Güler: Bence gençliğin en büyük sorunu gayesizlik. Kendi yaşıtımız ya da yakın yaşlarda olduğumuz gençlerle konuştuğumuz zaman gözlerinde bir ışık göremiyorum. Bir gaye için mücadele ettiklerini, savaştıklarını göremiyorum. Hayatta hiç bir şey onlar için anlamlı gelmiyor. Evet işsizlik bir problemdir, hayatı zorlaştıran bir etkendir. Ama bütün bunlardan daha önemli bir şey varsa “ne için yaşadığındır”. Ne için yaşadığının ışığını gözlerinde göremediğim binlerce gençle karşılaşıyorum sahada. Ve bu beni geleceğe dair endişelendiriyor. Gayesizlik rahatsız edici bir şey ve bence gençliğin en büyük sorunu bu.

Genç Öncüler: Sizce Türkiye’de gençlerin siyasetle ilişkisi nasıl olmalı?

Fatma Gaye Güler: Hiç bir parti farketmeksizin veya apolitik gençler hepsi için konuşuyorum gençler siyasetle bağlantısını asla koparmamalı. Bizim kurtuluşumuz siyasettedir. Hani bir laf vardır ya “Dosta tavsiye edilmez, düşmana emanet edilmez ateşten bir gömlek.” Farklı görüşlerde olsak dahi çıkış yolu siyasetle olmalı aksi takdirde “geziler” oluyor, “6-7 ekim olayları” oluyor. Gençliğin enerjisini sahalara şiddet yoluyla aktarmaya çalışan belli güruhlar oluşuyor. Sonra gençler bu enerjiyle beraber buna kapılıyorlar. Sonra cam çerçeve iniyor, mobese kameraları kırılıyor, polisin kafasına kaldırım taşı iniyor. Ama bu siyaset yapmak, devrim yapmak değil. Doğru kanallarla, doğru yöntemlerle siyaset yapabileceğimiz alanların oluşturulması lazım. Bu alanları iktidar partisi olarak biz belli olarak açıyoruz. Hatta parlamentoya beş tane de genç vekil taşıyoruz şu anda. Diğer partilere sempati besleyen gençlerde bu alanlara sahip olmalılar. Diğer parti liderleri bu konuda biraz gözlerini kapatıyorlar. Kendi gençlerine siyaset kanalını açmıyorlar onları sokağı işaret ediyorlar. Bu tehlikeli bir şey. O yüzden siyasetle bağın hiç kopmaması lazım. Neyi düşünürsek düşünelim dağda silahla değil, şehir merkezinde dükkanların camını indirerek değil, siyaset kanalıyla düşüncelerimizi ifade edebilme imkanını kullanmamız lazım.

Mehmet Alğan: Siyasetin bir çok kanalı var. Sivil toplum ayağı var, dernekler vakıflar var, sivil aktivizm ayağı var. Dünyada insanların birbirleriyle iletişim kurmaları artık çok kolay. Bir twitter hesabıyla yüzbinlere ulaşabiliyorsun. Siyasi olduğunu düşünen insanlar, siyaset yapmak isteyenler çeşitli kanalları kullanabilirler. Türkiye’de siyasetin önü açıldı. Siyaseti bir takım hayati riskler içermiyor. Bunu da Ak Parti sağladı demekte bir sakınca görmüyorum. Siyaseti normalleştirip, gençlerin siyasete daha normal koşullarda girmesini sağlayan Ak Parti iktidarıdır. İnsanlardaki o “kötü hafıza” yok artık. Eskiden “oğlum sakın siyasete karışma” denirken bugün artık çocuklarının siyasetle ilgili olmasından çok rahatsız olmuyorlar. Çocuğum siyasete girerse başına bir şey gelir mi endişesi yok. Hafıza resetlenmeye başladı. Siyaset yapmak isteyen farklı kanallardan bunu yapabilir, gençler imkanları değerlendirebilirler.

Mehmet Alğan Kimdir?

1986 yılında Beyrut’ta doğdu. Mardin Midyat asıllı bir ailenin çocuğu olarak İskenderun’da büyüdü. İlk ve orta öğrenimini İskenderun’da tamamladı. Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümündeki lisans eğitimine devam etmektedir.

 

Genç Siviller kurucularından olan Alğan, Türk ve Arap aktivistleri bir araya getiren ve uluslararası çalışmalar yapan Nahda Network’un koordinatörlüğünü yürüttü. Aynı süreçte Free Press Unlimited adlı sivil toplum örgütünün saha koordinatörlüğünü yaptı. Dünya 5’ten büyüktür kampanyasının sözcülüğünü yürüttü.

 

Abdurrahim Boynukalın’ın Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevine gelmesinden sonra Gençlik Kolları Dış İlişkiler Başkanlığı görevine getirilen Alğan hâlâ bu görevine devam etmektedir.

 

Anadil düzeyinde Arapça ve iyi düzeyde İngilizce bilmektedir.

 

Fatma Gaye Güler Kimdir?

Fatma Gaye Güler, 1988 doğumlu,aslen Tokat’lı.

İlköğretim ve lise eğitimlerini İstanbul’da, lisans eğitimini Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü öğrenciliği devam etmekte.

Siyasi hayatına 2009 yılında Ankara İl Gençlik Kolları Üniversiteler Birimi’nde başladı, 2012-2014 yılları arasında Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları Halkla İlişkiler ve Seçim İşleri Birimlerinde sürdürdü.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelikleri bulunmaktadır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder