Çocuklar Adına Savaşmak

Çocuklar Adına Savaşmak

Düşünce Şub 03, 2015 0 Yorum

Bulmak için değil, aramak için yollara düşer ya hani insan. İşte böyle bir yolculuk esnasında posta kutuma bir dostumun bırakmış olduğu mesajı okuyordum: Ülkenin kanayan yaralarından birini daha masaya yatırmamız gerektiğini söylüyordu: “Eğitimde Şiddet”

“Bu yolculuk daha bir anlam kazandı” dedim. Ne yorgun başımı yasladığım buğulu cam, ne çiseleyen yağmur, ne camın ardında akıp giden hayatlar…

Şimdi zihnimde yer edinen; defalarca haberlerde izleyip, gazetelerde okuyarak şahit olduğumuz;  şiddete maruz kalmış ve bizim iç geçirmekten başka bir tepki göstermediğimiz çocuklardı.

Eğitimde şiddeti konuşacaksak; akla ilk gelen çocuklar olmaz mıydı?

Sonra, dedim ki: “Bu işte var bir terslik.”

“Eğitim ve Şiddet” yan yana birbirine yakışıksız iki kelime…

Bu işte vardı bir terslik ve ben, hiçbir zaman anlam vermeyecek olsam da bu tersliği sorgulamaya başlamalıydım. Zira, vakti geldi de geçiyordu, bu yara çok ihmal edilmişti. Gerçi, bırakın bir çocuğa uygulanan şiddeti konuşmayı, ben terbiye etmek için dahi bir çocuğun küçücük de olsa, geçici de olsa, kalbinin kırılmasına anlam veremem. Becerebilirsem sorgulamaya devam edeceğim.

Nasıl oluyordu? Nasıl oluyordu da bir çocuğa şiddet uygulanıyordu… Nasıl oluyordu da insanlığın umudu çocukları incitebiliyordu birileri?

Eğitim! aldığını iddia eden insanlar, neden bu yola başvuruyordu? Bir süre, zihnimde sadece “neden” sorusu dolandı durdu.

Neden? Neden bir öğretmen öğrencisini eğitmek ile mükellefken şiddete başvurur?

“Mesleğini sevmiyordur.” diyordum kendime. Peki ama çocuklar, onları da mı sevmiyordu? Peki, tamam. Hadi diyelim ki, çocukları da sevmiyordu; (ki öyle bir şey yok) o halde, kendi kanından canından olmayan, kendisine emanet edilmiş çocukları incitmenin hakkını nereden buluyordu. Emanete ihanet edilmez desturunu da mı bilmiyordu? Hadi varsayalım, varsaymaya devam edelim. Diyelim ki, emanetin ehemmiyetinden de bihaber bu insan…

O halde aldığı diploma ile; “kahrolsun” sloganlarıyla kahredemediğimiz sistemin verdiği hakla mı, nasılsa mesleğimden olmam güvencesiyle mi bu hakkı buluyordu kendinde.

Ya da Türkiye’de eğitim, uysal vatandaş yetiştirmek için bir araç olarak kullanılıyordu. Yani; gerçekten birileri, eğitim kelimesinin eğ- kökünden geldiğini, eğitim kelimesinin aslında daha ziyade hayvan terbiyesi için kullanıldığını, insanların yalnızca ta’lim edilebileceğinin bilincindeydi, fakat korumaya çalıştıkları düzenleri  için insanların başına vurup baş eğdirmeleri, uysallaştırmaları gerekiyordu. Bu birileri, adeta “Ağaç yaşken eğilir.” diyordu.  Oysa neden eğilir ki, bırakalım Yaradan’dan gayri hiç kimse için eğilmesin, doğru kalsın başlar.

Ya da yoktur böyle birileri, ben komplo teorileri üretiyorumdur.

Komplo teorileri üretmeme rağmen, hiçbir geçerli sebep bulamadım ya bu tersliğe… Zaten bulmamalıydım değil mi, bunun sebebi olamazdı değil mi?

Tersliğe sebep bulamadığıma göre çözümü konuşmalıyım değil mi? Ama toplumsal alışkanlığımız çözümü değil, sorunu konuşmak değil miydi? Mazur görün, kişi yetiştiği toplumdan bağımsız olamıyor işte.

Çözüm mü? Elle tutulur bir çözüm sunabilir miyim bilmiyorum, ama yelpazeyi genişletip  kelamı sadece öğretmenleri sorgulamaktan  uzaklaştırmak istiyorum.

Esasen demek istediğim; aileler bu işin neresinde…

Çocuklarını kime emanet ettiğini kaç ebeveyn merak ediyor? Kendinden çok öğretmenleriyle vakit geçiren çocuklarının, hayat boyu rehberleri olacak öğretmenlerini, kaç ebeveyn merak ediyor? Sözlerime klişe bir cümle ile devam edeyim.  Her ne kadar insanın kalıp cümlelerden kurtulmasını istesem de, ezberlenmiş kelimelerle konuşmaktan rahatsız olsam da… Bazen  klişe cümlelere ihtiyaç duyar insan, bazen  olur ya, insan  der ki: Tamam işte, bu söz tam buraya ait. İşte tam buraya ait dediğim cümle: “Eğitim ailede başlar.” ne doğru bir cümle değil mi? Gerçekten  de eğitim ailede başlamıyor mu?

Günümüzde eğitimi şiddetle tamamlayabileceği gafletindeki öğretmenler nasıl bir ailede yetişiyor? Ne yaptığını bilmez bu öğretmenler, ailede yanlış eğitilmiş olmanın sonucu değiller mi? Bu öğretmenler her şeyden evvel, yani çocuğa sınırsız imkânları sunmaya çalışmaktan evvel, çocuklarının kalbine merhameti aşılamayan ailelerin çocukları değil mi?                                                Bütün insanlığa örnek olabilecek bir öğretmeni tanımayan, çocuklarına da anlatamayanların yetiştirdiği öğretmenler değil mi bunlar? Velhasıl, eğitim ailede başlıyor ya da başlamadan birileri tarafından bitiriliyordu.

Gördünüz mü, bakın hâlâ çözüme dair birkaç söz dökülmedi kalemimden…

Çözüm; anne-babaların Resul-ü Ekrem’in (s.a.s.) “Çocuklarınıza bırakacağınız en güzel miras iyi terbiye ve güzel ahlaktır” nasihati üzere çocuklarını yetiştirmesinde. Esasen bu sözü emir telakki etmelerinde…

Pekala biz gençlere düşen ne? Elbette bizim için de söylenmiş bir başucu sözü var. Biz gençler de başucumuza bu sözü alıp yollara düşersek, bir şeyler değişir…

Hangi söz mü?

“Ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar adına savaşmaktır.”

 

Zozan Demirci

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder