FATİH’İN MANEVİ ORDUSU VE ÇOCUKLUK DEFTERİ

Tarih May 30, 2015 0 Yorum

 

FATİH’İN MANEVİ ORDUSU VE ÇOCUKLUK DEFTERİ

çcocuk


Abdullah Etka Ayan

Fatih unvanını taşıyan ve daha çok bu adla bilinen II. Mehmed, 30 Mart 1432 tarihinde Edirne’de doğdu. Babası II. Murad’ın dördüncü erkek evladı olup annesi Hüma Hatun’dur. İtalyan ressam Gentile Bellini’ye yaptırdığı portresi sayesinde gerçek yüzüyle tanınan Fatih, tarihçilere ve tarihçiliğe çok önem vermesi nedeni ile bütün dünyada kısa zamanda bir çok farklı yönden tanındı.

Şehzade Mehmed babası zamanında itina ile yetiştirildi, dönemin gelenekleri doğrultusunda teorik ve pratik eğitim alması sağlandı. Türkçe, Arapça, Farsça, Yunanca ve Slavca olmak üzere, beş dil öğrendi. II. Mehmet aldığı eğitim sonucu birden çok alanda uzmanlık edindi. Edebiyata derin bir şekilde vakıf idi, din felsefesi meselelerine aşinalığı, coğrafya, matematik ve astronomi ilimlerine de özel bir alakası vardı. Muhtelif ilimleri tahsil için mütehassıslarını kendisine hoca tayin ederdi. Bunlar, her gün belirli saatlerde gelip, kendisine ders okuturlardı.

Fatihin Hocaları 

Şehzade Mehmed’in Ufukların Sultanı ve Fatihlerin Fatihi haline gelmesinde en az kendi emeği kadar emek sahibi olan kişiler özel olarak seçilen hocalarıdır. Molla Hüsrev, Molla Gürani, Hocazade, Hasan Samsuni ve Akşemseddin Fatih Sultan Mehmed’in hayatında kayda değer yere sahip olan kişilerdir.

Fatih’i şehzadeliği boyunca yalnız bırakmayan Molla Hüsrev’in gerçek adı Muhammed bin Feramuz’du (Feramerz). Fıkıh alimi olan Molla Hüsrev, Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde doğdu.  Babasının genç yaşta ölmesi yüzünden, eniştesi Hüsrev Bey’in yanında büyüdü. Bu sebeple Hüsrev kayını diye çağrılmaya başlandı ve daha sonra Molla Hüsrev adıyla meşhur oldu.Tahsilini tamamladıktan sonra Edirne’de Şah Melik Medresesinde ve sonra da Çelebi Medresesinde öğretmenlik yaptı. Sultan İkinci Murad devrinde kazaskerliğe tayin edildi. Daha sonra Şehzade Mehmed Manisa’ya gönderildiğinde ilim adamlarının çoğu, birer bahane ileri sürerek Manisa’ya gitmek istemediklerinde Molla Hüsrev, kazaskerliğinden istifa ederek, Şehzade Mehmed ile birlikte Manisa’ya gitmeye karar verdi. Şehzade Mehmed onun vazifesine devam etmesini istedi fakat Molla Hüsrev yine de Şehzade Mehmed’i yalnız bırakmadı ve Manisa’ya gittiklerinde Şehzade Mehmed’e bir çok ders verdi.

Şehzade Mehmed tahta geçip İstanbul’u fethedince Molla Hüsrev de İstanbul’a geldi. İstanbul’da Galata ve Üsküdar kadılıklarına tayin edildi. Bu arada Ayasofya öğretmenliğini de yürüttü. Bursa’ya gidip bir medrese kurarak ilim öğretmekle meşgul olduğu sırada, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1460 yılında Şeyhülislamlığa tayin edildi. Molla Hüsrev, yirmi sene boyunca bu görevi yürüttü ve 1480 senesinde İstanbul’da vefat etti. Hayatını ilim öğretmek ve yazmakla geçiren Molla Hüsrev’in birçok kıymetli eseri vardır. Dürer-ül-Hükkâm fî Şerh-i Gurer-il-Ahkâm bunların başında gelir. (Fıkıh ile ilgili olan, sık sık başvurulan bu en önemli eseri, bütün Osmanlı medreselerinde yorumlamaları ile birlikte okutulmuştur)

Bir diğer önemli şahsiyet Molla Gürani, 1410 yılında Diyarbakır ili yakınlarında doğdu. Küçük yaşlarda hafız oldu, ilim yolunda Erzurum, Bağdat, Şam ve Kahire’yi dolaştı ve sonunda İstanbul’a geldi. Burada II. Murat ile tanıştı. Çeşitli medreselerde hocalık yaptı ve daha sonra Şehzade Mehmed’e İslami konularda ders vermeye başladı. Ona Kur’an’ı ilk hatmettiren kişi oldu. Taviz vermeyen tavrı ile hem Fatihin hem de II. Murat’ın saygısını kazandı. İstanbul fethedildikten sonra Fatih onu vezir yapmak istedi fakat o kabul etmedi. 1480 yılında Şeyhülislam oldu ve sekiz yıl bu görevde devam ettikten sonra 1488 yılında vefat etti. Molla Güranı bir tefsir ve Sahîh-i Buhârî’ye yazdığı bir şerh de içinde olmak üzere 6 büyük eser yazmıştır.

Fatih’in kendine tayin ettiği öğretmenlerden olan Hocazade (Mustafa) ise Bursa’da doğup çeşitli zorluklarla tahsilini tamamladıktan sonra II. Murat tarafından önce Kestelli Kadılığına, sonra da Bursa’daki Esediyye Medresesi’ne müderris olarak tayin edildi. Sultan Mehmed tahta geçtikten sonra, Hocazade namı yayılıp İstanbul’a gelince, onu kendisine hoca olarak tayin etti ve Edirne kazaskeri yaptı. Mustafa Hocazade, Fatih vefat edene kadar çeşitli görevlerde bulundu, Edirne ve İznik’te müftülük yaptı. Daha sonra Sultan II. Bâyezîd döneminde, sağ eli ve iki bacağı felç halde göreve devam etti, bu halde bir kitap yazdı ve 1488 yılında vefat etti. Hâşiye-i Şerh-i Mevâkıf ve Hâşiye-i Şerh-i Hidayet-ül Hikme en önemli eserlerindendir.

Samsun’a yerleşik oldukları için Samsuni namıyla tanınan Hasan Samsuni ise âlim bir ailenin ferdiydi. 1320’lerde Buhara’dan kalkıp Samsun’a göç etmiş bir aileye mensuptu. Hasan Samsuni, İstanbul’un fethi sonrası Semân medresesinde müderrislik, Fatih Sultan Mehmed’e de İslam bilimleri konusunda hocalık yaptı. İstanbul’u Türkleştirmek için iskan politikası yürüten Fatih, Hasan Samsuni’nin tavsiyeleri üzerine Samsun ve çevresinden de çok sayıda insanı İstanbul’a getirtti. Hasan Samsuni Ayrıca İstanbul kadılığı ve kazaskerlik görevlerinde de bulundu. 1476 yılında vefat etti. Fıkıh, hadis, kelâm ve belâgat üzerine çok sayıda eser yazdı.

İstanbul’un manevi fatihi diye de anılan, Hacı Bayram Veli’nin müridi ve ünlü İslam büyüğü Akşemseddin (Mehmet Şemseddin) ise 1389 yılında şuan İskilip’e bağlı olan Evlik köyünde doğdu. Saçının ve sakalının beyaz olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı ‘Akşeyh’ veya ‘Akşemseddin’ adlarıyla tanındı. Bazı el yazmalarında soyu Hazret-i Ebu Bekir’e kadar ulaşan
Akşemseddin, küçük yaşlardan itibaren bilime ve sanata karşı ilgi duydu. İlk tahsilini babasının yanında gördü ve yedi yaşında hafız oldu. Medrese öğrenimini Hacı Bayram-ı Veli’nin yanında tamamladıktan sonra seçkin bilginler arasında yerini aldı. Üstün zekası ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adadı. Başta İslami bilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte de zamanının ünlülerinden oldu. Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Araştırmaları sonucunda tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat ve Arapça yazdığı Hall-i Müşkilât ve tasavvuf ile ilgili yazdığı Risalet-ün Nuriye adlı kitaplar, bilinen ünlü eserleridir.

İlmi konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvuf konusunda da ağırlığını gösteren Akşeyh, II. Murat’ın isteğiyle Fatih Sultan Mehmet’in hocalığına tayin edildi. İstanbul’un fethi sırasında Akşemseddin, çocukları, öğrencileri ve müritleriyle birlikte fetih ordusuna katıldı. Büyük yararlılıklar gösterdi, genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulundu. Fethin en önemli günlerinde Ebu Eyyûb’el Ensarî’nin kabrini bularak –ki bu olay bazı tarihçilere göre önceden belirlenmiş, kasıtlı ve stratejik bir hamle olarak görülmektedir- ordunun maneviyatını güçlendirdi. Savaştan sonra  Fatih Sultan Mehmet ile İstanbul’a girişleri şöyle anlatılmaktadır:

‘’Beyaz atına binmiş, ordusunun önünde giren Fatih Sultan Mehmet, yanında onu yetiştiren Akşemseddin, Molla Hüsrev ve Molla Gürani ile İstanbul’a giriyor. Türk Ordusunu karşılayan şehir halkı yol boyunca dizilmiş, ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşıyor. Şehir ahalisi, beyaz sakalıyla, ağır duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanıp çiçekleri ona sunmaya çalışıyorlar. Akşemseddin atını geri çekip göz ucuyla Fatih’i göstererek:

“Sultan Mehmet odur, çiçekleri ona veriniz”, demek istiyor.

Fatih Sultan Mehmet, çiçeklerle kendisine doğru yürümeye başlayanlara hocası Akşemseddin’i göstererek:

“Gidiniz, çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama o, benim hocamdır” diyor.’’

Akşemseddin, fetihten sonra, Fatih Sultan Mehmed’in ısrarına rağmen İstanbul’da kalmak istemedi, inzivaya çekildi ve yetmiş yaşında Göynük’te vefat etti.

Fatihin Çocukluk Defteri

 

Fatih Sultan Mehmed’in şehzadeliği boyunca aldığı eğitimi, hocalarını ve ufkunu incelememize yardımcı olan bir diğer şey, Sultan II. Abdülhamid Han’ın emriyle saray mücellithanesinde ciltlenip, bakımı yapılıp, Hazine-i Hümayuna konan çocukluk defteridir. Defterin Fatih’in babası Sultan II. Murad Han döneminde İtalya’dan getirilen kağıtlardan yapıldığı kesindir.

180 sayfadan fazla olan defterde Şehzade Mehmet hem resme olan kabiliyetini hem de insanlar üzerinde yaptığı gözlemleri göstermektedir. Defterde defalarca tekrarladığı ‘’Mehmet bin Murat Han’’ şeklindeki tuğra denemelerinde ‘’El Muzaffer Daima’’ ibaresi dikkat çekmektedir. Fatih, yaptığı kartal, baykuş, leylek gibi hayvan çizimlerinin yanında perspektif kullanarak, dönemin saray erkanından insanları, hocalarını ve kendisine yabancı dil öğreten kişileri de çizmiştir. Ayrıca defterde bir çok çiçek motifi yer almakta, Türkçe, Yunanca ve Farsça dillerinde de yazı denemeleri bulunmaktadır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder