FATİH SULTAN MEHMED VE İSTANBUL’UN FETHİ ÜZERİNE

Tarih May 23, 2016 0 Yorum

 

Sultan Mehmed, İstanbul’u 21 yaşında fetheden, Osmanlı İmparatorluğunun yedinci padişahı. Babası II. Murad ve annesi Hüma hatun. Kendisi diğer Osmanlı şehzadeleri gibi özel bir eğitimden geçmiştir. Küçük yaşta döneminin seçkin hocalarından eğitim görmeye başlamıştır. Kendisi de ilme ve öğrenmeye meraklı bir şehzadedir.  Sultan Mehmed 1444’te henüz 13 yaşında iken babası Sultan Murad tarafından tahta geçirildi. Yaşının küçük olması ve devlet yönetiminde yetkinlik kazanmamış olması onun saltanatını tehdit eden unsurlardı. Zira 2 yıl sonra Macarlardan oluşan bir Haçlı ordusu, genç ve deneyimsiz Mehmed’in Osmanlıyı idare etmesini fırsat bilerek Osmanlı topraklarına saldırı düzenlemiş Varna’ya kadar ilerlemiştir. Bunun üzerine genç sultan, sadrazam Çandarlı Halil Paşanın da etkisiyle babası II. Murad’ı yardıma çağırmıştır. “Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, eğer ben padişah isem emrediyorum ordumun başına geç” dediği meşhur sözünü bu hadise üzerine sarf etmiştir. Bu olaydan sonra II. Murad tekrar tahta geçmiş ve ülkeyi idareye devam etmiştir. Genç sultan Manisa’ya gönderilmiş ve Sultan II. Murad’ın vefatına kadar orada bulunmuştur. Manisa’da geçirdiği yıllarda eğitimine devam etmiş, yönetim ve idare üzerine yeni tecrübeler kazanmıştır.

18 Şubat 1451’de Sultan II. Murad’ın vefatından sonra Sultan Mehmed, 19 yaşında ikinci kez tahta çıktı. Saltanat için karşısında rakip olarak Orhan Çelebi bulunuyordu. Bizans’a sığınmış olan Orhan Çelebi Osmanlı tahtında hak iddia ediyordu. Öte yandan Çandarlı Halil Paşa da Sultan Mehmed’in başa geçmesine razı görünmüyordu. Hem içte hem de dışta ortaya çıkan tüm bu olumsuzluklara rağmen Sultan Mehmed idareyi elinde tutmayı başardı. Fakat saltanatını güçlendirmek için önemli bir askeri zafere ihtiyacı vardı. O dönem Sultanın yanında bulunan Zağanos ve Şehabettin Paşalar genç sultanın otoritesini güçlendirmek için İstanbul’un fethedilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Önceki tarihlerde İstanbul birçok defa kuşatma altına alınmış fakat tam manasıyla fetih gerçekleşmemiştir. Asla yıkılamayacağına inanılan güçlü surlarla çevrili olması ve Osmanlı’nın surları yıkabilecek bir teknolojiye sahip olmayışı, konumu itibariyle dışarıdan kolaylıkla askerî yardım sağlayabilmesi gibi nedenlerle kuşatmalar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Tüm bu olumsuzluklara ve başarısız bir geçmişe rağmen Sultan Mehmed ve vezirleri İstanbul’u fethetmeye kararlıydılar. Sultan Mehmed’in İstanbul’u istemesindeki en büyük etkenlerden biri de Hz. Peygamber’in hadis-i şerifindeki övgüye nail olmaktı.

“Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”

Sultan Mehmed ve beraberindeki askerler tüm kuşatma boyunca bu hadisin verdiği manevi güç ile savaşmışlardır. Zira İstanbul gibi önemli ve güçlü bir şehri fethemek o kadar kolay olmayacaktır. Ganimet ve yağma gibi maddi teşvikler bir noktadan sonra askerlere yeterli gelmiyordu. İstanbul’un fethini kutsî bir görev haline getirmek, savaştan yılmış ve umudu tükenmiş olan orduya moral sağlıyordu.  Sultan Mehmed ve vezirleri her türlü hazırlığı yapmış, ihtimaller üzerine düşünmüş, en ufak ayrıntılar bile gözden kaçırılmamıştır. Sultan I. Beyazid’ın yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisarı inşa ettirilmiş böylelikle Bizans’a boğazlardan gelebilecek yardımların önü kesilmiştir. Yıkılmaz denilen surları yıkmak için toplar döktürülmüştür. Takviye gemiler yapılarak Osmanlı donanması güçlendirilmiştir. Bunlara karşılık Bizans da önlemler almış, surları tamir etmiş, hendekler kazılmıştır, dışarıdan yardım talep edilmiştir. Osmanlı ve Bizans arasında uzun ve zor bir mücadele olmuş, son anlara kadar iki taraf da birbirlerine tam üstünlük sağlayamamıştır. Fatih Sultan Mehmed tüm imkanları seferber etmiş, bugün söylerken kulağa inanılmaz gelen o meşhur icraatı gerçekleştirmiştir. Gemileri Haliç’e indirebilmek için Tophane’den Kasımpaşa’ya bir yol inşa ettirmiştir. Öküzlerin çektiği, kızaklar üzerinde giden gemiler Haliç’e indirilmiştir. Sultan Mehmed İstanbul’u almak için kararlıdır ve buna engel olabilecek her ihtimali düşünmüş, çözüm için sınırları zorlamıştır. Kuşatma boyunca her iki taraftan ağır kayıplar verilmiş ve nihayetinde 29 Mayıs günü yapılan ağır top atışlarıyla surda bir gedik açılmış, Osmanlı askeri kente girmeyi başarmıştır. İmparator kaçarken yakalanıp öldürülmüş, Venedikliler esir alınmış böylelikle karadan ve denizden hakimiyet sağlanmıştır.

29 Mayıs 1453, İstanbul’un fethiyle birlikte Sultan Mehmed “Fatih” ünvanını almıştır. Bu büyük zaferden sonra Osmanlı diğer beyliklere karşı gücünü ve otoritesini sağlamlaştırmış, dünyaya ismini duyurmuştur. İstanbul’un fethiyle beraber Osmanlı, devlet olmaktan çıkmış ve imparatorluk halini almıştır diyebiliriz. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un içindeki her yapıya önem vermiş ve zarar görmesini istememiştir. Kuşatma boyunca Bizans imparatoruna teslim olması halinde şehri yağmalamayacağını, canını sağ bırakacağını teklif etmişse de teklifi kabul görmemiştir. Bilindiği üzere İslam hukukuna göre teslim olmayan şehrin yağma edilmesi serbesttir. Fatih Sultan Mehmed istemeyerek de olsa yağma için emir vermek mecburiyetinde kalmıştır. Şehrin yapılarına zarar verilmesini yasaklamış ve geri kalan herşey için askerlere 3 gün süreyle yağma izni verilmiştir. Fetihten sonra Sultan Mehmet, İstanbul’u “payitaht” ilan etmiştir ve hızla İstanbul üzerine inşa çalışmalarına başlamıştır. Zira İstanbul’da yapılacak olan tüm yenilikler, Fatih Sultan Mehmed’in tarihe bıraktığı bir imza olacaktır. O dönem böyle büyük ve önemli bir kenti eskisinden daha iyi bir duruma getirmek Osmanlı İmparatorluğunun gücü ve kudretini dünyaya ispat etmek demekti. Osmanlı geleneği olarak fethedilen şehrin en önemli ve en büyük dini yapısı camiye çevriliyordu. Bu minvalde, Fatih Sultan Mehmed ilk iş olarak Ayasofya’yı cami haline getirdi. İstanbul’un altyapı sorunlarını gidermek, nufüslandırmak ve orayı bir ticaret merkezi haline getirmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Vezirlerine de kentte halkın faydalanacağı yapılar inşa etmelerini emretti. Bugün İstanbul’un birçok yerinde bu yapılar hâlâ ayaktadır. Fatih bu girişimlerle İstanbul’u yeniden canlandırmış, güçlü bir başkent haline getirmiştir. Son olarak, genç yaşında İstanbul’u hayal etmiş, İstanbul’u fethetmiş, İstanbul’u inşa etmiş ve İstanbul’a yeni bir kimlik kazandırmıştır Fatih Sultan Mehmed. Yukarıda okuduğunuz büyük bir çabanın ve mücadelenin kısa bir anlatımıdır. İçerisinde sayısız kahramanlar barındırır. Eğer bizim de olmazlara niyetimiz var ise Rabbim bu uğurda zorun zorluğuna galip eylesin. Büyüklerin fetih tarihi yaklaştıkça söylemeye başladığı ve söylerken bizlere de göz kırptığı o malum dizeyle bu yazıyı sonlandıralım “Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın, Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”.

Gülsüm Cemile Damar

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder