casino maxi

Distopya Penceresinden Dünya: Sıfır Teorisi

Sinema Eki 19, 2014 0 Yorum

Filmlerinde sürekli olarak devlet yönetimlerini, bürokrasiyi ve an be an izlenen tek tip insan yaratma yolundaki dünyayı eleştirmekten çekinmeyen Gilliam, sinemanın anarşist yönetmenlerinden biri olarak gösterilir. Daha önce Brazil ve Twelve Monkeys gibi distopya temelli filmlere imza atan Gilliam bu filmi için “1985 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de, şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.” diyor.

1985 yılında çektiği Brazil daha çok George Orwell’in 1984 teorisi üzerine temellendirmiş kabul edersek, bu film de  Huxley’in Cesur Yeni Dünya distopyası üzerine temellendirilmiş olur. Cesur Yeni Dünya 26. yüzyıl Londra’sında geçmektedir. Kitapta insanlar salt zevki önüne gelen kişiyle ilişkiye girmede ve uyuşturucu kullanımında bulan hedonistik bir topluma dönüşmüştür. Yine kitapta insanlar yapay yollarla modern bir kast sistemi oluşturur, tıpkı filmdeki gibi. Hayatın tüm sahaları toplumsal yarar olgusu üzerinden şekillenmektedir. Bir yandan bireysel hazlar körüklenirken, diğer yandan kollektif bir bilincin de uyanık tutulması gereği hissedilmektedir insanlar tarafından. Toplum “Herkes herkes içindir” anlayışı ile şekillendirilmiştir.

Filmde çamur içindeki sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran ve tüketime sürüklemek isteyen dijital reklam panoları bulunuyor. Aslında ilk başta diğer filmlerden gayet farklı olan ve tüm garipliklerine rağmen insanı sıkmayan renk cümbüşü bir süre sonra insanı kendisinden soğutmaya başlıyor ve izlerken o kadar rengin arasında bunalmaya başlıyor izleyici. Kötü ortam tasvirlerinde olan gri ve renksiz sokakları arıyor adeta. Aradığını bulması ise çok zor olmuyor, filmin ana karakteri Qohen Leth’in evi –ki kendisi eski bir şato- gayet renksiz ve soluk bir ortam olarak karşımıza çıkıyor. Zaten Qohen’in kendisi de yaşadığı çağa pek fazla ayak uyduramamış birisi. Hem giyiniş tarzı, hem evi, hem de yaşamında kullandıkları onun farklılığını gösteriyor.

İnsanın sürekli tüketime sürükleyen ve toplumu Korporatif (hepsi aynı zaman tüketici olan üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretim) bir zihniyete büründüren algı yönetimleri içeren bir devlet yapısı var. Nitekim faşizm de ekonomiyi korporatizm üzerine kurar. Bunu Mussolini’nin “Faşist devlet korporatiftir.” sözü ile de pekiştirebiliriz.

Filmin ana karakteri olan ve Christoph Waltz’un mükemmel performansıyla bir tık daha yukarıya taşıdığı Qohen Leth kendini çoğul bir şahıs olarak tanımlayan ve eski bir kilisede yaşayan yabani bir karakter. Mancom isimli bir firmada varlık hesap uzamanı olan bir dahi aynı zamanda. Aslında işinden pek de memnun değildir çünkü hayatın anlamını söylemesini beklediği ‘çağrı’yı bir anlık ‘çevrimdışı’ olmasıyla kaçırmasından dolayı tüm gün evde onu beklemek istemektedir. Bu yönde sıkça yaptığı çağrılardan bir dönüt alır ve artık evde çalışabilecektir ama daha önce yaptığından farklı bir proje üzerinde.

Yeni projesi aynı zamanda şirketin en büyük hedefi olan ‘Sıfır Teorisi’dir. Sıfır Teorisi ise sıfırın yüzde yüze (yani 1’e) eşit olduğunu kanıtlamak üzerine yapılan karmaşık bir matematiksel işlem. Şu ana kadar işlemin sonunun getirilemediği ve proje üzerinde çalışan herkesin ruhsal bozukluklar yüzünden ayrıldığı ise Leth’in projeye başlamadan önce öğrendiği şeyler ama buna rağmen evde çalışma isteğinden dolayı kabul ediyor projeyi. Çağrı bekleyebilmek için kabul ettiği proje bir süre sonra Leth’i etrafındaki her şeyden bağımsız bir hale getirecektir. İşlemlerin içinde kaybolan, strese giren ve strese girdikçe daha çok yanlış yapan Leth için her şey kötüye gider.

Patrona göre bu teorinin anlamı varlığın bir hiçliğe denk oluşudur ve eğer teori kanıtlanırsa bir hata olarak görülen Büyük Patlama misali evrendeki her şey bir kara delik tarafından yutulup yok olacak; kara deliğin kendisi de buna dahil.

İktidar olan patron küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hâkimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip. İnsanları istemese de sistemin içine dahil eden bu yapının hedefi her zaman olduğu gibi ‘bilgi’. Bilgi uğruna verdiği savaşta insanlara değer vermeyip kendi hevesleriyle hareket eden yönetimin çarkından kurtulabilen kişinin patronun oğlu olması da her şeye rağmen insani duyguları barındıran bir yönetimi tasvir ediyor.

Filmdeki gelecek tasvirlerinin yapıldığı yerler –ki buna Mancom da dahil- günümüzde bile eski diye nitelendirilebilecek yerler fakat böyle olması bütçesizliğe yormaktan ziyade derinlerdeki sebeplere yoğunlaşmak daha mantıklı olur. Kostüm tasarımları ise genel anlamda özensiz ve anlamsız figürlerden oluşuyor. Bu özensizliklerin ve pespaye olguların filmin gölgeli, karamsar atmosferine uygunluk ise su götürmez bir gerçek.

Sıfır Teorisi’nin asıl meselesinin dört bir yandan dünyayı genişletiyor gibi görüp daraltan sanal yaşamlarla o sanallıkta yalnızlığımıza getirdiğimiz çözümlerle ilgisi olduğu ortaya çıkıyor. Sistemden kurtuluşun sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesi ile olacağını anlatıyor.

 

bu yazı 09.05.14 tarihinde filmarasidergisi.com ‘da yayınlanmıştır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder