Film Festivalleri ve Festival Filmleri Meselesi

Sinema Eki 19, 2014 0 Yorum

Son zamanlarda ülkemizdeki festivallerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Peki, festival sayısındaki bu artışın ülkemiz sinemasına katkısı var mıdır? Varsa ne yöndedir? Yoksa niye yok? Sinemamızda çıtayı atlatacak adım festivallerden mi gelecek yoksa başka bir şekilde mi –tabiri caizse- evrim geçirecek sinemamız? Bir de işin festival için yapılan film boyutu var. Festival kaygısı ile yapılan filmler ne kadar sağlıklı sonuçlar ortaya koyuyor? Festival kaygısı ile yapılmış bir filmin yönetmeni ne kadar özgürdür? Dayatılan ezber tekniklerin ne kadar dışına çıkabilir? Ne kadar özgün olabilir? Festivallerin filmlere ve sinemamızın genel havasına hâkimiyetinden konuşmak bir süre sonra bir kısır dönüye yol açıyor aslına bakarsanız.

Kısa film festivalleri ile beraber neredeyse her hafta bir film festivali düzenleniyor ülkemizde. Bu festivaller gerek organizatörlerin, gerek seçici kurulun gerekse düzenleyen kurumun siyasi yönlendirmeleri altında ödüller veriyor. Siyasetin bu kadar gölgesinde kalan sanat ne kadar direnebilir ki baskıya?

Festivaller ne kadar nitelikli?

Prestij festivaller diyebileceğimiz birkaç festival dışındaki –ki prestij festival dediklerimizin de niteliği sorgulanır- festivallerin ‘en iyi’ yi seçme hakkı nereden doğmuştur? Her sene değişen jüri üyelerinin yeterliliği ne kadar ki ‘en iyi’ yi seçsin? Hülya Avşar ülkenin en prestijli festivali diyebileceğimiz Altın Portakal’da jüri başkanlığı yaptı en nihayetinde bu ülkede. Karar mercii olacak yetkiyi kim verdi ve ‘o’ seçmede yetkili oluyor. İnsanların belki bir sonraki filmlerinin çekmek için kazanması gereken parayı verecek olan jüri ne kadar niteliklidir sorgulanır.

Bir sene bir kurulun çok iyi dediği önceki sene yapılan festivalden belki geçer bile alamayacaktı. Sürekli değişen kişilerin ve organizasyon sahiplerinin yönlendirmesi bir filmin tanınıp tanınmamasına neden oluyor. Elinde bir güç barındıran bu sektör fevri hareketlerle iş yapınca da olan o filme varını yoğunu veren yönetmenlere, hayalini gerçekleştiremeyen genç yönetmenlere oluyor.

Festival için film yapmak.

            Yine son zamanlarda çıkan bir derdimiz de festival için filmler. Burada kişilerin özgün anlatım tarzına bir söz söylediğim yok ama sırf kendine dayatıldığı için belli anlatım tarzlarına yönelen yönetmenler –tabiri caizse- tematik filmler serisi oluşturuyor birbirlerinden haberi olmadan. Böyle filmler kendini tatmin edecek birkaç ödül alsa da vizyonda pek karşılık göremiyor. Pek tabi Recep İvedik gibi mükemmel bir film (!) olmadığı için değil; çoğu zaman dağıtım tekeli denen yok edici düzenin zincirlerini kıramadığı için. Bu işin başka bir boyutu; bilahare konuşulur, yazılır.

Yine festivaller belki konulara yöneltiyor ve tabi ki ezber anlatım teknikleri ile birleşince ortaya aynı şekilde onlarca film ortaya çıkıyor. Yine festival filmi adı altında insanı –tabiri caizse- boğan, darlatan filmler ortaya çıkıyor. Bunu psikolojik bir temele oturtup seyirciye bir şeyler hissettirmek için de yapmıyor, tamamen kabiliyet meselesi.

Bir kısır döngü: Film Festivali ve Festival Filmi

En nihayetinde birbirini doğuran iki şey: film için festival yapmak ve çoğu niteliksiz olan film festivalleri. Yeni bir dil arayışında olan sinemanın çıkış yolunu festivaller mi açacak? Pek ihtimal dahilinde olmayan bu hadise eğer gerçekleşirse daha sonrasında izleyeceğimiz filmlerin ne kadar bizden ve kültürümüzden kopuk olabileceği aşikar. Özel olarak belirtilmese Türkiye olduğu anlaşılmayacak filmler ödülleri toplamaya devam ederse, sadece siyasi nedenlerden dolayı ödüller hiç hak etmeyen filmlere verilmeye devam ederse, salonlarda karşılığını bulamayan filmler olmaya devam ederse önümüzdeki süreç pek de açık gözükmüyor.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder